80"Dâvud ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk. Biz hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvud ile birlikte, Allah'ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan bizdik. Ona, savaş sıkıntılarınızdan sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik. Artık şükredecek misiniz?" Hâkim, Vehb'den bildirir: "Dâvud b. îşâ b. Uveyd b. Bâ'ir, Yahûza b. Yakub'un soyundandır. Hazret-i Davud kısa boylu, mavi gözlü, seyrek saçlı ve temiz kalpli birisiydi." İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Murra: "...Bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bu ekinler henüz yeni filiz vermişti. Koyunlar da gece vakti bunun içinde yayılmışlardı. Ekin sahibi ile sürü sahibi Hazret-i Davud'un huzurunda davalaşınca Hazret-i Davud sürünün ekin sahibine verilmesine hükmetti. Hazret-i Süleyman ile karşılaştıklarında durumu ona anlattılar. Hazret-i Süleyman: "Sürü tamamen ekin sahibine verilmez. Bunun yerine ekin sahibi sürüyü, sürü sahibi de ekinleri alır. Ekinler eski haline geldiği zaman onu sahibine teslim ederler. Bu süre içinde de ekin sahipleri sürüden faydalanırlar" deyince, "Biz hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık..." âyeti nazil oldu. İbn Cerîr, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Sünen'de bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: "Dâvud ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bu ekin henüz yeni salkım vermiş bir bağdı. Bir koyun sürüsü de bu bağa girip zarar vermişti. Görülen davada Hazret-i Davud sürünün bağ sahibine verilmesine hükmetti. Hazret-i Süleyman: "Ey Allah'ın peygamberi! Bu konudaki hüküm bu değildir" deyince, Hazret-i Davud: "Bunun hükmü nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Hazret-i Süleyman şöyle dedi: "Bağ, koyun sahiplerine teslim edilir. Bunlar da eksi haline getirene kadar bağla ilgilenir onun bakımını yaparlar. Koyunlar da bağ sahibine verilir. Bağ eski haline dönene kadar bu koyunlardan faydalanırlar. Bağ eski haline dönünce koyunları sahiplerine teslim ederler, kendileri de bağı teslim alırlar." işte: "Biz hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık..." âyetinde ifade edilen budur. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mesrûk'tan bildirir: Koyunların girip de telef ettiği bu ekinler bir üzüm bağı idi. Koyunlar bu bağa girince ne bir yaprak ne de bir üzüm salkımı bıraktılar, hepsini yediler. Bağ sahipleri konuyu Hazret-i Davud'a intikal ettirince tazminat olarak koyun sürüsünü onlara verdi. Hazret-i Süleyman ise bu konuda şöyle dedi: "Bu durumda bağ sahibine koyunların yanında hem tarlanın kendisi, hem de üzüm ağaçları kaldı. Oysa bu durumda koyunlar bağ sahibine, bağ da koyun sahiplerine teslim edilir. Koyunun aslı sahipleri bağın bakımını yapıp eski haline getirmek için çalışırken bu süre zarfında bağ sahipleri teslim aldıkları koyunların sütü, yünü ve diğer şeylerinden faydalanırlar. Bağ yayılmadan önceki haline geri döndüğü zaman onu asıl sahiplerine teslim ederler, bağ sahipleri de koyunları asıl sahiplerine verirler. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Dâvud ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Biri ekin sahibi biri de koyun sahibi olmak üzere iki adam davalaşmak üzere Hazret-i Davud'un huzuruna çıktı. Ekin sahibi: "Bu adam koyunlarını benim ekinlere saldı. Koyunları da ekinlerimden geriye bir şey bırakmadılar" dedi. Hazret-i Davud da: "Bu durumda koyunları al, hepsi senindir" diyerek bu şekilde davayı hükme bağladı. Koyun sahibi, Hazret-i Süleyman ile karşılaşınca Hazret-i Davud'un verdiği bu hükmü ona aktardı. Hazret-i Süleyman, Hazret-i Davud'un yanına girdi ve: "Ey Allah'ın peygamberi! Bu davada hüküm senin verdiğin