84"Eyyûb'u da (an). Hani Rabbine: «Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin» diye niyaz etmişti. Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik." Hâkim, Semure vasıtasıyla Ka'b'dan bildirir: "Allah'ın sabır sahibi peygamberi Eyyûb b. Emûs uzun boylu, kıvırcık saçlı, iri gözlü ve güzel yüzlü birisiydi. Alnında da: «Denenip sabreden (kul)» yazısı yazılıydı. Boynu kısa, omuzları geniş, kol ve bacakları kalındı. Dul kadınlara yardımda bulunup giyecek verir, Allah yolunda çabalayıp nasihatler ederdi." Hâkim, Vehb'den bildirir: "Hazret-i Eyyûb'un adı Eyyûb b. Emûs b. Zerâh b. Îs b. İshâk b. İbrâhim'dir." İbn Sa'd, Kelbî'den bildirir: "İlk gönderilen peygamber İdris (aleyhisselam), sonra Nûh (aleyhisselam), sonra İbrâhim (aleyhisselam), sonra İsmail (aleyhisselam) Ve İshâk (aleyhisselam), sonra Yakub (aleyhisselam), sonra Yûsuf (aleyhisselam), sonra Lût (aleyhisselam), sonra Hûd (aleyhisselam), sonra Sâlih (aleyhisselam), sonra Şuayb (aleyhisselam), sonra Mûsa (aleyhisselam) Ve Hârun (aleyhisselam), sonra İlyâs (aleyhisselam), sonra Elyesa (aleyhisselam), sonra Yûnus (aleyhisselam), ondan sonra da Hazret-i Eyyûb'tür." İbn Asâkir, Vehb'den bildirir: "Hazret-i Eyyûb, zamanının en dindar ve en zengin kişisiydi. Aç olanı doyurmadan kendisi asla doymaz, çıplak olanı giydirmeden de kendisi asla yeni giysiler edinmezdi. İblis de kendisini saptırmak için çok uğraşmış ve bundan dolayı bitkin düşmüştü. Hazret-i Eyyûb masum bir kuldu." Ahmed Zühd'de, Hatîb el-Muttefik ve'l-Mufterik'de ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Vehb'e: "Hazret-i Eyyûb'un kavminin şeriatı neydi?" diye sorulunca: "Şeriatleri tevhid ve insanların arasını ıslah idi. Bir ihtiyaçları olduğu zaman da secdeye kapanır ve ihtiyaçlarını Allah'tan isterlerdi" dedi. "Hazret-i Eyyûb'un malı ne kadardı?" diye sorulunca da şöyle dedi: "Hazret-i Eyyûb'un yanında üç bin çift sığır, her sığırın yanında bir köle, her kölenin yanında bir cariye, her bir cariyenin yanında da bir merkep vardı. Bunların yanında da ondört bin küçükbaş hayvanı vardı. Buna rağmen kapısına nöbetçi dikerek uyuduğu tek bir gecesi dahi olmamıştır. Yanında bir yoksul da bulunmadan asla tek başına yemek yemezdi." Beyhakî'nin Şuab'da bildirdiğine göre Süfyân es-Sevrî: "İblis, hastalığı sırasında Hazret-i Eyyûb'den inleme dışında bir şey elde edemedi" demiştir. İbn Asâkir, Deylemî ve İbnu'n-Neccâr'ın Ukbe b. Âmir'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Yüce Alah, Eyyûb'e: «Hangi suçundan dolayı seni bu belaya maruz bıraktım biliyor musun?» diye sorunca, Eyyûb: «Hayır, bilmiyorum ey Rabbim!» karşılığını verdi. Yüce Allah: «Çünkü Firavun'un yanına girdiğin zaman onu iki güzel sözle övdün» buyurdu." İbn Asâkir'in Cüveybir vasıtasıyla Dahhâk'tan bildirdiğine göre İbn Abbâs şöyle demiştir: "Yoksulun biri uğradığı bir zulümden dolayı kendisinden yardım istemiş, ancak Hazret-i Eyyûb yardım etmemiş, kendisine zulmeden kişiye de iyiliği emredip bu zulümden kendisini alıkoymamıştı. Bundan dolayı Yüce Allah, Hazret-i Eyyûb'u bu şekilde belaya maruz bıraktı." İbn Asâkir, Leys b. Sa'd'dan bildirir: Hazret-i Eyyûb, bazı