15"Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de verdik. O, çok sakınan bir kimse idî. Ana-babasına çok iyi davranırdı o, isyankâr bîr zorba değildi. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam Olsun!" Abdurrezzâk, Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l- Munzir, İbn Ebî Hâtim, Zeccâcî Âmâlî'de, Hâkim ve Beyhakî el-Esmâ ve's- Sifât'da İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesi konusunda: "Ne anlama geldiğini kesin olarak bilmiyorum ama sanırım Yüce Allah'ın kuluna karşı olan şefkat ve rahmeti anlamına gelmektedir" demiştir. İbn Cerîr, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: "İbn Abbâs'a: (.....) ifadesinin anlamını sorduğumda herhangi bir şey söylemedi." İbnu'l-Munzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ali b. Ebî Talha vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini: "Tarafımızdan bir rahmet verdik" şeklinde açıklamıştır. Tastî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) âyeti ne anlama gelmektedir?" diye sorunca İbn Abbâs: "Tarafımızdan bir şefkat, anlamındadır" karşılığını verdi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi ki?" diye sorunca da İbn Abbâs şöyle dedi: "Evet, bilirler. Tarafe b. el-Abd'in: Ebû Münzir! Şefkatinden az bize de bırak Zira bazılarımızın durumu diğerlerinden daha iyi olabilir" sözünü İşitmedin mi?" Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken: "Rabbinin ona olan şefkatidir" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): (.....) âyetini: "Tarafımızdan bir rahmet verdik" şeklinde açıklamıştır. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Rabî': (.....) âyetini açıklarken: "Ona, bizden başka hiç kimsenin veremeyeceği bir rahmet verdik" demiştir. Hakîm et-Tirmizî'nin bildirdiğine göre Ma'bed el-Cühenî: (.....) âyetini açıklarken: "Âyette zikredilen 'henân' sevilmek anlamındadır" demiştir. Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken: "Katımızdan bir rahmet ve sadaka verdik" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini bereket olarak açıklamıştır. (.....) âyetini açıklarken de: "Temizlendiği için hiçbir günaha bulaşmadı" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süfyân b. Uyeyne'ye: (.....) âyetinin anlamı sorulunca: "Hiçbir günaha bulaşmamış ve böylesi bir şeye kalkışmamıştır, anlamındadır" dedi. Abdurrezzâk, Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Munzir'in bildirdiğine göre Katâde: "...O, isyankâr bir zorba değildi" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yahya b. Zekeriya dışında, kıyamet gününde Allah'ın huzuruna günahsız bir şekilde çıkan olmaz" buyurdu. Katâde der ki: Hasan'ın bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yahya b. Zekeriya asla bir günah işlememiş ve hiçbir kadınla ilişkiyi düşünmemiştir" buyurmuştur. İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır. O Rabbine içinden yalvarmıştı. Şöyle demişti: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli ver. Ki bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla. Allah: «Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik» buyurdu. Zekeriya: «Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?» dedi. Allah: «Rabbin böyle buyurdu. Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım» dedi. Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver" dedi. Allah: «Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır» buyurdu. Bunun üzerine mihraptan çıkıp milletine: «Sabah akşam Allah'ı tesbih edin» diye işarette bulundu. «Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl» dedik ve henüz çocukken ona hikmet verdik. Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de verdik. O, çok sakınan bir kimse idi. Ana-babasına çok iyi davranırdı o, isyankâr bir zorba değildi. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!"' âyetlerini açıklarken şöyle demiştir: Bu, Yüce Allah'ın dua eden Zekeriya'yı rahmeti ile anmasıdır. Zira Zekeriya gece vakti kimsenin duymayacağı, sadece kendisinin duyacağı kısık bir sesle Rabbine dua ederken şöyle dedi: "Rabbim! Kemiklerim zayıflayıp saçlarıma aklar düştü. Şimdiye kadar ettiğim hiçbir duayı karşılıksız bırakmadın ki bundan sonra karşılıksız bırakasın. Daha önce ettiğim dualardan yana nasıl bedbaht olmadımsa bundan sonra edeceğim dualar konusunda da bedbaht olmayacağım. Zira beni, dualarıma karşılık vermeye alıştırdın. Benden sonra bana varis olacak bir çocuğumun olmamasından ve yakınlarımın bana mirasçı olmasından korkuyorum. Onun için katından bana bir oğul ihsan et. Hem mabedime, âsama, kurban pelerinime ve vahyi yazdığım kalemime hem de Yakup oğullarının nübüvvetine mirasçı olsun. İhsan edeceğin bu oğul da rızan için çalışan ve salih amellerde bulunan biri oîsun." Yüce Allah da onun bu duasına icabet etti. O zamanlarda da Zekeriya ile karısı yaşlı kişilerdi. Zekeriya namazgâhında kurbanı kestiği yerde namaza durmuşken beyazlar içinde Cebrail yanına geldi ve: "Ey Zekeriya! Yüce Allah sana Yahya adında bir oğulu müjdeliyor" dedi. Yahya da Allah'ın isimlerinden biridir ve "Yâ Hayy" isminden türemiştir. Yüce Allah, Arş'ının üzerinde ona bu ismi vermiştir. Cebrail devamen: "Daha önce de hiç kimseye böylesi bir isim verilmedi" dedi. Bu âyetin benzeri: "Sen O'nun için hiçbir nazir bilir misin?"âyetidir. Yani O'nun oğlu yoktur ki Zekeriya'nın da önceden oğlu yoktu. Daha önce Yahya ismini kullanan hiç kimse de olmamıştı. Yüce Allah, Sârre'ye Hazret-i İshak'ı ihsan ettiğinde Sârre'nin adı Yasâre idi. Yasâre de kısır olup çocuk doğurmayan kadınlara verilen bir isimdi. Sârre ise kısır olmayan doğurgan olan kadınlara verilen bir isimdir. Hazret-i İshak'ın doğumundan sonra Yüce Allah onun adını Sârre olarak değiştir. Daha önceki adı olan Yasâre'nin başında ki 'Yâ' harfini, 'Hayy' isminin başına getirdi ve bu şekilde Zekeriya'nın oğluna Yahya ismini koydu. Böylesi bir müjdeyi işiten Zekeriya kısır olan karısının çocuk doğuramayacağından endişe ettiği için: "Rabbim! Karım kısır iken nasıl oğlum olabilir?" dedi. Cebrâil: "Rabbin böyle diledi!" karşılığını verdi. Yüce Allah da ona: "Bu benim için pek kolay bir şeydir. Yahya'yı henüz sana ihsan etmemişken ve sen yokken nasıl seni yarattıysam aynı şekilde kocamış biri ile kısır birine çocuk ihsan ederim" buyurdu. Hemen İblis yanına gelip: "Ey Zekeriya! Sen ki gizlice dua ettin. Oysa duana ince bir sesle icabet edildi ve yüksek bir sesle de sana oğul müjdesi verildi. Bu ses Cebrail'in sesi veya Allah'ın katından gelen bir ses değil Şeytanın sesidir" diyerek ona vesvese verdi. Zekeriya: "Rabbim! Bana bir alamet ver ki bu müjdenin senin katından olduğunu bileyim" deyince, Yüce Allah: "Senin alametin, dilsiz ve hasta olmadığın halde insanlarla üç gün boyunca konuşamamandır" buyurdu. Sonrasında Zekeriya'nın karısı hayız gördü. Temizlenince Zekeriya onunla birlikte oldu ve bu birliktelikten hamile kaldı. Sabah olduğunda da artık konuşamaz hale geldi. Tesbih edip namaz kılacağı zaman Yüce Allah onun dilini çözüyor, insanlarla konuşmak istediği zaman ise dili tutuluyor ve konuşamıyordu. Bu da, kendisine oğul müjdesi verildiği zaman sesin Allah dışında birinden geldiğinden endişe edip: "Nasıl oğlum olabilir?" demesinin bir cezasıydı. Daha sonra namaz kıldığı namazgâhından dışarıya kavminin yanına çıktı ve "Sabah ile ikindi vakitlerinde namaz kılın" şeklinde yazdığı bir yazıyı işaretle onlara gösterdi. Yüce Allah'ın müjdelediği gibi takvalı ve salih bir peygamber olarak Yahya dünyaya geldi. Yahya'ya da kitaba sımsıkı sarılıp içindekileri yerine getirmesi, onunla amel etmesi, bu yönde çalışıp şükretmesi emredildi. Yahya'ya henüz küçükken de hikmet verilmişti. Zira akranı olan ve sahilde çamur ile suyla oynayan çocuklarla karşılaşınca: "Ey Yahya! Gel de birlikte oynayalım" demişler, Yahya ise: "Sübhânallah! Biz oyun için mi yaratıldık!" karşılığını vermişti. Aynı şekilde Yahya sevgi, şefkat sahibi kılındı ve Zekeriya'ya sadaka olarak verildi. Yahya temiz kalpli ve Allah'a itaatkâr birisiydi. Anne babasına karşı çıkmaz, onlara iyilikle muamele ederdi. Yüce Allah'ın haram kıldığı cana da asla kıymazdı. Rabbine karşı asi birisi değildi. Yüce Allah doğduğu, öleceği ve diriltileceği günde ona esenlik ihsan etmiştir. İbn Ebî Hâtim, Abdurrahman b. Kâsım vasıtasıyla Mâlik'ten bildirir: Bana bildirilene göre İsa b. Meryem ile Yahya b. Zekeriya teyze çocuklarıydı ve anneleri onlara aynı zamanda hamile kalmışlardı. Yine bana bildirilene göre Hazret-i Yahya'nın annesi Hazret-i Meryem'e: "Rüyamda karnımdakinin senin karnında bulunana secde ettiğini görüyorum" demiştir. Sanırım bu da Yüce Allah'ın Hazret-i İsa'yı diğerinden daha üstün kılmasından olayıdır. Zira Hazret-i İsa'yı ölüleri diriltir, körlerin gözlerini açar ve alaca hastalarını iyileştirirdi. Hazret-i Yahya da yerin bitirdiklerinden başka bir yiyeceği olmazdı. Allah korkusundan dolayı öyle ağlardı ki şayet yanağına katran konulsaydı onu eritirdi. Hazret-i Yahya'nın ağlamaktan yüzünde yarıklar açılmıştı. İbnu'l-Munzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Huzeyme, Dârakutnî el-Efrâd'da, Ebû Nasr es-Siczî el-lbâne'de, Taberânî ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Peygamberin (sallallahü aleyhi ve sellem) Mescidi'nde bir halkada oturmuş peygamberleri konuşuyorduk. Hazret-i Nûh'un çokça ve uzunca yaptığı ibadetlerini, Hazret-i İbrâhîm'i, Hazret-i İsa'yı ve Resülullah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) zikredip müzakere ettik. Bu sırada Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanımıza çıktı ve: "Aranızda neyi müzakere ediyorsunuz?" diye sordu. Konuştuğumuz konuyu ona söylediğimizde şöyle buyurdu: "Hiç kimse Yahya b. Zekeriya'dan daha hayırlı olamaz. Yüce Allah'ın Kur'ân'da onu: «Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" dedik ve henüz çocukken ona hikmet verdik. Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de verdik. O, çok sakınan bir kimse idi»" şeklinde vasıflandırdığını görmez misiniz? Yahya asla bir kötülük yapmamış ve yapmayı da düşünmemiştir," İbn Asâkir, İbn Şihâb'dan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün peygamberlerin fazilet ve üstünlüklerini müzakere eden ashâbının yanına çıktı. Biri: "Yüce Allah, Mûsa ile bizzat konuştu" dedi. Biri: "İsa, Yüce Allah'ın ruhu ve kelimesi'dir" dedi. Bir başkası da: "İbrâhîm Halîlullah'tır" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Şehit oğlu şehit olan, kıldan giysiler giyen, günaha karışma korkusuyla sadece yerin bitir dikler iyle beslenen Yahya b. Zekeriya'yı neden zikretmiyorsunuz?" buyurdu. Ahmed, Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru'l-Usûl'de, Hâkim ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Yahya b. Zekeriya dışında Âdem oğulları içinde günah işlemeyen veya onu işlemeyi düşünmeyen hiç kimse yoktur. Yahya b. Zekeriya ise ne bir günah işlemiş, ne de işlemeyi düşünmüştür." İbn İshâk, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in Amr b. el-Âs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Kıyamet gününde insanlardan her biri huzura bir günaha bulaşmış olarak çıkar. Yahya b. Zekeriya hariç! O günahsız bir şekilde huzura çıkar" buyurmuştur. Ahmed Zühd'de ve İbn Asâkir'in Yahya b. Ca'de'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Hiç kimsenin: «Ben Yahya b. Zekeriya'dan daha hayırlıyım!» deme hakkı yoktur. Zira ne bir günaha bulaşmış, ne de bir kadını aklına getirmiştir. İbn Asâkir'in Damra b. Habîb'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Bir kadından dünyaya gelmiş olan hiç kimsenin: "«Ben Yahya b. Zekeriya'dan daha hayırlıyım!» deme hakkı yoktur. Zira Yahya b. Zekeriya ne bir hataya bulaşmış, ne de bulaşmayı düşünmüştür. İbn Asâkir'in Ali b. Ebî Talha'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Bir kadının rahmine düşmüş olan hiç kimsenin: «Ben Yahya b. Zekeriya'dan daha hayırlıyım!» deme hakkı yoktur. Zira Yahya b. Zekeriya ne bir hataya bulaşmış, ne de bulaşmayı düşünmüştür." Abdurrezzâk, Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Hazret-i İsa ile Hazret-i Yahya karşılaşında Hazret-i Yahya Hazret-i İsa'ya: "Sen benden üstünsün, bana bağışlama dile" dedi. Hazret-i İsa da: "Aksine sen benden üstünsün. Yüce Allah'tan sana selamet diliyorum. Allah bana da selamet versin" karşılığını verdi. Vallahi Hazret-i İsa daha üstün olanın diğerine bağışlanma dilemesi gerektiğini bilmiştir. Ahmed, Ebû Ya'lâ, İbn Hibbân, Taberânî, Hâkim ve Diyâ'nın Ebû Saîd'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hasan ile Hüseyin, teyze oğulları olan İsa b. Meryem ile Yahya b. Zekeriya dışındaki Cennet gençlerinin efendileridir" buyurmuştur. Hâkim, Semure vasıtasıyla Ka'b'dan bildirir: "Hazret-i Yahya kadınlara yaklaşmaz ve canı kadın çekmezdi. Güzel yüzlü, yumuşak tenli, seyrek saçlı, kısa parmaklı, uzun burunlu, bitişik kaşlı, ince sesli, çok ibadet eden ve Allah'a itaatta azimli bir gençti." Beyhakî Şuab'da ve İbn Asâkir, Ubey b. Ka'b'dan bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Dünyanın Allah katında değersizliğini gösteren şeylerden biri de Yahya b. Zekeriya'yı bir kadının öldürmüş