38"Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız, biz de sizinle alay edeceğiz!" İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh, Hâkim ve İbn Merdûye, Hazret-i Âişe'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: “Hazret-i Nûh, kavmi arasında dokuz yüz elli yıl kalıp onları Allah'a davet etti.- Son zamanlarında bir ağaç ekti ve bu ağaç büyüyüp her tarafa kol saldı. Sonra onu kesip gemi yapmaya başladı. Kavmi yanından geçerken ne yaptığını sorduklarında Hazret-i Nûh: «Gemi yapıyorum» diyordu. Onlar da kendisiyle alay ediyor ve: «Karada gemi mi yapıyorsun? Bu nasıl gidecek?» diyorlardı. Hazret-i Nûh: «Nasıl gittiğini bileceksiniz» karşılığını veriyordu. Gemiyi bitirip tandırdan sular kaynamaya başlayarak yollardaki sular çoğalınca, çocuğunu çok seven bir kadın onun için endişelenip dağa çıkardı. Dağın üçte birine yetişip su oraya da gelince dağa tırmanmaya devam edip zirvesine çıktı. Su boynuna kadar gelince çocuğunu elleriyle havaya kaldırdı ve sonunda su hem kadını, hem oğlunu alıp götürdü. Yüce Allah eğer o topluluktan birine merhamet edecek olsaydı bu çocuğun annesine merhamet ederdi. " Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Hazret-i Nûh'un gemisinin kanatları, kanatların altında da kapılar vardı" buyurdu. İbn Merdûye, Semure b. Cündüb'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: “Sam, Arapların atası, Ham, Habeşîlerin atası Yâfis ise Rûmların atasıdır." (Semure der ki): Anlatıldığına göre geminin boyu üç yüz zira', eni elli zira', yüksekliği otuz zira' (arşın) idi ve kapısı yan tarafındaydı. İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: “Hazret-i Nûh'un gemisinin boyu üç yüz zira', yüksekliği ise otuz zira' idi" demiştir. İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Nûh'a gemiyi yapması emredilince: “Ey Rabbim! Kereste nerede?" diye sordu. Yüce Allah: “Ağaç dik" buyurunca, Hazret-i Nûh yirmi yıl Sâc denilen ağacın dikimiyle uğraşıp kavmini davet etmeyi bıraktı, kavmi de onunla alay etmeyi bıraktı. Ağaçlar yetişince, Yüce Allah, Hazret-i Nuh'a ağaçları kesmesini ve kurutmasını emretti. Hazret-i Nûh: “Ya Rabbi! Bu evi (gemiyi) nasıl yapacağım?" diye sorunca, Allah: “Onu üç şekle benzeterek yap. Başı horoz başı gibi olsun, teknesi kuşun göğüs kafesi gibi olsun, kuyruğu da horozun kuyruğuna benzesin. Bu gemiyi kat kat yap ve yan taraflarında kapıları olsun. Ondan sonra demir çivilerle bu kapıları kapat. Yüce Allah Cibril'i göndererek, ona gemiyi nasıl yapacağını öğretti. Kavmi kendisinin yanından geçerken alay edip: “Şu deliyi görüyor musunuz! Suda gideceği bir ev yapıyor. Su nerede?" diyorlar ve gülüşüyorlardı. "Kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı..." âyeti buna işaret etmektedir. Hazret-i Nûh, geminin boyunu altı yüz zira', yüksekliğini altmış zira', enini üç yüz otuz üç zira' yaptı ve kendisine gemiyi katranla sıvaması emredildi. O zaman yeryüzünde katran yoktu. Yüce Allah, gemiyi yaptığı yerde bir katran pınarı çıkardı ve Hazret-i Nûh gemiyi sıvamayı bitirinceye kadar bu pınardan katran fışkırdı. Cemi tamamlanınca yırtıcı hayvanları ve yerdeki diğer canlıları birinci kapıdan yükleyip kapıyı üzerlerine kapattı. Allah, aslan'a humma hastalığı verdi ve bu sebeple aslan diğer canlılara dokunamadı. Yabani hayvan ve kuşları ikinci kapıdan yükleyip kapıyı kapattı. Âdemoğullarından kırk erkek ve kırk kadını da üst kapıdan alarak, kapıyı da üzerlerine kapattı. Küçük çocukları da zayıflıkları dolayısıyla, hayvanların onları ezmemesi için güçsüzlükleri dolayısıyla kendisiyle beraber üst kapıdan aldı. Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Katâde der ki: “Bize bildirildiğine göre geminin boyu üç yüz zira', eni elli zira', yüksekliği otuz zira idi. Kapısı da yan tarafındaydı. Gemiye Receb ayının onuncu günü bindiler, yüz elli gün su üzerinde kaldılar ve gemi onları, Cûdî üzerinde durdurdu. Gemiden Muharrem ayının onuncu gününde çıktılar." İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki: “Hazret-i Nuh'un gemisinin boyu bin iki yüz zira', eni altı yüz zira' idi." İbn Cerîr, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir: Havariler, Hazret-i İsa'ya: “Gemide bulunan birisini bizim için diriltseydin de, bize ondan bahsetseydi" deyince, Hazret-i İsa onlarla beraber bir toprak yığınının yanına gitti ve bu topraktan bir avuç alıp: “Bunun ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Havariler: “Allah ve Resulü daha iyi bilir" cevabını verince, Hazret-i İsa: “Bu, Hazret-i Nûh'un oğlu Hâm'ın topuğudur" deyip asasıyla toprak yığınına vurdu ve: “Allah'ın izniyle kalk" dedi. Bir de gördüler ki; o, kalkmış başından toprağı silkeliyor ve ihtiyarlamış. Hazret-i İsa ona: “Bu şekilde mi helak oldun?" diye sorunca, o: “Hayır, genç iken öldüm. Fakat ben sandım ki o tufan kıyamettir. İşte bunun için ihtiyarladım" cevabını verdi. Hazret-i îsâ: “Bize Nuh'un gemisinden bahset" deyince, Hâm şöyle dedi: “Uzunluğu bin iki yüz zira' eni altı yüz zira' idi ve üç katlıydı. Bir katında hayvanlar ve vahşiler, bir katında insanlar, bir katında ise kuşlar vardı. Hayvanların pislikleri çoğalınca Yüce Allah Hazret-i Nûh'a: “Filin kuyruğunu sık" diye vahyetti. Hazret-i Nûh, domuzun kuyruğunu sıkınca ondan bir erkek, bir de dişi domuz düştü ve pisliğe yöneldiler. Geminin levhaları arasında fareler meydana gelip geminin omurgasını ve iplerini kemirmeye başladıklarında, Allah, Hazret-i Nuh'a aslanın iki gözü arasına vurmasını vahyetti. Nûh aslana vurunca, onun burun deliğinden bir erkek, bir de dişi kedi çıktı ve farelere yöneldiler." Hazret-i İsa: “Hazret-i Nûh, Bütün ülkenin battığını nasıl anladı?" diye sorunca, Hâm şöyle cevap verdi: “Kendisine bir haber getirmesi için kargayı gönderdi ve karga bir leş görünce üzerine indi. Bunun üzerine Hazret-i Nûh ona korkması için bedduada bulundu. İşte bu sebeple karga evcilleşmez. Hazret-i Nûh, sonra güvercini gönderdi ve bu güvercin gagasıyla bir zeytin yaprağı ayaklarıyla da çamur getirdi. Böylece Hazret-i Nûh ülkenin battığını anladı ve güvercini boynundaki yeşillikle ödüllendirerek ünsiyet ve emniyet içinde olması için ona dua etti. İşte bu sebepledir ki güvercin evlere alışır." Havariler: “Ey Rûhulah! Onu ailelerimize götürsek de bizimle beraber otursa ve bizimle konuşsa" deyince, Hazret-i İsa: “Rızkı olmayan kişi nasıl size tâbi olur" deyip Hâm'a: “Allah'ın izniyle geri dön" dedi ve Hâm tekrar toprak oldu." İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre geminin boyu dört yüz zira', yüksekliği ise otuz zira' idi. İbn Cerîr, Dahhâk'tan, Selmân el-Fârisî'nin şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Nûh, gemiyi dört yüz yılda yaptı. Gemi yapımında kullandığı sâc ağacını kırk yılda yetiştirdi. Geminin boyu dört yüz zira' idi. Zira', kolun parmak uçlarından omuza kadar olan kısmıdır." İbn Ebî Hâtim'in Zeyd b. Eslem'den bildirdiğine göre ağaçları dikip yetiştirdikten sonra kesti ve yüz yıl içinde gemiyi yaptı. İbn Ebî Hâtim, Ka'bu'l-Ahbâr'ın şöyle dediğini bildirir: Hazret-i Nûh'a gemiyi yapması emredilince: “Ey Rabbim! Ben marangoz değilim" karşılığını verdi. Allah: “Evet. Onu benim gözetimimde yapacaksın. Keseri al" buyurdu. Hazret-i Nûh keseri alıp gemi yapımına başlayınca, bir usta gibi keseri kullanmaya başladı. Kavmi yanından geçerken: “Peygamber olduğunu iddia eden bu kişi marangoz olmuş" diyordu. Hazret-i Nûh, gemiyi kırk yılda bitirdi. İbn Asâkir'in Saîd b. Mînâ'dan bildirdiğine göre Ka'b, Abdullah b. Amr b. el-Âs'a: “Bana yeryüzünden biten ilk ağacın adını söyler misin" dedi. Abdullah: “Hazret-i Nûh'un gemi yapımında kullandığı sâc ağacıdır" cevabını verince, Ka'b: “Doğru söyledin" dedi. |
﴾ 38 ﴿