16"Kîtap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti." Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti" âyetini açıklarken: "Tek başına doğu tarafında tenha bir vadiye çekilmişti" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti" âyetini açıklarken: "Kimselerin göremeyeceği şekilde güneş tarafından gölgelendiği bir yere çekilmişti" demiştir. Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Meryem'in ailesinden ayrılarak doğu tarafına bir yere çekilmesi dolayısıyla Hıristiyanlar doğu tarafını kıble edinmişlerdir. Hazret-i İsa'nın doğum yerini kendilerini kıble edinmişlerdir. Yahudiler de dağ onların üzerine düşecek gibi olduğu zaman korku içinde yana doğru çekilerek ve dağa bakarak namaz kılmaya başlamışlardı. Bu korku içinde Yüce Allah'ın razı olacağı şekilde secde etmişlerdir ki sonradan dağa doğru namaz kılmayı adet edinmişlerdir." İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: Önceleri Ehl-i Kitâb Kâbe'ye doğru namaz kılar ve orayı haccederlerdi. Bundan vazgeçmelerinin sebebi Yüce Allah'ın: "...Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti" âyetinde zikrettiği gibi Hazret-i Meryem'in doğu tarafına bir yere çekilmesidir. Bundan sonra güneşin doğduğu yer olan doğu tarafına namaz kılmaya başlamışlardır. İbn Asâkir, Davud b. Ebî Hind vasıtasıyla Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Meryem buluğ çağına erdikten sonra bir defasında ailesinden ayrı bir evdeyken yanına izin istemeden bir adam (Cebrail) girdi. Hazret-i Meryem ona saldırır endişesiyle korktu ve: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi. Adam: "Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim" karşılığını verdi. Hazret-i Meryem: "Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?" diye sorunca, adam: "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" karşılığını verdi. Sonrasında Cebrail aynı şeyleri dedikçe Hazret-i Meryem de: "Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?" diye soruyordu. Daha sonra Cebrâil onun üzerine eğildi. Gömleğinin yakasının içine üfledikten sonra üzerinden çekildi. Çekildikten sonra da Hazret-i Meryem hamile kaldı. Hazret-i Meryem'in hamileliği devam ederken: "Şayet batıya doğru çıkarsam insanlar oraya dönerek namaz kıldıkları için beni görebilirler. Kimselerin beni görmemesi için doğu tarafına çıkayım" dedi ve doğuya doğru çıkıp gitti. Bu şekilde yol alırken doğum sancıları başladı. Saklanıp görünmemek için bir yer aradı, ancak hurma ağacının gövdesinden başka bir şey bulamadı. "Bu hurma ağacının arkasına saklanarak insanların beni görmelerinden kurtulurum" dedi. Ağacın altından da bir nehir akıyordu. Hurma ağacının arkasına geçti ve doğumu yaptı. Hazret-i İsa doğunca Yüce Allah dışında doğuda ve batıda ne varsa ona hürmeten secdeye kapandı. Bunun gören İblis endişeye kapıldı ve ne olduğunu anlamak için yüksek bir yere çıkıp etrafa baktı. Ancak olağan dışı bir şey göremedi. Doğuya gitti, olağan dışı bir şey göremedi. Yerin altına girip baktı, yine olağan dışı bir şey göremedi. Artık bir şey göremeyene kadar yerin altında derinlere indi. Daha sonra batıya gitti. Yine olağan dışı bir şey göremedi. Bu şekilde dolaşıp dururken o hurma ağacının yanından geçti. Orada bir kadın ve yeni doğmuş oğlunu gördü. Melekler de ağaçla birlikte anne ve oğlunu kuşatmış çevrelerini sarmışlardı. İblis bunu görünce: "İşte ne olduysa burada oldu!" dedi ve yanlarına doğru yöneldi. Onlara: "Burada ne oldu?" diye sorunca, melekler: "Bir erkek (baba) olmadan bir peygamber doğdu" karşılığını verdiler. Bunun üzerine İblis: "Vallahi bununla insanlardan birçoğunu saptıracağım!" dedi. Onunla Yahudileri saptırınca Yahudiler onu inkar ettiler. Hıristiyanları saptırınca: "İsa, Allah'ın oğludur" demeye başladılar. Daha sonra bir melek ağacın altından Hazret-i Meryem'e: "...Rabbin, senin altından bir ırmak akıttı'" diye seslendi. İblis de: "Şimdiye kadar haberim olmadan hiçbir kadın hamile kalmadı. Her bir kadın da eliminde için doğumunu yaptı. Ancak bu çocuğa annesi ne zaman hamile kaldı ve ne zaman onu doğurdu hiç haberim olmadı" dedi. Hâkim, Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifât'da ve İbn Asâkir, Süddî vasıtasıyla Ebû Mâlik'ten, o da İbn Abbâs'tan; yine Murra vasıtasıyla İbn Mes'ûd'dan bildirir: Hazret-i Meryem hayız olunca mihrabından ayrılıp bir kenara gitti. Hayızlık