40"Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: «(Canlı çeşitlerinin) her birinden birer çift ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!» Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti" İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre (.....) âyetinin mânâsı, suyun fışkırmasıdir. İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'ın, (.....) âyetini "Ailenin tandırından suyun çıkması, kavminin helaki olacaktır" şeklinde açıkladığını bildirir. İbn Cerîr, Hasan(ı Basrî'nin) şöyle dediğini bildirir: “Tandır taştan yapılmıştı. Bu tandır Havva'nındı ve Hazret-i Nûh zamanına kadar kalıp sonunda Hazret-i Nûh'un olmuştur. Hazret-i Nûh'a: “Suyun tandırdan fışkırdığını gördüğünde, sen ve arkadaşların gemiye bininiz" denildi. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: “Hazret-i Nûh'un kavmine bedduası ve kavminin helak olması arasında üç yüz yıl vardır. Suyun fışkırdığı tandır Hindistan'dadır. Hazret-i Nûh'un gemisi Kâbe'nin etrafında bir hafta dönmüştür." İbn Ebî Hâtim'in, İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre suyun fışkırdığı göz Cezîre'de Aynu'l-Verde denilen bir pınardır. İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Hazret-i Ali'den bildirdiğine göre tandır, Küfe mescidinin Kinde kapılarının bulunduğu taraftan kaynayıp coşmuştur. Ebu'ş-Şeyh'in Habbe el-Urenî'den bildirdiğine göre bir adam Hazret-i Ali'ye gelerek: “Bir binek satın alıp azığımı hazırladım ve namaz kılmak için Beytu'l- Makdis'e gitmek istiyorum" deyince, Hazret-i Ali: “Bineğini sat ve azığını ye. Namazını da bu mescitte kıl. Çünkü bu mescitte yetmiş peygamber namaz kılmıştır. Tufanın olduğu sular da buradan, yani Küfe mescidinden fışkırmıştır" karşılığını verdi. Ebu'ş-Şeyh, Serîb. İsmâil el-Hemedânî'den bildirir: “Hazret-i Nûh, gemiyi Küfe mescidinin ortasında yapmıştır. Sular da sağ tarafından fışkırıp coşmuştur. Bu Sahra, bu mescitten on iki mil sonra başlar. Bunda kılınan namaz, Mescidu'l- Haram ve Mescidi Nebevî dışındaki dört namazdan daha faziletlidir." Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtîm ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: “Tandır yerin üstüdür. Hazret-i Nûh'a: “Sen suyu yeryüzünde gördün mü beraberindekilerle birlikte gemiye bin" denilmiştir. Araplar yerin üstüne de "yeryüzünün tandırı" derler." Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in İkrime'den bildirdiğine göre (.....) kelimesinden kasıt, yerin üstüdür. Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Katâde'den bildirdiğine göre (.....) kelimesinden kasıt, yeryüzünün en yüksek yerleridir. Tandırdan suyun fışkırması, Hazret-i Nûh ile Rabbi arasında bir işaretti. Ebu'ş-Şeyh, Bestâm b. Müslim'in şöyle dediğini bildirir: Muâviye b. Kurra'ya: “Katâde, bu âyeti okuyunca (.....) sözünden kastedilenin, yeryüzünün en yüksek yerleri olduğunu söylüyor" dediğimde, Muâviye şöyle karşılık verdi: “Allah en iyisini bilir, ama ben bu konuda iki rivayet duydum. Bazıları tandırdan suyun fışkırdığını söylerken, bazıları da, ateşin fışkırdığını söylemiştir. Tandır da bütün dillerde aynı mânâda kullanılmaktadır." İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hazret-i Ali, (.....) âyetinin, "Fecir doğdu" mânâsında olduğunu söyleyip, Hazret-i Nûh'a: “Fecir doğduğu zaman sen ve arkadaşların gemiye bininiz" emri verildiğini söyledi. İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in, Hazret-i Ali'den bildirdiğine göre (.....) kelimesinden kasıt, sabahtır. Ebu'ş-Şeyh, Mücâhid'in, "(Canlı çeşitlerinin), her birinden birer çift ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle..." âyetini