olmasıdır" buyurduğunu işittim. Hâkim, Abdullah b. ez-Zübeyr'den bildirir: "İmtihan ve belayı inkar edenler varsa da ben inkar etmem. Zira bana söylendiğine göre Yahya b. Zekeriya bir fahişe yüzünden öldürülmüştür." İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Yâkub el-Kûfî kanalıyla, Amr b. Meymûn'dan, o da babasından, o da İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) İsra gecesi götürüldüğünde semada Hz Zekeriya'yı gördü. Ona: "Ey Yahya'nın babası! Nasıl öldürüldüğünü ve İsrail oğullarının seni neden öldürmek istediklerini anlat" deyince, Hazret-i Zekeriya şöyle dedi: "Ey Muhammed! Oğlum Yahya zamanının en hayırlı, en güzel ve en güler yüzlü kişisiydi. Yüce Allah'ın da belirttiği gibi "...Bir efendi, nefsine hakim..."' birisiydi. Kadınlara da ihtiyaç duymazdı. İsrail oğullarının kralının zinakâr olan karısı bir defasında onunla birlikte olmak istedi ve onu yanına çağırttı. Ancak Yüce Allah, Yahya'yı bu işten korudu ve kadınla birlikte olmaktan uzak durdu. Kralın karısı bu şekilde reddedilince de onu öldürmeye karar verdi. O zamanlar İsrail oğullarının her yıl toplanıp kutladıkları bir bayramları vardı. Bu bayramda adet üzere kral sözler verir, ancak verdiği bu sözleri bozmaz ve yalan söylemezdi. Kral bayramda insanların arasına çıkınca karısı kalkıp ona refakat etti ki daha önce ona hiç refakat etmemişti. Kral da bu karısından hoşlanır ve onu severdi. Karısı ona bu şekilde refakat edince kral ona: "İste! Bu gün benden istediğin şeyi sana vereceğim" dedi. Karısı ona: "Yahya b. Zekeriya'nın kanını istiyorum" karşılığını verdi. Kral: "Benden bundan başka bir şey iste" deyince, karısı: "Sadece bunu istiyorum" karşılığını verdi. Kral da: "Bu isteğin yerine getirilecek" dedi. Sonrasında kral korumalarını Yahya'ya gönderdi. Yahya namazgâhında namaz kılıyordu. Ben de yanında durmuş namaz kılıyordum. Gelen korumalar bir leğenin içinde Yahya'yı kesip öldürdüler, kanı ile başını da kralın karısına götürdüler." Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hazret-i Zekeriya'ya: "Buna karşı sabrın nasıldı?" diye sorunca, Hazret-i Zekeriya şöyle dedi: "Onu keserlerken ben namazımı bozmayıp kılmaya devam ettim. Yahya'nın kesilen başı götürülüp kralın karısının önüne konuldu. O günün akşamında da Yüce Allah kralı, ailesini ve çevresinde bulunanları yerin dibine geçirdi. Sabah olunca İsrail oğulları: "Zekeriya'nın ilahı Zekeriya'ya öfkelendi. Gelin biz de kralın adına Zekeriya'ya öfke duyalım ve onu öldürelim" demeye başladılar. Sonrasında beni öldürmek üzere aramaya çıktılar. Ancak elçi gelip durumu bana bildirince onlardan kaçtım. İblis de yerimi göstermek üzere İsrail oğullarının önünde gidiyordu. Onlardan kurtulamayacağımı anladığımda bir ağaç önüme çıktı ve: "Bana doğru gel" diye seslendi. Gövdesi yarılınca da ağacın içine girdim. Ağacın gövdesi kapanmadan İblis giysimin ucundan tutabildi. Ağacın gövdesini kapatınca giysim gövdenin dışında kaldı. İsrail oğulları yetişince İblis onlara: "Bu ağacın içine girdiğini görmüyor musunuz? Giysisinin ucu da işte elimdedir. Sihir yaparak ağacın içine girdi" dedi. İsrail oğulları: "Ağacı yakalım" dediklerinde, İblis: "Ağacı testere ile keselim" karşılığını verdi. Bu şekilde de testereyle beni kestiler." Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Zekeriya! Testerenin sana değdiğini veya bir acı hissettin mi?" diye sorunca, Hazret-i Zekeriya: "Hayır, hissetmedim! Testereyi ve acıyı hisseden o ağaç oldu, zira Yüce Allah ruhumu ağaca verdi" dedi. İbn Asâkir, Vehb b. Münebbih'ten bildirir: Hazret-i Zekeriya kaçıp da ağacın içine girdiğinde İsrail oğulları testereyi ağaca dayadılar ve ağacı ikiye biçtiler. Testere Hazret-i Zekeriya'nın sırtına değince inledi. Bunun üzerine Yüce Allah ona: "Ey Zekeriya! Ya inlemekten vazgeçersin ya da yeryüzünü içindekilerle birlikte ters yüz ederiz!" diye vahyetti. Hazret-i Zekeriya da iki parçaya kesilene kadar susup sesini çıkarmadı. Ahmed Zühd'de ve İbn Asâkir, Yezîd b. Meysere'den bildirir: Yayha b. Zekeriya'nın yiyeceği çekirge ile yaban balıydı. Bundan dolayı da: "Ey Yahya! Senden daha bol nimetler içinde olanı var mı ki? Zira çekirge ile bal yiyorsun" derdi. İbn Ebî Şeybe, Ahmed Zühd'de ve İbn Asâkir, Ebû İdrîs el-Havlânî'den bildirir: "Yahya b. Zekeriya, yaşam ve geçimlerinde diğer insanlara karışmak çekincesiyle yabani hayvanlar gibi kırlardan beslenirdi." Mâlik, İbnu'l-Mübârek, Ahmed Zühd'de ve Ebû Nuaym, Mücâhid'den bildirir: "Yahya b. Zekeriya'nın yiyeceği yabani otlardı. Allah korkusuyla öyle bir ağlardı ki gözlerine zift konulsa onu yakabilirdi. Yüzünde de gözyaşlarından dolayı yarıklar oluşmuştu." İbn Asâkir, Yunus b. Meysere'den bildirir: Yahya b. Zekeriya bir dinar görünce: "Allah bu yüzünü çirkin kılsın ey dinar! Ey kulların kulu! Ey özgürleri kul eden!" dedi. Beyhakî Şuabu'l-îman'da ve İbn Asâkir, Mücâhid'den bildirir: Yahya b. Zekeriya, Rabbine: "Ey Rabbim! Beni insanların dillerinden koru. Benim hakkımda hayırdan başka bir şey demesinler!" diye bir istekte bulununca Yüce Allah ona: "Ey Yahya! Böyle bir şeyi kendim için bile yapmamışken senin için nasıl yapayım" diye vahyetti. Ahmed, Beyhakî Şuabu'l-îman'da ve İbn Asâkir, Sâbit el-Bünânî'den bildirir: Bize bildirilene göre İblis, Yahya b. Zekeriya'ya görününce, Yahya onun üzerinde her bir şeyin asılı olduğunu gördü. Ona: "Bunlar da ne?" diye sorunca, İblis: "Bunlar insanoğlunu kandırıp saptırmak için kullandığım arzulardır" dedi. Hazret-i Yahya: "Bunlar içinde benim için de bir şeyler var mı?" diye sorunca, İblis: "Hayır!" karşılığını verdi. Hazret-i Yahya: "Peki içlerinde beni de düşürdüğün bir şeyler var mı?" diye sorunca, İblis: "Doyduğun zaman namaz ile zikre karşı seni tembel ve yavaş kıldığımız olmuştur" karşılığını verdi. Hazret-i Yahya: "Bundan başkası var mı?" diye sorunca, İblis: "Hayır!" karşılığını verdi. Bunun üzerine Hazret-i Yahya: "Bundan sonra asla tok olmayacağım!" dedi. İbn Asâkir, Ali b. Zeyd b. Cud'ân vasıtasıyla Ali b. Hüseyn'den, o da Hüseyn b. Ali'den bildirir: Kralın biri geride karısı ile kızını bırakarak öldü. Krallığına kardeşi varis oldu. Yeni kral kardeşinin karısıyla evlenmek istedi ve bunu Yahya b. Zekeriya'ya danıştı. Zira o zamanlar krallar peygamberlerin emirleri doğrultusunda hareket ederlerdi. Hazret-i Yahya da ona: "Onunla evlenme, zira kadın zinakâr biri" karşılığını verdi. Kadın Hazret-i Yahya'nın bu sözünden haberdar olunca: "Yahya ya öldürülecek ya da bu krallıktan çıkarılacak!" dedi. Sonrasında kadın kızını iyice süsledi ve şöyle dedi: "Amcan ülkenin ileri gelenlerinin