insanlarla birlikte kavminin kralının yanına girdi. Bu kral zorba birisiydi. Yanındakiler sert bir dille kralın yaptığı zulmü kınarken Hazret-i Eyyûb ekinlerine zarar gelir korkusuyla krala karşı yumuşak şeyler söyledi. Bunun üzerine Yüce Allah ona: "Ekinlerine zarar gelmesinden korktuğun için mi bu kulumdan çekindin!" buyurdu ve ona söz konusu belayı gönderdi. Hazret-i Eyyûb'un belaya maruz kalmasının tek sebebi buydu. İbn Asâkir, Ebû İdrîs el-Havlânî'den bildirir: Şam'da kuraklık baş gösterince Firavun, Hazret-i Eyyûb'e bir mektup yazarak: "Yanımıza gel, burada bolluk göreceksin" dedi. Bunun üzerine Hazret-i Eyyûb atları, sürüsü ve oğullarıyla birlikte Firavun'un yanına geldi. Firavun da ona arazi tahsis etti. Hazret-i Şuayb, Firavun'un yanına girip: "Ey Firavun! Yüce Allah'ın, gökler, yer, dağlar ve denizlerin de öfkesini getirecek şekilde sana öfkelenmesinden korkmuyor musun!" dedi. Hazret-i Eyyûb ise içerde hiçbir şey konuşmayıp sustu. Dışarı çıktıklarında Yüce Allah: "Ey Eyyûb! Topraklarında bulunduğun için mi Firavun'un karşısında sustun! O zaman belaya hazır ol!" buyurdu. Hazret-i Eyyûb: "Rabbim! Dinim ne olacak?" diye sorunca, Yüce Allah: "Dinini sağlam bırakacağım" buyurdu. Bunun üzerine Hazret-i Eyyûb: "O zaman belaya aldırmam" dedi. İbn Ebî Hâtim, Ebû Nuaym ve İbn Asâkir, Yezîd b. Meysere'den bildirir: Yüce Allah, Hazret-i Eyyûb'u malı, ailesi ve çocuklarıyla sınayınca geriye sahip olduğu hiçbir şeyi kalmadı. Buna rağmen âlemlerin rabbine hamdederek şöyle dedi: "Rabbim! Bana iyilikte bulunduğun için sana hamdederim. Daha önce bana mal ve çocuk vermiştin ki bu ikisi kalbimin her yerine girmişlerdi. Şimdi onları benden aldın ve kalbimi bunlardan arındırdın. Artık seninle aramıza girebilecek bir şey kalmadı. Şayet İblis bana yaptığın bu iyiliği bilseydi bana haset ederdi." Oysa İblis bunun Hazret-i Eyyûb için daha kötü olacağını düşünüyordu, fakat kendisi hoşlanmayacağı bir durumla karşılaştı. İbn Ebî Şeybe, Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebû Nuaym Hilye'de Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'den bildirir: Hazret-i Eyyûb'un iki tane erkek kardeşi vardı. Bir gün yanına geldiler, ancak kokusundan dolayı yanına yaklaşamadılar. Uzakta bir yerde durup biri diğerine: "Şayet Yüce Allah, Eyyûb'de bir hayır görseydi ona böylesi bir bela vermezdi" dedi. Hazret-i Eyyûb bu sözlerine öyle bir üzüldü ki daha önce hiç bu kadar üzülmüş değildi. Sonra: "Allahım! Sen de biliyorsun ki bir yerde aç birinin bulunduğunu biliyorken tek bir geceyi dahi tok geçirmiş değilim. Doğru dediğimi onayla!" deyince, semadan bu dediği onaylandı ve kardeşleri de bu onayı duydu. Sonra: "Allahım! Sen de biliyorsun ki bir yerde çıplak birinin bulunduğunu biliyorken yeni bir gömlek giymiş değilim. Doğru dediğimi onayla!" deyince, semadan bu dediği onaylandı ve kardeşleri de bu onayı duydu. Sonra secdeye kapandı ve: "Allahım! İzzetine andolsun ki bu belayı benden almadan başımı kaldırmayacağım!" deyince, üzerindeki bela kaldırıldı. İbn Asâkir, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Hazret-i Eyyûb, ailesi ve malının gitmesi gibi bela üstüne belaya maruz