açıklarken: “Araplar, erkek ve dişiye çift derler" dediğini bildirir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Müslim b. Yesâr der ki: “Hazret-i Nûh'a canlı çeşitlerinin her birinden çifter çifter gemiye yüklemesi emredildi. Bu sırada yanında bir melek vardı. Hazret-i Nûh canlıları çifter çifter yükledi ve sadece üzüm kaldı. İblis gelip: “Bunun hepsi benimdir" deyince, Hazret-i Nûh, meleğe baktı. Melek: “Bu senin ortağındır. Ortağına iyi davran" deyince, Hazret-i Nûh: “Tamam. Üçte ikisi benim, üçte biri ise onundur" dedi. Melek, bir daha: “Bu senin ortağındır. Ortağına iyi davran" deyince, Hazret-i Nûh: “O zaman yarısı benim, diğer yarısı da onundur" dedi. İblis: “Hepsi benimdir" deyince, Hazret-i Nûh, meleğe baktı. Melek: “Bu senin ortağındır. Ortağına iyi davran" deyince, Hazret-i Nûh: “Tamam. Üçte biri benim, üçte ikisi ise onundur" dedi. Bunun üzerine melek: “İyi yaptın. Sen iyi davranan birisin. Sen bunu yaş üzüm, kuru üzüm olarak yiyeceksin, üç gün boyunca da suyunu içebileceksin" dedi. Müslim der ki: “Öncekiler, kişi üzüm suyunu üç gün içerisinde içerse, şeytanın ondan bir nasibi olmayacağı görüşündeydi." Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir, Muhammed b. Sîrîn'in şöyle dediğini bildirir: Hazret-i Nûh gemiye bindiği zaman, gemiye aldığı her şeyin adı kendisine yazıldı. Hazret-i Nûh: “Asma çubuğunu yazmışsınız, ama burada asma çubuğu yoktur" deyince, "Doğru söyledin. Onu şeytan aldı, onu getirecek birini göndereceğiz" denildi. Asma çubuğu getirildiğinde şeytan da geldi. Hazret-i Nûh'a: “Bu senin ortağındır. Ortağına iyi davran" denildi. İbn Şîrîn bunu söyledikten sonra yukandakine benzer bir rivayette bulunup: “Onun suyunu içersin. Onu pişirirsin ve pisliği olan üçte ikisi gider. Bu da şeytanın ondaki payıdır. Sana da üçte biri kalır ve onu içersin" lafzını ekledi. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime der ki: “Hazret-i Nûh, aslanı gemiye yüklediği zaman: “Ey Rabbim! Bu, benden yiyecek isteyecek. Ben buna nereden yemek bulacağım?" dedi. Yüce Allah: “Ben onu yemekten alıkoyacağım" buyurup aslana humma hastalığını musallat etti. Hazret-i Nûh aslana bir koç götürüp: “Al ye!" deyince, Aslan: “Ah! (yiyemem)" diyordu. İbnu'l-Münzir, Ebu'ş-Şeyh, Beyhakî Şuabül-İman, İbn Asâkir Tarih'te ve İbnu'n-Neccâr Tarih'te, Mücâhid'in şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Nûh gemideyken aslanın yanından geçerken ona ayağıyla vurunca, aslan kendisini tırmaladı. Hazret-i Nûh o gece uyumayıp Yüce Allah'a şikâyette bulununca Yüce Allah: “Ona zulmettin. Ben zulmü sevmem" diye vahyetti. İbn Adiy ve İbn Asâkir, başka bir kanalla Mücâhid'den, İbn Abbâs'tan merfû olarak şöyle bildirir: “Hazret-i Nûh, hasta olan bir aslanın yanından geçerken ona ayağıyla vurunca aslan başını kaldırıp baldırını tırmaladı. Hazret-i Nûh, o gece ağrısından uyuyamayvp: «Ya Rabbi! Köpeğin beni yaraladı» deyince, Yüce Allah, kendisine, zulme razı olmayacağını vahyedip: «Önce sen başlattın» buyurdu." İbn Adiy der ki: “Bu hadis, bu isnâdla batıldır. Ravilerden Câfer b. Ahmed el-Ğâfikî uydurma hadis rivayet eden biridir." İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Zeyd b. Sâbit'in şöyle dediğini ibldirir: “Keçi, gemiye girmemekte direnince, Hazret-i Nûh onu kuyruğundan tutarak itti. Bundan sonra keçinin kuyruğu kırıldı ve dik durmaya başladı ve avret yeri açığa çıktı. Koyun gemiye girerken Hazret-i Nûh onun kuyruğunu sıvazlayınca, koyunun avret mahalli örtüldü." Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Cafer b. Muhammed der ki: “Hazret-i Nûh'a gemiye her canlıdan birer çift yüklemesi emredilince, hurmadan, acve ve levn denilen cinslerinden aldı." Ahmed Zühd'de ve Ebu'ş-Şeyh, Vehb b. Münebbih'in şöyle dediğini bildirir: Hazret-i Nûh'a gemiye her canlıdan birer çift yüklemesi emredilince, aslanı ve sığırları, oğlakları ve kurdu, güvercinleri ve kediyi nasıl yapacağım?" diye sordu. Yüce Allah: “Bunların arasına düşmanlığı sokan kimdir?" diye sorunca, Hazret-i Nûh: “Sensin ey Rabbim!" cevabını verdi. Bunun üzerine Yüce Allah: “Birbirlerine zarar vermemeleri için onların aralarına sevgi koyacağım" buyurdu. İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Hâlid der ki: “Hazret-i Nûh kendisine emredilen şeyleri gemiye yüklediği zaman akrep sekerek geldi ve: “Ey Allah'ın peygamberi! Beni de gemiye al" dedi Hazret-i Nûh: “Hayır. Sen insanları sokup onlara eziyet edersin" karşılığını verince, akrep: “Hayır yapmam. Beni de gemiye alırsan. Bu gece seni anan kimseyi sokmayacağıma söz veriyorum" dedi. İbn Asâkir, Ebû Umâme'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: “Akşamladığı zaman: “«Allah, Nûh'a selamet versin ve Nûh'a selam olsun» diyen kişiyi o gece akrep sokmaz." İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Atâ ve Dahhâk'ın şöyle dediğini bildirir: İblîs gelip gemiye binmek istediğinde Hazret-i Nûh kendisini itince: “Ey Nûh! Bana Allah tarafından kıyamete kadar mühlet verilmiştir. Sen bana güç yetiremezsin" dedi. Hazret-i Nuh onun bu hususta doğru söylediğini anlayınca, ona geminin bir ucunda oturmasını söyledi. Hazret-i Âdem, çocuklarına cesedini Hazret-i Nûh'un gemisine yüklemelerini emretmişti. Bu vasiyeti çocukları birbirine nakletti ve sonunda Hazret-i Nûh onun cesedini gemiye aldı ve onu kadınlarla erkeklerin arasına koydu. İbn Ebi'd-Dünyâ Mekâyidu'ş-Şeytân' da ve İbn Asâkir, Ebu'l-Âliye'nin şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Nûh'un gemisi karaya oturduğu zaman İblisin geminin arka tarafında oturduğunu gördü ve: “Vay sana! Yeryüzü ahalisi senin yüzünden boğuldu ve sen onları helake sürükledin" dedi. İblis: “Ne yapmalıyım?" diye sorunca, Hazret-i Nûh: “Tövbe et" cevabını verdi. İblis: “Rabbine, benim için tövbenin olup olmadığını sor?" deyince, Hazret-i Nûh Rabbine niyazda bulundu. Yüce Allah, onun tövbesinin ancak Hazret-i Âdem'in kabrine secde etmesiyle mümkün olabileceğini vahyetti. Bunun üzerine Hazret-i Nûh: “Senin tövben bir şartla kabul edilir" deyince, İblis: “Nasıl" diye sordu. Hazret-i Nûh: “Âdem'in kabrine secde edersen" karşılığını verince, İblis: “O diriyken bunu yapmadım, ölü haline mi secde edeceğim!" dedi. Nesâî, Enes b. Mâlik'in şöyle dediğini bildirir: “İblis, asma çubuğuyla ilgili olarak Hazret-i Nûh ile tartışıp ikisi de: “Asma çubuğu benimdir" deyince sonunda Hazret-i Nûh'a üçte biri, İblis'e de üçte ikisi olmak üzere anlaştılar." İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Hazret-i Ali'den merfu olarak şöyle bildirir: “Hazret-i Nûh gemiye bütün ağaç cinslerinden yükledi." İshâk b. Bişr'in ilim ehlinden bir kişiden bildirdiğine göre Hazret-i Nûh, hüdhüd kuşundan bir çifti gemiye yükledi. Dişi hüdüd kuşu yer görünmeden önce öldü. Erkek hüdhüd ona bir yer bulsun diye dünyayı dolaştırdı ama ne çamur, ne de toprak bulamadı. Rabbi rahmetiyle onu esirgedi ve kafasının arka tarafında ona bir kabir kazıdı ve onu oraya gömdü. İşte hüdhüdün kafasının arka tarafında çıkıntı şeklindeki tüyler o kabrin yeridir. İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Cuveybir ve Mukâtil vasıtasıyla, Dahhâk'tan bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Yüce Allah, gemide Hazret-i Nûh'a iki boncuk verdi. Bunlardan birisi gündüzün aydınlığı gibi beyaz, diğeri ise gecenin