şekilde değildir" dedi. Hazret-i Davud: "Ya nasıldır?" diye sorunca, Hazret-i Süleyman: "Ekin sahibi bu ekinlerin yıllık ne kadar ürün verdiğini bilir. Bir yıllık ürüne karşılık koyunların yavruları, kılı ve yününden faydalanır. Zira koyunlar da her yıl yavru veriyorlar" karşılığını verdi. Bunun üzerine Hazret-i Davud: "İsabetli bir görüş! O zaman hüküm de senin verdiğin şekilde olsun" dedi. Hazret-i Süleyman'a bu şekilde hüküm vermeyi de Yüce Allah öğretmişti. Abdurrezzâk ve İbn Cerîr, Mücâhid'den bildirir: "Hazret-i Davud bu davada ekin sahibine telef olan ekinlerine karşılık koyunları verdi. Hazret-i Süleyman ise ekin sahibine ekinleri eski halini alana kadar sadece koyunların yünü ve sütünden faydalanma hakkını verdi. Bu süre zarfında da onu koyunların bakımından sorumlu tuttu. Ekinleri de bakımını yapmak ve eski haline döndürmek üzere koyun sahibine verdi. Buna göre koyun sahibi, ekinler yayıldığı günkü halini aldığında onu sahibine teslim edecek ve koyunlarını geri alacaktı." İbn Cerîr, Katâde'den bildirir: 'Nefş' gece yayılması, 'Mehel' ise gündüz yayılmasıdır. Bize anlatılana göre adamın koyunları diğerinin ekinlerine gece vakti girmişlerdi. Dava Hazret-i Davud'a intikal edince koyunların ekin sahiplerine verilmesine hükmetti. Ancak Hazret-i Süleyman: "Hüküm böyle değildir" diyerek verilen hükme itiraz etti ve şu şekilde hüküm verilmesi gerektiğini söyledi: "Ekin sahibi, diğer yıl ekinleri yenildiği günkü haline gelene kadar bu koyunların yavruları, sütü ve yününü alır. Diğer yıl ekinler eski haline geldiği zaman koyunları sahibine teslim eder ve ekinlerini alır." Bu konuda da Yüce Allah: "Biz hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık..." buyurmuştur. Abdurrezzâk ve İbn Cerîr, Katâde ile Zührî'den bildirir: Bir koyun sürüsü birinin ekinlerine girip içinde yayıldı. Hazret-i Davud dava kendisine intikal edince ekin sahibinin koyunları almasına hükmetti. Ancak Yüce Allah bu konudaki hükmü Hazret-i Süleyman'a kavrattı. Hazret-i Davud'un verdiği hükmü duyunca da: "Hayır, hükmü bu değildir. Telef edilen ekinlerinize karşılık bu koyunları bir yıllığına alırsınız. Diğer yıl ekinleriniz eski haline gelene kadar bunların sütü, yavruları ve yünleri sizin olur" dedi. İbn Ebî Şeybe Musannef de, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildirir: İsrailoğullarında kendini ibadete veren ve erkeklerden uzak duran bir kadın vardı. Bu kadının da çok güzel iki cariyesi bulunuyordu. Kadın bu şekilde kendini ibadete verip erkeklerden uzak durunca cariyelerden biri diğerine: "Bizim bu sıkıntımız pek uzun sürdü. Bu kadın erkek istemiyor ve biz yanında durdukça da erkek yüzü görmeyeceğiz. Şayet zinayla rezil edersek recmedilir biz de istediğimiz erkeğe gideriz" dedi. Sonrasında yumurta akı getirdiler ve kadın secdede iken giysisini açıp arka tarafına bu yumurta akını serptiler. Sonra da: "Kadın zina yaptı!" diye bağırmaya başladılar. O zamanlarda da zina eden kişi recmedilirdi. Kadının davası Hazret-i Davud'a intikal etti. Hazret-i Davud kadının üzerindeki ıslaklığı görünce recmetmek istedi. Ancak Hazret-i Süleyman: "Bana ateş getirin! Şayet bu ıslaklık erkeğin suyu (meni) ise dağılır. Yumurta akı ise de toplanıp donar" dedi. Hazret-i Süleyman getirilen ateşi üzerine tutunca ıslaklık toplanıp dondu. Bu şekilde de kadını recmedilmekten kurtarmış oldu. Bu olay üzerine Hazret-i Davud, Hazret-i Süleyman'a yakınlık duydu ve onu sevdi. Daha sonra da ekin sahibi ile koyun sahibi arasındaki söz konusu dava oldu. O davada Hazret-i Davud koyun sürüsünün ekin sahibine verilmesine hükmetti. Yanından çıktıklarında sürü çobanları yanlarında sadece sürünün köpekleriyle birlike çıktılar. Hazret-i Süleyman onlara: "Aranızda nasıl bir hüküm verdi?" diye