158

"Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbînin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!"

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh bildirir: İbn Mes'ûd der ki:

“Kendilerine meleklerin gelmesi ölüm anındadır. Rabbin gelmesi ise kıyamet günüdür."

Abdürrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den bildirdiğine göre kendilerine meleklerin gelmesi ölüm anındadır. Rabbin gelmesi ise kıyamet günüdür.

İbn Ebî Hâtim bildirir: Mukâtil der ki:

“Yüce Allah, kıyamet günü bulutlardan gölgelerle (kullarını hesaba çekmek için) gelecektir."

Ahmed, Abd b. Humeyd, Müsned'de, Tirmizî, Ebû Ya'lâ, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye, Ebû Saîd el-Hudrî'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün ..." âyeti hakkında:

“O alâmet Güneş'in batıdan doğmasıdır" buyurduğunu nakleder.

İbn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd'in Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre "Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün ..." âyetinden kasıt, Güneş'in batıdan doğmasıdır.

Taberânî, İbn Adiy ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün ..." âyeti hakkında:

“O alâmet, Güneş'in batıdan doğmasıdır" buyurdu.

Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Nuaym b. Hammâd, el- Fiten'de ve Taberânî, İbn Mes'ûd'un:

“Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün" âyeti hakkında:

“O alâmet Güneş'in batıdan doğmasıdır" dediğini bildirir.

Saîd b. Mansûr, Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve Taberânî'nin bildirdiğine göre îbn Mes'ûd:

“Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün..." âyetinden kastedilen, Güneş ve Ay'ın arkadaş olan iki deve gibi beraberce batıdan doğmasıdır" dedikten sonra:

“Güneş ve Ay toplanır" âyetini okudu.

Abd b. Humeyd'in Mücâhîd'den bildirdiğine göre "Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün ..."âyetinden kasıt, Güneş'in batıdan doğmasıdır.

Abdürrezzâk, Abd b. Humeyd, Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce, İbnu'l-Münzir, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî, el-Ba's'ta, Ebû Hureyre'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "Güneş batıdan doğmadan kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğup insanlar görünce hepsi iman edecek. İşte o zaman, iman edenin imanının fayda vermeyeceği zamandır" buyurup:

“Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz.'" âyetini okudu.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Abd b. Humeyd, Müslim, Tirmizî, İbn Cerîr, İbn Merdûye ve Beyhakî, Ebû Hureyre'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Şu üç şey çıktığında, daha önce iman etmemiş olan kişinin imam fayda etmez: Deccâl, Dabbetü'l-arz ve Güneş'in batıdan doğması. "

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Müslim, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvûd, İbn Mâce, İbnu'l-Münzir, İbn Merdûye ve Beyhakî, Abdullah b, Amr'ın şöyle dediğini bildirir:

“Allah'ın Resûlü'ünden (sallallahü aleyhi ve sellem) öğrendiğime göre ilk çıkacak kıyamet alâmeti, Güneş'in battığı yerden doğması ve kuşluk zamanı insanların üzerine Dâbbe'nin çıkmasıdır. Hangisi diğerinden önce çıkarsa,, öteki de hemen onun akabinde olacaktır." Sonra Abdullah şöyle dedi, Abdullah, daha önce gönderilen kutsal kitapları okumuştu):

“Zannediyorum o ikisinden daha önce çıkacak olan; Güneş'in batıdan doğmasıdır. Güneş her batışında Arş'ın altına gelir ve secdeye kapanıp geri dönmek için izin alır. Güneş'e tekrar doğması için izin verilir. Batıdan doğacağı zaman gelince, daha önce yaptığı gibi Arş'ın altına gelip secdeye kapanarak geri dönmek için izin isteyecek, ama kendisine cevap verilmeyecek. Gecenin bir kısmı geçip, kendisine izin verilse bile artık zamanında doğamayacağını anlayınca:

“Ey Rabbim! Doğu ne kadar uzaktır!" diyecek. Ufuk bir taç gibi olunca geri doğmak için izin isteyecek ve kendisine:

“Olduğun yerden (batıdan) doğ" denilecek. Bunun üzerine Güneş battığı yerden doğacak." Sonra İbn Amr, "Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!" âyetini okudu.

İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Huzeyfe der ki: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ey Allah'ın Resûlü! Güneş'in batıdan doğmasının alâmeti nedir?" diye sorduğumda şöyle cevap verdi:

“O gece, iki gece kadar uzun olur. Gece namaz kılanlar uyanıp henüz yıldızların olduğunu, Güneş'in çıkmadığını görürler ve tekrar uyurlar. Sonra uyanıp ibadet ederler ve tekrar uyurlar. Sonra kalkarlar ve uyumaktan yanlarının uyuştuğunu görürler. İnsanlar sabahın olmadığım görünce korkuya kapılırlar ve bu halde Güneş'in doğudan çıkmasını beklerken, güneş batıdan doğar. İnsanlar Güneş'in batıdan doğduğunu görünce iman ederler, ama o anda iman edenin bu imanı kendisine fayda vermez. "

Abd b. Humeyd, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî, Ebû Zer'in şöyle dediğini bildirir: güneş batarken, üzerinde palan ve bir çul bulunan merkebe binmiş olan Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) terkisinde idim. Bana:

“Ey Ebû Zeri Güneş'in nereye gittiğini biliyor musunuz?" diye sorunca:

“Allah ve Resûlü daha iyi bilir" karşılığını verdim. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Güneş, Arş'ın altına, Rabbinin huzuruna gidip secdeye kapanır. Çıkma vakti geldiği zaman, kendisine izin verilir ve Güneş tekrar doğar. Allah, Güneş'in batıdan doğmasını istediği zaman çıkmasına izin verilmez. Güneş: «Ey Rabbiml Yolum uzundur» deyince, Yüce Allah: «Battığın yerden çık» buyurur. İşte ö zaman, daha önce iman etmeyenlerin o onda iman etmeleri kendilerine bir fayda sağlamaz."

İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Kıyametin alâmetleri geldiği zaman müşriklerin iman etmeleri kendilerine bir fayda vermez. İman edenler daha önce salih ameller işlemişlerse o andaki imanlarının kendilerine faydası olur." İbn Abbâs der ki: Bir akşam Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çıktı ve:

“Ey Allah'ın kulları! En kısa müddette Allah'a tövbe ediniz. Güneş'in batıdan doğuşunu görmeniz yakındır. Güneş batıdan doğunca, tövbenin vakti geçmiş, amel zamanı bitmiş ve iman etme zamanı da bitmiş olur" buyurdu. İnsanlar:

“Ey Allah'ın Resûlü! Bunun alâmetleri var mı?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi:

“O gecenin alâmeti, üç gece uzunluğunda olmasıdır. O gece, Allah'tan korkanlar kalkıp namaz kılacak ve namaz kılmayı bitirmelerine rağmen gecenin hiç ilerlememiş olduğunu görerek tekrar yatacaklar. Tekrar uyanınca gecenin ilerlemediğini görecekler ve bunun olağanüstü bir durum olduğunu görüp korkuya kapılacaklar. Uzun zaman geçmesine rağmen Güneş'in doğmadığım görüp beklemeye başlayacaklar ve sonunda batıdan doğduğunu görecekler. Güneş batıdan doğunca, o zamana kadar iman etmeyenlerin, o andaki imanları kendilerine bir fayda sağlamayacak. "

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Katâde, «... Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!" âyetini açıklarken şöyle dedi: Bize bildirildiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Şu altı şey gelmeden önce amel yapmaya bakınız: Güneş'in batıdan doğması, Veccâl, Duhân, Dâbbetu'l-Arz, ölüm anı ve kıyamet günü" buyururdu. Bir adam:

“Ey Allah'ın Resûlü! Güneş'in batıdan doğuşunun alâmeti nedir?" diye sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi:

“O gece uzar ve iki gece uzunluğunda olur. İbadet edenler, namaz için kalkıp namaz kılarlar ve yıldızların olduğu gibi durduğunu görünce tekrar yatarlar. Yanları uyuşuncaya kadar yatıp tekrar kalkarak namaz kılarlar ve gecenin hâlâ devam ettiğini görüp korkuya kapılırlar. Sonra topluluklar halinde sabahlayıp Güneş'in doğudan çıkmasını beklerken, batıdan çıktığını görürler."

İbnu'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den bildirdiğine göre "Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!" âyetinden kasıt, kıyametin alâmeti geldiği zaman iman edenin imanının fayda vermemesi, daha önce amel etmeyenin o anda amel etmesinin de faydasının olmamasıdır.

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh bildirir: Süddî, "...ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Daha önce salih amel yapmamış olan Ehl-i kıblenin, kıyamet alâmetini gördükten sonra yaptığı amellerin faydası olmaz. Eğer kıyamet alâmetleri gelmeden önce yaptığı ameli, alâmet geldikten sonra da yaparsa, bu amelinin faydası olur."

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh bildirir: Mukâtil "...ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“İman etmekle beraber hayır yapmayan ve büyük günahlara devam eden müsiümanın, kıyamet alâmeti geldikten sonra yapacağı amel kabul edilmez."

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Abdullah b. Amr. "Güneş'in batıdan doğuşundan sonra insanlar yüz yirmi sene kalırlar" demiştir.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kıyamet alâmetleri, bir ipe dizilmiş boncuk gibidir. İp kesildiği zaman kıyamet alâmetleri ' birbiri ardından çıkmaya başlarlar" buyurmuştur.

Hâkim, Enes'ten Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kıyamet alâmetleri, bir ipe dizilmiş boncuk gibidir. İp kesildiği zaman kıyamet alâmetleri birbiri ardınca çıkmaya başlarlar" buyurduğunu nakleder.

İbn Ebî Şeybe ve Hâkim, İbn Amr'dan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

"Kıyamet alâmetleri, bir ipe dizilmiş boncuk gibidir. İp kesildiği zaman kıyamet alâmetleri birbiri ardınca çıkmaya başlarlar" buyurduğunu nakleder.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Huzeyfe der ki:

“Kişi, Allah yolunda bir at ayırsa ve bu at kıyametin ilk alâmetinin çıktığı anda bir tay doğursa, bu tay binilecek yaşa gelmeden önce kıyametin son alâmeti çıkar."

İbn Ebî Şeybe, Huzeyfe'nin:

“Kıyametin ilk alâmetini gördüğünüz zaman, artık diğer alâmetler de peşpeşe gelirler" dediğini bildirir.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Ebû Hureyre'nin, "Kıyametin bütün alâmetleri sekiz ay içinde gelirler" dediğini bildirir.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Ebu'l-Âliye'nin, "Kıyametin bütün alâmetleri altı ay içinde gelirler" dediğini bildirir.

Abd b. Humeyd, Ebu'ş-Şeyh, el-Azame'de ve Hâkim, Abdullah b. Amr'ın şöyle dediğini bildirir:

“Güneş battığı zaman secdeye kapanıp tekrar çıkmak için izin ister ve kendisine izin verilir. Kıyamet alâmetinin çıkacağı gün yine batar ve secdeye kapanıp çıkmak için izin ister. Çıkması için izin verilmeyince:

“Ey Rabbim! Doğu çok uzaktır ve eğer bana izin verilmezse (zamanında çıkmak için) yetişemem" der. Güneş, Allah'ın istediği kadar bir müddet bekletilir, sonra:

“Battığın yerden çık" denilir. İşte o zamandan, kıyamet gününe kadar, "...önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz..."

