176

"Senden fetva İsterler. De kî:

“Allah, sîze kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bîr kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kızkardeşler iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir."

İbn Sa'd, Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Câbir b. Abdillah der ki:

“Ben hastalanmıştım. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanıma girdiğinde kendimde değildim. O abdest alıp abdest suyunu üzerime dökünce kendime geldim ve:

“Bana varis olacak ne çocuğum ne de babam var, miras nasıl olacak?" dediğimde miras âyeti nâzil oldu.

İbn Sa'd ve İbn Ebî Hâtim, Câbir'den bildirir:

“Senden fetva isterler. De ki:

“Allah, size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor...âyeti benim hakkımda indi.

İbn Râhûye ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Hazret-i Ömer, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kelâle'nin miras durumu nasıl olacak?" diye sorunca:

“Senden fetva isterler. De ki:

“Allah, size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor:

“Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kızkardeşler iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir"" âyeti nâzil oldu. Ömer sanki durumu anlamamıştı ve Hafsa'ya:

“Eğer Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sakin olduğunu görürsen bu konuyu kendisine sor" dedi. Hafsa, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sakin olduğunu görünce ona bu konuyu sordu. Bunun üzerine, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Bunu sana baban mı söyledi? Babanın bunu anlayacağını sanmıyorum" buyurdu.

Ravi der ki: Bundan dolayı Ömer:

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle dedikten sonra bunu anlayacağımı sanmıyorum" derdi.

Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbn Merdûye, Tâvus'tan bildiriyor: Hazret-i Ömer, Hafsa'ya kelâle'nin mirasının nasıl olacağını Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sormasını istedi. Hafsa da sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu kendisine bir kürek kemiğine yazdı ve:

“Bunu sormanı Ömer mi istedi? Onun bu konuyu anlayacağını sanmıyorum. Ona «Yaz âyeti» yetmiyor mu?" buyurdu. Süfyân der ki:

“Yaz âyeti, Kelâle âyeti olan Nisâ Sûresi'ndeki:

“Eğer çocukları yoksa karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah'ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, Halim'dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)"âyetidir. Bu konuyu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorduklarında Nisâ Sûresinin son âyeti indi.

Mâlik, Müslim, İbn Cerîr ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hazret-i Ömer der ki: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem), kelâle'nin mirası konusunu sorduğum kadar başka bir şeyi sormuş değilim. Hatta en sonunda parmağını göğsüme dayararak:

“Sana Nîsa Sûresinin sonundaki «Yaz âyeti» yeter" buyurdu.

Ahmed, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Berâ b. Âzib der ki:

“Bir kişi Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip kelâle'nin miras durumunu sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sana yaz âyeti yeter" buyurdu.

Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, Merâsil'de ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ebû Seleme b. Abdirrahman der ki: Bir kişi Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip kelâle'nin mirası konusunu sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yaz mevsiminde nâzil olan:

“Senden fetva isterler. De ki:

“Allah, size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor..."âyetini işitmedin mi? Çocuğu ve babası olmayan kişinin varisleri kelâledir (ikinci derece akrabalardır)" buyurdu.

Hâkim mevsul olarak Ebû Seleme ve Ebû Hureyre'den bunun aynısını nakletmiştir.

Abdurrezzâk, Buhârî, Müslim, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hazret-i Ömer der ki:

“Üç şey vardır ki bu konuda Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem), bize kendisiyle amel edebileceğimiz bir söz bırakmış olmasını isterdim. Bunlar dede ile kelâle'nin miras durumu ve faiz konularından bazı konulardır."

Ahmed'in bildirdiğine göre Hazret-i Ömer der ki: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) kelâle'nin miras durumunu sorduğumda:

“Sana yaz âyeti yeter" buyurdu. Bunu Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) sormuş olmam benim için kırmızı develere sahip olmamdan daha sevimlidir."

Abdurrezzâk, Adenî, İbnu'l-Münzir ve Hâkim'in bildirdiğine göre Hazret-i Ömer der ki:

“Kırmızı develerimin olması yerine şu üç şeyi Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sormuş olmayı isterdim. Kendisinden sonraki halifenin kim olduğunu, bir kavmin:

“Mallarımıza zekat farz oldu, ama biz malımızın zekatını sana vermeyeceğiz" demesi üzerine onlarla savaşmanın helal olup olmadığını ve kelâlenin miras durumunu sormak isterdim."