karanlığı gibi siyahtı. Akşam olduğunda siyah boncuğun siyahlığı, beyazınkini bastırırdı. Sabah olduğunda ise beyaz boncuğun aydınlığı, diğerinin siyahlığını bastırırdı ve bu da gece ile gündüzün saatleri miktarına göre oluyordu. İlk olarak o zaman on iki saat tayin edilmiştir. O bu boncuklar vasıtasıyla namaz vakitlerini tesbit edebilmek için gündüzü on iki geceyi de on iki saat olarak tayin eden Hazret-i Nûh'tur. Gemi Mekke'den hareket edip Yemen'e, oradan Habeşistan'a, oradan dönüp Cidde'ye sonra Rûm diyarına, sonra Rûm diyarını geçip geri dönerek mukaddes toprakların dağlarına geldi. Yüce Allah, Hazret-i Nûh'a, geminin bir dağın tepesinde duracağını vahyedince dağlar bunu öğrendi ve her dağ kendisinin üzerinde durur düşüncesiyle göğe doğru uzandı. Cûdi dağı ise Allah'a karşı olan tevazusundan dolayı eğildi ve gemi bütün dağları geçerek Cûdi dağının üzerine gelip durdu. Dağlar bu konuda Allah'a şikâyette bulunup: “Ey Rabbimiz! Bizler, Nûh'un gemisi üzerimizde dursun diye semaya doğru yükselirken Cûdi dağı eğilmesine rağmen Nûh'un gemisi onun üzerinde durdu" deyince, Yüce Allah: “Ben böyleyim. Bana tevazu göstereni yüceltirim. Bana karşı büyükleneni ise alçaltırım" buyurdu. Cûdi dağının cennet dağlarından olduğu söylenir. Gemi, dağda Aşura günü oturmuş ve Yüce Allah, Habeşî diliyle: “Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut! denildi..." Bunun üzerine yer suyunu yuttu, göğün de suyu çekilip, geldiği yere döner umuduyla semanın derinliklerine çekildi. Bunun üzerine Yüce Allah göğe çekilen suya: “Geri dön. Çünkü sen pissin ve gazab olarak gönderilmişsin" deyince, su geri dönerek, tuzlu ve pis kokulu oldu. İnsanlar bu sudan dolayı rahatsız olunca, Yüce Allah rüzgârı gönderdi ve onu denizlerin olduğu yerde topladı. Denizlerde toplanan bu su tuzlu ve kullanılamayacak bir hal aldı. Hazret-i Nûh Güneş'in doğduğunu ve semadan kendisine bir elin uzandığını gördü. Bu Yüce Allah ile arasında, boğulmaktan kurtulduğuna dair bir işaretti. Bu el gökkuşağıdır. İnsanların ona Kavs Kuzeh demesi yasaklandı. Çünkü Kuzeh şeytandır. Halbuki o, Allah'ın yayıdır. Söylendiğine göre bu gökkuşağında daha önce (yayda bulunan ip gibi) bir ip ve ok vardı. Allah bu gökkuşağını yeryüzü halkı için boğulmaktan kurtulmanın işareti yapınca bu ipi ve oku çekip aldı. Gökkuşağı çıktığı zaman Hazret-i Nûh: “Ey Rabbim! Ailemi de benimle beraber kurtaracağını vaad etmiştin ama oğlumu suda boğdun. "Oğlum benim ailemdendi. Doğrusu Senin vâdin haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin" deyince, yüce Allah: “Ey Nuh! O senin ailenden sayılmaz; çünkü kötü bir iş işlemiştir; öyleyse bilmediğin şeyi Benden isteme. İşte sana öğüt, bilgisizlerden olma" buyurdu. Bu âyetle yüce Allah, Hazret-i Nûh'un oğlunun, kendisinin dininden olmadığını ve amellerinin kötü olduğunu bildirdi ve: “Bizden bir selamet ve bereketle gemiden in..." buyurdu. Hazret-i Nûh, kendisine yeryüzüyle ilgili haber getirmek için birini göndermek isteyince, ehli olan bîr kuş: “Ben haber getiririm" dedi. Hazret-i Nûh kuşun kanadına bir mühür vurup: “Sen benim mührümle mühürlendin. Hiçbir zaman uçamama ve zürriyetim senden faydalansın" deyip, kargayı yolladı. Karga karaya çıkınca bir leş gördü ve ondan yemeye başlayıp gecikince, Hazret-i Nûh, kargaya lanet etti. Bu sebeple karga, Harem bölgesinde olsa bile öldürülür. Hazret-i Nûh güvercini gönderince, güvercin gitti ve yeryüzünde konacak bir yer bulamayıp Sebe diyarındaki bir ağaca kondu. Ağaçtan bir zeytin yaprağı koparıp Hazret-i Nûh'a getirdi. Bunun üzerine Hazret-i Nûh güvercinin yere konamadığını anladı ve günler sonra onu tekrar yolladı. Güvercin