46"İki taraf arasında bîr perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, «Size selam olsun» derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir" İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Süddî'den bildirdiğine göre âyette geçen (.....) sözünden kastedilen, A'râf denilen sûrdur. A'râf'a bu ismin verilmesinin sebebi; buranın ahalisinin insanları tanımalarıdır. Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Huzeyfe: “A'râf, Cennet ve cehennem arasında bir sûrdur" demiştir. Abdürrezzâk, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve Beyhakî, el-Ba's'ta, İbn Abbâs'ın: “A'râf, yüksekçe yer mânâsına gelir" dediğini bildirir. Firyâbî, Hennâd, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: “A'râf, horozun ibiği gibi yüksekliği olan bir sûrdur" demiştir. Hennâd, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mücâhid: “A'râf, Cennet ile cehennem arasında kapısı olan bir sûrdur" demiştir. İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, Saîd b. Cübeyr'in: “A'râf, Cennet ile cehennem arasında bulunan dağlardır. (Günahkarlar) o dağların zirvesinde durdurulurlar" dediğini bildirir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ka'b(u'l-ahbâr): “Allah'ın Kitabında sözü edilen A'râf, yüksek bir dağın arkasındaki derin bir vadidir" demiştir. İbn Ebî Hâtim, İbn Cüreyc'in: “A'râf'ın, Sırat olduğu söylenmiştir" dediğini bildirir. İbn Cerîr, İbn Abbâs'ın: “A'râf, Cennet ve Cehennem arasında, günahkarların bekletildiği tepelerdir" dediğini bildirir. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: “A'râf, Cennet ve Cehennem arasında olan bir sûrdur" demiştir. İbn Cerîr, İbn Abbâs'ın: “Yüce Allah'ın Kur'ân'da zikrettiği A'râf, Cennet ve cehennem arasındadır" dediğini bildirir. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Mes'ud: Kıyamet günü insanlar hesaba çekilir ve sevapları günahlarından bir fazla olanlar cennete, günahları sevaplarından bir fazla olanlar da cehenneme girerler" deyip: “Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır. Tartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir, cehennemde temellidirler" âyetini okudu ve şöyle devam etti: “Mizan'ın kefesi, bir zerre kadar günah veya sevapla ağır gelir. Sevablarıyla günahları eşit olanlar, A'râf ahalisinden olur. Bunlar Sırat'ta durdurulur, sonra cennetlikler ve cehennemlikler bunlara gösterilir. A'râf'ta duran, cennetliklere bakınca: “Size selam olsun" derler. Sol taraflarında olan cehennemliklere baktıklarında ise: “Allahım! Bizi zalimlerle beraber eyleme" deyip cehennemliklerin bulunduğu yerden Allah'a sığınırlar. Sevap sahiplerine bir nur verilir ve bu nur önlerini ve sağlarını aydınlatır, onlar da böylece yürürler. O gün her kula, her ümmete bir nur verilir. Sırat'a geldiklerinde Allah her münafık kadın ve erkeğin nurunu çekip alır. Cennetlikler, münafıkların düştüğü durumu görünce: “Ey Rabbimiz! Nurumuzuı tamamla" diye dua ederler. A'râf ahalisin ise ellerindeki nur alınmaz. O zaman Yüce Allah: “Bunlar henüz girmeyen, fakat cenneti uman kimselerdir" buyurur. A'râf ahalisinin umduğu şey, cennete girmektir. Kul, bir iyilik yaptığı zaman ona on iyilik sevabı yazılır. Kötülük işlediği zaman ise sadece kötülük günahı yazılır. Biri (bir günahı) onlarını (on kat verilen sevaplarını) geçen kişi helak olmuştur. