31

"Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gıdın; yiyin İçin fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez."

İbn Ebî Şeybe, Müslim, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Beyhakî, Sünen'de, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir:

“Kadınlar çıplak olarak tavaf yapıyorlardı. Sadece tavaf edecekleri zaman cinsel organlarını bir bez parçasıyla kapatıp:

Bugün onun bir kısmı yahut tamamı görünüyor olabilir

Ama ben ondan görünen kısmını kimseye helal kılmıyorumr derdi. Bunun üzerine:

“Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez " âyeti nazil oldu."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr der ki:

“İnsanlar Kâbe'de çıplak olarak tavaf ederler ve:

“Günah işlediğimiz giysilerle tavaf etmeyiz" derlerdi. Bir kadın gelip giysilerini çıkararak tavaf etti ve elini edeb yeri üzerine koyarak:

Bugün onun bir kısmı yahut tamamı görünüyor olabilir

Ama ben ondan görünen kısmını kimseye helal kılmıyorumr dedi. Bunun üzerine:

“Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez " âyeti nazil oldu."

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Erkekler çıplak olarak Kâbe'yi tavaf ederlerdi. Yüce Allah onlara zineti emretti. Zinet te avret yerlerini örten giysidir. Bunun dışındakiler ise elbisenin güzelliği ve metâdır."

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mücâhid, "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetini açıklarken:

“Bir aba da olsa avret yerini örten şey kastedilmiştir" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, İbn Abbâs'ın, "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetindeki "güzel" sözünden kastedilenin herhangi bir giysi olduğunu söyledi.

Abdürrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh, Tâvus'un:

“Peştamal zinetten sayılır" dediğini bildirir.

Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:

“Müşrikler Kâbe'yi çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Evlerine duvarların üzerinden aşarak girerlerdi. Bunlar, Kureyş'ten kendilerine Hums denilen (ayrıcalıklı) bir topluluktu. Yüce Allah onlar hakkında, "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetini indirmiştir.

İbn Merdûye, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirin Araplardan bazıları Kâbe'yi çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Kadın çıplak olarak gelip tavaf ediyordu. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetini indirmiştir.

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Gece vakti Kâbe'yi çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Allah, bu âyetle onlara giysilerini giymelerini ve soyunmamalarını emretti."

İbn Merdûye, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir:

“Araplar hac yaptıkları zaman Harem'in yakınında konaklar ve giysilerini çıkararak Mekke'ye çıplak olarak girerlerdi. Ancak, kişinin Hums sayılan kişilerden (ayrıcalıklı Kureyş boylarından) dostu varsa bu kişi dışarıdan gelen dostuna kendi kıyafetinden ödünç verip yemeğinden yedirirdi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd ve Ebu'ş-Şeyh, Atâ'nın şöyle dediğini bildirir: Cahiliye döneminde müşrikleri Kâbe'yi çıplak olarak tavaf ederlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde der ki:

“Yemen halkından bir kabile Kâbe'yi çıplak olarak tavaf ederlerdi. Sadece Mekke halkından bir giysi ödünç alabilen o kıyafeti giyerek tavaf ederdi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin..." âyetini indirdi.

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, Tâvus'un bu âyet hakkında şöyle dediğini bildirir:

“Allah, onlara ipekli veya halis ipekten yapılmış elbise giymelerini emretmedi. Onlar, Kâbe'yi çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Hac için geldiklerinde, giysilerini Mescid'in dışına bırakıyor ve öyle giriyorlardı. Kıyafetiyle Mescid'e giren kişiyi dövüp elbiselerini çıkarıyorlardı. Bunun Üzerine Yüce Allah, "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetini indirdi.

İbn Adiy, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Namazın süsünü takınınız" buyurunca ona:

“Namazın süsü nedir?" diye sordular. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Ayakkabılarınızı giyip onlarla namaz kılınız" buyurdu.

Ukaylî, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve İbn Asâkir, Enes'ten, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem), "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetiyle ilgili olarak:

“Ayakkabılarınızla namaz kılınız" buyurduğunu nakletmiştir.

İbn Merdûye'nin Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah'ın bu ümmete ikramlarından biri de namaz kılarken ayakabılarım giymeleridir" buyurmuştur.

Ebû Dâvûd ve Hâkim, Şeddâd b. Evs'ten Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yahudilere muhalefet ediniz. Onlar ne mestleriyle, ne de ayakkabılarıyla namaz kılmazlar" buyurduğunu nakletmiştir.

Ebû Dâvûd, Hâkim ve Beyhakî, Ebû Hureyre'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Biriniz namaz kılarken ayakkabılarını çıkarırsa, onlarla kimseye eziyet etmesin. Onları ya ayaklarının arasına koysun ya da onlarla namaz kılsın" buyurduğunu nakletmiştir.

