128"Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir kî, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir" Abd b. Humeyd, Haris b. Ebî Usâme, Müsned'de, İbnu'l-Münzir, İbn Merdûye, Ebû Nuaym, Delâilu'n-Nübüvve'de ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: “Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mudar olsun, Rabîa olsun Yemânî olsun bütün Arap kabilelerinden biri sayılır." Abdurrezzâk, Musannef’te, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve Beyhakî, Sünen'de Câfer b. Muhammed'den bildirdiğine göre babası: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: “Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) cahiliye ahlaksızlıklarından hiçbir şey bulaşmamıştır. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “Ben zina ile değil nikah ile dünyaya geldim" buyurmuştur. İbn Sa'd'ın bildirdiğine göre İbn Abbâs: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki..." âyetini açıklarken: “Ey Arap topluluğu! Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem) hepiniz doğurdunuz, anlamındadır" demiştir. İbn Merdûye, Enes'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti: (.....) lafzıyla okudu. Ali b. Ebî Tâlib: “Yâ Resûlallah! Âyetteki "Enfesikum" ne anlama geliyor?" diye sorunca Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ben soy; neseb ve aile olarak en değerli kişilerden biriyim. Âdem'den bana kadar soyumda nikah dışı bir ilişki olmuş değildir. Hepsi de nikah iledir" karşılığını verdi. Hâkim, İbn Abbas'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti, "çok değerli ve asil olan bir soydan size bir Peygamber geldi" anlamında: (.....) lafzıyla okudu. İbn Sa'd ve İbn Asâkir'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Adem'den bana kadar olan soyumda nikah dışıyla bir doğum olmuş değildir. Hepsi de nikahlı olmuştur" buyurmuştur. Taberânî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ben Cahiliye âdetlerinde olduğu gibi zina sonucu değil, İslam'da olduğu gibi nikahla olan bir ilişkiden doğdum" buyurmuştur. İbn Sa'd ve İbn Asâkir'in Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Zina sonucu değil, nikahla olan bir evlilikten doğdum" buyurmuştur. İbn Sa'd ve İbn Ebî Şeybe, Musannef’te Muhammed b. Ali b. Hüseyn'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Zina sonucu değil, nikahla olan bir evlilikten doğdum. Adem'den bana kadar soyumda Cahiliye âdetlerinde olduğu gibi zina sonucu doğmuş tek bir kişi bile yoktur. Pak ve tertemiz bir şekilde doğdum. İbn Ebî Ömer el-Adenî, Müsned'de, Taberânî, M.el-Evsat'ta, Ebû Nuaym, Delâil'de ve İbn Asâkir'in Ali b. Ebî Tâlib'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Zina sonucu değil, nikahla olan bir evlilikten doğdum. Adem'den annem ile babamın beni doğurmasına kadar soyuma Cahiliye adetlerinde olduğu gibi zina asla bulaşmış değildir." Ebû Nuaym, Delâil'de İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Soylarından geldiğim atalarım asla zinayla bir araya gelmiş değillerdir. Bu şekilde Yüce Allah beni nesilden nesile doğduğum ana kadar temiz, pak ve değerli rahimlere taşıdı. İki sınıf karşı karşıya gelse mutlaka ben bunlardan daha hayırlı olanın içindeyimdir." İbn Sa'd'ın İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Arapların en hayırlı kabilesi, Mudar kabilesidir. Mudar kabilesinin en hayırlıları Abdumenâf oğullarıdır. Abdumenâf oğullarının en hayırlıları Hâşim oğullarıdır. Hâşim oğullarının en hayırlıları ise Abdulmuttalib oğullarıdır. Vallahi Adem'in yaratılmasından ben doğana kadar ne zaman iki sınıf olsa, ben bunlardan daha hayırlı olanın içinde bulundum." Beyhakî, Delâil'de ve İbn Asâkir, Enes'ten bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir hutbe verdi ve şöyle buyurdu: “Ben Muhammed b. Abdillah b. Abdilmuttalib b. Hâşim b. Abdimenâf b. Kusayy b. Küâb b. Mürre b. Ka'b b. Lüeyy b. Ğâlib b. Fihr b. Mâlik b. en-Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizâr'ım. Vallahi insanlar ne zaman iki fırkaya ayrılsa