kaldıktan sonra en son bedeninde belaya maruz kaldı. Bu bela da öyle bir dereceye ulaştı ki en son İsrailoğularının bir çöplüğüne atıldı. Ancak tüm bunlara rağmen bir gün bile bu belayı kaldırması için Allah'a dua etmedi. Bunun yerine maruz kaldığı belalara sabretti ve karşılığını Allah'tan bekledi. Bir gün oradan iki adam geçti. Biri diğerine: "Şayet Yüce Allah'ın bununla bir işi olsaydı bütün bunlar başına gelmezdi" dedi. Hazret-i Eyyûb bunu duyunca çok gücüne gitti ve: "Rabbim! "...Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" diye dua etti. Yüce Allah da bu duasını kabul edişini: "Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" şeklinde dile getirmiştir. Dünyadayken ailesinin tekrar ona verildiği ifade edilirken, âhirette de onlarla birlikte bir benzerlerini de vereceğini bildirmiştir. İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Hazret-i Eyyûb'e: "Ey Eyyûb! Şu an ailen Cennette, şayet istersen onları sana getiririz. İstersen de onları yine senin için Cennette bırakır bu dünyada onların yerine benzerlerini sana veririz" denilince: "Aksine Cennette kalsınlar" karşılığını verdi. Bunun üzerine ailesi Cennette bırakıldı ve dünyadayken onların yerine kendisine benzerleri verildi. İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Nevf el-Kelbî: "...Ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Âhirette müfakatları verilirken dünyada da benzerleri Hazret-i Eyyûb'e verilmiştir." Ravi der ki: Nevf'in bu sözü Mutarrif'e zikredilince: "Şimdiye kadar bunun bu anlama geldiğini düşünmemiştim" dedi. İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Taberânî, Dahhâk'tan bildirir: İbn Mes'ûd'a, Mervân'ın: "...Ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" âyetini: "Ona başka bir aile verildi" şeklinde açıkladığı söylenince: "Öyle değil! Bizzat kendi ailesi ve bunun yanında onların bir benzeri verildi" dedi. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "...Ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Ailesi ölmüş değildi. Yüce Allah onları Hazret-i Eyyûb'a göstermemişti. Sonrasında Yüce Allah dünyada iken ailesini, âhirette de benzerlerini vereceğini bildirdi." İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "...Ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" âyetini açıklarken: "Onları diriltip bir benzerleriyle birlikte Hazret-i Eyyûb'e vermiştir" demiştir. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) ile Katâde: "...Ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" âyetini açıklarken: "Ailesini diriltip bir benzerleriyle birlikte Hazret-i Eyyûb'e vermiştir" demişlerdir. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "...Ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" âyetini açıklarken: "Onların soyundan bir benzerlerini kendisine vermiştir" demiştir. Ahmed Zühd'de Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: "Hazret-i Eyyûb'un maruz kaldığı belada sadece gözleri, dili ve kalbi sağlam kalmıştı. Kurtlar ve böcekler bedenin üzerinde gezip dolaşırlardı. Çöplükte de yedi küsur yıl kaldı." Ahmed, Nevf el-Bikâlî'den bildirir: İsrailoğullarından bir grup Hazret-i Eyyûb'un yanından geçerken: "İşlediği büyük bir günahtan dolayı bu belaya maruz kaldı" dediler. Hazret-i Eyyûb bunu duyunca: "...Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" diye dua etti. Zira daha önce belanın kaldırılması için dua etmiş değildi. İbn Cerîr, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Hazret-i Eyyûb çöplükte yedi küsur yıl kaldı. Bu süre boyunca belanın kalkması için Yüce Allah'a dua etmedi. Yeryüzünde de (Allah katında) Hazret-i Eyyûb'den daha değerli biri yoktu. Söylendiğine göre bazıları onun bu durumunu görünce: "Şayet Rabbinin onunla bir işi olsaydı onu bu duruma getirmezdi" dediler. İşte Hazret-i Eyyûb bu sözü duyduktan sonra belanın kalkması için Rabbine dua etti. İbn Cerîr, Vehb b. Münebbih'ten bildirir: "Hazret-i Eyyûb'un bedeninde kurt çıkmış değildir. Sadece vücudunda kadın memesine benzer sivilce gibi şeyler çıkar ve bunlar patlayıp akardı." İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Hazret-i Eyyûb belaya maruz kaldığında Yüce Allah belanın kaldırılması yönünde dua etmeyi ona unutturdu. Ancak Hazret-i Eyyûb bu durumdayken de Allah'ı çok zikrediyor ve maruz kaldığı belalar onun imanını daha da arttırıyordu. İmtihan süresi dolup da Yüce Allah bu belayı ondan kaldırmayı takdir ettiğinde dua etmesine izin verdi ve bunu ona kolaylaştırdı. Zira daha öncesinde Yüce Allah: "Kulum Eyyûb'un bana dua etmesi halinde duasına karşılık vermemem bana yakışmazdı" buyuruyordu. Hazret-i Eyyûb dua edince Yüce Allah duasına icabet etti ve kaybettiği her şeyi misliyle ona geri verdi. Ailesini de misliyle birlikte ona iade etti ve onu: "...Gerçekten biz Eyyûb'u sabırlı bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima Allah'a yönelirdi" diyerek övdü. İbn Cerîr, Leys'ten bildirir: Mücâhid, Kâsım adında birini İkrime'ye gönderdi ve ona: "...Ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" âyetinin anlamını sormasını istedi. İkrime şu karşılığı verdi: Hazret-i Eyyûb'e: "Ailen âhirette sana verilecek. Ancak istersen dünyada iken onları sana veririz, istersen de âhirette vermek üzere kalsınlar; onların yerine benzerlerini dünyadayken sana verelim" denilince, Hazret-i Eyyûb: "Âhirette bana verilsinler. Dünyada iken de bana benzerleri verilsin" karşılığını verdi. Kâsım gelip Bunu Mücâhid'e iletince, Mücâhid: "Doğru anlamış" dedi. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b el-Kurazî: "...Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" âyeti ile, "Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Başına bir musibet ve bela gelen kişi, Hazret-i Eyyûb'u hatırlamalı ve: "Benden daha hayırlı ve peygamberlerden bir peygamber olan kişi bile belaya maruz kaldı" demelidir. İbn Cerîr, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: "Hazret-i Eyyûb, İsrailoğullarının bir çöplüğünde yedi yıl ve birkaç ay kaldı. Bu süre zarfında kurt ve böcekler bedeninde gezip dolaşırlardı." İbn Cerîr, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Yüce Allah, Hazret-i Eyyûb'e bolca mal ve çocuk verdi. Onu varlıklı biri kıldı. Çok miktarda keçisi, koyunu, devesi ve sığırı vardı. Allah düşmanı İblis'e: "Eyyûb'u saptırabilir misin?" diye sorulunca, İblis: "Rabbim! Eyyûb'un çok miktarda malı ve çocuğu var. Bunlara karşılık sana şükretmeden duramaz. Ama beni onun malı ile çocuklarına musallat kılarsan nasıl bana itaat edip sana karşı geleceğini göreceksin" dedi. Bunun üzerine İblis onun malı ile çocuklarına musallat edildi. Sonrasında İblis, Hazret-i Eyyûb'ün sürüsüne gelip koyunlarını ateşle yakıyor, namaz kılan Hazret-i Eyyûb'un yanına koyun çobanı kılığında geliyor ve: "Ey Eyyûb! Rabbine namaz mı kılıyorsun! Oysa Allah koyunlardan geriye bir şey bırakmadı, hepsini ateşle yaktı! Ben de yakın bir yerdeydim sana haber vermeye geldim" diyordu. Ancak Eyyûb: "Allahım! Veren sen alan da sensin. Geriye hiçbir şey kalmasa da güzel bir belaya maruz bıraktığın için yine sana hamdederim" karşılığını verirdi. Bu şekilde İblis hedeflediği şeyden bir şey elde edemezdi. Daha sonra sığır sürüne gelip ateşle onları yakardı. Ardından Hazret-i Eyyûb'e gelir ve aynı şeyi söylerdi. Hazret-i Eyyûb da ona aynı karşılığı verirdi. İblis aynı şeyi develere de yaptı. Bu şekilde sürü namına hiçbir şey bırakmadı. Bunlar fayda etmeyince bu sefer evi çocularının başına yıktı ve Hazret-i Eyyûb'e gelip: "Ey Eyyûb! Allah birilerini gönderip evi çocuklarının başına yıktırdı, hepsi öldü" dedi. Hazret-i Eyyûb yine aynı karşılığı verdi. Bütün bunlar olduktan sonra Hazret-i Eyyûb şöyle dedi: "Rabbim! İşte şimdi bana yapılabilecek en büyük iyiliği yaptın. Zira daha önceleri gündüzleri mallarım, geceleri de çocuklarıma olan sevgi ve şefkatim beni hep meşgul ediyordu. Ama artık bundan sonra gündüz ve geceleri kulak ile gözlerimi tümüyle seni zikretmeye, sana hamdetmeye, seni kutsayıp tevhid etmeye ayırabilirim." İblis bu şekilde hiçbir şey elde edemeden yanından ayrıldı. Yüce Allah, İblis'e: "Eyyûb'u nasıl buldun?" diye sorunca, İblis: "Eyyûb mal ile çocuklarını ona geri vereceğini biliyor. Fakat beni onun bedenine musallat et. Şayet bedenine bir zarar gelirse işte o zaman bana itaat edip sana karşı gelecek" dedi. Bunun üzerine İblis, Hazret-i Eyyûb'un bedenine musallat kılındı. İblis onun bedenine öyle bir üfledi ki başından ayaklarına kadar tüm vücudu yara bere içinde kaldı. Sonrasında da bela üstüne belaya maruz kaldı. En sonunda götürülüp İsrailoğullarına ait olan bir çöplüğe atıldı. Ne malı ne çocuğu, ne de arkadaşı kaldı. Karısından başka da yanına kimseler yaklaşmadı. Karısı ise bu duruma sabredip onunla ilgileniyor, yemek getirip onunla birlikte Allah'a hamdediyordu. Hazret-i Eyyûb da içinde bulunduğu bu duruma rağmen Allah'ı zikretmekten, ona hamdu senada bulunmaktan bir an bile geri durmuyor, Allah'ın kendisine verdiği bu belaya sabrediyordu. İblis, Hazret-i Eyyûb'un bu sabrı karşısında öyle bir feryat etti ki yeryüzünün doğusu ve batısında bulunan tüm orduları yanına geldiler ve: "İşte gelip toplandık. Seni bu kadar üzen, yoran şey ne?" diye sordular. İblis: "Şu kul beni yordu bitirdi. Zira Rabbimden beni onun malı ile çocuklarına musallat kılmasını istedim. Musallat kılınınca da mal ve çocuk namına ona bir şey bırakmadım. Ancak bu, onun sabrını ve hamdetmesini arttırmaktan başka bir işe yaramadı. Sonra bedenine musallat kılındım. Yara bere içinde