sorunca verilen hükmü ona söylediler. Hazret-i Süleyman: "Şayet bu davaya ben bakmış olsaydım farklı bir hüküm verirdim" dedi. Hazret-i Davud'a: "Süleyman böyle böyle diyor" denilince, onu çağırdı ve: "Sen aralarında nasıl hüküm verirsin?" diye sordu. Hazret-i Süleyman şu karşılığı verdi: "Ben olsam bir yıllığına bu koyunları ekin sahibine verirdim. Bu bir yıl boyunca yavruları, yağları, sütleri ve diğer getirileri onların olur. Koyun sahipleri de ekin sahiplerinin tarlasını eker, bakımını yaparlar. Ekinler yenildiği günkü hale geldikleri zaman ekin sahipleri ekinlerini, koyun sahipleri de koyunlarını geri alır." İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini: "Yayılmıştı" şeklinde açıklamıştır. Tastî'nin Mesâil'de bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) ifadesi ne anlama geliyor?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Yayılma, anlamındadır" karşılığını verdi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi?" diye sorunca, İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Lebîd'in: Hayvanlar bolca yayılmadan sonra kıtlığa Uzunca bir gevişten sonra diş artığına kaldılar" dediğini İşitmez misin?" Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ma'mer'den bildirdiğine göre Zührî: 'Nefş' sadece gece olan yayılmadır. 'Mehel' ise gündüz yayılmasıdır" demiştir. Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye, Harâm b. Muhayyisa'dan bildirir: "Berâ b. Âzib'in devesi bir bahçeye girip ekinlere zarar verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) gündüz vakti bahçenin korunmasının bahçe sahibine ait olduğuna, sürünün ise gece verdiği zarardan sürü sahiplerinin sorumlu olduğuna hükmetti." İbn Merdûye, Hazret-i Âişe'den bildirir: Berâ b. Âzib'in devesi gündüz vakti birilerinin bahçesine girip ekinlere zarar verdi. Davalaşmak üzere Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldiklerinde: "Gündüz vakti bahçenin korunması bahçe sahibine aittir. Gece vakti de sürü sahiplerinin sürülerine sahip çıkmaları gerekir" buyurdu. Sonra: "Dâvud ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk"' âyetini okudu ve: "Koyunlar gece vakti ekine girmişti" buyurdu. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime Enbiyâ Sûresi'nin 79. âyetini: (.....) lafzıyla okumuştur. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Bu davada sonuçta Hazret-i Süleyman'ın verdiği hüküm geçerli sayıldı. Hazret-i Davud da bu hükme karşı çıkmadı" demiştir. Abdurrezzâk, Ikrime'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) : "Cehennem ahalisinden azabı en hafif olan kişi bir ateş koruna basar ve sıcaklığından beyni bile kaynar" buyurdu. Ebû Bekr es-Sıddîk: "Yâ Resûlallah! Bu adamın suçu neydi ki?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Bir sürüsü vardı ve başkalarının ekinlerinde yayar onlara zarar verirdi. Oysa Yüce Allah kişinin ekiniyle birlikte bir ok atımı çevresini de başkasına haram kılmıştır. Onun için kişi dünyadayken malını haram kılmamaya, bunun sonucunda âhirette kendini helak etmemeye dikkat etmelidir." Ahmed, Buhârî, Müslim ve Nesâî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: İki kadın ve her birinin yanında bir oğlu vardı. Kurt gelip çocuklardan birini kapıp götürdü. Geriye kalan çocuk konusunda anlaşamayınca Hazret-i Davud'un huzurunda davalaştılar. Hazret-i Davud çocuğu büyük olan kadına verdi. Oradan çıkınca Hazret-i Süleyman onları çağırdı ve: «Bana bir bıçak getirin de çocuğu aralarında paylaştırayım» dedi. Küçük kadın: «Allah sana merhamet etsin. Çocuğu kesme, çocuk onundur» deyince Hazret-i Süleyman çocuğu küçük olan kadına verdi. " İbn Asâkir, İbn Abbâs'tan bildirir: İsrailoğullarında çok güzel bir kadın vardı. İleri gelenlerden dört adam