Tayâlisî, Abdurrezzâk, Adenî, İbn Mâce, Şâşî, İbn Cerîr, Hâkim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hazret-i Ömer der ki:

Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) bize şu üç şeyi bildirip açıklamış olması benim için dünya ve içindekilerden daha değerlidir. Bunlar halifelik, kelâle ve faiz konularıdır."

Taberânî, Semure b. Cündüb'den bildiriyor: Bir kişi Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip, anne baba bir kardeşlerini kastederek:

Resûlallah! Bunlar kelâle'den midir?" diye sordu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Nîsa Sûresinin kelâle hakkındaki âyetini okuma dışında bir cevap vermedi. Bir zaman sonra adam bir daha gelip aynı şeyi birkaç defa sorunca Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ona kelâle âyetini okudu. Adam mala olan hırsından dolayı Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) meseleyi tam olarak açıklaması için bağırarak başladı. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti okudu ve:

“Vallahi! Bana gönderilen dışında sana bir şey söylemeyeceğim" buyurdu.

Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî'nin, Sünen'de bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: İnsanlar arasında Ömer'le görüşen son kişi bendim. Onun:

“Mesele benim dediğim gibidir" dediğini işittim. Kendisine:

“Ne dedin?" diye sorduğumda:

“Kelâle, ölen kişiden geriye çocuğunun kalmasıdır" dedim" karşılığını verdi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Târik b. Şihâb der ki: Hazret-i Ömer bir kürek kemiği alarak Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbını topladı ve:

“Kelâle konusunda öyle bir hüküm vereceğim ki kadınlar bunu odalarında konuşacaklar" dedi. Bu sırada evde bir yılan çıkınca herkes dağıldı. Bunun üzerine Ömer:

“Eğer Allah bu konunun tamam olmasını dileseydi mutlaka tamamlardı" dedi.

Abdurrezzâk ve İbn Cerîr, Saîd b. el-Müseyyeb'den bildiriyor: Hazret-i Ömer, dede ile kelâle'nin mirası hakkında bir yazı yazdı. Sonra:

“Allahım! Eğer bunda bir hayır görüyorsan bunu geçerli kıl" diyerek istihareye yattı. Ancak suikasta uğradığı zaman yazıyı istedi ve onu imha etti. Yazdığı sahifede ne yazılı olduğunu kimse bilmiyordu. Ömer:

“O sahifede dedenin mirası ve kelâle hakkında bir yazı yazmıştım. Bunun için istihareye yattım. Ancak bu konuda sizi olduğunuz halde bırakmayı uygun gördüm" dedi.

Abdurrezzâk, İbn Sa'd ve Ahmed'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Hazret-i Ömer suikasta uğradığı zaman yanına gelen ilk kişi bendim. O bana:

“Benden şu üç şeyi ezberle. Zira insanların bana yetişememesinden korkuyorum. Ben kelâle hakkında hüküm vermiyor ve benden sonra halife tayin etmiyorum" dedi. Yine bütün kölelerini azat ettiğini söyledi.

İbn Sa'd, Nesâî, İbn Cerîr ve Beyhakî'nin, Sünen'de bildirdiğine göre Câbir der ki: Hastalandığımda Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) beni ziyarete geldi. Ona:

Resûlallah! Kardeşlerime malımın üçte birini vasiyet edeyim mi?" dediğimde:

“Daha iyisini ver" buyurdu. "Yarısını vereyim mi?" dediğimde de:

“Daha iyisini ver" buyurdu ve çıkıp gitti. Sonra bana tekrar gelip:

“Senin bu rahatsızlığından dolayı öleceğini sanmıyorum. Yüce Allah bu konuda âyet indirdi ve kız kardeşlerine ne vereceğin belli oldu. Onlara malının üçte ikisini ver" buyurdu. "Senden fetva isterler. De ki:

“Allah, size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor..." âyeti de benim hakkımda indi.