Beyhakî, el-Ba's'ta, Abdullah b. Amr b. el-Âs'ın:

“Kişiye iman etmesinin fayda vermeyeceği alâmet, Güneş'in batıdan doğmasıdır" dediğini bildirir.

Abd b. Humeyd ve İbn Merdûye, Abdullah b. Ebî Evfâ'dan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“İnsanlara, sizin bu gecelerinizin üç katı kadar uzun olacak bir gece gelecektir. O geceyi namaz kılanlar bilecek ve kişi kalkıp, Kur'ân'dan her zaman okuduğu miktarı okuyarak tekrar yatacak. Sonra kalkıp yine aynı miktarda okuyacak ve tekrar yatacak ve yine kalkacak. Onlar bu durumdayken insanlarda bir kargaşa çıkacak ve: «Bu nedir?» deyip mescitlere sığınacaklar. Onlar bu durumdayken Güneş'in batıdan doğduğunu görüp hep birden feryâd edecekler. Güneş, gökyüzünün ortasına gelince; geri dönecek ve sonra doğuş yerinden doğacak. İşte o sırada kişiye îmânı fayda vermeyecek. "

Tayâlisî, Saîd b. Mansûr, Ahmed, Abd b. Humeyd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Taberânî, İbnu'l-Münzir, Ebu'ş-Şeyh, Beyhakî ve İbn Merdûye, Safvân b. Assâl'dan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Allah tövbe için batıda, genişliği yetmiş yıllık mesafe olan bir kapı yaratmış ve Güneş o kapı tarafından doğuncaya kadar o kapı tövbenin kabulü) için daima acık olacaktır: «Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz» âyeti buna işaret etmektedir." İbn Mâce'nin lafzı ise:

“Güneş batıdan doğduğu zaman, daha önce iman etmeyenin o anda iman etmesi veya iman edip hayırlı amel yapmayanın o anda hayırlı amel yapması kendisine fayda sağlamaz. "

Taberânî, Safvân b. Assâl'ın şöyle dediğini bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yanımıza çıkıp:

“Tövbe için, iki kanadı arasında, doğuyla batı arası kadar mesafe olan bir kapı vardır. Bu kapı, Güneş batıdan doğmadan kapanmaz" buyurarak:

“Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz" âyetini okudu.

Abdürrezzâk, Ahmed, Abd b. Humeyd, Müslim ve el-Ba's'ta Beyhakî, Ebû Hureyre'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah, Güneş batıdan çıkmadan önce tövbe edenin tövbesini kabul eder" buyurduğunu nakletmiştîr.

Abd b. Humeyd ve Taberânî, İbn Mes'ûd'un şöyle dediğini bildirir: Şu üç şey çıkmadıkça Âdemoğlunun tövbesi kabul edilir: Güneş'in batıdan doğması, Dâbbe'nin çıkması veya Yecûc ve Mecûc'un çıkması." Yine İbn Mes'ûd:

“Gelen her yıl öncekinden daha kötü olacaktır" demiştir.

Ahmed, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvûd ve Nesâî Muâviye b. Ebî Süfyân'dan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Tövbe vakti sona ermedikçe hicret bitmez. Güneş batıdan doğmadıkça tövbe vakti sona ermez" buyurduğunu nakletmiştir.

Ahmed, Beyhakî, Şuabu'l-îman'da ve İbn Merdûye, Mâlik b. Yahâmir es- Seksekî vasıtasıyla Abdurrahmân b. Avf, Muâviye b. Ebî Süfyân ve Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

"Hicret iki türlüdür: Birincisi günahları terk etmen, diğeri ise Allah'a ve Resulüne hicret etmendir. Tövbe kabul edildiği sürece hicret bitmez. Güneş batıdan doğmadığı müddetçe tövbe kabul edilir. Güneş batıdan doğunca, her kalbe olduğu durum üzerine mühür vurulur ve insanlara amel bıraktırılır."

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Hâkim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:

“Şu dördü dışında kıyamet alâmetleri gelmiştir: Deccâl, Dâbbe, Yecûc ve Mecûc ve Güneş'in batıdan doğması. Allah'ın, kendisiyle amelleri sona erdireceği alâmet, Güneş'in batıdan doğmasıdır" deyip:

“Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz" âyetini okudu ve:

“Âyetten kastedilen Güneş'in batıdan doğmasıdır" dedi.

Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye'nin Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Güneş'in batıdan doğduğu sabah bu ümmetten, maymun ve domuza dönüştürülecekler olacaktır. Amel defterleri dürülecek, kalemler kuruyacak ve artık kimsenin ne sevabı artacak, ne de günahı eksilecektir. Daha önce iman etmeyenin, o gün iman etmesi kendisine fayda vermeyecektir. Daha önce iman edip salih asmel yapmayanın o anda yaptığı iyilik te kabul edilmeyecektir."

Abdürrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Hazret-i Âişe'nin şöyle dediğini bildirir:

“Kıyametin ilk alâmeti çıktığı zaman, (amelleri yazan) kalemler atılır ve amel defterleri dürülür, hafaza melekleri hapsedilerek bedeni kişinin amellerine şahitlik eder."

Ahmed, Abd b. Humeyd, Müslim, Hâkim ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Şu altı şey gelmeden: Güneş'in battığı yerden doğmasından, Deccâl'dan, dumandan, Dâbbe'den, birinizin hassaten başına gelecek beladan ve halkın geneline gelecek fitneden önce; amellere devam etmeye bakınız.

İbn Mâce'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Şu altı şey gelmeden: Güneş'in battığı yerden doğmasından, Deccâl'dan, dumandan, Dâbbe'den, birinizin hassaten başına gelecek beladan ve halkın geneline gelecek fitneden Önce, amellere devam etmeye bakınız."