dönemi bitip de temizlendiği zaman "...O, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü" âyetinde zikredildiği gibi karşısına bir adam çıktı. Ondan korkup: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi. Sonrasında dışarıya çıktı. Üzerinde cilbabı vardı. Adam onun kolundan tuttu ve önden yırtık olan gömleğinin içine üfledi. Üfürüğü göğsüne doğru girince de Hazret-i Meryem hamile kaldı. Bir gece kız kardeşi olan Hazret-i Zekeriya'nın karısı yanına geldi. Hazret-i Meryem ona kapıyı açtı ve içeriye girdiler. Hazret-i Zekeriya'nın karısı ona: "Ey Meryem! Hamile olduğum bana bildirildi" deyince, Hazret-i Meryem: "Bana da hamile olduğum bildirildi" karşılığını verdi. Hazret-i Zekeriya'nın karısı ona: "Karnımdaki çocuğun senin karnındaki çocuğa secde ettiğini gördüm" dedi. İşte: "...Allah sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime'yi tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler" âyetinde kastedilen de budur. Hazret-i Zekeriya'nın karısı Hazret-i Yahya'yı doğurdu. Hazret-i Meryem'in de doğumu yaklaşınca mihraptan ayrılıp bir kenara çekildi. Bu durum "Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. «Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!» dedi. Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı" âyetleriyle dile getirilir. Doğum yapınca da Şeytan, İsrail oğullarına gitti ve Hazret-i Meryem'in doğum yaptığını haber verdi. İsrail oğulları bu konuda onunla konuşmak isteyince de Hazret-i Meryem, Hazret-i İsa'ya işaret etti. Hazret-i İsa da: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi. Hazret-i İsa doğduğu zaman yeryüzünde ne kadar put varsa hepsi yüzüstü yere düştü. İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir'in Cüveybir vasıtasıyla Dahhâk'tan bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti... Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur" âyetlerini açıklarken şöyle demiştir: Yüce Allah, Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Meryem kıssasını Yahudi, Hıristiyan ve müşrik Araplara anlatmasını istemiştir. Yüce Allah, Hazret-i Meryem'in değerini yükseltmek ve İsa'nın müjdesini vermek istediği zaman Hazret-i Meryem, Beytu'l-Makdis'ten çıkıp doğu tarafına gitti. Hazret-i Meryem hayızından yıkanıp temizlendikten sonra doğu tarafında bir yere çekildi ve insanlarla arasına bir dağı perde olarak edindi. Ardına gittiği bu dağ da Beytu'l-Makdis ile oturduğu yer arasında kalıyordu. Daha sonra âyette "Ruhumuz" olarak dile getirilen Cebrâil sapa sağlam, beyaz tenli, kıvırcık saçlı, bıyıkları henüz yeni terlemiş bir insan suretinde kendisine geldi. Hazret-i Meryem onu karşısında dikilmiş görünce: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım"' dedi. Zira onu daha önceden gördüğü ve aynı yerde yaşadığı Yusuf adında bir gence benzetmişti. Yusuf, israil oğullarından biriydi ve Beytu'l-Makdis'in hizmetkârlarındandı. Hazret-i Meryem, Şeytan'ın onu kandırmış olabileceğinden endişe edince kendisine: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" demiştir. Buna karşılık Cebrâil mütebessim bir şekilde Allah'a itaat eden bir elçi olduğunu ve insan olmadığını dile getirerek: "Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim" cevabını verdi. Hazret-i Meryem: "Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir?" deyip evli olmadığı ve kocası bulunmadığı halde böyle bir şeyin nasıl olabileceğini sorunca, Cebrâil: "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" karşılığını verdi. Yüce Allah burada Hazret-i İsa'yı özelde inanan insanlar için bir ibret ve Resûlullah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) tasdik edenler için bir rahmet kılmak istediğini bildirmiştir. Bunun da bir insana veya kocaya ihtiyaç duyulmadan ezelden takdir edildiğini ifade etmiştir. Daha sonra Cebrâil ona yaklaştı ve yakasından içeriye doğru üfledi. Üfürüğü Hazret-i Meryem'in içine girdi ve kadının rahimde ve döl yatağında hamile kalması gibi hamile kaldı. Normal kadınlar gibi de doğumunu yaptı. Doğumdan sonra susayınca Yüce Allah, Ürdün nehrinden ona bir kanal akıttı. "...Rabbin, senin altından bir su arkı akıttı'" âyetinden kasıt da budur. Su arkı akınca aynı anda hurma ağacı taze, olgun hurmalarla doluverdi. Ardından Cebrâil ağacın altından ona: "Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün" diye seslendi. Oysa ağaçta dal namına bir şey yoktu ve uzun bir zamandır kuruyup kalmıştı. Ancak Yüce Allah onu Hazret-i Meryem için ihya etti. "Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün" âyetinden kasıt da budur. Daha sonra Cebrâil ona: "Ye iç, gözün aydın olsun..." demiştir. Bununla da hurma ağacından yemesi, su arkından içmesi ve doğan çocuktan dolayı sevinmesi istenmiştir. Hazret-i Meryem: "Bu çocuğun nerden ve kimden olduğu bana sorulursa ne yapayım?" diye sorunca, Cebrâil: "...