Yüce Allah beni bu iki fırkanın en hayırlısında kıldı. Cahiliye pisliklerinden de bana herhangi bir şey bulaşmadan anne ve babamdan doğdum. Evlilik dışı bir ilişkiden değil, Adem'den bu yana, annem babam beni doğuruncaya kadar nikah ile olan evliliklerden geldim. Ben fert olarak da soy olarak da hepinizden hayırlıyım." İbn Sa'd, Buhârî ve Beyhakî, Delâil'de Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ademoğullarının en hayırlı bir asrında gönderildim. Asırlar geçtikten sonra nihayet benim de içinde bulunduğum asır geldi. " İbn Sa'd, Müslim, Tirmizî ve Beyhakî'nin Delâil'de Vasile b. el-Eska'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah îbrâhim'in oğulları arasından İsmâil'i, İsmâil'in oğulları arasından Kinâne oğullarını, Kinâne oğullarından Kureyş'i, Kureyş'ten Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğullarından da beni seçti." Ahmed, Tirmizî, İbn Merdûye, Ebû Nuaym ve Beyhakî, Delâil'de Abbâs b. Abdilmuttalib'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah mahlukatı yarattığı zaman beni içlerinden en hayırlılarının içinde kıldı. Mahlukatını fırkalara ayırdığı zaman da beni en hayırlı fırkanın içinde kıldı. Fırkaları kabilelere ayırdığı zaman beni en hayırlı kabilenin içinde kıldı. Fertleri yarattığı zaman beni en hayırlı fertlerden biri kıldı. Aileleri yarattığı zaman da beni en hayırlı ailenin içinde kıldı. Ben aile olarak da fert olarak da hepinizden daha hayırlıyım." Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'de, Taberânî, İbn Merdûye, Ebû Nuaym ve Beyhakî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah mahlukatını yarattıktan sonra bunların içinden Adem oğullarını seçti. Ademoğulları içinden Arapları seçti. Arapların içinden Mudar kabilesini seçti. Mudar kabilesi içinden Kureyş'i seçti. Kureyşîilerin içinden Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğulları içinden de beni seçti. Ben, en hayırlıların içinden seçilmiş en hayırlı kişiyim. " İbn Sa'd'ın Muhammed b. Ali b. Hüseyn b. Ali b. Ebî Tâlib'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah yeryüzündeki insanları ikiye ayırdı ve beni en hayırlıları içinde kıldı. Sonra benim içinde bulunduğun kısmı üçe ayırdı. Beni de bu üçü içinden en hayırlı olanın içinde kıldı. Sonra içinde bulunduğum sınıftan Arapları seçti. Sonra Arapların içinden Kureyş'i seçti. Sonra Kureyşlilerden Hâşim oğullarını seçti. Sonra Hâşim oğullarından Abdulmuttalib oğullarını seçti. Abdulmuttalib oğulları içinden de beni seçti." İbn Sa'd ve Beyhakî'nin Muhammed b. Âli'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah insanlar içinden Arapları, Araplar içinden Kinâne'yi, Kinâne'den Kureyş'i, Kureyşlilerden Hâşim oğullarını, Hâşim oğulları içinden de beni seçti. " İbn Sa'd'ın Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah insanlar içinden Arapları, Araplar içinden Kinâne'yi, Kinâne'den Kureyş'i, Kureyşlilerden Hâşim oğullarını, Hâşim oğulları içinden de beni seçti. " İbn Asâkir'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Adem'in sulbünden çıktığımdan beri soyumda tek bir tane gayrı meşru ilişkisi olan kadın çıkmadı. Arapların en kıymetli kabilelerinden olan Hâşim ile Zühre oğullarından çıkana kadar da hayırlı bir topluluktan hayırlı olan diğer bir topluluğa aktanldım durdum. " İbn Ömer el-Adenî, İbn Abbâs'tan bildirir: Mahlukat yaratılmadan iki bin yıl önce Kureyş, Yüce Allah'ın katında bir nurdu. Bu nur Yüce Allah'ı tesbih ederken melekler de onunla birlikte Allah'ı tesbih ediyordu. Yüce Allah, Adem'i (aleyhisselam) yarattığı zaman bu nuru onun sulbüne koydu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu konuda şöyle buyurdu: “Yüce Allah beni yeryüzüne Adem'in sulbüne indirdi. Ondan sonra Nuh'un sulbüne, ondan sonra İbrahim'in sulbüne aktardı. Bu şekilde değerli sulblerden pak rahimlere aktara aktara sonunda anne ve babamdan oldum. Nesilden nesile aktarıldığım soyum içinde gayrı meşru ilişkide bulunan kimseler olmadı." Beyhakî, Haris