gidip Harem'deki bir vadiye kondu ve suyun çekildiğini gördü. Su ilk olarak Kabe'nin bulunduğu yerden çekildi. Oranın çamurları kırmızı renkli idi, o bakımdan güvercinin iki ayağı da bu çamur ile renklendi ve Hazret-i Nûh'a gelerek: “Müjdeler olsun. Yeryüzüne konaklayabiliriz" dedi. Hazret-i Nûh eliyle güvercinin boynunu sıvazlayıp ona bir gerdanlık taktı ve ayağındaki kırmızılığı kendisine hediye etti, ona dua edip Harem'de ikamet ettirerek onu mübarek saydı. Bundan sonra artık insanlar güvercinleri sevmeye başladı. Sonra Hazret-i Nûh gemiden çıkıp bugün Musul taraflarında "Karyetu's-Semaîn" (seksen kişinin kasabası) diye bilinen bir kasaba inşa ettiler.. Hazret-i Nûh'un kavmine veba isabet edince, Hazret-i Nûh, Sâm, Hâm, Yâsef ve kadınları dışında herkes öldü. Dünyadaki insanlar kalan bu kişilerden türeyip çoğaldı. Yüce Allah'ın, "Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık" âyeti buna işaret etmektedir. İbn Asâkir'in Hâlid ez-Zeyyât'tan bildirdiğine göre Hazret-i Nûh Receb ayının ilk günü gemiye bindi ve yanındaki insanlara ve cinlere: “Bu gün oruç tutunuz. Cehennem, bu gün oruç tutandan bir yılık mesafe uzaklaştırılır. Yedi gün oruç tutana ise cehennemin yedi kapısı da kapatılır. Sekiz gün oruç tutana da cennetin sekiz kapısı açılır. On gün oruç tutana yüce Allah: “İste, istediğin verilsin" buyurur. On beş gün oruç tutana ise Yüce Allah: “Amel yapmaya devam et. Geçmiş günahlarını bağışladım" buyurur. Daha fazla yapana da yüce Allah ihsanını arttırır. Hazret-i Nûh gemide, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce aylarını ve Muharrem ayının ilk on gününü oruçlu geçirdi. Gemi, Aşura günü karaya oturdu ve Hazret-i Nûh yanındakilere: “Bu günü oruçlu geçiriniz" dedi. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde der ki: “Hazret-i Nûh gemiye Receb ayının onuncu günü bindi, Muharrem ayının onunda karaya çıktı. Karaya çıktıklarında hem kendisi, hem ailesi o günü oruçlu geçirdiler." Ebu'ş-Şeyh, Mücâhid'in şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Nûh, gemiye her şeyden yüklediği zaman aslanı da gemiye almıştı. Aslan gemidekilere zarar verince kendisine humma hastalığı verildi." İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh, Ebû Ubeyde'nin şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Nûh'a gemiye her şeyden birer çift alması emredilince, aslan humma hastalığına yakalanmadan onu gemiye yükleyemedi. Aslan humma hastalığına yakalanınca Hazret-i Nûh onu gemiye yükledi." İbn Ebî Hâtim, Zeyd b. Eşlem vasıtasıyla, babasından Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: “Hazret-i Nûh, gemiye her canlıdan birer çift yükleyince arkadaşları: «Aslan bizimleyken nasıl rahat olacağız» dediler. Bunun üzerine Allah, aslana humma hastalığı verdi. Bu, yeryüzündeki ilk humma vakasıdır. Sonra fareden şikayetçi oldular ve: «Bu hayvan, yemeğimize ve eşyalarımıza zarar veriyor» dediler. Yüce Allah aslana emretti ve aslan aksırdı. Bu aksırmayla aslandan kedi çıktı ve fare kediden saklandı." Hakîm et-Tirmizî Nevâdirul-Usûl'da, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: “Hazret-i Nûh gemiye çıkınca fareler geminin halatlarını kemirmeye başladılar. Hazret-i Nûh bu durumu Yüce Allah'a şikayet edince, Allah kendisine emretti, Hazret-i Nûh aslanın alnını sıvazladı ve aslandan iki kedi çıktı. Hazret-i Nûh, gemideki dışkılardan dolayı Yüce Allah'a şikâyette bulundu. Allah kendisine filin kuyruğunu sıvazlamasını emretti. Hazret-i Nûh filin kuyruğunu sıvazlayınca ondan iki domuz çıktı ve gemideki dışkıları yediler." Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: “Gemidekiler farelerden rahatsız olunca aslan aksırdı ve burnundan, biri erkek diğeri dişi iki kedi çıkarak Allah'ın kalmasını diledikleri dışındaki bütün fareleri yediler. Gemidekiler gemide bulunanların dışkılarından rahatsız olunca fil aksırdı ve onun da burnundan biri erkek, diğeri dişi iki domuz çıkıp gemidekilerin dışkılarını yediler. Hazret-i Nûh, eşeği gemiye yükleyeceği zaman onu kulaklarından, İblis te kuyruğundan yakaladı, Hazret-i Nûh eşeği kulaklarından çekerken İblis kuyruğundan çekiyordu. Hazret-i Nûh eşeğe: “Gir ey şeytan!" deyince eşek girdi ve İblis te onunla gemiye girdi. Gemi hareket edince, İblis, geminin arka tarafında oturup şarkı söylemeye başladı. Hazret-i Nûh: “Yazıklar olsun sana! Sana kim izin verdi?" deyince, İblis: “Sen" karşılığını verdi. Hazret-i Nûh: “Ne zaman?" diye sorunca ise İblis: “Sen eşeğe: «Gir ey şeytan» demiştin. Ben de böylece senin izninle girdim" cevabını verdi." İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir: Hazret-i Nûh, ilk olarak gemiye karıncayı aldı, son yüklediği ise eşekti. Eşeğin ön ayakları gemiye basınca İblis kuyruğundan tuttu ve eşek ayaklarını kımıldatamaz oldu. Hazret-i Nûh ta: “Vay sana! Gir ey şeytan!" demeye başladı, ama eşek bir türlü gemiye girmedi. Sonunda Hazret-i Nûh: “Girsene, beraberinde şeytan dahi olsa gir" deyince, şeytan eşeği bıraktı ve eşek gemiye girince şeytan da onunla girdi. Hazret-i Nûh: “Ey Allah'ın düşmanı! Seni kim gemiye sokan ne oldu?" diye sorunca, İblis: “Sen: «Beraberinde şeytan dahi olsa gir» demedin mi?" karşılığını verdi. Hazret-i Nûh: “Yanımdan çık!" deyince, İblis: “Senin beni gemide, seninle beraber taşımaktan başka yolun yok" karşılığını verdi. İşte bu iddiaya göre İblis de gemide bulunuyor idi. İbn Asâkir'în bildirdiğine göre Mücâhid der ki: “Hazret-i Nûh, dokuz yüz elli yıl kavmini Allah'a davet etti. Önce gizlice davet etti, sonra açıktan davet etti en sonunda yüksek sesle onları davet etti. Kavmi kendisini baygın düşünceye kadar boğuyor, Hazret-i Nûh ise kendine gelince: “Allahım! Kavmimi bağışla, onlar bilmiyorlar" diyordu. Kişi babasına: “Babacığım! Bu ihtiyar neden her gün bıkmadan bağırıyor?" diye soruyor, baba da: “Babamın, dedemden bildirdiğine göre bu kişi (Hazret-i Nûh) o zamandan bu yana bu şekilde bağırmaktadır. Hazret-i Nûh, kavmine beddua edince, Allah kendisine gemiyi yapmasını emretti. Hazret-i Nûh gemiyi üç yılda bitirdi. Kavmi yanından her geçişinde onunla alay ediyor ve gemiyi yapmadaki maharetine hayret ediyorlardı. Hazret-i Nûh, gemiyi bitirince Yüce Allah kendisine işaret olarak, tandırdan suyun fışkırmasını verdi ve: “Tandırdan suyun fışkınp coştuğunu gördüğünde her canlıdan çifter çifter gemiye yükle" buyurdu. Bize bildirildiğine göre tandır, Küfe mescidinin bir köşesindeydi. Hazret-i Nûh, tandırdan su fışkırınca, Allah'ın kendisine emrettiği .gibi yaptı ve: “Ya Rabbi! Fil ve aslanla nasıl baş edeceğim" dedi. Yüce Allah: “Onlara humma hastalığı vereceğim ve bu hastalık ağırdır" buyurdu. Hazret-i Nûh, ailesini, oğullarını, kızlarını ve gelinlerini gemiye bindirince oğluna da gemiye binmesini söyledi; ama oğlu gemiye binmeyi kabul etmedi. Hazret-i Nûh gemiye yükleyeceği her şeyi yüklemeyi bitirince geminin üstünü örttü. Eğer böyle yapmasaydı, gökten inen yağmurun şiddeti sebebiyle gemideki herkes helak olurdu. Yüce Allah: “Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık" buyurmaktadır. Her yağmur damlası su kurbasından inen su kadardı. O gün yeryüzünde olanlardan herkes öldü. Sadece gemide olanlar hayatta kaldı. Sel sularından Harem'e hiç girmedi." İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Abdullah b. Ziyâd