53"Kîtap'ta Musa'ya dair anlattıklarımızı da an. O, bir resul, bîr nebî idi. Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık. Rahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bahşettik." Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim bu âyeti: (.....) şeklinde "lam" harfini nasbederek okurdu. Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...O, bir resul, bir nebî idi" âyetini açıklarken: "Nebî, Allah tarafından kendisiyle konuşulan, vahiy alan ancak kendisine müstakil bir kitap inmeyen kişidir" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in lafzı ise şöyledir: "Peygamberler, kendilerine risalet verilmeyen, vahiy almalarına rağmen kimselere resul olarak gönderilemeyen kişilerdir. Resuller, kendilerine hem vahiy inen ve risaletle (kitapla) bir topluluğa gönderilen peygamberlerdir." Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken: "Ona sağdaki dağın bir tarafından seslendik ve doğruluğundan dolayı kendisi ile konuşmak için bize yaklaştırdık" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebu'l-Âliye: "...Kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık" âyetini açıklarken: "Kalemin gıcırtısını duyacak kadar kendisine yaklaştırdı" demiştir. İbn Ebî Şeybe, Hennâd, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Meysere: "...Kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık" âyetini açıklarken: "Öyle bir yaklaştırıldı ki levhalara Tevrat'ı yazan kalemin gıcırtısını bile duydu" demiştir. Saîd b. Mansûr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "...Kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık" âyetini açıklarken: "Öyle bir yaklaştırıldı ki kendisi için Tevrat'ı yazan kalemin gıcırtısını bile duydu" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık" âyetini açıklarken: "Gökyüzüne çıkarıldı ve kendisiyle orada konuşuldu" demiştir. İbn Ebî Hâtim, Ebu'ş-Şeyh Azame'de ve Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifât'da bildirdiğine göre Mücâhid: "...Kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Yedinci kat gök ile Arş'ın göğü arasında yetmiş bin tane perde vardır. Bu perdeler, biri nur biri karanlık, biri nur biri karanlık şeklinde sıralanmışlardır. Hazret-i Mûsa, Yüce Allah'la arasında tek bir perde kalıncaya kadar yaklaştırıldı. Yüce Allah'ın yeri ile (Tevrat'ı) yazan kalemin gıcırtısını işitince: "...Rabbim! Bana görün, sana bakayım..." dedi. Firyâbî, İbn Ebî Şeybe Musannef’te, Hennâd Zühd'de, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık" âyetini açıklarken: "Öyle bir yaklaştırıldı ki levhalara (Tevrat'ı) yazan kalemin gıcırtısını bile duydu" demiştir. Deylemî aynısını İbn Abbâs'tan merfû olarak zikreder. İbn Ebî Hâtim, Amr b. Ma'dikerib'den bildirir: Kendisiyle konuşmak için Yüce Allah, Hazret-i Musa'yı Turu Sina dağına yaklaştırınca ona şöyle buyurdu: "Ey Musa! Şayet sana şükreden bir kalp, zikreden bir dil ve hayırlı işlerde sana yardımcı olacak bir hanım yaratmışsam bil ki hayırdan hiçbir şeyi tutmamışımdır. Birini bunlardan mahrum etmişsem de bil ki ona hayırdan hiçbir şey bahşetmemişimdir." İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Rahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bahşettik" âyetini açıklarken: "Harun, Musa'dan daha büyüktü, ancak Yüce Allah Harun'un kendisini değil peygamberliğini Hazret-i Musa'ya bahşetti" demiştir. |
﴾ 53 ﴿