başında bulunduğu sırada yanına git. Seni böyle görünce yanına çağırıp kucağında oturtacak ve: "Ne isteğin varsa benden iste. Zira benden istediğin şeyi yerine getireceğim" diyecek. Böyle dediği zaman sen: "Yahya'nın başından başka senden bir şey istemiyorum" de." O zamanlar krallar ülkenin ileri gelenlerinin yanında bir şeylerin sözünü verdiği zaman o sözü yerine getirmeleri gerekiyordu. Aksi halde krallık ellerinden alınırdı. Kral kızın bu isteği üzerine Hazret-i Yahya'yı öldürmekten dolayı maruz kalacağı ölüm ile krallığın elinden alınması sonucu maruz kalacağı ölümü düşünmeye başladı. Sonunda krallığı tercih edip Hazret-i Yahya'yı öldürttü. Onu öldürünce de bölge ahalisiyle birlikte yerin dibine geçirildi. Ravi İbn Cud'ân der ki: Bu rivayeti İbnu'l-Müseyyeb'e aktardığımda bana: "Ali, Hazret-i Zekeriya'nın nasıl öldürüldüğünü de anlatmadı mı?" diye sordu. "Hayır, anlatmadı" karşılığını verdiğimde de şöyle dedi: "Hazret-i Zekeriya, oğlu Hazret-i Yahya öldürülünce kaçmaya başladı. İsrail oğulları da peşine düştüler. Büyük gövdesi bulunan bir ağacın yanına geldiğinde ağaç onu kendisine çağırdı. Hazret-i Zekeriya gelince de ağaç onu içine alıp sakladı. Ancak giysisinin püskülü dışarıda kaldı ve rüzgarda sallanmaya başladı. İsrail oğulları ağacın yanına vardıklarında ağaçtan itibaren izlerin kesildiğini gördüler. Ağaçtaki püskülü görünce de testere getirdiler ve ağaçla birlikte Hazret-i Zekeriya'yı ikiye biçtiler." İbn Asâkir, İbn Ömer'den bildirir: Hazret-i Yahya'yı öldürten kadın babasından kalan krallığın başına geçen bir kadındı. Kadın yatağındayken Hazret-i Yahya'nın kesik başı getirilince yere: "Kadını içine al!" denildi. Bunun üzerine yer yatağıyla birlikte kadını içine aldı. İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir, Abdullah b. ez-Zübeyr'den bildirir: Kralın biri kardeşinin kızıyla evlenmek istedi ve bu konuda Yahya b. Zekeriya'ya danıştı. Hazret-i Yahya: "Kadın sana helal olmaz" karşılığını verdi. Bunun üzerine kız onu öldürmeyi istedi ve birilerini göndererek namazgâhında namaz kılan Hazret-i Yahya'yı öldürttü. Başı da kesilip krala getirildi. Ancak kralın önünde duran kesik baş da: "İstediğin şey sana helal değildir" demeye başladı. İbn Asâkir, İbn Şevzeb'den bildirir: Yahya b. Zekeriya gelip de başını kesmek isteyen adama: "Benim bir peygamber olduğumu bilmiyor musun?" diye sorunca, adam: "Biliyorum, ama emir kuluyum" karşılığını verdi. Hâkim ve İbn Asâkir, İbn Abbâs'tan bildirir: Yüce Allah, Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yahya b. Zekeriya'nın öldürülmesine karşılık yetmiş bin kişiyi öldürdüm. Kızının oğlunun öldürülmesine karşılık ise yüz kırk bin kişiyi öldüreceğim" diye vahyetti. İbn Asâkir, Şimr b. Atiyye'den bildirir: "Beytü'l-Makdis'teki kayanın üzerinde yetmiş bin peygamber öldürüldü. Bunlardan biri de Yahya b. Zekeriya idi." İbn Asâkir, Kurra'dan bildirir: "Gökyüzü Yahya b. Zekeriya ile Hüseyn b. Ali dışında hiç kimsenin ölümüne ağlamış değildir. Göğün kırmızılığı da onun ağlaması demektir." Ahmed Zühd'de Hâlid b. Sâbit er-Rabeî'den bildirir: İsrail oğullarının günahkârları Yahya b. Zekeriya'yı öldürünce, Yüce Allah onlardan bir peygambere, İsrail oğullarına iletmesi için şöyle vahyetti: "Daha ne zamana kadar bu şekilde cüret edip