43

"Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. «Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydf, biz doğru yolu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir» derler. Onlara, «İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet» diye seslenilir"

Abdürrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, Ali b. Ebî Tâlib'in:

“Vallahi! "Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız.." âyeti, Bedir ahalisi olan (yani bu savaşa katılan) bizim hakkımızda inmiştir" dediğini bildirir.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Dahhâk'tan bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi, düşmanlık mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Cennetlikler Sırat köprüsünü geçtikten sonra, dünyadayken birbirlerine yapmış oldukları haksızlıklardan dolayı bekletilirler ve haklının haksızdaki alacağı alınıp, böylece cennete birbirlerine karşı kalplerinde kin olmadan girerler. "

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Süddî der ki:

“Cennetlikleri cennete sürülüp cennete ulaştıklarında, kapısının yanında dibinde iki çeşme olan bir ağaç görürler. O çeşmelerin birisinden içerler. Böylece onların kalbinde bulunan kin sökülüp düşer. İşte temiz içecek budur. Diğer çeşmeden yıkanırlar. Onların üzerinde nimetin parıltısı görünür. Onlar artık hiçbir zaman kirlenmezler."

İbn Cerîr, Ebû Nadra'nın şöyle dediğini bildirir:

“Cennetlikler cennete girmeden önce, haklarını birbirlerinden almaları için bekletilirler. Böylece onlar cennete girdiklerinde, herhangi bir kimse diğerinden, kesilen bir tırnak kadar bir haksızlığın cezasını istemek durumunda kalmaz. Cehennemlikler de cehenneme varmadan önce birbirlerinden haklarını almak üzere durdururlar. Onlar cehenneme girdiklerinde herhangi biri diğerinden, kesilen bir tırnak kadar haksızlığın cezasını istemek durumunda kalmaz."

Nesâî, İbn Ebi'd-Dünyâ, Zikru'l-Mevt'te, İbn Cerîr ve İbn Merdûye, Ebû Hureyre'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

"Bütün cehennemlikler aslında cennette kendileri için hazırlanmış olan yerlerini görürler ve «Keşke Allah bize hidayet verseydi(de cennete girebilseydik)» derler ve bu bu durumları, onlar için bir pişmanlık olur. Bütün cennetlikler de aslında cehennemde kendileri için hazırlanan yerlerini görürler ve: «Eğer Allah bize hidayet nasib etmeseydi biz bunu bulamazdık» derler. Bu da onların, Allah'a şükretmeledir."

Saîd b. Mansûr, Ebû Ubeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî, Şuabu'l-îman'da, Ebû Hâşim'den bildirir: Adiy b. Ertea, Ömer b. Abdilazîz'e bir mektup yazarak:

“Yanımızdaki Basralılar öyle dünyalıklar elde ettiler ki, onlar için ehdişelenmeye başladım" deyince, Ömer b. Abdilazîz:

“Mektubunu anladım. Yüce Allah, cennetlikleri cennete koyduğu zaman, onların: «Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun» demelerinden dolayı kendilerinden razı olmuştur. Yanındakilere Allah'a hamdetmelerini emret" cevabını yazdı.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Abd b. Humeyd, Dârimî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, Ebû Hureyre ve Ebû Saîd'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem), "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet, diye seslenilir" âyeti hakkında şöyle dedi:

“Onlara: «Sıhhat bulun, ihtiyarlamayın. Varlık içinde olun, darlık çekmeyin. Genç kalın, ihtiyarlamayın. Ebedi yaşayıp hiç ölmeyin» diye seslenilir.

Hennâd, İbn Cerîr ve Abd b. Humeyd, Ebû Saîd'in şöyle dediğini bildirir:

“Cennetlikler cennete girdiği zaman bir münadi:

“Ey Cennet ahalisi! Sizin için hayat vardır. Artık ebediyen ölmeyeceksiniz. Sizin için nimet içinde olmak vardır. Artık ebediyen fakirleşmeyeceksiniz. Sizin için gençlik vardır. Artık ebediyen ihtiyarlamayacaksınız. Sizin için sıhhat vardır. Artık ebediyen hasta olmayacaksınız" diye seslenir, Yüce Allah'ın, "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet, diye seslenilir" âyeti buna işaret etmektedir.

İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Süddî, "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet, diye seslenilir" âyetini açıklarken şöyle dedi:

“Hiçbir mümin ve kâfir yoktur ki, cennette ve cehennemde belli olan bîr yeri olmasın. Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girip yerlerine vardıkları zaman, Cennet, cehennemlikler için yükseltilir ve cehennemlikler cennetteki menzillerine bakarlar. Onlara: «Eğer Allah'a itaat etseydiniz, sizin menziliniz burasıydı» denilir. Sonra cennetliklere: «Yaptıklarınızdan dolayı (Cehennemliklerin kaybettikleri cennetteki yerlerine) onlara varis olunuz» denilir. Bunun üzerine cennetlikler, cehennemliklerin cennetteki yerlerini paylaşırlar."

İbn Ebî Hâtim, Ebû Mu'âz el-Basrî'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Canım elinde olana yemin ederim ki, (müminler) kabirlerinden çıktıkları zaman kanatları olan beyaz, altın eyerli, parlayan nurdan nalları olan ve her adımda gözün gördüğü kadar bir mesafeyi aşan develerle karşılanırlar. Kökünden iki çeşme akan bir ağacın yanına götürülürler ve çeşmelerden birinden içince karınlarındaki bütün pislikler temizlenir. Diğer çeşmeden yıkanınca, artık tenleri ve saçları hiç kirlenmez. Kendilerine güzel nimetler bahşedilir ve nihayet cennetin kapısına varırlar. Kapının altın levhaları üzerinde kızıl yakuttan bir halka görürler. Halkayı levhaya vururlar.

Yüksek sesli bir tangırtı tungurtu duyulur. Huri kadınlar eşlerinin gelmekte olduğunu duyarlar. Kayyumlarını gönderip kapıyı açtırırlar. İçeri giren mümin, onu görür görmez secdeye kapanır. Kayyum ona: «Başını kaldır. Ben senin kayyumunum. Emrine verildim» der. Adam onun peşine düşer, onu takib eder. Huri, hafif davranıp acele eder. İnci ve yakuttan yapılmış olan çadırından çıkar. Adamını kucaklar. Sonra ona: «Sen benim sevgilimsin. Ben de senin sevgilimin. Ben, ölümsüz ve ebediyim. Ben yumuşağım, zarar vermem. Ben hoşnudum, kızmam. Ben burada kalıcıyım, göçmem» der ve temelden tavana yüksekliği yüz zira olan bir eve girerler. O ev, mercan kayaları üzerine inşâ edilmiştir. Yolları kızıl, yeşil ve sarı renkli (taşlarla döşenmiş)dir. Hiç bir yolu diğerine benzemez. Evin içinde yetmiş divan, her .divânın üzerinde yetmiş minder, her minderin üzerinde yetmiş hanım, her hanımın üzerinde yetmiş elbise vardır. Bacaklarının ilikleri elbiselerinin üzerinden görülür. Onunla yapılan cinsel ilişki, sizin şu gecelerinizden bir gece kadar süren bir zamanda tamamlanır. Köşklerinin altlarından ırmaklar akar, o ırmakların suları saf ve temizdir. Cennete giren kişi, bu meyveleri dilerlerse ayakta yer, dilerse oturarak, dilerlerse bir yere yaslanarak yer."

Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle dedikten sonra:

“Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır" âyetini okudu ve şöyle devam etti:

“Cennete giren müminin canı yemek ister. Ona beyaz bir kuş gelip kanadını kaldırır, adam onun dilediği renkteki kısmından yer, sonra kuş uçup gider. Sonra melek gelip selâm verir ve:

“İşlediklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir" der.

43 ﴿