Adenî, Müsned'de, Bezzâr, Müsned'de ve Ebu'ş-Şeyh, el-Ferâid'de sahîh bir isnâdla Huzeyfe'den bildirir: Yolculukta olduğumuz bir sırada kelâle âyeti Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) indi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti bana okudu. Ben de yanımda bulunan Ömer'e okudum. Ömer halifeliği zamanında kelâle konusunda beni çağırarak konuyu sordu. Ben de:

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti bana okumuş, ben de sana okumuştum. Vallahi ona hiçbir şey ekleyecek değilim" dedim.

Ebu'ş-Şeyh'in, el-Ferâid'de bildirdiğine göre Berâ der ki: Kelâle konusu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorulunca:

“(Kelâle) ölen kişiden geriye baba veya çocuğun kalmamasıdır" buyurdu.

İbn Ebî Şeybe, Dârimî ve İbn Cerîr, Ebu'l-Hayr'dan bildiriyor: Bir kişi, Ukbe b. Âmir'e kelâle konusunu sorunca:

“Bunun bana kelâle konusunu sormasına şaşırmıyor musunuz? Çünkü hiçbir şey Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbını kelâle konusu kadar uğraştırmamıştır" dedi.

Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Dârimî, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre Şa'bî der ki: Kelâle konusu Ebû Bekr'e sorulunca:

“Bu konuda kendi görüşümü söyleyeceğim. Eğer doğru ise bu tek olan ve ortağı olmayan Allah tarafındandır. Eğer yanlış ise bu, benden ve şeytandandır, Allah bundan beridir. Bana göre kelâle, ölen kişiden geriye baba veya çocuğun kalmamasıdır" dedi. Ömer halife olduğu zaman:

“Kelâle, ölen kişiden geriye çocuğun kalmamasıdır" dedi. Suikasta uğradığı zaman da:

“Ebû Bekr'e muhalefet etmekle Allah'tan hayâ ederim" demişti.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Bekr es-Sıddîk der ki:

“Ölüp de çocuğu veya babası olmayan kişinin mirasçısı kelâledir" dedi. Ali bundan dolayı ona kızınca Ebû Bekr'in sözüne geri döndü.

Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre Amr b. Şurahbîl:

“Kelâlenin, ölen kişiden geriye çocuğu veya babası kalmaması durumu olduğu konusunda ashâbın ittifak ettiklerini gördüm" dedi.

Abdurrezzâk, Saîd b. Mansür, İbn Ebî Şeybe, Dârimî, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre Hasan b. Muhammed b. el- Hanefiyye der ki: İbn Abbâs'a kelâleyi sorduğumda:

“Kelâle, ölen kişiden geriye baba veya çocuğun kalmamasıdır" dedi. Kendisine:

“...Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa..."' âyetini okuduğumda ise kızdı ve beni azarladı.

İbn Cerîr'in, Ali vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Kelâle, ölen kişiden geriye baba veya çocuğun kalmamasıdır" dedi.

İbnu'l-Münzir, Şa'bî'den bildirir: Ömer:

“Kelâle, ölen kişiden geriye baba veya çocuğun kalmamasıdır" derdi.

İbnu'l-Münzir, Şa'bî'den bildirir:

“Kelâle, ölen kişiden geriye kalan baba ve çocukların dışında kardeş veya başka asabe akrabalar gibi varislerdir. Ali, İbn Mes'ûd ve Zeyd b. Sâbit aynı şeyi söylemişlerdir."

İbn Ebî Şeybe, Musannef’te ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Kelâle ölen kişinin kendisidir" dedi.

İbn Cerîr'in, Ma'dân b. Ebî Talha el-Ya'merî'den bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hiçbir konuda bana kelâle konusundaki gibi ağır konuşmadı. Veya Resûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem) hiçbir konuda kelâle konusundaki gibi rahatsız etmemiştim. Hatta göğsüme vurup:

“Bu konuda sana yaz âyeti olan:

“Senden fetva isterler. De ki:

“Allah, size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor..." âyeti yeter" buyurdu. Ben de bu âyetle okuyanın da, okumayanın da bileceği bir hüküm vereceğim. Kelâle, ölen kişiden geriye baba kalmamasıdır."

Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Şîrîn der ki:

“Senden fetva isterler. De ki:

“Allah, size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor..." âyeti indiği zaman Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir yolculukta idi. Yanında Huzeyfe b. el-Yemân vardı. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti Huzeyfe'ye okumuştu. Huzeyfe de arkasından gelen Ömer'e okumuştu. Ömer halife olduğu zaman bu âyeti Huzeyfe'ye sordu ve tefsirini biliyor olmasını arzuladı. Huzeyfe:

“Vallahi eğer halifeliğinin bana o gün söylenmeyen bir şeyi şimdi söyleteceğini sanıyorsan aciz birisin demektir" dedi. Bunun üzerine Ömer:

“Allah sana merhamet etsin! Ben senden bunu istemiyorum" karşılığını verdi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hazret-i Ömer:

“Kelâle konusunu bilmeyi, Şam saraylarının vergisinin benim olmasından daha fazla severim" dedi.

İbn Cerîr, Hasan b. Mesrûk'dan o da babasından bildiriyor: Ömer b. el- Hattâb hutbe verirken kendisine akrabalarımdan kelâle varislerini sorduğumda:

“Kelâle, kelâle, kelâle" dedikten sonra sakalını tutarak şöyle dedi:

“Vallahi bunu bilmeyi yeryüzünde en değerli şeyin benim olmasından daha fazla severim. Bunu Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) sorduğumda üç defa: «Yazın inen âyeti işitmedin mi?» buyurmuştu."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ebû Seleme der ki: Bir kişi Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip kelâleyi sorunca:

“Yaz mevsiminde inen "Senden fetva isterler. De ki: Allah, size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: «Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Kızkardeş ölüp çocuğu olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kızkardeşler iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır. Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir»âyetini işitmedin mi?" buyurdu.

Ahmed'in ceyyid bir isnâdla bildirdiğine göre Zeyd b. Sâbit'e ölüden geriye kalan koca ve anne baba bir kız kardeşin durumu sorulunca, malın yarısını kocaya diğer yarısını da kız kardeşe verdi. Bunu niçin öyie yaptığını sorduklarında:

Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) bu şekilde taksim ettiğini gördü m" dedi.'

Abdurrezzâk, Buhârî, Hâkim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Esved der ki: 'Muaz b. Cebel, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında, ölen kişiden geriye bir kız çocuğu ve bir kız kardeş kalma durumunda malın yarısını kız çocuğuna diğer yarısının da kız kardeşe verilmesine hükmetti."

Abdurrezzâk, Buhârî, Hâkim ve Beyhakî, Huzeyl b. Şurahbîl'den bildiriyor: Ebû Mûsa el- Eş'arî'ye ölen kişiden geriye kalan kız çocuğu, oğlun kızı ve anne baba bir kız kardeşin mirası sorulunca:

“Malın yarısı kız çocuğunun, diğer yarısı da kız kardeşindir. Git İbn Mes'ûd'a sor, o da aynı şeyi söyleyecektir" dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ûd'a sorulup bu konuda Ebû Musa'nın görüşü de söylenince şöyle dedi:

“Ben de onun dediğini diyecek olursam haktan sapmış ve doğru yoldan ayrılmış olurum. Oysa ben Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) hükmettiği gibi hüküm vereceğim. Malın yarısı kız çocuğuna, üçte fkmın tamamlayıcısı olarak da oğlun kızma altıda bir, geriye kalan da kızkardeşindir." ibn Mes'ûd'un dediğini Ebû Mûsa'ya haber verince:

“Bu âlim kışı aranızda olduğu müddetçe bana bir şey sormayın" dedi.

Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir, Hâkim ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs'a, ölüp de geriye bir kız çocuğu ve anne baba bir kız kardeşin mirası sorulunca şöyle dedi:

“Malın yarısı kız çocuğunundur. Kız kardeşe ise bir şey yoktur. Geriye kalan da asabeden akrabalaradır." Kendisine:

“Ömer kız kardeşe malın yarısını verdi" denilince, İbn Abbâs şu karşılığı verdi:

“Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı daha iyi bilir? Yüce Allah:

“...Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur..." buyurmaktadır. Ancak siz:

“Çocuğu da olsa malın yarısı kız kardeşindir" diyorsunuz."

