55

"Kitap'ta İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözüne sadıktı, resul ve nebî idi. Ailesine namaz ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı."

Hâkim, Semure vasıtasıyla Ka'b'dan bildirir: "Yüce Allah'ın sözüne sadık biri olarak isimlendirdiği Hazret-i İsmail sert mizaçlı biriydi ve Allah düşmanlarıyla mücadele ederdi. Yüce Allah da ona yardım eder ve düşmanlarına karşı muzaffer kılardı. Hazret-i İsmail kafirlere karşı çok çetin bir şekilde savaşır ve Allah yolunda kimselerin kınamasından çekinmezdi. Başı küçük, boynu kalın, el ve ayakları uzundu. Öyle ki ayakta iken bile elleriyle dizlerine vurabilirdi. Küçük gözlü, uzun burunlu, geniş omuzlu, yüz hatları keskin ve güçlü kuvvetli birisiydi. Kafirlere karşı oldukça sertti. Ailesi ve halkına namaz ile zekatı emrederdi. O zamanlar da zekatları, mallarını Allah'a kurban olarak sunmaları şeklindeydi. Verdiği her sözde durup ifa ettiği için de Yüce Allah onu sözüne sadık anlamında "Sâdiku'l-Va'di" olarak isimlendirmiştir."

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "...O sözüne sadıktı..."âyetini açıklarken: "Rabbine bir söz verdiği zaman bu sözü mutlaka yerine getirirdi" demiştir.

İbn Ebî Hâtim, Süfyân es-Sevrî'den bildirir: Bana anlatılana göre Hazret-i İsmail ile bir arkadaşı bir defasında bir köye geldiler. Arkadaşı ona: "Ya ben burada oturayım, sen köye girip azık olarak gerekli yiyeceğimizi satın alırsın, ya da sen burada otur ben gidip bu işi yapayım" deyince, Hazret-i İsmail: "Sen köye git ben burada oturup seni beklerim" karşılığını verdi. Arkadaşı köye girdikten sonra Hazret-i İsmail'i unuttu. Adam diğer yıl o köyün oradan geçerken Hazret-i İsmail'le karşılaştı. Ona: "Sen o zamandan bu saate burada mı bekledin?" diye sorunca, Hazret-i İsmail: "Sen gelene kadar buradan ayrılmayacağımı söylemiştim!" karşılığını verdi. Yüce Allah da onun hakkında: "Kitap'ta İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o, sözüne sadıktı..." buyurdu.

İbn Cerîr, Sehl b. Akîl'den bildirir: Hazret-i İsmail bir yerde buluşmak üzere bir adamla sözleşti. Kendisi o mekana gelirken diğer adam unutup gelmedi. Hazret-i İsmail ikinci günün sabahında adam gelene kadar orada bekledi. Adam: "Dünden beri buradan hiç ayrılmadın mı?" diye sorunca, Hazret-i İsmail: "Hayır!" karşılığını verdi. Adam: "Ben gelmeyi unuttum" deyince, Hazret-i İsmail: "Sen buraya gelene kadar buradan ayrılacak değildim!" karşılığını verdi. İşte bundan dolayı sözüne sadık biri olarak anılmıştır.

Müslim'in Vâsile'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah, İbrâhîm'in oğulları içinden İsmail'i, İsmail oğulları içinden de Kinâne'yi seçti."

Ebû Nuaym Delâil'de Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde on iki peygamber arasında mahlukatın efendisi ben olacağım. İbrâhîm, İsmail, İshak, Yakub bu peygamberlerden bazılarıdır."

Hâkim ve Beyhakî Şuab'da İbn Abbâs'tan bildirir: "Arapça'yı ilk konuşan, kendi ağzı ve lehçesiyle yazıya döken, (.....) şeklinde bitişik olarak yazan kişi Hazret-i İsmail'dir. Daha sonraları ise oğulları başka dil ve lehçeleri kullanmışlardır."

İbn Sa'd, Ukbe b. Beşîr'den bildirir: Muhammed b. Ali'ye: "Arapça'yı ilk olarak konuşan kişi kimdir?" diye sorduğumda: "İbrâhim'in oğlu İsmail'dir ve ilk konuştuğunda henüz on üç yaşındaydı" dedi. "Daha önce insanlar hangi dili konuşuyordu?" diye sorduğumda da: "İbranice konuşuyordu" dedi.

İbn Sa'd, Vâkidî'den, o da bir çok âlimden bildirdiğine göre Hazret-i İsmâil'e doğar doğmaz Arapça ilham edildi. Hazret-i İbrâhîm'in diğer çocukları babalarının dilini (İbranice'yi) konuşuyorlardı.

İbn Sa'd'ın Ali b. Rebâh el-Lahmî'de bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bütün Araplar İsmail'in soyundandır" buyurmuştur.

İbn Sa'd'ın bildirdiğine göre İshâk b. Abdillah b. Ebî Ferve: "Hazret-i İsmail'in mezarı, Rükn ile Beyt arasındaki oluğun altındadır" demiştir.

55 ﴿