Abd b. Humeyd, Hasan(-ı Basrî)'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Kıyametin büyük alâmetleri yedi tanedir. Bunlardan biri olan Tufan geçmiştir ve altı tane kalmıştır..-Bunlar: Güneş'in batıdan doğması, duman, Deccâl, Dâbbetu'l-Arz, Yecuc ve Mecûc ve Sûr'a üflenmesidir."

Abd b. Humeyd'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“İki ihtiyarın karşılaşıp, birinin diğerine: «Ne zaman doğdun?» diye sorup, diğerinin: «Güneş batıdan doğduğu zaman» cevabını vermedikçe kıyamet kopmaz."

Abd b. Humeyd, Katâde'nin:

“Kıyamet alâmetlerinin ipe dizilmiş boncuklar gibi peş peşe geleceğini söylerdik" dediğini bildirir.

Abd b. Humeyd, Abdullah b. Amr'ın:

“Kıyamet alâmetleri, bir ipe dizilmiş gibidir. İp koptuğu zaman peşpeşe gelirler" dediğini bildirir.

İbn Mâce ve Hâkim, Ebû Katâde'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kıyametin (büyük) alâmetleri, daha önce gelecek olan iki yüz küçük alâmetten sonra gelecektir" buyurduğunu nakleder.

Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd der kî:

“Kıyamet alâmeti geldikten sonra insanlar namaz kılıp oruç tutar ve hac yaparlar. Allah, kıyamet alâmeti gelmeden önce amellerini kabul ettiği kişilerin o anki amellerini de kabul eder. Daha önce kabul etmediği kişilerin amelini ise o zaman da kabul etmez."

İbn Merdûye, Ebû Umâme'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kıyametin ilk alâmeti, Güneş'in batıdan doğmasıdır" buyurduğunu nakleder.

Hâkim, İbn Ömer'in şöyle dediğini bildirir:

“İnsanlar Müzdelife'de denilen yerde gecelerler, Dâbbetu'f-Arz da üzerlerine gelir. Sabah olunca, kendilerini Dâbbetu'l-Arz'ın başıyla kuyruğu arasında bulurlar. Dâbbe, her mümine dokunur ve her münafığın ve kafirin burnuna gem vurur. O anda tövbe kapısı henüz açıktır. Sonra Deccâl çıkar ve müminler bir nezleye tutulur. Bu hastalık münafıkların ve kafirlerin kulağına girer ve sonunda bunların kulağı pişmiş gibi olur. Bu sırada tövbe kapısı yine açıktır. Bundan sonra Güneş batıdan doğar."

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Merdûye ve el-Ba's'ta Beyhakî, Huzeyfe b. Esîd'in şöyle dediğini bildirir: Biz aramızda kıyameti müzakere ederken Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) üst kattan bize bakıp:

“Neyi müzakere ediyorsunuz?" diye sordu. Biz:

“Kıyamet saatini müzakere ediyoruz" cevabını verince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“On alâmet görülmeden kıyamet kopmayacaktır: Dumanın çıkması, Deccâl'ın çıkması, İsa b. Meryem'in gönderilmesi, Yecûc ve Mecûc'un çıkması, Dâbbetu'l-Arz'ın çıkması, Güneş'in batıdan doğması, biri doğuda biri batıda bir diğeri de Arap yarımadasında meydana gelecek yere batma hadisesi, çöküntüler, Aden'in veya Yemen'in ortasından çıkacak bir ateşin insanları mahşere sürmesi. Bu ateş, onlarla beraber gelip gidecek ve onlarla beraber istirahat edecektir. "

Beyhakî, Abdullah b. Amr'ın şöyle dediğini bildirir: Yecûc ve Mecûc'un çocuklarından biri ölmeden, onun sulbünden binden fazia kişi doğar. Onlardan hiç kimse geride bin veya daha fazla zürriyet bırakmadıkça ölmez. O Yecûc ve Mecûc'un arkasından sayılarını ancak Allah'ın bildiği üç ümmet daha olacaktır: Mensek, Tâvîl ve Târîs. Güneş'in doğduğu her gün bütün mahlûkat ona bakar. Battığı zaman secdeye kapanıp selam vererek tekrar doğmak için izin ister, ama kendisine izin verilmez. Sonra bir daha izin ister, yine doğmasına izin verilmez. Üçüncü defa izin isteyip izin verilmeyince:

“Ey Rabbim! Kulların beni bekliyorlar ve yolum uzaktır" der, ama kendisine izin verilmez. İki veya üç gecelik bir süre geçince:

“Battığın yerden tekrar çık" denilir. Güneş batıdan doğar ve bütün mahlûkat onu görür. Bize bildirildiğine göre Güneş'in batıdan doğması, daha önce iman etmeyenin, o an iman etmesinin fayda vermeyeceğinin delilidir. Güneş'in batıdan doğması üzerine insanlar altın tasadduk ederler, ama bu altınlar onlardan kabul edilmez ve:

“Daha önce vermeniz gerekirdi" denilir.

