31

"Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Onlardan herbirine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusuf a): «Çık karşılarına!» dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: «Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!»"

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den bildirdiğine göre âyette geçen (.....) konuşmalarını duyunca" mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süfyân, âyette geçen (.....) âyetini açılarken:

“Kur'ân'da geçen her (.....) kelimesi «Onların amelleri, yaptıkları» anlamındadır" demiştir.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Abbâs bu âyeti şöyle açıkladı:

“Onlar için bir meclis oluşturdu. Onların geleneğine göre sofra kurulduğu zaman yemek yemesi için herkese bir bıçak verilirdi. Kadınlar Hazret-i Yusuf yanlarına çıkıp da onu gördüklerinde âdeta öyle büyülendiler ki, gözlerini üzerinden ayıramadılar ve farkında olmadan yiyecekleri doğruyormuş sanarak ellerini kestiler."

İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre, Aziz'in hanımı onlara turunç verip her birine birer de bıçak verdi. Kadınlar Hazret-i Yusuf yanlarına çıkıp da onu gördüklerinde âdeta öyle büyülendiler ki, gözlerini üzerinden ayıramadılar ve farkında olmadan turuncu doğruyormuş sanarak ellerini kestiler.

Müsedded, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs:

“kir Turunç demektir" der ve bu kelimeyi şeddesiz okurdu.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre (.....) kelimesi yiyecek mânâsındadır.

Ebû Ubeyd ve İbnu'l-Münzir'in başka bir kanalla bildirdiğine göre Mücâhid, kelimesinin turunç mânâsında olduğunu söyledi.

Ebû Ubeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in üçüncü bir kanalla bildirdiğine göre Mücâhid, bu kelimeyi (.....) kelimesi yiyecek mânâsındadır" şeklinde şeddeli olarak okumuş ve bunun yemek olduğunu söylemiştir. Bu kelimeyi (.....) şeklinde okuyanlar ise turunç mânâsını vermişlerdir.

İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Seleme b. Temmâm Ebû Abdillah eş- Şakarî'den bildirdiğine göre (.....) kelimesi Habeşçedir. Habeşiler, turunca bu adı vermişlerdir.

Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Ebân b. Tağlib'in, bu âyeti (.....) şeklinde muhaffef olarak okuyup turunç mânâsını vermiştir.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre (.....) âyeti:

“Onlara yiyecek, içecek ve yastık hazırladı" mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim'in İkrime'den bildirdiğine göre (.....) kelimesi, bıçakla kesilen her şey mânâsındadır.

İbn Cerîr ve Ebu'ş-Şeyh, Dahhâk'tan aynı rivâyette bulunmuştur.

İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre İbn Zeyd der ki:

“Kadınlara turunç ve bal verdi. Kadınlar turuncu bıçakla kesiyor ve balla yiyorlardı. Hazret-i Yûsuf'a:

“Çık karşılarına" denilince, Hazret-i Yûsuf kadınların yanına çıktı. Onu gördüklerinde büyüklüğünü anlayıp şaşkınlık içinde kalarak akıllan başlarından gitti ve farkında olmadan bıçakla, turuncu kestiklerini zannederek ellerini kesmeye başladılar ve:

“Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!" dediler.

İbn Ebî Hâtim, Dureyd b. Mucâşi' vasıtasıyla, hocalarından birinin şöyle dediğini bildirir: Aziz'in hanımı kâhyasına:

“Yusuf'a beyaz elbise giydirip onu bu şekilde kadınların bulunduğu odaya götür. Güzel olan, beyazlar içinde olduğu zaman en güzel şekilde görünür" dedi. Kadınlar elerindekini keserken Hazret-i Yûsuf'u yanlarına soktu. Hazret-i Yûsuf'u gördüklerinde ellerini kestiler ve ona bakmaktan dolayı bunun farkına varmadılar. Ona ön taraftan baktıktan sonra Aziz'in hanımı geri dönmesini işaret etti ve Hazret-i Yûsuf geri dönünce onu arkadan da gördüler. Bu sırada ellerini kestiler ve Hazret-i Yûsuf'a bakmaktan, ellerinin kesilmesinin acısını hissetmediler. Hazret-i Yûsuf dışarıya çıkınca ellerine baktılar ve acıyı hissedip feryad etmeye başladılar. O zaman Aziz'in hanımı onlara:

“Siz onu bir an görmekle böyle yaptınız, ya ben ne yapacağım?" dedi. Bunun üzerine kadınlar:

“Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!" dediler.

Ebu'ş-Şeyh, Abdulazîz b. el-Vezîr b. el-Kumeyt b. Zeyd b. el-Kumeyt'ten, o babasından, o da dedesinin şöyle dediğini bildirir: Dedem Kumeyt, (.....) âyetini açıklarken "Onu görünce asude oldular" deyip şu beyti söyledi:

Atlar onu dağm tepesinden görünce

Asude bir şekilde kişneyip hızla aşağı koştular.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Abdussamed b. Ali b. Abdillah b. Abbâs vasıtasıyla, babasından, İbn Abbâs'ın, (.....) âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir:

“Hazret-i Yûsuf yanlarına çıkınca sevinçten hayız oldular. Şair bu konuda şöyle der:

Biz kadınlara temiz oldukları vakit varırız da

Ancak hayız olduklarında, asla kadınlara yaklaşmayız.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti şöyle açıklamıştır: Kadınlar onu görünce, onun gerçekten büyük bir güzelliğe sahib birisi olduğunu anladılar. Ellerini kestiler ve:

“Allah'ı tenzih ederiz! Bu bir insan değildir. Bu ancak çok şerefli bir melektir" dediler.