b. Sem'ân'dan, o da ismini verdiği bir kişiden şöyle bildirir: “Yüce Allah, Tufan'dan kırk yıl önce Hazret-i Nûh'un kavminin erkeklerini ve kadınlarını kısırlaştırdı. Hazret-i Nûh'un onlara beddua etmesinden sonra Tufan'a kadar kırk yıl boyunca çocukları olmadı. Böylece küçükler büyüyüp ergenlik çağına yetişti ve amellerinden mesul duruma geldiler. Sonra yüce Allah onlara semadan tufanı gönderdi." İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Dahhâk der ki: “Bazıları, Yüce Allah'ın, bazı çocukları babalarıyla beraber suda boğduğunu iddia etmektedir. Bu gerçek değildir. Çocuklar, günahsız olarak boğulan kuşlar ve diğer mahlukatla aynı konumdadır. Bunların eceli geldi ve öldüler. Erkek ve kadınlardan ergenlik çağına erişenlere, tufan bir ceza olarak gönderilmiştir." İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Asâkir, Mücâhid vasıtasıyla Ubeyd b. Umeyr'in şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Nûh'un kavmine tufan isabet ettiği zaman, sular her dağı on beş zira' aşacak kadar yükseldi. Sele kapılanlar arasında bir kadın da vardı. Sel gelince bu kadın oğlunu bağrına bastı. Su göğsüne kadar yükselince, çocuğu omuzlarına aldı. Sel suları kadının omuzlarına yetişince onu elleriyle yükseğe kaldırdı. Yüce Allah: “Eğer yeryüzü halkından birine merhamet edecek olsaydım bu kadına merhamet ederdim. Ama bu konudaki hükmümü vermişim" buyurdu. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atâ der ki: “Bana bildirildiğine göre Hazret-i Nûh, cariyesine: “Tandırdan su fışkırdığı zaman bana haber ver" dedi. Cariye ekmek pişirmeyi bitirdiğinde tandırdan su fışkırmaya başlayınca gidip Hazret-i Nûh'a haber verdi. Bunun üzerine Hazret-i Nûh ve beraberindekiler geminin en üst kısmına bindiler ve yüce Allah, semanın kapılarını devamlı akan bir suyla açıp yeryüzünde pınarlar fışkırttı." İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Abdullah b. Ömer el-Umerî'den, o Nâfi'den, o da İbn Ömer'in şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Nûh'un gemisinin etrafında sular fışkırınca, o ümmetten bir adam firavunlarından birine giderek: “Bu deli olduğunu iddia ettiğiniz kişi size vaad ettiği şeyi getirdi. Bunun üzerine firavun muhafızları ve adamlarından bir grupla gelip Hazret-i Nûh'un yakınında durdu ve: “Ne diyorsun?" diye sordu. Hazret-i Nûh: “Size vaad edilen şey geldi" cevabını verince, Firavun: “Bunun alameti nedir?" diye sordu. Hazret-i Nûh: “Beygirinin başını okşa" deyince firavun, beygirinin başını okşadı ve beygirin ayaklarının altından sular fışkırmaya başladı. Bunun üzerine firavun sudan kaçarak dağa doğru koşmaya başladı." İbn İshâk ve İbn Asâkir, Câfer b. Muhammed'in şöyle dediğini bildirir: Sular, Hazret-i Nuh'un evinde, kızının ekmek pişirdiği tandırdan fışkırmıştır. Hazret-i Nûh'un tufanı beklediği sırada kızı gelip: “Babacığım! Sular tandırdan fışkırmaya başladı" dedi. Bir marangoz dışında bütün marangozlar Hazret-i Nûh'a iman etmişti. Sadece bu marangoz: “Bana ücretimi ver" demiş, Hazret-i Nûh: “Gemiye binmen karşılığı ücretini veririm" karşılığını vermişti. Marangoz: “Vudd, Suvâ, Yağûs, Ya'ûk ve Nesr beni kurtarırlar demişti. Yüce Allah, Hazret-i Nûh'a: “Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir" diye vahyeti. Aleyhine hüküm verilenler, hanımı Vâlika ve oğlu Kenan'dı. Hazret-i Nûh: “Ya Rabbi! Bütün bunları gemiye yükledim, ama yabani hayvanları aslanları ve kuşları nasıl yükleyeceğim?" deyince, Yüce Allah: “Ben onları sana toplayacağım" buyurup Cibril'i gönderdi ve Cibril bu hayvanları toplayıp sağ eliyle erkek, sol eliyle dişi hayvanları tutarak gemiye bindirdi. Hazret-i Nûh, Allah'ın kendisine emrettiği sayıda canlıyı gemiye bindirip bir yerde toplayınca, geminin dışında kalan vahşi ve yırtıcı hayvanlar azabın geleceğini görüp Hazret-i Nûh'un ayaklarını yalamaya başladılar ve: “Bizi de gemiye al" dediler. Hazret-i Nûh: “Bana, her canlıdan birer çift almam emredildi" karşılığını verdi. İbn Asâkir'in Zührî'den bildirdiğine göre Yüce Allah rüzgârı gönderip, kuşlar, yabani ve yırtıcı hayvanlardan birer çifti gemiye yükledi. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Mücâhid'den bildirdiğine göre âyette geçen çiftten kasıt, her türden bir erkek ve bir dişidir. İbn Ebî Hâtim, İkrime'nin: “Âyette geçen çiftten kasıt, erkeklerden bir çift, dişilerden bir çifttir" dediğini bildirir. İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in Hakem'den bildirdiğine göre "Çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir..." buyruğundaki hükümden kasıt azaptır. Aleyhine hüküm verilen de, geminin dışında kalıp helak olanlar arasında olan hanımıdır. İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Hakem'den bildirdiğine göre iman edenler, Hazret-i Nûh, üç oğlu ve dört geliniydi. İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh, İbn Cüreyc'in şöyle dediğini bildirir: “Bana ulaştığına göre Hazret-i Nûh, üç oğlunu ve üç gelinini gemiye bindirdi. Hâm, gemideyken hanımıyla ilişki kurunca Hazret-i Nûh, nutfesinin değişikliğe uğraması için dua etti ve böylelikle siyahiler ondan doğmuş oldu." İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim İbn Cüreyc vasıtasıyla aynı rivâyette bulunmuştur. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: “Hazret-i Nûh gemiye seksen insan bindirdi. Bunlardan biri de, lisanı Arapça olan Cürhüm'dür." İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Asâkir, İkrime vasıtasıyla İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Nûh ile gemide, aileleriyle birlikte olan seksen kişi vardı ve gemide yüz elli gün kaldılar. Yüce Allah, gemiyi ilk önce Mekke'ye yöneltti ve gemi Kâbe'nin etrafında kırk gün döndü. Sonra onu Cûdi dağına yönlendirdi ve gemi orada karaya oturdu. Hazret-i Nûh, haber getirmesi için kargayı gönderince, bir leşe kondu ve geri dönmekte gecikti. Bunun üzerine Hazret-i Nûh güvercini gönderince, güvercin bir zeytin yaprağı getirdi ve ayaklarını da çamura buladı. Hazret-i Nûh, bunlardan suyun çekildiğini anladı ve Cûdi'nin eteklerine inip Seksenler Kasabası adında bir kasaba kurdu. Bir gün kalktıklarında, içinde Arapçanın da olduğu seksen dille konuşmaya ve birbirlerinin konuşmasını anlamaya başladılar. Konuşmalarını Hazret-i Nûh birbirlerine tercüme ediyordu." İbn Ebi'd-Dünyâ Mekâyidu'ş-Şeytân'da ve İbn Asâkir, İbn Ömer'in şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Nûh, kendisine emredildiği gibi, gemiye her canlıdan birer çift yükleyip binince, gemide tanımadığı bir ihtiyar gördü ve: “Sen kimsin?" diye sordu. İhtiyar: “Ben İblis'im. Arkadaşlarının kalplerini elde etmek, kalplerinin benimle, bedenlerinin de seninle olması için girdim" deyip şöyle devam etti: “İnsanları beş şeyle helak ederim. Sana, bunlardan üçünü söyleyeceğim, ama ikisini söylemem." Hazret-i Nûh'a: “Senin o üç şeye ihtiyacın yoktur. Sana iki şeyi söylemesini iste" diye vahyedilip Hazret-i Nûh bunları İblis'e sorunca: “Bunlardan biri hasettir. Ben haset sebebiyle lanete uğradım ve kovulmuş şeytan kılındım. Diğeri ise hırstır. Hazret-i Âdem'e bütün cennet mübah kılınmasına rağmen hırsı sebebiyle ona istediğimi yaptırdım" cevabını verdi. İbnu'l-Münzir'in Hakem'den bildirdiğine göre gökkuşağı, tufandan sonra insanların topluca suda boğulmamaları için çıkmıştır. |
﴾ 40 ﴿