Ebu'ş-Şeyh, el-Azame'de ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Abdullah b. Mes'ûd, bir gün kendisiyle beraber oturanlara:

“Yüce Allah'ın, "...onu kara bir balçıkta batar buldu...." âyetinden kastedilenin ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sorunca, oradakiler:

“Allah ve Resûlü daha iyi bilir" karşılığını verdiler. Bunun üzerine İbn Mes'ûd şöyle dedi:

“Güneş battığı zaman, Arş'ın altında Yüce Allah'a secde eder ve Onu tesbih edip ta'zim eder. Doğacağı zaman da Yüce Allah'a secde eder ve Onu tesbih edip ta'zim ederek çıkmak için izin isteyince, çıkması için izin verilir. Doğmasına izin verilmeyeceği zaman gelince, Güneş yine Yüce Allah'a secde eder ve Onu tesbih edip ta'zim ederek çıkmak için izin ister; ama kendisine:

“Yerinde dur!" denilir. Doğacağı zaman gelince tekrar secdeye kapanıp Allah'ı tesbih ve ta'zim eder ve izin ister. Yine kendisine:

“Yerinde dur!" denilir ve iki gece miktarınca çıkmasına izin verilmez. Teheccüde kalkanlar Güneş'in doğmadığını görünce komşularına seslenip:

“Ey falan, bu gece neler oluyor böyle? Uyuyup uykuya doydum, yoruluncaya kadar namaz kıldım" derler. Sonra Güneş'e:

“Battığın yerden çık!" denilir. İşte o gün, "Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz."

Saîd b. Mansûr, Haris b. Ebî Usâme ve Beyhakî, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir: Hazret-i Ömer bize hutbe verip şöyle dedi:

“Ey insanlar! Bu ümmetten recm (cezasını)ı, Deccâl'ı, Güneş'in batıdan doğmasını, kabir azabını, şefaati ve cehennemde bir müddet yandıktan sonra oradan çıkacak bir topluluğun olacağını yalanlayacak bir topluluk çıkacaktır."

Buhârî, Tarih'te, Ebu'ş-Şeyh, el-Azame'de ve İbn Asâkir, Ka,b(u'l-ahbâr),m şöyle dediğini bildirir:

“Allah, Güneş'in batıdan doğmasını istediği zaman onu kutupta (ters) çevirir ve doğusunu batısında, batısını doğusunda yapar."

İbn Merdûye zayıf isnâdla İbn Abbâs'tan Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Allah, doğu tarafında yedinci denizin yanında karanlıktan dünya geceleri miktarınca perde yarattı. Güneş batacağı zaman geceyle görevli meleklerden biri gelir ve bu karanlıktan bir avuç alıp batıya doğru dönerek, şafağı gözetip parmak uçlanyla azar azar bu karanlığı bırakır. Şafak kaybolduğu zaman bütün karanlığı bırakır, sonra kanatlarını serer ve bu kanatlar yerleri ve gökleri kaplar. Melek, Allah'ı tesbih ve takdis ederek kanatlarıyla gecenin karanlığını yarar ve gece miktarınca zaman geçince batıya ulaşır. Bunun üzerine fecir doğudan çıkar. Melek kanatlarını kapatıp karanlığı ovucunda toplar ve sonunda karanlığı doğudan almış olduğu gibi bir avucunda tutar. Sonra bu karanlığı batıdaki yedinci denize koyar. Gece karanlığı bu denizden gelmektedir. O perde doğudan batıya çevrildiği zaman Sü'ra üflenir. Gündüz ışığı Güneş'ten, gece karanlığı ise o perdeden gelmektedir. Allah, kullarının tövbesini kabul ettiği sürece Güneş doğudan çıkıp batıda kaybolur. Güneş ve Ay battıkları zaman nereden çıkacakları konusunda izin isterler ve kendilerine izin verilmez. Güneş'in üç gün, Ay'ın ise iki gün çıkmasına izin verilmez. Güneş'in ve Ay'ın ne kadar süre kaybolduklarını insanların çoğu bilmez. Sadece insanların faziletlileri, Kur'ân ehli ve o gece vird yapan kişiler bilirler. Vird yapan, virdini bitirince bakar ve gecenin ilerlemediğini görür, tekrar virdine başlar. Virdini bitirip tekrar bakınca, gecenin ilerlemediğini görür. O gecenin uzunluğunu sadece Kur'ân ehli anlar. Kur'ân ehli birbirlerini çağırırlar ve mescitlerinde toplanıp dua edip ağlayarak geceyi geçirirler. O gecenin uzunluğu üç gece uzunluğundadır. Sonra Yüce Allah, Cibril'i Güneş ve Ay'a gönderir ve Cibril: «Yüce Allah! Battığınız yere dönüp oradan çıkmanızı emrediyor. Sizin için yanımızda ışık ve nur yoktur» der. Bunun üzerine Güneş ve Ay kıyamet gününden ve ölümden korkarak ağlarlar. Güneş ve Ay batıdan doğarlar ve bu durumda insanlar Allah'a yalvararak ağlarlar.

Gafiller ise gafletlerine devam ederler. Bu sırada bir münadi: «Bilin ki, tövbe kapısı kapanmıştır ve Güneşle Ay batıdan doğmuştur» diye seslenir. İnsanlar bakarlar ve Güneşle Ayin simsiyah ve ışıksız olduğunu görürler. Yüce Allah'ın, «Güneş ve Ay toplanır» âyeti buna işaret etmektedir. İkisi de birbirine bağlanmış deve gibi birbirleriyle yükselmek için yarışırlar. Onları gören dünya ahalisi bağırmaya, anneler çocuklarını bırakmaya, hamileler çocuklarını düşürmeye başlarlar. Salihler ve iyilerin o gün ağlamaları kendilerine fayda eder ve bu ağlama kendilerine ibadet olarak yazılır. Fasık ve facirlerin ise o gün ağlamaları kendilerine fayda etmez ve bu ağlamaları kendileri için bedbahtlık olarak yazılır. Güneş ve Ay semanın ortasına gelince, Cibrîl gelip onları boynuzlarından tutar ve battıkları tarafa çevirir, ama batmalarına da izin vermez. Onları tövbe kapısının yanında batırır."