Ebû Ya'lâ zayıf isnâdla Ali b. Ebî Tâlib'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Namazın süsü ayakkabılardır (onlarla namaz kılmaktır" buyurduğunu nakleder.

Bezzâr zayıf isnâdla Enes'ten Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yahudilere muhalefet ederek mestlerinizle ve ayakkabılarınızla namaz kılınız. Yahudiler; ne mestlerle, ne de ayakkabılarla namaz kılmazlar" buyurduğunu nakletmiştir.

Taberânî'nin, M. el-Evsat'ta zayıf isnâdla İbri Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Namazı ayakkabılarla kılmak; namazı tamamlayan unsurlardandır" buyurdu.

Ahmed, Ebû Umâme'nin şöyle dediğini bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ensar'dan sakalları ağarmış olan ihtiyar bir grubun yanına çıkarak:

“Ey Ensar topluluğu! Sakallarınızı kırmızı ve sarıya boyayarak Ehl-i Kitab'a muhalefet ediniz" buyurunca, biz:

“Ey Allah'ın Resûlü! Ehl-i Kitab şalvar giyiyor ama izar giymiyorlar" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Siz, hem şalvar, hem izar giyerek Kitab ehline muhalefet ediniz" buyurdu. Biz:

“Ey Allah'ın Resûlü! Kitab ehli mest giyiyorlar, ama ayakkabı giymiyorlar" deyince, Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Siz, hem mest, hem ayakkabı giyerek Kitab ehline muhalefet ediniz" buyurdu. Biz:

“Ey Allah'ın Resûlü! Kitab ehli sakallarını kesip bıyıklarını uzatıyorlar" deyince, Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Siz, bıyıklarınızı kesip sakalınızı uzatarak Kitab ehline muhalefet ediniz" buyurdu.

Ahmed, Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî'nin bildirdiğine göre Enes'e:

Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ayakkabılanyla namaz kılar mıydı?" diye sorulunca, Enes:

“Evet" cevabını verdi.

İbn Merdûye, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir: Ali b. Ebî Tâlib, beni İbnu'l-Kevvâ ve arkadaşlarına gönderdiği zaman üzerimde ince bir gömlek ve kaftan vardı. İbnu'l-Kevvâ ve arkadaşları bana:

“Sen İbn Abbâs olduğun halde bu elbiseleri mi giyiyorsun?" deyince, ben:

“Sizinle ilk tartışacağım şey, Yüce Allah'ın, "Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı..." ve "Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin... " âyetleridir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) iki bayramda da hırka ve nakışlı elbise giyerdi" karşılığını verdim.

Ebû Dâvûd'un bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:

“Hârûriyye (isim verilen Haricîler, Hazret-i Ali ile savaşmak üzere yola) çıktıklarında ben Hazret-i Ali'nin yanına vardım, Hazret-i Ali:

“Şu topluluğa git (ve onlarla bir görüş)" dedi. Yemen kumaşlarının en güzelini giyerek yanlarına gittiğimde bana:

“Merhaba ey Abbâs'ın oğlu! Bu elbiseler de ne?" dediler. Ben:

“Beni ayıplıyor musunuz? Ben, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) üzerinde elbiselerin en güzelini gördüm" cevabını verdim... "

Taberânî ve Beyhakî, Sünen'de, İbn Ömer'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Biriniz namaz kılacağı zaman iki (iyi) elbisesini giysin. Allah kendisi için süslenmeye en layık olandır. Eğer iki elbisesi yoksa beline izar (peştamal) bağlasın. Yahudiler gibi (her tarafını örtecek şekilde tek bir örtüyle) örtünmesin. "

Şafiî, Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Sizden biriniz bir tek giysi içinde omuzlarında o giysinin bir kısmı bulunmadan namaz kılmasın" buyurdu.

Ebû Dâvûd ve Beyhakî'nin Bureyde'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kıyafeti giymeden üzerine atarak namaz kılmayı ve üst tarafı açık bırakıp sadece pantolonla namaz kılmayı yasaklamıştır.

İbn Mâce, Ebu'd-Derdâ'dan Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kabirlerinizde ve mescidlerinizde Allahı ziyaret etmenize uygun en güzel giysi, şüphesiz beyaz olanıdır" buyurduğunu nakletmiştir.

Ebû Dâvûd, Tirmizî ve İbn Mâce'nin, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hz, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Beyaz elbise giyiniz çünkü en hayırlı elbiseleriniz beyaz renkli olanlardır. Ölülerinizi de beyaz kefenle kefenleyiniz" buyurmuştur.

Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce, Semure b. Cündüb'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Beyaz elbise giyiniz. Beyaz elbise daha'temiz ve daha güzeldir. Ölülerinizi de beyaz kefenle kefenleyiniz" buyurduğunu nakleder.