b. Abdilmuttalib'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir topluluğun kendisine dil uzattığından haberdar olunca öfkelendi ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Yüce Allah mahlukatı yaratıp onları iki fırkaya ayırdı, beni de bu iki fırkanın en hayırlısının içinde kıldı. Sonra onları kabilelere ayırdı ve beni en hayırlı kabilenin içinde kıldı. Sonra kabileleri ailelere ayırdı, beni de en hayırlı ailenin içinde kıldı. Ben kabile olarak da aile olarak da sizden daha hayırlıyım. " Tirmizî, İbn Merdûye ve Beyhakî, Muttalib b. Ebî Vedâa'dan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bazı insanların onun hakkında söylediklerini işitince konuşmak üzere minbere çıktı. Allah'a hamdu senada bulunduktan sonra: “Ben kimim? diye sordu. Ashab: “Sen Allah'ın Resûlüsün!" karşılığını verdiklerinde de şöyle buyurdu: “Ben Muhammed b. Abdillah b. Abdimuttalib'im! Yüce Allah mahlukatını yarattığında beni onların en hayırlılarının içinde kıldı. Sonra onları ikiye ayırdı, beni de en hayırlılarının içinde kıldı. Sonra onları kabilelere ayırdı ve beni en hayırlı kabilenin içinde kıldı. Sonra kabileleri ailelere ayırdı, beni de en hayırlı ailenin içinde kıldı. Ben aile olarak da fert olarak da sizden daha hayırlıyım. " Tirmizî ve Nesâî, Muttalib b. Rabîa b. Hâris b. Abdilmuttalib'den aynısını zikreder. İbn Sa'd, Katâde'den bildirir: Bize bildirilene göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah bir peygamber göndermek istediği zaman yeryüzündeki en hayırlı kabileyi bulur ve içlerinden en hayırlı olanı peygamber olarak gönderir." Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru'l-Usûl'de Câfer b. Muhammed'den, onun da babasından naklen bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yanıma Cebrail gelip şöyle dedi: «Yüce Allah beni gönderdi de dünyanın doğu ile batısını, dağını düzünü dolaştım;- ancak Araplardan daha hayırlısını göremedim. Sonra yine Allah'ın emriyle Arapların içinde dolaştım. Mudar kabilesinden daha hayırlısını göremedim. Sonra yine emriyle Mudar kabilesi içinde dolaştım. Kinâne'den daha hayırlısını göremedim. Sonra yine emriyle Kinâne içinde dolaştım. Kureyş'den daha hayırlısını görmedim. Sonra yine emriyle Kureyş içinde dolaştım. Hâşim oğullarından daha hayırlısını göremedim. Sonra Hâşim oğullarından birini seçmemi emredince içlerinde senden daha hayırlısını göremedim.» " İbn Ebî Şeybe, İshâk b. Râhuye, İbn Menî', Müsned'de, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî, Delâil'de Yusuf b. Mihrân vasıtasıyla İbn Abbâs'tan, o da Ubey b. Ka'b'dan bildirir: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) nazil olan son âyet: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir" âyetidir. İbnu'd-Durays, Fedâilu'l-Kur'ân'da, İbn Cerîr, İbnu'l-Enbârî, Mesâhif de ve İbn Merdûye, Hasan vasıtasıyla bildirdiğine göre Ubey b. Ka'b şöyle demiştir: Yüce Allah katından son nazil olan âyetler: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir" âyetleridir. Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, Zevâidu'l-Müsned'de, İbnu'd-Durays, Fedâilu'l-Kur'ân' da, İbn Ebî Dâvud, Mesâhif de, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye, Beyhakî, Delâil'de, Hatîb, Talhîsu'l-Müteşâbih'de ve Diyâ, el- Muhtâre'de Ebu'l-Âliye vasıtasıyla Ubey b. Ka'b'dan bildirir: Ebû Bekr'in hilafeti döneminde Kur'ân'ı tek bir mushafta toplama işine girdik. Kur'ân'ı ben okuyup yazdırıyor, bazı adamlar da yazıyordu. "Bir sûre inince, «Sizi birisi görüyor mu?» diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Anlamaz bir güruh olmalarına karşılık Allah onların kalblerini imandan döndürmüştür" âyetine ulaştıkları zaman katipler bu âyetin Kur'ân'ın son âyeti olduğunu zannettiler. Bunun üzerine şöyle dedim: “Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana bu âyetten sonra iki âyet daha okuttu ki bunlar da: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkünr müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir"' âyetleridir." Kur'ân'dan son inen âyetler