İnsanlardan birini görecek olursan «Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım» de" karşılığını vermiştir. İnsanlardan onun bu durumunu soran biri olduğu zaman, bu konuda bizzat çocuğun kendisi açıklama yapıncaya kadar konuşmaması söylendi. İsrail oğulları Hazret-i Meryem'i mihrabında göremeyince ona ne olduğunu Yusuf'a sordular. Yusuf: "Onun hakkında bir bilgim yok. Mihrabın anahtarı da Zekeriya'da bulunuyor" dedi. Hazret-i Zekeriya'yı arayıp buldular ve anahtarı ondan aldılar. Mihrabı açıp baktıklarında Hazret-i Meryem'i göremeyince bu konuda Hazret-i Zekeriya'yı suçladılar. Onu yakalayıp azarladılar. Adamın biri: "Meryem'i filan yerde gördüm" deyince Hazret-i Meryem'in peşine düştüler. Hazret-i Meryem'in altında bulunduğu hurma ağacının üstünde bir saksağan sesi duyunca sese doğru yöneldiler. Hazret-i Meryem halkının kendisine doğru geldiğini görünce çocuğu kucağına alıp onlara doğru gitti. "Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi..." buyruğunda anlatılan da budur. Burada, bu konuda herhangi bir endişe taşımaması ve suçlanmaktan korkmaması istenmiştir. Onu bu şekilde gördüklerinde babası, erkek kardeşleri ve Zekeriya'nın ailesi giysilerini yırtıp başlarına toprak saçmaya başladılar ve: "...Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın. Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi'" dediler. Hazret-i Meryem, Harun'un ailesinden birisiydi. Ona: "Salih bir erkek kardeşin, bir baban ve bir annen var iken nasıl böyle bir şeyi yaparsın?" demek istemişlerdir. Bunun üzerine Hazret-i Meryem, çocuğa işaret ederek onunla konuşmalarını istemiştir. Zira bu konuda: "...Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım" demesi istenmişti. Hazret-i Meryem çocuğa işaret etti ve: "Bu konuda kendisi sizinle konuşacak, durumumu size açıklayacak ve sizler için bir ibret olacaktır" dedi. Onlar: "...Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" diye sordular. Henüz kundak içinde sarılı olan bir bebekle nasıl konuşacaklarını sorup Hazret-i Meryem'in bu tavrına şaşırınca Yüce Allah, Hazret-i İsa'ya konuşmayı ihsan etti. O da annesinin durumunu anlattı ve bu şekilde onlara bir ibret oldu. Dile gelince onlara: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi. Hazret-i İsa böyle deyince henüz üç yaşında olan Hazret-i Yahya da dile geldi ve: "Senin Allah'ın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet ediyorum" dedi. Bu şekilde de ona ilk iman edenlerden oldu. Bununla da Yüce Allah'ın: "...Allah sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime'yi tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler" âyetini doğruladı. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de: "Yüce Allah'ın İsa'ya bahşettiği bereket, gittiği her yerde öğreten ve terbiye eden birisi olmasıydı" buyurmuştur. Hazret-i İsa: "...Anneme iyi davranmamı emretti..." deyince, Hazret-i Zekeriya: "Allahu Ekber!" dedi ve ona sarılıp bağrına bastı. Bu şekilde de babasız bir şekilde yaratıldığını anladılar. Yüce Allah bu konuda: "Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu isa işte budur'" buyurmuştur. Bunu da Yahudilere söylemiştir. Daha sonra Hazret-i İsa normal insanlarda olduğu gibi büyüyene kadar konuşmamıştır. İbn Ebî Şeybe, İbn Ebî Hâtim ve Ebû Nuaym, Mücâhid'den bildirir: Hazret-i Meryem: "Yalnız kaldığımda karnımda bulunan İsa benimle konuşurdu. İnsanların içinde olduğum zamanlarda ise karnımda tesbih eder ve tekbirler getirirdi. Ben de sesini duyardım" demiştir. Abdurrezzâk, Firyâbî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, Hazret-i Meryem konusunda: "Hamile kalması ile doğum yapması aynı zamanda oldu" demiştir. İbn Asâkir, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: "Bana bildirilene göre Meryem yedi veya dokuz saatlik bir zaman kadar hamile olarak kalmış ve aynı gün içinde doğum yapmıştır." İbn