bu kadınla birlikte olmak istedi, ancak hiçbiriyle birlikte olmayı kabul etmedi. Bunun üzerine adamlar kendi aralarında anlaştılar ve Hazret-i Davud'un huzurunda bu kadının kendi köpeğiyle ilişkiye girdiğine, köpeği de buna alıştırdığına şehadet ettiler. Hazret-i Davud da kadının recmedilmesi emrini verdi. O günün akşamında Hazret-i Süleyman kendisi gibi birkaç çocukla birlikte bir araya geldi. Kendisi hakim olurken, dört çocuk o dört adamın yerine, bir çocuk da o kadının yerine geçti. Çocuklardan dördü kadının yerine geçen diğer çocuğun kendi köpeğiyle ilişkiye girdiğine dair tanıklık ettiler. Hazret-i Süleyman: "Bu dört kişiyi birbirinden ayırın" dedi. Sonra ilk çocuğa: "Köpeğin rengi neydi?" diye sordu. Çocuk: "Siyahtı" karşılığını verdi. O çocuğu ayırıp diğer çocuklardan birini çağırdı ve ona da köpeğin rengini sordu. Çocuk: "Kırmızıydı" karşılığını verdi. Diğerine sorunca: " rengiydi" dedi. En son çocuğa sorunca, o da: "Beyazdı" karşılığını verdi. Bunun üzerine Hazret-i Süleyman bu dört çocuğun öldürülmesini emretti. Bu yaptığı Hazret-i Davud'a zikredilince hemen o dört kişiyi yanına çağırdı ve tek t köpeğin rengini sordu. Her biri farklı bir renk söyleyince de öldürülmeleri emretti. Ahmed Zühd'de İbn Ebî Necîh'den bildirir: Hazret-i Süleyman şöyle dedi: "Bize insanlara verilen de verilmeyen de verildi. Bunun yanında insanlara öğretilen de öğretilmeyen de bize öğretildi. Tüm bunların sonunda üç şeyden daha hayırlısını görmedik. Bunlar: Öfke anında da rıza anında da hak olan sözü söylemek, darlıkta da bollukta da iktisatlı olmak, gizliden de açıktan da Allah'tan korkmaktır." Ahmed, Yahya b. Ebî Kesîr'den bildirir: Hazret-i Süleyman, oğluna şöyle bir nasihatta bulundu: "Evladım! Zalim olan bir hükümdarı kızdırmaktan sakın! Zira böylesi bir hükümdarın kızması ölüm meleğinin kızması gibidir." İbn Ebî Şeybe ve Ahmed, Hayseme'den bildirir: Hazret-i Süleyman şöyle demiştir: "Geçimi, darlığı ve bolluğuyla her türlü denedik de asgari imkanların da geçim için insana yeterli olabileceğini gördük." İbn Ebî Şeybe ve Ahmed, Yahya b. Ebî Kesir'den bildirir: Hazret-i Süleyman, oğluna şöyle nasihatta bulundu: "Evladım! Eşine karşı fazla kıskanç olma ki senden dolayı masum olduğu halde kötü bir iftiraya maruz kalır. Evladım! Utanmanın bir kısmı zayıflık iken bir kısmı da Allah için vakardır. Evladım! Düşmanını öfkelendirmek istersen çocuğunun üzerinden sopayı eksik etme, terbiyesini iyi ver. Evladım! Kazık nasıl iki taş arasına girerse, yılan nasıl iki taş arasında girerse bil ki hata da bir satışta iki tarafın arasına bu şekilde girer." Ahmed, Mâlik b. Dînâr'dan bildirir: Bize ulaşana göre Hazret-i Süleyman, oğluna: "Aslanın peşinden git, ama kadının peşinden gitme!" demiştir. Ahmed, Yahya b. Ebî Kesîr'den bildirir: Hazret-i Süleyman, oğluna: "Evladım! Hayatın en kötü yanlarından biri de bir evden diğer bir eve taşınmaktır" demiştir. Yine şöyle demiştir: "Evladım! Allah'tan korkmanı tavsiye ediyorum. Zira Allah korkusu her şeyin üstesinde gelir." Ahmed, Bekr b. Abdillah'tan bildirir: Hazret-i Davud, oğiu Hazret-i Süleyman'a: "En soğuk olan şey, en güzel olan şey, en yakın olan şey, en uzak olan şey, en az olan şey, en çok olan şey, kişiye en iyi arkadaş ve en büyük yalnızlık nedir?" diye sorunca, Hazret-i Süleyman şöyle dedi: "En güzel olan şey Yüce Allah'ın kullar arasındaki rahmeti, ruhudur. En soğuk (serinlik, rahatlık veren) şey Allah'ın kullarını affetmesi ile kulların birbirlerini affetmeleridir. Kişiye en iyi arkadaş bedenindeki ruhudur. En büyük yalnızlık ruhun bedenden ayrılmasıdır. En az olan şey yakîn, en çok olan şey şüphedir. En yakın olan şey âhiretin dünyaya olan yakınlığıdır. En uzak olan şey ise dünya hayatının âhiret hayatına