bunlardır. Bu şekilde, Kur'ân nasıl "Lâ ilâhe illallah" ile başladıysa öyle de son bulmuştur. "Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: «Benden başka ilah yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir» âyeti de bu anlamdadır." İbn Sa'd, Ahmed, Buhârî, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbn Ebî Dâvud, Mesâhif de, İbn Hibbân, İbnu'l-Münzir, Taberânî ve Beyhakî, Sünen'de Zeyd b. Sâbit'ten bildirir: Yemâme'de birçok kişinin şehit olması üzerine Ebû Bekr beni çağırttı. Gittiğimde yanında Ömer de vardı. Ebû Bekr şöyle söze girdi: “Ömer bana geldi ve: “Yemâme'de birçok hafız öldürüldü. Diğer savaşlarda da hafızların öldürülmesinden ve böylece Kur'ân'ın büyük bir bölümünün yok olmasından çekiniyorum. Emrederek Kurân'ı bir araya toplamanın uygun olacağı görüşündeyim" dedi. Ben kendisine: “Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yapmadığı bir şeyi ben nasıl yaparım?" dediğimde, Ömer: “Vallahi böyle yapman çok hayırlı olacak!" karşılığını verdi. Ömer bu konuda bana o kadar ısrar etti ki sonunda Yüce Allah benim de gönlümü bu işe yöneltti ve Ömer'in bu konuda düşündüğünü ben de düşünmeye başladım." Ebû Bekr bu şekilde konuşurken Ömer oturmuş sesini çıkarmıyordu. Sonra Ebû Bekr bana: “Sen akıllı bir gençsin. Senden hiçbir kötü şey görmedik. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) de vahiy katipliğini yapıyordun. Onun için araştırma yaparak Kur'ân'ı bir araya topla!" dedi. Vallahi Ebû Bekr, herhangi bir dağı bir yerden bir yere taşımamı isteseydi bu benim için Kur'ân'ı toplama işinden daha kolay gelirdi. Onlara: “Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yapmadığı bir şeyi siz nasıl yaparsınız?" diye sorduğumda, Ebû Bekr: “Vallahi hayırlı bir iş olacak!" karşılığını verdi. Ebû Bekr bu şekilde bana devamlı bir ısrar içinde olunca sonunda Yüce Allah benim de gönlümü bu işe yöneltti ve hemen araştırmaya, hurma dalları, deri parçalan ve taşlar üzerine yazılan metihlerle, hafızların ezberlerinde olan âyetleri bir araya toplamaya başladım. Tevbe Sûresi'nin son âyetleri olan, "Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir" âyetlerini Huzeyme b. Sâbit el-Ensârî'de buldum ki başka hiç kimsede bu iki âyet yoktu. Kur'ân'ın yazılı olduğu bu sahifeler hayatı boyunca Ebû Bekr'in yanında durdu. Vefat edince Ömer'in yanında kaldılar. Ömer de vefat edince kızı Hafsa'nın yanında kaldılar. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh, Ubeyd b. Umeyr'den bildirir: Kur'ân'ın toplanması konusunda Ömer iki adamın şehadeti olmadan bir âyeti kayda geçmezdi. Ensâr'dan bir adam: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir" âyetleriyle gelince, Ömer ona: “Bu iki âyet için senden kanıt, şehadet istemeyeceğim. Zira Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Öyle biriydi" dedi. İbn Ebî Dâvud, Mesâhifde Urve'den bildirir: Yapılan savaşlarda çok sayıda hafızın ölmesi üzerine Ebû Bekr Kur'ân'ın yok olup gitmesinden endişe etti. Bunun üzerine Ömer b. el-Hattâb ile Zeyd b. Sâbit'e: “Mescid'in kapısında oturun ve bildiği âyeti iki şahitle ispat eden kişilerin bu âyetlerini yazın" dedi. İbn İshâk, Ahmed b. Hanbel ve İbn Ebî Dâvud, Abbâd b. Abdillah b. Zübeyr'den bildirir: Hâris b. Huzeyme Tevbe Sûresi'nin sonunda bulunan: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir" âyetleriyle gelince, Ömer ona: “Yanında, bunların Kur'ân'dan olduğuna dair şahitlik edebilecek biri var mı?" dedi. Hâris: “Vallahi olup olmadığını bilmiyorum, ama şehadet ederim ki bu iki âyeti Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) duydum ve ondan ezberleyip aklımda tuttum" karşılığını verdi. Ömer: “Vallahi şehadet ederim ki ben de bunları Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) işittim. Şayet üç âyet olsalardı bunları ayrı bir sûre olarak yazardım. Kur'ân'dan uygun bir sûre bulun ve bu iki âyeti oraya yazın" deyince bu iki âyet Tevbe Sûresi'nin sonuna eklendi. İbn Ebî Dâvud, Mesâhifde Yahya b. Abdirrahman b. Hâtib'den bildirir: Ömer b. el-Hattâb, Kur'ân'ı toplamayı düşünmüştü. Bunun için insanlar arasında kalkıp: “Kim Resûlullah'ın ağzından (sallallahü aleyhi ve sellem) Kur'ân'dan bir şey işittiyse bize getirsin" dedi. Bu şekilde getirilen âyetleri de sahifeler, levhalar ve hurma dalları üzerine yazıyorlardı. İki şahidi olmadan da kimseden âyet kabul etmiyordu. Kur'ân'ı bu şekilde bir araya getirmeye çalışırken öldürülünce onun yerine halife olan Osmân b. Affân kalkıp: “Yanında Allah'ın Kitâb'ından bir şey bulunanlar bize getirsin" dedi. Osman da aynı şekilde iki şahit getirilmeden âyetlerden bir şeyi kabul etmiyordu. Huzeyme b. Sabit geldi ve: “İki âyeti bırakıp yazmadığınızı gördüm" dedi. Kur'ân'ı yazanlar: “Hangi âyetler?" diye sorunca, Hüzeyfe: Resûlullah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) "Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir" âyetlerini işittim ve dinledim" dedi. Osmân: “Ben de bunları Allah'ın âyetleri olduğuna şahadet ederim. Peki, bu iki âyeti nereye koymamızı uygun görürsün?" deyince, Hüzeyfe: “Kur'ân'dan son nazil olan âyetleri bu iki âyetle bitir" karşılığını yerdi. Bu şekilde bu iki âyet Tevbe Sûresi'nin sonuna yazıldı. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Katâde: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir" âyetini açıklarken şöyle demiştir: “Yüce Allah onu içlerinden gönderdiği içindir ki peygamberliği ve değer konusunda ona haset etmezler. Onlann sıkıntıya düşmesi de kendisine ağır gelir, üzer. Onlardan dalâlette olanların hidayete erdirilmesi konusunda çok duyarlıdır. Zira müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir." İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: “...Sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir" âyetini açıklarken: “Sizlerin sıkıntısı onun da sıkıntısıdır. Sizlere düşkünlüğünden dolayı da kafirlerinizin mümin olması için çabalar" demiştir. İbn Ebî Hâtim, İkrime'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cebrâil yanıma geldi ve: «Ey Muhammed! Rabbinin sana selamı var. Bu da dağlardan sorumlu melektir. Onu da sana gönderdi ve emirlerin dışında bir şey yapmamasını söyledi» dedi. Dağlardan sorumlu melek bana: «Yüce Allah senin emirlerin dışında bir şey yapmamamı söyledi. İstersen şu dağlan başlarına yıkayım. İstersen başlarına taş yağdırayım. İstersen de onlan yerin dibine geçireyim» deyince de: «Ey dağların meleği! Ben onlara zaman tanıyorum. Belki onlann nesillerinden "Lâ ilahe ilallah" diyenler çıkar» karşılığını verdim." İkrime der ki: Bunun üzerine dağların meleği: “Rabbinin seni andığı gibi gerçekten de sen çok şefkatli ve merhametlisin" dedi. İbn Merdûye, Ebû Sâlih el-Hanefî vasıtasıyla Abdullah'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Yüce Allah merhametlidir ve rahmetini de ancak merhametli olan kişiye verir" buyurdu. Biz: “Yâ Resûlallah! Hepimiz sahip olduklarımıza ve çocuklarımıza karşı merhametliyiz" dediğimizde ise şöyle buyurdu: “Kasdedilen bu değildir. Kasıt Yüce Allah'ın: «Andolsun, size kendi. içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir» âyetinde ifade ettiği gibidir." İbn Merdûye, Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye geldiği zaman Cüheyneliler yanına geldiler ve: “Gelip bizim aramıza yerleştin. Bize bir vesika yaz ki hem biz senden yana güvende olalım, hem de sen bizden yana güvende kal" dediler. Allah Resûlü: “Neden öyle bir şeyi istiyorsunuz?" diye sorunca, onlar: “Biz güvende olmayı istiyoruz" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir" âyetini indirdi. İbn Cerîr, Ebû Sâlih el-Hanefî'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Yüce Allah merhametlidir, merhametli olanı sever. Rahmetini de ancak merhametli olan kişiye verir" buyurdu. Biz: “Yâ Resûlallah! Hepimiz kendimize, mallarımıza ve eşlerimize karşı merhametliyiz" dediğimizde ise şöyle buyurdu: “Kasdedilen bu değildir. Siz Yüce Allah'ın: «Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir» âyetinde ifade ettiği gibi olun." |
﴾ 128 ﴿