Ebû Dâvûd, Ebu'l-Ahvas'tan, o da babasının şöyle dediğini bildirir: Eski bir elbise ile Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gittiğimde:

“Senin malın mülkün var mı?" diye sordu. Ben:

“Evet" cevabını verince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Hangi (cins) maldır?" diye sordu. Ben:

“Allah bana deve, koyun, at ve köle verdi" diye cevap verince, Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah sana bir mal verdiği zaman Allattın nimetinin ve ikramının izleri senin üzerinde görülsün" buyurdu.

Tirmizî, Amr b. Şuayb'dan, o babasından, o da dedesinden, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Allah, kulunun üzerinde nimetinin izlerini görmeyi sever" buyurduğunu nakletmiştir.

Ahmed ve Müslim, Abdullah b. Mes'ûd'dan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Kalbinde zerre kadar iman olan Cehenneme girmez. Yine kalbinde zerre kadar kibir olan cennete girmez" buyurunca, bir adam:

“Ey Allah'ın Resûlü! Elbisenim yıkanmış, başımın yağlanmış, ayakkabımın bağının yeni olmasından hoşlanıyorum" dedi ve daha başka şeyler de saydı. Hatta kamçısının askısını bile zikretti ve:

“Bu kibirden sayılır mı ey Allah'ın Resûlü?" diye sordu. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Hayır. Bu güzelliktir. Allah güzeldir ve güzelliği sever. Kibir ise, hak ve hakikati kabul etmeye tenezzül etmemek ve insanları hor-hakir görmektir" buyurdu.

İbn Sa'd, Cündüb b. Mekîs'in:

Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), kendisine bir heyet geldiği zaman en güzel elbiselerini giyer ve sahabenin ileri gelenlerine de güzel kıyafetlerini giymelerini emrederdi" dediğini bildirir.

Ahmed'in bildirdiğine göre Sehl b. el-Hanzaliyye der ki: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraberken:

“Kardeşlerinizin yanına gidiyorsunuz. Bineklerinizi ve giysilerinizi güzelleştirin ki insanlar içinde bir ben gibi olunuz. Allah, çirkin söz ve fiilleri sevmez" buyurdu.

Abdürrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Şuabu'l- İman'da İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir:

“İsraf veya büyüklenme olmadıktan sonra yemeyi ve içmeyi helal kılmıştır."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "...Allah müsrifleri sevmez" sözü, yemek ve içmek ile ilgilidir.

İbn Ebî Hâtim'in İkrime'den bildirdiğine göre "İsraf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez " sözü, giyecek yiyecek ve içecek ile ilgilidir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd, "İsraf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez " âyetiyle ilgili olarak:

“Haram yemeyiniz. Haram yemek israftır" demiştir.

Abd b. Humeyd, Nesâî, İbn Mâce, İbn Merdûye ve Beyhakî, Şuabu'l- îman'da, Amr b. Şuayb vasıtasıyla, babasından, o da dedesinden Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Büyüklenmeden ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz ve giyininiz. Yüce Allah, nimetinin izlerini kulunun üzerinde görmek ister."

Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hazret-i Âişe der ki: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir günde iki defa yediğimi görünce:

“Ey Âişe! Midenden başka işinin olmamasını mı istiyorsun. Günde iki defa yemek israftandır. Allah da müsrifleri sevmez" buyurdu.

İbn Mâce, İbn Merdûye ve Beyhakî, Enes'ten, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Canının her istediği şeyi yemen israftandır" buyurduğunu nakletmiştir.

Ahmed, Zühd'de , Hasan(ı Basrî'nin) şöyle dediğini bildirir: Hazret-i Ömer, oğlu Abdullah'ın yanma girip yanlarında et olduğunu görünce:

“Bu et te nedir?" diye sordu. Abdullah b. Ömer:

“Canım çekmişti" cevabını verince, Hazret-i Ömer:

“Her canının çektiği şeyi yiyor musun? Canının her istediğini yemesi kişi için israf olarak yeterlidir" dedi.

İbn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd'ın bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:

“İsraf ve büyüklenme niyetin olmadıktan sonra dilediğini ye, iç ve giy."

İbn Ebî Şeybe ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr'e:

“Malda israf nedir?" diye sorulunca, Saîd:

“Allah'ın sana verdiği helal malı, sana haram kıldığı yollarda harcamandır" cevabını verdi.

İbn Mâce'nin bildirdiğine göre Selmân, yediği yemekten biraz daha yemesi için ısrar edilince:

Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): «Dünyada nisanların en çok doyasıya yiyenleri, kıyamet günü en uzun süre aç kalacak kişilerdir» buyurduğunu duymuş olmam, yememem için yeterli sebeptir" dedi.