İbn Ebû Dâvud el-Mesâhifte ve Hatîb Tâli't-Talhîs'te, Esîd b. Yezîd'den bildirdiğine göre bu âyet, Hazret-i Osmân'ın mushafında (.....) âyeti elif harfi olmadan geçmektedir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Ebu'l-Huveyris el-Hanefî bu âyeti (.....) şeklinde:

“Bu satın alınacak biri değildir" mânâsında okumuştur.

Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Katâde'den bildirdiğine göre "Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!" âyeti:

“Bu o kadar güzeldir ki ancak meleklerden bir melek olabilir" mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem der ki: Kadınlar oturup dinlendikten sonra kâhyasına:

“Onlara turunç ve birer bıçak ver" dedi. Kâhya kadınlara turunç ve bıçak verince, turunçları kesip yemeye başladılar. Aziz'in hanımı:

“Yûsuf'a bakmak ister misiniz?" diye sorunca, onlar:

“Nasıl istersen" cevabını verdiler. Kâhyasına emir verdi ve kâhya Hazret-i Yûsuf'u kadınların yanına soktu. Kadınlar Hazret-i Yûsuf'u görünce farkında olmadan turunçlarla beraber parmaklarını kesmeye başladılar. Hazret-i Yûsuf'un güzelliğine daldıklarından dolayı da hiç acı hissetmediler., Hazret-i Yûsuf oradan çıkınca Aziz'in hanımı:

“Kendisi dolayısı ile beni kınadığınız işte budur. Onu size gösterdiğimde farkında olmadan ellerinizi kestiniz" dedi. Kadınlar ellerine bakınca ağlayıp bağırmaya başladılar. Aziz'in hanımı:

“Ya ben ne yapayım!" deyince, kadınlar:

“Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!" bu gördüğümüzden sonra yaptıklarından dolayı seni ayıplamayız" karşılığını verdiler.

Ebu'ş-Şeyh, Münebbih'ten, babasının şöyle dediğini bildirir:

“Ellerini kesen kadınlardan on dokuz tanesi, (Hazret-i Yûsuf'a âşık olup) karasevdadan öldüler."

Ahmed, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Hâkim'in Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Hazret-i Yûsuf ve annesine güzelliğin yarısı verilmiştir" buyurdu.

İbn Sa'd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh ve Taberânî, İbn Mes'ûd'un:

“Hazret-i Yûsuf ve annesine güzelliğin üçte biri verilmiştir" dediğini bildirir.

Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru'l-Usuî'da, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş- Şeyh ve Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd:

“Hazret-i Yûsuf'un yüzü yıldırım gibi parlıyordu. Yanına bîr kadın bir ihtiyaç için geldiğinde, Hazret-i Yûsuf, kendisine aşık olmaması için yüzünü kapatırdı."

İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Taberânî, İbn Mes'ûd'un şöyle dediğini bildirir:

“Hazret-i Yûsuf ve annesine insanların güzelliğinin, yüzlerinin beyazlığının ve başka özelliklerinin üçte biri verilmiştir."

Ebu'ş-Şeyh, İshâk b. Abdillah'ın şöyle dediğini bildirir:

“Hazret-i Yûsuf, Mısır sokaklarında yürüdüğü zaman, suyun ve güneşin parıltısının duvarda yansıdığı gibi yüzünün parıldısı duvarlara yansırdı."

İbn Cerîr'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):

“Hazret-i Yûsuf ve annesine dünya halkının güzelliğinin üçte biri, diğer insanlara da üçte ikisi verilmiştir" buyurdu.

İbn Asâkir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki:

“Allah güzelliği on kısma bölmüş, bunun üçünü Havva'ya, üçünü Sâre'ye, üçünü Hazret-i Yûsuf'a, birini de diğer insanlara vermiştir. Sâre yeryüzü halkının en güzel ve en kıskanç kadınlarındandı."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Rabîa el-Curaşî'nin şöyle dediğini bildirir:

“Güzellik ikiye ayrılmış ve yarısı Hazret-i Yûsuf ile Sâre'ye verilmiş, kalan yarısı da diğer insanlar arasında taksim edilmiştir."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki:

“Güzellik üçe bölünmüş, biri Hazret-i Yûsuf'a, kalan üçte ikisi ise diğer insanlara verilmiştir. Hazret-i Yûsuf insanların en güzeliydi."

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki:

“Hazret-i Yusuf'un güzellik yönünden diğer insanlara üstünlüğü, dolunayın semadaki yıldızlara olan üstünlüğü gibidir."

Hâkim'in bildirdiğine göre Ka'b(u'l-ahbâr) der ki:

“Allah, Hazret-i Yûsuf'a güzelliğin üçte ikisini, diğer kullarına da üçte birini vermiştir. Hazret-i Yûsuf, Hazret-i Âdem'in yaratıldığı günkü şekline benziyordu. Hazret-i Âdem isyan edince, kendisinden nur, parlaklık ve güzellik alınmış, tövbenin güzelliğinin üçte biri verilmiştir. Hazret-i Yûsuf'a da tövbenin güzelliğinin üçte ikisini ve rüya yorumlama kabiliyetini vermiştir. Hazret-i Yûsuf tebessüm ettiği zaman, dişlerindeki ışığı görürsün."

31 ﴿