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Huzeyfe der ki: “A'râf ahalisi, amelleri olan ve Allah'ın kendilerini cehennemden kurtardığı kişilerdir. Bunlar, cennete en son girecek kişileridr. Bu kişiler, hem cennetlikleri, hem cehennemlikleri tanırlar." İbn Cerîr, Huzeyfe'nin şöyle dediğini bildirir: A'râf ahalisi, amelleri eşit olan, iyilikleri kendilerini cennete ulaştırmayan, kötülükleri de cehenneme sokmayacak kadar olmayan kimselerdir. Onlar, A'râf'da tutulurlar ve insanları, simaları ile tanırlar. Allah kullar arasında hükmettiğinde, onlara şefaat istemeleri için müsâade verir ve bunlar Hazret-i Âdem'e gelip: “Ey Âdem! sen babamızsın. Rabbin katında bizim için şefâatta bulun" derler. Hazret-i Âdem: “Allah'ın benim dışımda kendi eliyle yarattığı, ruhundan ona üflediği, kendisi hakkında, rahmetim gazabımı geçti dediği, meleklerin kendisine secde ettiği birini biliyor musunuz?" diye sorar. Onlar: “Hayır" cevabını verince, Hazret-i Âdem: “Size şefâatta bulunabilecek kadar amel işlemedim. Size şefâatta bulunmaya gücüm yetmez. Fakat oğlum İbrâhîm'e gidin" der. Hazret-i İbrâhîm'e (aleyhisselam) varıp Rableri katında kendileri için şefâatta bulunmasını isterler. Hazret-i İbrâhîm: “Allah'ın kendisine dost edindiği bir kimseyi bilir misiniz? Allah için kavminin kendisini ateşte yaktığı benden başka birini tanıyor musunuz?" diye sorunca, onlar: “Hayır" cevabını verirler. Hazret-i İbrâhîm (aleyhisselam): “Size şefâatta bulunabilecek kadar amel işlemedim. Sizin için şefâatta bulunmaya gücüm yetmez. Fakat oğlum Mûsa'ya gidin" der. Onlar da Hazret-i Mûsâ'ya (aleyhisselam) varınca, Hazret-i Mûsa: “Allah'ın kendisiyle konuştuğu ve sırdaş olarak kendine yaklaştırdığı benden başka birini biliyor musunuz?" diye sorar. Onlar: “Hayır" cevabını verince, Hazret-i Mûsa: “Size şefâatta bulunabilecek kadar amel işlemedim, sizin için şefâatta bulunmaya gücüm yetmez. Fakat İsâ'ya gidin" der. Hazret-i İsâ'ya (aleyhisselam) varıp ona: “Rabbin katında bizim için şefâatta bulun" dediklerinde, Hazret-i İsa (aleyhisselam): “Benden başka Allah'ın babasız olarak yarattığı birini biliyor musunuz?" diye sorar. Onlar: “Hayır" cevabını verince, Hazret-i İsa: “Anadan doğma körü, abraşı iyileştiren, Allah'ın izniyle ölüyü dirilten, benden başka birini tanıyor musunuz?" diye sorar. Onlar, yine: “Hayır" cevabını verince, Hazret-i İsa (aleyhisselam): “Ben, ancak kendime hüccet ve delilim. Size şefâatta bulunabilecek kadar amel işlemedim, size şefaat etmeye güç yetiremem. Fakat Muhammed'e gidiniz" der. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bana gelirler ve ben elimi göğsüme vurup: «İşte bunun ehli benim» deyip giderek Arş'in önünde dururum. Rabbime senada bulunurum ve işitenlerin, bir mislini işitmedikleri bir övgü bana açılır. Sonra secdeye kapanırım da bana: «Ey Muhammed! Başını kaldır ve dile, sana verilecek. Şefâatta bulun, şefaatin makbul olacak» denilir. Ben, başımı kaldırır've Rabbime senâ edip secdeye kapanırım. Yine bana: «Ey Muhammed! Başını kaldır ve dile, sana verilecek. Şefâatta bulun, şefaatin makbul olacak» denilir. Bunun üzerine ben: «Ey Rabbim! Ümmetim» derim. Yüce Allah: «Onlar senindir» buyurur. Gönderilmiş hiçbir peygamber, Mukarrab meleklerinden hiçbirisi kalmaz ki, bu konumumdan dolayı bana gıbta etmemiş olsun. O, Makâm-ı Mahmûd'dur. Onları cennete götürür ve açılmasını isterim. Bana ve onlara açılır, onlar, hayat nehri denilen bir nehre götürülürler. Bu nehrin iki kıyısında inciyle süslenmiş kamışlar vardır. Bu nehrin toprağı misk, çakılları yakuttur. Onda yıkanırlar ve cennet ehlinin rengi ve kokusu onlara döner. Böylece parlak yıldızlar gibi olurlar. Ancak göğüslerinde beyaz benler kalır ki, bunlarla tanınırlar ve onlara; cennet ehlinin yoksulları, denilir." Abdürrezzâk, Saîd b. Mansûr, Hennâd, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve Beyhakî, el-Ba's'ta, Huzeyfe'nin şöyle dediğini bildirir: “A'râf ahalisi, amelleri eşit olan, iyilikleri kendilerini cennete ulaştırmayan, kötülükleri de cehenneme sokacak kadar olmayan kimselerdir. Onlar, insanlar arasında hüküm verilinceye kadar Cennet ile Cehennem arasında bir sûrda durdurulurlar. Onlar bu durumdayken Rableri kendilerine tecelli eder ve: «Kalkın ve cennete girin. Sizi bağışladım» buyurur." İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve Beyhakî, el-Ba's'ta bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: “A'râf, Cennet ile Cehennem arasındaki sûrdur. Orada duracak olanlar, büyük günahları olup durumları Allah'a kalmış olanlardır. Bu kişiler A'râf'ta duracaklar ve cehennem ahalisini yüzlerinin siyahlığından, cennetlikleri de yüzlerinin beyazlığından tanıyacaklardır. Bunlar, cennet ahalisine bakınca cennete girmeyi umut edecekler, cehennemliklere bakınca da, ondan Allah'a sığınacaklar. Bunun üzerine Allah onları cennete sokacaktır. "Allah'ın, kendilerini hiçbir rahmete erd irmeyeceği ne dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı..." âyeti A'râf ehline işaret etmektedir. Onlara: “...Girin cennete; artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz..." denilecektir. Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve İbn Asâkir, Câbir b. Abdillah'tan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: “Kıyamet günü Mizan kurulup sevaplar ve günahlar tartılır. İyilikleri kötülüklerinden, bir bit sirkesi kadar ağır gelen kişi cennete girer. Kötülükleri de iyiliklerinden bir bit sirkesi kadar ağır gelen kişi de cehenneme girer." Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ey Allah'ın Resulü! Ya iyilik ve kötülükleri bir birine eşit olanın durumu ne olacak?" diye sorulunca, Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem): “İşte bunlar A'râf takilerdir. Cennete giremedikleri halde oraya girmeyi umanlardır" buyurdu. İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Ebû Zur'a b. Amr b. Cerîr'den bildirdiğine göre Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) A'râf ahalisi sorulunca, şöyle buyurdu: “Bunlar, kullar arasında haklarında en son hüküm verilecek olanlardır. Allah, kullar arasında hüküm vermeyi bitirince, onlara: «Sizler, iyilikleri kendilerini cehennemden çıkaran, ama cennete sokamayan kişilersiniz. Siz, benim azad ettiğim kişilersiniz. Cennetten dilediğiniz gibi faydalanın» buyuracak." Beyhakî'nin el-Ba's'ta, Huzeyfe'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü insanlar toplanır ve cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme gitmesi emredilir. Sonra A'râf ahalisine: «Ne bekliyorsunuz?» diye sorulur. Onlar: «Senin emrini bekliyoruz» deyince, onlara: «İyilikleriniz, sizi cehenneme girmekten kurtarmıştır. Günahlarınız ise sizinle cennetin arasına girmiştir. Mağfiretim ve rahmetimle cennete giriniz» denilir."' Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde der ki: “A'râf, cennet ile cehennem arasında bir duvardır. Bize bildirildiğine göre İbn Abbâs şöyle derdi: “A'râf'takiler, iyilikleri ve kötülükleri eşit olduğundan dolayı orada bekletilirler." Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: “A'râf'takiler, iyilikleri ve kötülükleri eşit oldukları için orada bekleyen bir topluluktur. Bu sebeple sûrda bekletilirler ve bu kişiler cennetlikleri görünce yüzlerinin beyazlığından onları tanırlar. Cehennemlikleri de yüzlerinin siyahlığından tanırlar." İbn Abbâs, bu kişilerin cennete girmesiyle ilgili olarak: “Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir" dedikten sonra: “Allah A'râf ahalisini burada beklettikten sonra cennete sokar" dedi. Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, Hennâd, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh, Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel'in şöyle dediğini bildirir: “A'râf'takiler, iyilikleri ve kötülükleri eşit oldukları için orada bekleyen bir topluluktur. Bu kişiler, Hayat Nehri denilen bir nehre götürülürler. Bu nehrin toprağı misk, çakılları yakuttur ve iki kıyısında inciyle süslenmiş kamışlar vardır. Onda yıkanırlar ve göğüslerinde beyaz bir ben kalır. Sonra bir daha yıkanırlar ve daha beyaz olurlar. Sonra kendilerine: «Dilediğinizi isteyin» derler ve onlar da dilediklerini dilerler. Kendilerine: «Diledikleriniz ve yetmiş katı size verilmiştir» denilir. İşte bunlar cennetin miskinleridir." Hennâd, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, Abdullah b. el-Hâris vasıtasıyla, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini nakleder: “A'râf, cennet ile cehennem arasında, perde vazifesi gören sûrdur. A'râf ahalisi de bu yerdedir. Allah onları affetmek istediği zaman, bu kişiler Hayat Irmağı denilen bir nehre götürülürler. Bu nehrin iki kıyısında inciyle süslenmiş kamışlar vardır. Bu nehrin toprağı misktir. Onda Allah'ın dilediği bir süre bembeyaz oluncaya kadar yıkanırlar. Sonra nehirden çıktıklarında, göğüslerinde beyaz bir ben kalır ve bu ben'den tanınırlar. Yüce Allah onlara: «İsteyin!» buyurunca, onlar her türlü isteklerini arzedecekler, Allah da onlara: «Size bütün istekleriniz yetmiş kat fazlasıyla verildi» diyecek, onlar da cennete gireceklerdir. Onlar göğüslerindeki beyaz ben'den tanınacaklar ve kendilerine «Cennetin miskinleri» denecektir." Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Menî, Müsned,'de, Hâris b. Ebî Usâme, Müsned'de, İbn Cerîr, İbnu'l-Enbârî, el-Azdâd'da, Harâitî, Mesâviu'l- Ahlâk'ta, Taberânî, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin el-Ba's'ta, Abdurrahman el-Müzenî'den bildirdiğine göre Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem), A'râf ahalisi sorulunca şöyle buyurdu: “Bu kişiler; babalarına asi olarak Allah yolunda cihada çıkıp şehid olan kimselerdir. Allah yolunda öldürülmeleri onları cehenneme girmekten kurtarmış, babalarına asi olmaları da cennete girmelerine mani olmuştur. " Taberânî ve İbn Merdûye zayıf isnâdla Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirir: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) A'râf ahalisi sorulunca şöyle buyurdu: “Bu kişiler; babalarına asi olarak Allah yolunda cihada çıkıp şehid olan kimselerdir. Şehid olmaları onları cehenneme girmekten kurtarmış, babalarına asi olmaları da cennete girmelerine mani olmuştur. Bu kişiler cennet ile cehennem arasındaki bir sûrda etleri ve yağları kuruyuncaya kadar dururlar. Allah, yarattıklarım hesaba çekmeyi bitirip, bu kişilerden başka kimse kalmayınca, onları rahmetine gark eder ve cennetine koyar. İbn Merdûye ve Beyhakî'nin el-Ba's'ta, Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) A'râf ahalisi sorulunca şöyle buyurdu: “Bu kişiler, babalarına asi olarak Allah yolunda cihada çıkıp şehid olan kimselerdir. Bu kişilerin babalarına asi olmaları cennete girmelerine mani olmuş, Allah yolunda öldürülmeleri de onları cehenneme girmekten kurtarmıştır." Hâris b. Ebî Usâme, Müsned'de, İbn Cerîr ve İbn Merdûye Abdullah b. Mâlik el-Hilâlî kanalıyla babasının şöyle dediğini bildirir: Bir kişi Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ey Allah'ın Resûlü! Ashabu'l-A'râf ne demektir?" diye sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Babalarından izin almadan Allah için cihada çıkanlardır. Bu kişiler şehit oldular, şehid olmaları cehenneme girmelerine mani oldu, babalarına asi olmaları ise cennete girmelerine engel oldu. Bunlar, cennete en son girecek olan kişilerdir" cevabını verdi. İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “A'râf ahalisi, anne babalarından izin almadan Allah yolunda cihada çıktıkları için, anne babalarının kendilerine kızgın oldukları kişilerdir. Bunların şehid olması cehenneme girmelerine, anne babalarına isyan etmeleri de cennete girmelerine engel olmuştur." Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye, Muhammed b. el-Münkedir vasıtasıyla, Muzeyne'den bir kişiden bildirir: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) A'râf ahalisi sorulunca: “Babalarından izin almadan cihada çıkıp şehid olan kişilerdir" buyurdu. Beyhakî, el-Ba's'ta, Enes b. Mâlik'ten bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Cinlerin müminlerinin sevabının lehlerine olduğu gibi cezaları aleyhlerinedir" buyurunca, biz, cinlerin sevabını sorduk. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu kişiler A'râf ta bekletilirler ve cennette Muhammed ümmetiyle beraber olamazlar" buyurdu. Biz: “A'râf nedir?" diye sorunca ise: “Cennetin duvarıdır. Orada nehirler akar, ağaçlar biter ve meyveler yetişir" buyurdu. Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbnu'l-Enbârî, el-Azdâd'da, Ebu'ş-Şeyh ve Beyhakî, el-Ba's'ta, Ebû Miclez'in şöyle dediğini bildirir: “A'râf, üzerinde meleklerin durduğu ve cennetliklerle cehennemlikleri yüzlerinden tanıdığı yüksek bir yerdir. A'râf ehli, cennetlikler cennete girmeden önce onlara: “Size selam olsun!"' diye seslenirler. Cennetlikler cennete henüz girmeden, oraya girmeyi umarlar." Ebû Miclez'e: “Yâ Ebû Miclez! Yüce Allah: «Erkekler» buyuruyor, sen ise melekler olduğunu söylüyorsun" denilince, Ebû Miclez: “Onlar dişi değil, erkektir" karşılığını verdi. İbn Ebî Şeybe, Hennâd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mücâhid: “A'râf ahalisi, fakih ve alim olan salih bir topluluktur" demiştir. İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, Katâde'den, Hasan(ı Basrî'nin) şöyle dediğini bildirir: “A'râf ahalisi kendini beğenmiş bîr topluluktur." Katâde, Müslim b. Yesâr'ın: “Bunlar, borçlu olarak ölen kişilerdir" dediğini bildirir. İbn Cerîr'in Mücâhid'den bildirdiğine göre, A'râftakiler, cehennemlikleri yüzlerinin siyahlığı ve gözlerinin maviliğinden, Cennetlikleri ise yüzlerinin beyazlıklarından tanıyacaklardır. Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Şa'bî'ye, A'râf ehli sorulunca şöyle cevap verdi: Bana bildirildiğine göre Yüce Allah, cennetlikleri cennete, cehennemlikleri de cehenneme koyduktan sonra, A'râf'takilerin yanına gelip: “Neden burada durdurulmuşsunuz?" diye sorar. Onlar: “Sen bizim Rabbimiz, bizi yaratansın ve bizi bizden daha iyi tanırsın" cevabını verince, Yüce Allah: “Dünyadan hangi hal üzere ayrıldınız?" diye sorar. Onlar: “Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ederek ayrıldık" karşılığını verince Yüce Allah: “Sizi, Benden başkasına bırakmam. Sevaplarınız sizi ateşten kurtardı, günahlarınız da cennete girmenize engel oldu" buyurur. İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'ın: “Sevapları ve günahları eşit olan, A'râf ehlinden olur" dediğini bildirir. İbn Cerîr, İbn Mes'ûd'un: “Sevapları ve günahları eşit olan, A'râf ehlinden olur" dediğini bildirir. Abd b. Humeyd, Ebu'ş-Şeyh ve Beyhakî, el-Ba's'ta, Mücâhid'in, A'râf ehli hakkında şöyle dediğini bildirir: “Bunlar, sevapları ve günahları eşit olan bir topluluktur. Bu kişiler cennet ve sehennem arasındaki bir sûrdadır. Bunlar, cennete girmeyi umarlar ve cennete gireceklerdir." Abdürrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), "Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir" âyetini açıklarken: “Allah, onların kalblerine bu ümidi sâdece kendileri için dilediği bir değerden dolayı koymuştur" demiştir. Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Ebû Ubeyde b. Muhammed b. Ammâr'a, "Bunlar henüz girmeyen, fakat cenneti uman kimselerdir" âyetinin mânâsı sorulunca: “Onlar cennete girmeden melekler kendilerine selam vermiştir. Melekler kendilerine selam verince, bu kişiler cennete girmeyi umut ediyorlardı" cevabını verdi. İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Süddî der ki: “A'râf ahalisi, insanları yüzlerinden tanırlar. Cennete götürülen bir grupla karşılaştıklarında: “Selam size olsun" derler. Cehenneme götürülen bir toplulukla karşılaştıklarında ise: “Allahım! Bizi zalimlerle beraber eyleme" derler. Ahmed, Zühd'de, Katâde'den, Ebû Huzeyfe'nin azatlısı Sâlim'in: “A'râf ahalisinin bulunduğu konumda olmayı isterdim" dediğini bildirir. |
﴾ 46 ﴿