44"Yere, «Suyunu çeki», göğe, «Ey gök sen de tut!» denildi. Su çekildi, iş de bitti; gemi Cudı'ye oturdu. «Haksızlık yapan millet Allah'ın rahmetinden uzak olsun» denildi" İbn Sa'd ve İbn Asâkir, el-Kelbî vasıtasıyla, Ebû Sâlih'ten, o da İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Nûh doğduğu zaman, babası seksen iki yaşındaydı ve o zaman hiç kimse kötülükten sakınmıyordu. Yüce Allah, Hazret-i Nûh'u dört yüz seksen yaşında kendilerine peygamber olarak gönderdi. Ve onları peygamber olarak yüz yirmi yıl davet etti. Sonra Allah kendisine gemiyi yapmasını emretti. Hazret-i Nûh altı yüz yaşındayken gemiyi bitirip ona bindi ve boğulanlar boğuldu. Gemi olayından sonra üç yüz elli yıl yaşadı. Hazret-i Nûh'un oğlu Şam'ın çocuklarının çoğu beyaz tenlidir, ama aralarında esmer olanlar da vardır. Hâm'ın çocukları ise siyah tenlidir, ama aralarında beyaz olanlar da vardır. Yâsef'in çocukları kumraldır ve kızıl renkte olanlar da vardır. Kenan ise tufanda boğulan oğludur. Araplar Kenan'a Yâm derler. Bunların annesi birdir. Hazret-i Nûh gemiyi Nevz dağında yapmış, ondan sonra tufan başlamıştır. Hazret-i Nûh bu çocukları, gelinleri ve Hazret-i Şît'in oğullarından kendisine iman eden yetmiş kişiyle gemiye bindi. Gemide seksen kişiydiler ve Hazret-i Nûh gemiye her canlıdan bir çift yükledi. Geminin uzunluğu, Hazret-i Nûh'un babasının dedesinin zira'ıyla üç yüz zira', eni elli zira' ve yüksekliği otuz zira' idi. Suyun dışında kalan kısmı, altı zira' idi ve geminin üstü kapalıydı. Geminin, biri diğerinden alçak olan üç kapısı vardı. Yüce Allah kırk gün kırk gece yağmur indirdi ve yağmura maruz kalan yabani hayvanlar, kuşlar Hazret-i Nûh'un yanına gelip onun emrine girdiler ve Allah'ın emrettiği şekilde onların her birinden bir çifti gemiye aldı. Hazret-i Âdem'in de cesedini gemiye yükledi ve onu kadınlarla erkekler arasına koydu. Gemiye Receb'in onunda bindiler, Muharrem ayının onuncu günü karaya çıktılar. Aşura günü oruç tutanlar bu sebeple oruç tutmaktadır. Tufana sebep olan suyun yarısı gökten inerken, diğer yarısı yerden fışkırmıştı. Bu sebeple yüce Allah: “Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti" buyurmaktadır. Sular, en yüksek dağdan on beş zira' daha yükseğe çıktı ve gemi, bu suda yüzdü. Altı ay boyunca yeryüzü sular altında kaldı, ama sadece Haremi su basmadı. Gemi Harem'in etrafında bir hafta dolaştı ve suyun altında kalmaması için Hazret-i Âdem'in inşa ettiği Beyt havaya yükseltildi. Bu ev, Beytu'l-mâmûr'dur. Haceru'l-Esved ise Ebû Kubeys dağına gitti. Gemi Harem'in etrafında dolaştıktan sonra, yoluna devam edip Cûdi dağında karaya oturdu. Cûdi dağı Musul'dadır. Altı ay sonra karaya oturunca orada da bir yıl tamamlanana kadar kaldı. Geminin karaya oturmasından altı ay sonra: “Haksızlık yapan millet Allah'ın rahmetinden uzak olsun" denildi. Cûdi dağına oturunca: “Yere, «Suyunu çek!», göğe, «Ey gök sen de tut!» denildi. Su çekildi, iş de bitti..." yeryüzü kurudu, gökten inen sulardan denizler oluştu. Yerden çıkan sular da Hismâ denilen yerde toplandı ve kırk yıl sonra çekildi. Hazret-i Nuh bir kasabaya indi ve herkes kendine bir ev inşa etti. Evlerin inşa edildiği bu yere Sûkus'-Semânîn (seksenlerin çarşısı) adı verildi. Kâbîl'in oğulları ve Hazret-i Âdem ile Hazret-i Nûh arasında yaşayıp İslam'ı kabul eden erkekler suyun altında kaldı. Hazret-i Nûh dua edince aslan humma hastalığına yakalandı, güvercin evcilleşti ve karganın hayatı zorlaştı. Hazret-i Nûh, Kabil'in çocuklarından bir kadınla evlendi ve ondan bir çocuğu olunca adını Yûnâtan koydu. Seksenler çarşısı kendilerine dar gelmeye başlayınca Bâbil'e gidip şehri inşa ettiler. Bu şehir Fırat ile Sarât (Irak'ta bir nehir) arasındadır. Bu şehirde sayıları çoğalıp yüz bine kadar ulaştı. Hazret-i Nûh gemiden inince Hazret-i Âdem'in cesedini Beytu'l- Makdis'te defnetti. Abdurrezzâk ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Katâde der ki: “Hazret-i Nûh güvercini gönderince, güvercin bir zeytin yaprağı getirdi. Bu sebeple kendisine boynundaki gerdanlık (gibi renkler) ve ayağındaki kına gibi renkler verildi. İbn Ebî Hâtim, Ebû Saîd'in şöyle dediğini bildirir: “Merr suyundan içmek için yola çıktığımda, Fırat'tan geçerken Hasan ve Hüseyin'le karşılaştım. Bana: “Ey Ebû Saîd! Nereye gidiyorsun?" diye sordular. Ben: “Merr suyundan içmek istiyorum" cevabını verince, şöyle dediler: “Merr suyundan içme. Tufan olduğu zaman, Yüce Allah yeryüzüne