Tirmizî ve İbn Mâce'nin bildirdiğine göre İbn Ömer der ki: Bir adam Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında çok yediğinden dolayı geğirince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Yanımızda geğirme. Çünkü kıyamet günü en uzun süre aç kalacak olanlarınız, dünyadayken en çok doymuş olanlarınızdır" buyurdu.

Ahmed, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Hibbân, et-Tıb'da İbnu's-Sünnî, Hâkim, et-Tib'da Ebû Nuaym ve Şuabu'l-İman'da Beyhakî, Mikdâm b. Ma'dîkerib'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

"Âdemoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna kendisini ayakta tutacak kadar yemesi içmesi yeterlidir. Şayet bu miktardan fazla yiyecek ise midesini üç kısma ayırsın; bir kısmı yemek, bir kısmı içecek, bir kısmı da nefes için ayrılmalıdır. "

et-Tıbbu'n-Nebevî'de İbnu's-Sünnî ve et-Tıbbu'n-Nebevî'do. Ebû Nuaym, Abdurahman b. el-Murakka'dan şöyle buyurduğunu nakleder:

“Allah, dolu karından daha şerli bir kap yaratmamıştır. Eğer mutlaka yiyecekseniz, karnınızın üçte birini yemeğe, üçte birini içmeye diğer üçte birini de hava için bırakınız."

İbnu's-Sünnî ve Ebû Nuaym'ın Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Her hastalığın sebebi hazımsızlıktır" buyurmuştur.

İbnu's-Sünnî ve Ebû Nuaym, Ebû Saîd'den aynı rivâyette bulunmuştur.

Ebû Nuaym, Ömer b. el-Hattâb'ın şöyle dediğini bildirir:

“Karnınızı yemek ve içecekle doldurmaktan sakınınız. Böyle yapmak, bedene zararlı ve hastalığa sebep ve namazı üşenerek kılmaya neden olur. Yemek ve içmekte orta yollu olmak, bedene faydalı ve israfa engel olur. Allah şişman âlimden nefret eder. Kişi, şehvetini dinine tercih etmedikçe helak olmaz."

Beyhakî, Şuabu'l-îman'da Ertea'nın şöyle dediğini bildirir: Tabiplerden bir grup, krallardan birinin yanında toplanınca, kral:

“Midenin en büyük ilacı nedir?" diye sordu. Tabiplerden her biri bir şey söyledi. Sadece bir kişi susup konuşmadı ve onlar sözlerini bitirince kral, bu kişiye:

“Sen ne dersin?" diye sordu. Adam:

“Bunlar, hepsinin de bir takım faydası olduğu bazı şeyler saydılar, ama bütün söylediklerini kapsayan üç şey vardır: Bir yemeği canın istemeden yeme. Pişirilen et yemeğini iyice pişmeden yeme ve aldığın lokmayı iyice çiğnemeden yutma. Böyle yaparsan mideni zorlamamış olursun" dedi.

Beyhakî, İbrahim b. Ali ez-Zühlî'nin şöyle dediğini bildirir:

“Bütün sözlerden dört bin söz çıkar. Bu dört bin sözden dört yüz söz çıkar. Bu dört yüz sözden kırk söz, kırk sözden de dört söz çıkar. Bu sözler şunlardır: Bbirincisi, kadınlara güvenme. İkincisi, midene taşıyamayacağı şeyi yükleme. Üçüncüsü, mal (para) seni aldatmasın. Dördüncüsü ise, ilimden, faydalandığın kadarı senin için yeterlidir.

Ebû Muhammed el-Hallâl'ın bildirdiğine göre Hazret-i Âişe hastayken Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına girdi ve:

“Ey Âişe! Az yemek devadır. Mide ise hastalıkların yuvasıdır. Bedeninizi elinizden geldiği kadar az yemeye alıştırınız" buyurdu.

Beyhakî, İbn Ebcer'den, o da babasının şöyle dediğini bildirir:

“Mide bedenin havuzudur. Bütün damarlar oraya uğrar ve oradan geçerler. Mide sağlam ise damarlarda sağlam ve sıhhatli olarak oradan geçer. Mide çürük ise damarlar da oradan çürük olarak geçerler."

Taberânî, el-Evsat'ta, İbnu's-Sünnî, et-Tıbbu'n-Nebevi'de , Ebû Nuaym, et- Tıbbu'n-Nebevi'de ve Beyhakî, Şuabu'l-îman'da, Ebû Hureyre'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Mide bedenin havuzudur. Bütün damarlar oraya uğrar ve oradan geçerler. Mide sağlam ise damarlar da sağlam ve sıhhatli olarak oradan geçer. Mide çürük ise damarlar da oradan çürük olarak geçerler."

31 ﴿