İbnu'l-Münzir ve Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Allah'ın Kitâb'ında ve Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetinde bulamadığınız:

“Malın yarısı kız çocuğunun, diğer yarısı da kız kardeşindir" hükmünü bütün insanlar da bulursunuz. Oysa Yüce Allah:

“...Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kızkardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur..."buyurmaktadır.

Buhârî ve Müslim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Belli payları sahiplerine veriniz. Geriye kalan da ölüye en yakın olan erkek kişilerindir" buyurmuştur.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“Senden fetva isterler..." âyetini açıklarken:

Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) kelâlenin mirası sorulmuştur" dedi. "...Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor..."âyetini açıklarken de:

“Burada da miras kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbnu'd-Durays, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin Delâil'de bildirdiğine göre Berâ der ki:

“Tam olarak inen son sûre Tevbe Sûresi'dir. Bu sûreyi bitiren son âyet de:

“Senden fetva isterler. De ki:

“Allah, size kelâle (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor..." âyetidir.

İbn Cerîr, Abd b. Humeyd ve Beyhakî, Sünen'de Katâde'den nakleder: Bize bildirilene göre Ebû Bekr es-Sıddîk hutbesinde şöyle demiştir:

“Bilmiş olunuz ki, Nisâ Sûresi'nde inen ilk âyet Allah'ın mirasta anne ve baba hakkında indirmiş olduğu âyettir. İkinci âyet ise koca, karı ve anne bir kardeşler hakkında inmiştir. Nisâ Sûresi'ni hatmeden âyet ise anne baba bir olan kız ve erkek kardeşler hakkında inmiştir. Enfâl Sûresi'ni hatmeden âyet baba tarafından akrabalar hakkında inmiştir. Baba tarafından akraba olanlar Allah'ın Kitâb'ında yakınlığa göre birbirlerinden daha önceliklidirler."

Taberânî, M. es-Sağîr'de Ebû Saîd'den bildiriyor:

Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir merkebe binip hala ve teyzenin varis olması konusunda istihare yapmak için Kubâ'ya giderken Yüce Allah onlara miras düşmediğini bildiren âyeti indirdi."

Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Şîrîn der ki: Ömer b. el-Hattâb:

“...Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor..." âyetini okuduğu zaman:

“Allahım! Kelâle konusunu ona açıklamışsın ama o bana açıklanmadı" derdi.

Ahmed, Amr el-Kârî'den bildirir: Sa'd hastalığına yenik düştüğü zaman Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına girdi. Sa'd:

Resûlallah! Benim malım var ve varislerim kelâledir. Malımı vasiyet veya tasadduk edeyim mi?" diye sordu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Hayır" karşılığını verdi. Sa'd:

“Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi?" dediğinde, yine:

“Hayır" karşılığını verdi. "Yarısını tasadduk edeyim mi?" diye sorduğunda yine:

“Hayır" karşılığını verdi. "Üçte birini" dediğinde ise:

“Evet et, ama o da çoktur" buyurdu.

Taberânî'nin Hârice b. Zeyd b. Sâbit'ten bildirdiğine göre Zeyd b. Sâbit, Muâviye'ye şöyle bir mektup yazdı:

“Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle. Zeyd b. Sâbit'ten, Allah'ın kulu, müminlerin emîri Muâviye'ye. Allah'ın selamı ve rahmeti senin üzerine olsun, ey müminlerin emîri! Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a hamd ederim ve derim ki: Mektubunda bana dedenin ve kardeşlerin mirastaki paylarını sormuşsun. Kelâle'nin ve birçok şeyin mirastaki miktarını Allah'tan başka kimse bilmez. Ancak böylesi durumlarda Resûlullah'tan sonra (sallallahü aleyhi ve sellem) halifelerin hüküm vermesinde hazır bulunmuştuk. Onlardan öğrenebildiğimizi öğrendik. Biz de bundan sonra miras hakkında daha önce bize fetva vermiş olanlar gibi fetva vereceğiz."

176 ﴿