suyunu çekmesini, gökyüzüne de suyunu tutmasını emretti. Bazı yerler bu emre karşı gelince Yüce Allah bu yerleri lanetledi ve bu yerlerin suyu acı, toprağı çoraklaşıp hiç bir şey bitirmez oldu." Ebu'ş-Şeyh, İbrâhim et-Teymî'nin şöyle dediğini bildirir: “Yeryüzüne suyunu çekmesi emredilince, Küfe dışındaki bölgeler suyunu çekti, sadece Küfe çekmedi. Bu sebeple Küfe lanetlendi. Diğer topraklar iki öküzle sürülebilirken, Küfe topraklan ancak dört öküzle sürülebilmektedir." İbnu'l-Münzir'in İkrime'den bildirdiğine göre âyette geçen kelimesi, Habeşîlerin kullandığı bir kelimedir. İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Vehb b. Münebbih'ten bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi, Habeşîlerin kullandığı bir kelimedir ve yutmak mânâsındadır. Ebu'ş-Şeyh'in Câfer b. Muhammed'den bildirdiğine göre babası, (.....) kelimesi Hintlilerin kullandığı bir kelimedir ve içmek mânâsındadır" demiştir. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre (.....) kelimesi tutmak, (.....) âyeti ise suyun gitmesi mânâsındadır. İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh'in Mücâhid'den bildirdiğine göre (.....) âyeti suyun eksilmesi, (.....) âyeti ise Hazret-i Nûh'un kavminin helak olması mânâsındadır. Ahmed, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye, Ebû Hureyre'nin şöyle dediğini bildirir: “Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Yahudilerden, Aşura günü oruç tutan bir topluluğa rastladı ve: “Bu oruç da nedir?" diye sordu. Onlar: “Bu günde Allah Musa'yı ve İsrâiloğullarını suda boğulmaktan kurtardı. Yine bu gün de Firavun'u suda boğdu. Bu günde gemi Cûdî üzerine oturdu. Nûh ve Mûsâ, Allah'a şükür için bu günde oruç tuttular" cevabını verince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ben Musa'ya ve bu günün orucuna daha lâyığım" buyurup oruç tuttu ve ashâbına da oruç tutmalarını emretti." İbn Cerîr, Abdulazîz b. Abdilğafûr'den, babasından, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: “Hazret-i Nûh, Receb ayının ilk günü gemiye binmiş, hem kendisi, hem de beraberindekiler oruç tutmuşlardır. Gemi onları altı ay suyun üzerinde dolaştırmış ve Muharrem ayında Aşura günü Cûdi dağında karaya oturmuştur. O zaman Hazret-i Nûh oruç tuttu ve yanındaki insanlara, vahşi olsun ehli olsun hayvanlara da Allah'a şükür için oruç tutmalarım emretti. İsbehânî et-Terğîb'de, Ebû Hureyre'nin şöyle dediğini bildirir: “Aşura günü, Yüce Allah'ın Hazret-i Âdem'in tövbesini kabul ettiği, Hazret-i Nûh'un gemisinin Cûdi dağında karaya oturduğu, İsrâiloğulları için denizi yardığı ve Hazret-i İsa'nın doğduğu gündür. Bu gün oruç tutmak Müslümanlar arasında kabul edilmiş bir sünnettir." İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb der ki: Gemi Cûdi dağında karaya oturduktan sonra Hazret-i Nûh, bir müddet gemide bekledi. Sonra kendisine izin verildi ve dağa inip kargayı çağırarak: “Bana yeryüzüyle ilgili bilgi getir" dedi. Karga yere inip, Nuh'un kavminden boğulanları görünce geriye dönmekte gecikti ve bu sebeple Hazret-i Nûh kargayı lanetledi. Sonra güvercini çağırınca, güvercin gelip eline kondu. Hazret-i Nûh: “İn ve bana yeryüzüyle ilgili bilgi getir" dedi. Güvercin gitti ve fazla geçmeden gagasıyla tüylerini silkeleyerek gelip: “Yeryüzüne inebilirsin. Yeryüzünde bitkiler yetişti" dedi. Hazret-i Nûh: “Allah sana bereket versin ve evlerde barındırsın ve seni insanlara sevdirsin. Eğer insanların sana üşüşmelerinden korkmasaydım, yüce Allah'a, başını altın yapması için dua ederdim" dedi. İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mücâhid der kî: “Cûdi, Cezîre'de bir dağdır. O günde dağlar suda boğulmaktan (kurtulmak üzere) uzanıp yükselmişler, o ise Allah için tevazu göstermiş ve suya batmadı ve Hazret-i Nûh'un gemisi onun üzerinde durdu." el-Azame'de Ebu'ş-Şeyh Atâ'nın şöyle dediğini bildirir: “Cûdi dağı dışındaki bütün dağlar uzanıp yükseldiler, sadece Cûdi dağı Allah'ın emrinin gerçekleşeceğini bilmiş ve sakin durmuştur. Yüce Allah, tufan zamanı, Haceru'l-Esved'i Ebû Kubeys dağında saklamıştır." İbn Cerîr'in Dahhâk'tan bildirdiğine göre Cudî, Musul'da bir dağdır. İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Katâde'den bildirdiğine göre Yüce Allah, gemiyi, ondan sonra yapılan nice gemilerin helak olmasına rağmen bir âyet olarak Cezîre topraklarındaki Bakırda denilen yerde bekletmiştir. Hatta bu ümmetten bazıları bu gemiyi görmüşlerdir." |
﴾ 44 ﴿