Ömerb. el-Hattâb, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Tövbe kapısı nedir?" diye sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Ey Ömer! Allah, Batının arkasında tövbe için bir kapı yaratmıştır ve bu kapı cennet kapılarındandır. Bu kapının, inci ve mücevherlerle süslenmiş altından iki kanadı vardır. Her kanadın arasındaki mesafe, süvari olan birinin kırk yılda aşabileceği büyüklüktedir. Allah'ın, mahlûkatı yarattığı zamandan, Güneş ve Ay'ın batıdan doğacağı günün sabahına kadar, bu kapı açıktır. Hazret-i Âdem'den o güne kadar nasûh tövbe eden Allah'ın hiçbir kulu yoktur ki, onun tövbesi bu kapıdan girdikten sonra Allah'a sunulmuş olmasın." Mu'âz b. Cebel:

“Ey Allah'ın Resûlü! Nasûh tövbe nedir?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kulun pişman olması, o günahtan Allah'a sığınması, sonra, süt (çıktığı) memeye bir daha dönmedikçe işlemiş olduğu günaha bir daha dönmemesidir" buyurup şöyle devam etti:

“Cibril, Güneş ve Ay'ı o kapıda batırır ve kapının iki kanadını da kapatır. Kapının kapanmasıyla, sanki daha önce bu iki kanadın arasında hiç aralık yokmuş gibi olur. Tövbe kapısı kapandığı zaman, artık hiçbir kulun tövbesi kabul edilmez, bundan sonra yapılan iyilikler kabul edilmez. Sadece daha önce iyilik yapanların iyilikleri kabul edilir. Daha önce kulların lehine ve aleyhine olan şeyler üzerine haklarında hüküm verilir. Yüce Allah'ın, «Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz» âyeti buna işaret etmektedir."

Ubey b. Ka'b:

“Ey Allah'ın Resûlü, anam babam sana feda olsun! Ondan sonra Güneş ve Ay'a ne olur? İnsanların ve dünyanın hali ne olur?" diye sorunca, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi:

“Ey Ubey! Ondan sonra Güneş ve Ay'a nurun tşığı giydirilir. Sonra daha önce olduğu gibi insanlara doğup batarlar. İnsanlar ise o âyetleri ve âyetlerin büyüklüğünü görünce dünyaya daha çok yapışırlar ve onu iman ederler. Onda nehirler akıtırlar, ağaçlar dikerler ve binalar yaparlar. Dünya ise, Güneş'in batıdan doğmasından, Sûr'a üfleneceği zaman arasında kişinin bir atı doğursa, doğan yavru binilecek yaşa gelecek kadar zaman geçmeyecektir. "

Nuaym b. Hammâd, el-Fiten'de ve Hâkim, el-Müstedrek'te, Abdullah b. Mes'ûd'dan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

"Deccâl'ın merkebinin iki kulağı arası kırk arşındır. Her adımı ise üç günlük mesafedir. Deccâl, merkebiyle denizi, sizden birinin atıyla bir kanalı geçtiği gibi geçer. Deccâl: «Ben Âlemlerin rabbiyim. Şu Güneş ve Ay da benim iznimle hareket ederler. Onların doğmasına engel olmamı ister misiniz?» der ve Güneş'in doğmasına engel olacak ve bir günü bir ay gibi, bir haftayı da bir sene gibi yapacak. Sonra: «Güneş ve Ay'ın doğup batmasını sağlayayım mı?» diye sorup, bir günü, bir saat gibi yapacak. Bir kadın gelip: «Ey Rab! Oğlumu, kardeşimi ve kocamı dirilt» diyecek ve (kadın, Deccâl'ın onları dirilttiğini zannederek) şeytanı kucaklayacak. O gün insanların evleri şeytanlarla dolacak. Deccâl'a bir bedevi gelip: «Ey Rab! Develerimizi ve koyunlarımızı dirilt» diyecek, bunun üzerine Deccâl bu bedevilere, develerine ve koyunlarına benzeyen, onlarla aynı yaşta olan şeytanlar verecek. İnsanlar: «Eğer bu Rabbimiz olmasaydı, ölülerimizi diriltemezdi» diyecekler. Deccâl'ın yanında et suyundan, hiç soğumayan sıcak çorbadan bir dağ, akan bir nehir, bahçelerden ve yeşilliklerden bir dağ ile ateşten ve dumandan bir dağ vardır ki: «İşte bu, cennetim, bu cehennemim, bu yiyeceğim, bu da içeceğim!» diyecek. Beraberinde insanları uyarmak için Elyesa' (aleyhisselam) olup: «Bu sahtekâr Mesih'tir, ondan sakının, Allah ona lanet etsin!» diyecektir. Allah ona öyle bir hafiflik ve çabukluk verecektir ki, Deccâl ona yetişemeyecektir. Deccâl: «Ben, âlemlerin rabbiyim!» deyince, insanlar ona «Yalan söyledin!» diyecekler. Elyesa'(aleyhisselam) da: «İnsanlar doğru söyledi!» diyecektir. Elyesa' (aleyhisselam) Mekke'ye gelecek, orada büyük bir yaratıkla karşılaşacak, ona: «Sen kimsin?» diye sorunca, o da: «Ben Mikail'im. Allah beni, onu haremine sokmayayım diye gönderdi» cevabını verecek. Medine'ye uğradığında da büyük bir mahlûkla karşılaşacak ve: «Sen kimsin?» diye soracak. O da: «Ben Cibril'im, Allah beni, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) hareminden onu men edeyim diye gönderdi» cevabını verecek. Deccâl Mekke'ye uğradığında Mikail'i görüp, kaçacak ve hareme giremeyecektir, o zaman bir nara atacak, Mekke'de bulunan bütün münafıklar yanına çıkacaktır. Medine'ye uğradığında da aynı şey olacaktır. O sırada Allah'ın, İstanbul'u fethetmeyi nasip ettiği cemaatle, Beyt-i Makdis'de bulunan Müslümanlardan, onlarla ülfeti bulunanlara bir uyarıcı gelecek. Deccâl, bu uyarıcıyı yakalayıp: «Şu, benim kendisine gücüm yetmediğini iddia eden kişiyi öldürün!» diyecek ve o zat, testereyle biçilecektir. Sonra Deccâl: «Ben, onu diriltirim» diyecek ve bu kişiye: «Kalk!» diyecek. Allah, Deccâl'a ondan başka bir nefsi diriltme izni vermeyecektir. Deccâl ona: «Ben, seni öldürdükten sonra diriltmedim mi?» deyince, o kişi: «Şimdi (senin Deccâl olduğun konusunda) inancım daha da arttı, ben Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem), senin beni öldüreceğini, sonra Allah'ın izniyle diriltileceğimi müjdelediği kişiyim» karşılığını verecek.