bana isyan edecek ve elçilerimi öldüreceksiniz? Sizler bu şekilde cüretkâr davranıp bana isyan ederken daha ne zamana kadar bir tavuğun yavrularını himaye etmesi gibi sizleri himaye edip koruyacağım? Dikkat edin de Yahya b. Zekeriya'nın kanı ile insanlar arasında dökülen her bir damla kandan sizleri sorumlu tutmayayım! Dikkat edin de sizlerden yüz çevirmeyeyim, zira sizlerden yüz çevirirsem kıyamet gününe kadar bir daha dönüp de sizlere bakmam!" Ahmed, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: Hazret-i Yahya öldürüldüğü zaman arkadaşlarından biri diğerine: "Bana Yahya'nın gömleğini gönder de onu koklayayım" dedi. Arkadaşı ona gömleği gönderince, gömleğin enine ve boyuna işlenen iplerinin liften olduğunu gördü. Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru'l-Usûl'de Yunus b. Ubeyd'den bildirir: Bize bildirilene göre ahalisine zulmedip haklarına tecavüz eden bir kral vardı. Bir gün kentin ahalisi onunla savaşmak üzere bir araya geldiler. "Allah'ın peygamberi Zekeriya aramızda, gidip bu konuda ona danışalım" deyip Hazret-i Zekeriya'nın evine gittiler. Eve vardıklarında güzelliğiyle evi aydınlatan bir kadınla karşılaştılar. Ona: "Sen kimsin?" diye sorduklarında, kadın: "Ben Zekeriya'nın hanımıyım" karşılığını verdi. Bunun üzerine kendi aralarında: "Biz Allah'ın peygamberi Zekeriya'yı dünyadan yüz çevirmiş biri olarak bilirdik. Oysa kendine çok güzel bir kadın almış" demeye başladılar. Sonra kadına: "Zekeriya nerede?" diye sorunca, kadın: "Filan kişilerin bahçesinde çalışıyor" dedi. Söz konusu bahçeye gittiklerinde Hazret-i Zekeriya'nın ücretle bahçe sahiplerinin yanında çalıştığını gördüler. Öğle yemeği vakti geldiğinde Hazret-i Zekeriya iki ekmeği yanına aldı ve yanına gelenlerden kimseleri davet etmeden onları yedi. Yemekten sonra kalkıp işine devam etti. İşini bitirdikten sonra terliklerini, küreğini ve giysisini omzuna alıp yanlarına geldi ve: "Ne istiyorsunuz?" diye sordu. "Bir iş için sana geldik, ancak gördüğümüz şeyler yüzünden neredeyse vazgeçiyorduk" karşılığını verdiler. Hazret-i Zekeriya: "Söyleyin" deyince: "Evine geldiğimizde çok güzel bir kadınla karşılaştık. Oysa biz Allah'ın peygamberinin dünya peşinde olabileceğini düşünmüyorduk" karşılığını verdiler. Hazret-i Zekeriya da: "Ben çok güzel bir kadınla gözlerimi haramdan sakınmak ve iffetimi koruyup zinaya bulaşmamak için evlendim" diyerek bu sözlerini boşa çıkardı. Sonra: "Bunun yanında iki ekmeği tek başına yiyip bizleri davet etmediğini de gördük" dediler. Hazret-i Zekeriya da: "Bunlar beni ücret karşılığında bir iş için tuttular. Bu iş karşısında zayıf düşmek istemedim. Ayrıca şayet benimle birlikte yeseydiniz bu iki ekmek ne size, ne de bana yeterdi" diyerek bu sözlerini boşa çıkardı. Sonra: "Ayrıca terliklerini, küreğini ve giysini de omuzuna aldığını gördük" dediklerinde, Hazret-i Zekeriya: "Bu yeni bir arazidir. Bu arazinin toprağının da başka bir araziye taşınmasını istemedim" diyerek bu sözlerini de boşa çıkardı. Onlar: "Bizim kralımız haklarımıza tecavüz edip bizlere zulmediyor. Biz de onunla savaşma kararı aldık" dediklerinde, Hazret-i Zekeriya: "Ey insanlar! Bunu yapmayın! Zira bir dağı kökünden sökmek henüz zamanı gelmeyen bir kralı yerinden etmekten daha kolaydır" karşılığını verdi. |
﴾ 15 ﴿