Asâkir, İkrime vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirir: "Meryem hamileliğinin sekizinci ayında doğum yaptı. İsa'dan dolayı Meryem'e dil uzatılmasın diye de sekiz aylık iken doğan her çocuk yaşamaz, ölür." Hâkim'in bildirdiğine göre Zeyd el-Amiy: "Hazret-i İsa, Âşura gününde doğdu" demiştir. Abdullah b. Ahmed Zühd'dün zevaidi olarak Nevf'ten bildirir: Hazret-i Meryem iffetli, bakire (betül) birisiydi. Kızkardeşinin kocası olan Hazret-i Zekeriya bakımını üstlenmişti ve onun gözetiminde yaşıyordu. Hazret-i Zekeriya onun yanına girip selam verdiğinde kışın yaz meyveleri, yazın da kış meyveleri önüne getirilirdi. Bir defasında yine bu şekilde Hazret-i Meryem'in yanına girdiğinde söz konusu şekilde önüne meyveler getirildi. Ona: "Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?" diye sorunca, Hazret-i Meryem: "Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir" karşılığını verdi. Sonrası âyetlerde: "Orada Zekeriya Rabbine dua etti: «Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin» dedi. Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, «Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler» diye seslendiler. Zekeriya, «Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?» dedi. Allah, «öyledir, ama Allah dilediğini yapar» dedi. Zekeriya, «Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir alâmet ver» dedi. Allah da şöyle dedi: "Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et" şeklinde anlatılır. Âyetlerde diline mühür vurulacağı ve üç tam gün boyunca insanlarla konuşamayacağı bildirilmiştir ki bu durum aynı şekilde: "...Allah: «Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır» buyurdu. Zekeriya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: «Sabah akşam Allah'ı tesbih edin» diye işarette bulundu" âyetleriyle zikredilir. Burada namaz konusunda işaret etmesinden kasıt bunu yazıyla onlara bildirmesidir. Hazret-i Meryem evinde otururken perdeleri aşıp gelen bir adamın karşısında dikili olduğunu gördü. Hazret-i Meryem onu görünce: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi. Cebrâil, Hazret-i Meryem'in Rahmân adını zikretmesi üzerine ürktü ve: "Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim" karşılığını verdi. Sonrası: "Meryem: «Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir?» dedi. Cebrâil: «Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir» dedi"' şeklinde dile getirilir. Daha sonra Cebrâil, yakasından içeri üfürünce Hazret-i Meryem hamile kaldı. Yükü artınca normal hamile kadınlar gibi sancılanmaya başladı. Bir peygamberin evinde olduğu için, içinde bulunduğu durumdan utandı ve kavminden kaçıp doğu tarafına gitti. Kavmi de peşinden çıktı ve karşılaştıklarına: "Şöyle şöyle olan bir kız gördünüz mü?" diye sormaya başladılar. Ancak kimseler ondan bir haber veremedi. "Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti..." Bu hurma ağacına yaslandıktan sonra da: "...Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!" dedi. Sancılanıp kanı akmaya başlayınca, vadinin uzak bir köşesinden Cebrâil ona: "...Üzülme! Rabbin, senin altından bir su arkı akıttı. Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün" diye seslendi. Cebrâil kendisine böyle deyince hurmadan yedi, sudan içti. Bedeni güçlendi, içi rahat etti. Doğumu yaptıktan sonra da çocuğun göbek bağını kesti. Onu bir kumaş parçasıyla sarıp kucağına aldı. Kavmi onu ararken sığırlarını otlatan bir çobanla karşılaştılar. "Ey çoban! Şöyle şöyle bir kız gördün mü?" diye sorduklarında: "Hayır! Ancak sığırlarımda daha önce hiç karşılaşmadığım bir durum gördüm" dedi. Onlar: "Onlarda ne gördün?" diye sorduklarında: "Gece boyu şu vadiye doğru secde ettiklerini gördüm" dedi. Ardından çobanın söylediği yere gittiler. Hazret-i Meryem onları görünce oturdu ve Hazret-i İsa'yı emzirmeye başladı. Gelip başında durdular ve: "...Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın..." dediler. Hazret-i Meryem, çocuğa işaret ederek onunla konuşmalarını istedi. Buna karşılık: "...Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler. Beşikten kastettikleri annesinin kucağıydı. Hazret-i İsa bu dediklerini duyunca annesinin göğsünü bıraktı. Sağ tarafına yaslanıp şöyle dedi: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun"' Sonrasında insanlar onun hakkında ihtilafa düştüler. |
﴾ 16 ﴿