O zaman Deccâl, o uyarıcının derisine bakırdan levhalar koyacak ve onların silahlarından hiçbirisi kendisine tesir etmeyecektir. Bunu gören Deccâl: «Onu ateşime atın!» diyecek, Allah, o uyarıcıya ateş dağını yeşil bahçeler haline döndürünce, insanlar Deccâl hakkında şüpheye düşecektir. Bunun üzerine Deccâl, Beyt-i Makdis'e doğru süratle yola çıkıp, Efîk tepesine vardığında, gölgesi Müslümanların üzerine düşecek, onlar da, onunla savaşmak için yaylarına kiriş takacaklardır. O gün Müslümanların en kuvvetlisi, açlık ve zayıflıktan (dolayı, yatmayıp) çökebilen yahut oturabilenler olacaktır. O zaman Müslümanlar «Ey insanlar! Muhakkak ki size yardım gelmiştir» diye bir nida işiteceklerdir. Bunun üzerine onlar: «Bu söz, karnı tok olan birinin sözüdür» karşılığını verecekler. Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanacak, Meryemoğlu İsa inecek ve: «Ey Müslümanlar! Rabbinize hamdedin ve O'nu tesbih edin!» diyecek. Müslümanlar da Hazret-i İsa'nın (aleyhisselam) dediğini yapacaklar. Deccâl ve adamları kaçmak isteyince, Allah onlara yeryüzünü daraltacak, yarım saatte (Filistin nahiyelerinden bir köy olan) Lüdd kapısına gelince, orada İsa'ya (aleyhisselam) rastlayacaklar ve onu görünce: «Namaz kıl!» diyecekler; Deccâl da: «Ey Allah'ın peygamberi! Namaz kılındı!» deyince, Hazret-i İsa (aleyhisselam):

“Ey Allah'ın düşmanı! Sen, âlemlerin rabbi olduğunu iddia ediyorsun. O zaman kim için namaz kılıyorsun?" diyerek, kısa bir mızrakla vurup onu öldürecek. O zaman onun yardımcılarından hiçbir kimse; hiçbir şeyin arkasında kalamayıp, mutlaka o arkasına saklandığı şey: «Ey mümin! İşte bu, Deccâl'ın adamıdır, onu öldür!» diye seslenecek.

Böylece Hazret-i İsa (aleyhisselam) ve inananlar kırk sene, hiçbir kimse ölmeden ve hiçbir fert hastalanmadan nimet içinde yaşayacaklar. Adam, koyunlarına ve hayvanlarına: «Gidin, otlayın!» diyecek, iki tarla arasında gezen hayvanlar bir başak bile yiyemeyecekler (hiçbir şeye. zarar vermeyeceklerdir. Yılanlar ve akrepler kimseye eziyet etmeyecek, yırtıcı hayvanlar, evlerin kapısında durup kimseye eziyet etmeyecektir. Adam bir ölçek buğdayı tarlayı sürmeden saçacak, ondan yediyüz ölçek mahsul çıkacaktır. Bu durum, Ye'cüc-Me'cüc'ün şeddi yıkmasına kadar devam edecek, sonra dalga dalga birbirine karışıp ifsada başlayacaklar. İnsanlar dua edip yardım istese de duaları kabul olmayacaktır. Hazret-i İsa'nın (aleyhisselam) Tur dağına sığındırdığı Müslümanlar, Allah'ın, kendilerine (dua kapısını) açtığı kimselerdir. Onlar dua edince, Allah, yeryüzünden, ayakları olan bir hayvan gönderecek, bu hayvan, onların kulaklarına girince hep birden öleceklerdir. Yeryüzü onlar(ın leşlerin)den öyle bir kokuşacaktır ki, hayatlarından daha kötü bir şekilde kokularıyla insanlara eziyet verecekler, insanlar Allah'tan yardım isteyince, Yüce Allah, Yemen'den kupkuru bir rüzgar gönderecek, bu rüzgar, insanlara bulut ve duman olacak ve onlara nezle isabet edecektir. Üç gün sonra kendilerindeki hal açılacak, kokan bu cesetler denize atılmış olacaktır. Çok geçmeden güneş batıdan doğacak, kalemler kurumuş, sayfalar dürülmüş olacak ve artık kimseden tövbe kabul edilmeyecektir. İblis secdeye kapanarak: «Ey İlah'ım! Dilediğine secde etmemi emret!» diyecek. Şeytanlar başına toplanarak ona: «Ey efendimiz! Kime feryat ediyorsun?» diye sorunca, o: «Ben, Rabbimden, ancak dirilme gününe kadar bana mühlet vermesini istemiştim. İşte güneş batısından doğdu ve bu, bilinen vakittir» diye cevap verecektir. Şeytanlar yeryüzünde açıkça dolaşmaya başlayacak; hatta bir kişi: «İşte beni azdıran arkadaşım buydu! Onu rüsvay eden Allah'a hamdolsun!» diyecektir. Dabbetü'l-arz çıkıp, kendisini öldürünceye kadar, İblis secdede ağlamaya devam edecektir. O günden sonra müminler, kırk sene her istedikleri kendilerine verilerek rahatlık içinde yaşayacaklar ve Dabbe'den sonra, kırk sene kendileri için tamamlanacaktır. Sonra ölüm onlara çabukça geri dönecek ve artık bir mümin kalmayacaktır. Kafirler, hayvanlar gibi yollarda çiftleşecekler. Hatta kişi, yolun ortasında annesiyle ilişki kuracak. Anneyle bir oğlu ilişkiye girdikten sonra diğeri gelip girecek. Bu kişilerin en iyisi: «Şayet bunu yaparken yolun kenarına çekilseydiniz daha iyi olurdu» diyecek Bu durum, nikâhla doğan hiç kimse kalmayıncaya kadar devam edecek Sonra Allah otuz yıl kadınları kısırlaştıracak ve hepsi zina yoluyla doğmuş ve insanların en şerlileri olacak İşte kıyamet bunların üzerine kopacaktır. "