uzaklığıdır." Ahmed, Yahya b. Ebî Kesîr'den bildirir: Hazret-i Süleyman, oğluna: "Doğru yolu gösteren birine danışmadan bir konuda kesin karar alma. Danıştıktan sonra da yapacağın şeyden dolayı üzülme" demiştir. Yine oğluna şöyle demiştir: "Evladım! En çirkin hata, miskinlikle birlikte yapılan hatadır. Hidayetten sonra da dalâlete düşmekten daha çirkin bir şey yoktur. Bundan da çirkini abid olan birinin Rabbine ibadet etmeyi bırakmasıdır." Ahmed, Katâde'den bildirir: Hazret-i Süleyman şöyle demiştir: "Tüccar kişinin nasıl kurtulacağına hayret ediyorum. Zira gündüzlerini yeminlerle, gecelerini de (ibadet etmeden) uykuyla geçiriyor." Ahmed, Yahya b. Ebî Kesîr'den bildirir: Hazret-i Süleyman, oğluna: "Evladım! Dedikodudan uzak dur! Zira dedikodu keskin bir kılıç gibidir" demiştir. İbnu'l-Münzir, İbn Cerîr Tehzîbu'l-Âsâr'Ğa, İbn Ebî Hâtim ve İbn Asâkir, Hammâd b. Seleme vasıtasıyla Humeyd et-Tavîl'den bildirir: İyâs b. Muâviye kadı olarak tayin edildikten sonra bir ara yanına Hasan geldi. İyâs'ı üzgün ve dertli gördü. Bir ara İyâs ağlayınca, Hasan ona: "Neden ağlıyorsun?" diye sordu. İyâs şu karşılığı verdi: "Ey Ebû Saîd! Bana ulaşana göre üç çeşit kadı vardır. Biri içtihat edip içtihadında hatalı olan kişidir ki Cehenneme gider. Diğeri de hüküm verirken arzularına meyleder ki bu da Cehennemdedir. Üçüncüsü ise içtihat edip içtihadında isabet eden kişidir. Bu da Cennete girer." Buna karşılık Hasan şöyle dedi: "Yüce Allah'ın zikrettiği Davud kıssası bu dediğini geçersiz kılıyor. Yüce Allah: "Dâvud ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk. Biz hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik..." buyurur. Burada verilen hüküm konusunda Süleyman'ı överken Davud'u kınamış değildir. Yüce Allah kadılardan üç şey istemiştir. Az bir değer karşılığında hüküm satmamaları, arzularının peşinde gitmemeleri ve hükümlerinde insanlardan korkmamalarıdır. Yüce Allah bu konuda: "Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır" buyurur. Yine: "...İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin" buyurur." Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'in Azame'de bildirdiğine göre Katâde: "...Dâvud ile birlikte, Allah'ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik" âyetini açıklarken: "Tesbihten kasıt, namaz kıldığı zaman dağlar ile kuşların da Davud'la beraber namaz kılmalarıdır. "Ona, savaş sıkıntılarınızdan sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik..." âyetini açıklarken de şöyle demiştir: "Önceleri savaşlarda kullanılan zırhlar düz levhalar şeklindeydi. Onu halkalar şeklinde diken ve giyilecek şekle sokan ilk kişi Davud idi." İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: (.....) ifadesini: "Demirden zırh" olarak açıklamıştır. "Ona, savaş sıkıntılarınızdan sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik" âyetini açıklarken: "Silahların sizi yaralamasından koruması için" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim, Enbiyâ Sûresi'nin 80. âyetini: "(Sizi korumamız için)" lafzıyla, (.....) harfiyle okumuştur. Firyâbî, Süleymân b. Hayyân'dan bildirir: "Hazret-i Davud fırsat bulduğu zaman tesbih etmeleri için dağlara emir verirdi. Onlar da Hazret-i Davud bir daha isteyene kadar tesbih ederlerdi." İbn Ebî Şeybe Musannef te İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Âdem'in ömrü bin yıl, Davud'un ömrü ise altmış yıldı. Âdem: «Rabbim! Benim ömründen onun ömrüne kırk yıl kat» deyince, Yüce Allah Âdem'in ömrünü yine bin yıla, Davud'un ömrünü de yüz yıla tamamladı. " İbn Ebî Şeybe Musannef te, İbn Ebi'd-Dünya Zikru'l-Mevt'te ve Hâkim, İbn Abbâs'tan bildirir: "Hazret-i Davud bir Cumartesi günü aniden vefat etti. Kuşlar da üzerinde toplanıp ona gölge yaptılar." |
﴾ 80 ﴿