Taberânî ve İbn Merdûye, Abdullah b. Amrb. el-Âs'tan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Güneş batıdan doğduğu zaman İblis secdeye kapanıp: «Ey İlahım! Dilediğine secde etmemi emret!» diye dua edip feryad edecek. Zebâniler başına toplanarak ona: «Ey şeytanların efendisi! Bu dua da ne oluyor!» deyince, İblis: «Ben, Rabbimden, ancak dirilme gününe kadar bana mühlet vermesini istemiştim. İşte güneş batısından doğdu ve bu, bilinen vakittir» diye cevap verecektir. Sonra Dâbbetu'l Arz, Safa'da bir çatlak (yarık) tan çıkar. Onun adımını ilk atacağı yer, Antakya'dır. İblis'e varıp onun ağzına gem takacaktır. "

İbn Ebî Şeybe, Müslim, Nesâî, el-Azame'de Ebu'ş-Şeyh ve el-Esmâ ve's- Sifât'ta ve Beyhakî'nin Ebû Mûsa el-Eş'arî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah, gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için gece elini açar, gece günah işleyenin tövbesini kabul etmek için gündüz elini açar. Bu durum, güneş battığı yerden doğuncaya kadar devam eder" buyurmuştur.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Abdullah b. Amr der ki:

“Güneş battığı yerden çıktığı zaman kişi biriktirdiği malına gidip onu sırtında taşıyarak:

“Kim bunu alır?" diye sorar. Adama:

“Bu malı neden dün getirmedin!" denilir ve malı kabul edilmez. Bunun üzerine adam, malı daha önce çıkardığı yere gelir ve onu yere atarak:

“Keşke seni görmeseydim" der.

İbn Ebî Şeybe, Cündüb b. Abdillah el-Becelî'nin şöyle dediğini bildirir: Huzeyfe'nin yanına girmek için üç defa izin istememe rağmen, girmem için izin vermedi. Geri döndüğümde, birini gönderip beni çağırdı ve:

“Neden geri döndün?" diye sordu. Ben:

“Uyuduğunu zannettim" cevabını verince, Huzeyfe:

“Güneş'in nereden doğacağını görmeden uyumam" dedi. İbn Avn der ki: Bu olayı Muhammed (b. Sîrîn)'e anlattığımda:

“Bunu, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından birçok kişi yapmıştır" dedi.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Ebû Seleme der ki:

“Güneş'in batıdan doğacağı günün gecesi üç gece uzunluğundadır. O gece ibadet edenler kalkıp namaz kılacak, namazlarını bitirince Güneş'in doğup doğmadığına bakacaklar ve Güneş'in batıdan doğduğunu görecekler."

Taberânî, Ebû Serîha Huzeyfe b. Esîd'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah'ın, müminlerin canını almak için gönderdiği rüzgâr geldikten sonra güneş battığı yerden doğacak. Yüce Allah'ın Kitab'ında zikrettiği âyet budur" dediğini bildirir.

Nuaym b. Hammâd, el-Fiten'de Ebû Hureyre'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Şu beş şeyden hangisinin ilk alâmet olduğunu ve hangisi geldiği zaman daha önce iman etmeyenin o alâmet geldiğinde iman etmesinin fayda vermeyeceği veya yaptığı iyiliğin kabul edilmeyeceğini bilmiyorum: Güneş'in batıdan doğması, Deccâl, Yecüc ve Mecüc, Duman ve Dâbbetu'l-Arz."

Nuaym b. Hammâd, el-Fiten'de İbn Abbâs'tan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Güneş batıdan doğduğu zaman anneler çocuklarını, sevenler sevdiklerini bırakacak ve her nefis karşılaşacağı şeylerle meşgul olacak. Bundan sonra kimsenin tövbesi kabul edilmeyecek. Sadece daha Önce ihsan sahibi olanlar için daha önce olduğu, gibi yaptıklarının sevabı yazılacaktır. Kâfirler için ise Güneş'in batıdan doğmasıyla pişmanlık başlayacaktır. Güneş batıdan doğduktan sonra doğmuş olan bir tay binilecek yaşa gelmeden kıyamet kopacaktır. İnsanlar çarşıda, alışveriş yaparken,. bir elbisenin pazarlığını yapan iki kişi alışverişi bitirmeden ve elbise dürülmeden, kişi, elindeki lokmayı ağzına götüremeden kıyamet kopacaktır." Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sonra:

“Senden azabı acele bekliyorlar. Eğer süre belirtilmiş olmasaydı azap onlara hemen gelirdi. Ama yine de onlar farkına varmadan başlarına ansızın gelecektir" âyetini okudu.

158 ﴿