İsrailoğullarının bir çöplüğüne atılmasını sağladım. Yanında karısından başka kimseler kalmadı. Ama yine de işe yaramadı. Rabbime karşı rezil oldum. Yardımınızı almak üzere sizi buraya topladım" dedi. Onlar: "Peki tuzakların nerede? Daha önceki insanları helak ettiğin o bilgin nerede?" diye sorduklarında, İblis: "Eyyûb'un karşında bütün bunlar tuz buz oldu" dedi ve: "Ne yapmamı tavsiye edersiniz" diye sordu. Onlar: "Ne yapacağını söyleyelim. Âdem'i Cennetten çıkarırken ona nereden yanaştın?" dediklerinde, İblis: "Karısı tarafından yanaştım" karşılığını verdi. "O zaman Eyyûb'e de karısı tarafından yaklaşacaksın, zira ona karşı gelemez ve ondan başka yanına yaklaşan da yok" dediklerinde, İblis: "Doğru söylediniz" karşılığını verdi. Bunun üzerine İblis bir adamın suretinde Hazret-i Eyyûb'a götürmek üzere bir şeyler hazırlayan karısının yanına geldi. Ona: "Ey Allah'ın kulu! Kocan nerede?" diye sorunca, kadın: "İşte orada yaralarını kaşıyor. Kurtlar da her tarafını sardı" karşılığını verdi. İblis, kadının bu tarzda cevap verdiğini görünce durumdan şikayetçi olabileceğini düşündü ve kalbine vesvese verdi. Ona daha önce içinde bulundukları nimetleri, malları, sürüleri, Hazret-i Eyyûb'un önceki güzelliğini, gençliğini ve şimdi içinde bulunduğu durumu hatırlattı. Bu belanın da kendilerinden asla gitmeyeceğini söyledi. Bunların düşünen Hazret-i Eyyûb'un karısı bir çığlık attı. Kadın çığlık atınca İblis onun bu durumdan şikayetçi olduğunu anladı ve ona bir keçi getirerek: "Eyyûb bunu benim adıma kessin, o zaman iyileşecek" dedi. Kadın bağıra bağıra geldi ve: "Ey Eyyûb! Ey Eyyûb! Rabbin daha ne zamana kadar sana böyle eziyet edecek! Artık merhamet etse ya! Malların nerede? Gençliğin nerede? Çocukların nerede? Arkadaşların nerede? Şimdi solup küllere dönen o güzel tenin nerede? Şimdi kurtlar tarafından yenen, delik deşik edilen o güzel bedenin nerede? Bu keçiyi kes de bunlardan kurtul!" dedi. Hazret-i Eyyûb: "Allah'ın düşmanı yanına gelip sana vesvese vermiş. Sen de ona karşı yumuşak bir yüz gösterip dediğine kanmışsın. Yazık sana! Ardından ağladığın o bolluk, mal, çocuk, sıhhat ve gençliği bize kim verdi?" deyince, karısı: "Allah verdi" karşılığını verdi. Hazret-i Eyyûb: "Bizleri bunlardan ne kadar faydalandırdı?" diye sorunca, karısı: "Seksen yıl" dedi. Hazret-i Eyyûb: "Yüce Allah'ın bize verdiği bu bela kaç zamandır üzerimizde?" diye sorunca, karısı: "Yedil yıl ve birkaç ay" karşılığını verdi. Bunun üzerine Hazret-i Eyyûb şöyle dedi: "Yazık sana! Adil ve insaflı davranmadın! İçinde bulunduğumuz bu belanın yaşadığımız o bolluk zamanı gibi seksen yıl sürmesini bekleyip sabretseydin ya! Allah'tan başkası adına keçiyi kesmeyi söylediğin için vallahi şayet Yüce Allah bana şifa verirse sana yüz değnek atacağım! Bunları bana dedikten sonra da artık getireceğin yemekler ve içecekler bana haram olsun! Yanımdan git! Bir daha seni görmeyeyim!" Hazret-i Eyyûb onu bu şekilde kovunca kadın oradan ayrıldı. Şeytan da: "Bu adam içinde bulunduğu belanın seksen yıl sürmesini mi istiyor!" diyerek bozguna uğradı. Hazret-i Eyyûb karısını yanından kovunca artık ne yemek vereni, ne su içireni ne de bir dostu kaldı. Bu durumdayken yanından iki adam geçti -ki vallahi o zamanlarda Yüce Allah katında Hazret-i Eyyûb'den daha değerli biri yoktu- ve biri diğerine: "Şayet Yüce Allah'ın artık bununla bir işi olsaydı bu duruma gelmezdi" dedi. Hazret-i Eyyûb ömrü boyunca bundan daha ağır bir söz işitmiş değildi. İşte orada: "...Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin'" dedi. Bunun üzerine kendisine: "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" karşılığı verildi. Hazret-i Eyyûb ayağını yere vurunca bir su çıktı. Bu suyla yıkanınca üzerinde görünen ne kadar yara varsa yok olup iyileşti. Yüce Allah ondaki her türlü hastalık ile acıyı yok etti. Eskisinden daha güzel ve genç hale geldi. Ayağıyla bir daha yere vurunca bir su daha çıktı. Bu sudan içince içinde ne kadar hastalık varsa hepsi çıktı ve iyileşti. Sapa sağlam bir duruma gelince kendisine güzel bir giysi giydirildi. Etrafına bakınca daha önce kaybettiği aile ve malın Yüce Allah tarafından katıyla kendisine verildiğini gördü. Hatta bize bildirilene göre yıkandığı o su altından çekirgelere dönüşüp göğsüne doğru sıçramaya başladı. Hazret-i Eyyûb onu toplamaya çalışınca Yüce Allah ona: "Ey Eyyûb! Buna ihtiyacın olmayacak kadar seni varlıklı kılmadın mı?" diye vahyetti. Hazret-i Eyyûb: "Öyle ama bu senin bereketindir ve böylesi bir bereketten hiç doyulur mu?" karşılığını verdi. Sonrasında gidip yüksek bir yerde oturdu. Karısı kendi kendine: "Bu adam beni kovdu ama ona kim bakacak? Bırakayım da açlıktan mı ölsün? Vahşi hayvanlar mı yesin? Yanına geri döneceğim!" dedi ve döndü. Ancak o yere gittiğinde orada ne bir çöplük vardı, ne de başka bir şey. Her şey değişmişti. Çöplüğün olduğu yerde dolaşıp ağlamaya başladı. Hazret-i Eyyûb da onu görüyordu. Kadın da bu güzel giysili adamın yanına gidip de kocasını sormaya çekindi. Ancak Hazret-i Eyyûb onu yanına çağırdı ve: "Ey Allah'ın kulu! Ne istiyorsun?" diye sordu. Kadın, ağlayarak: "Belaya maruz kalıp da çöplüğe atılmış olan adamı arıyorum. Öldü mü ne oldu bilmiyorum" cevabını verdi. Hazret-i Eyyûb: "O adam neyin olurdu?" diye sorunca, kadın: "Kocam olurdu. Onu gördün mü?" dedi. Hazret-i Eyyûb: "Görsen onu tanır mısın?" diye sorunca, kadın: "Onu o haliyle görüp de tanımayacak biri olur mu ki?" karşılığını verdi. Kadın çekinerek ona iyice bakınca ve: "Sağlıklıyken sana çok benziyordu" dedi. Bunun üzerine Hazret-i Eyyûb: "Şeytan adına kurban kesmesini istediğin Eyyûb benim! Oysa ben Allah'a itaat edip Şeytana karşı çıktım. Yüce Allah'a dua edince de bu gördüğün şeyleri bana verdi" dedi. Sonrasında Yüce Allah bu belaya kocasıyla birlikte gösterdiği sabır yüzünden kadına acıdı ve bir tutam dal ile ceza olarak ona bir defa vurmasını istedi. Cezasının bu şekilde hafifletilmesi de gösterdiği sabır içindi. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Asâkir, Vehb'den bildirir: "Hazret-i Eyyûb'un başına gelen cüzzam hastalığı değil ondan daha ağır bir şeydi. Kadın memesine benzer çıbanlar çıkar sonra patlayıp akardı." Ebû Nuaym ve İbn Asâkir, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Hazret-i Eyyûb, üzerinden düşen kurdu tekrar alıp yerine koyar ve: "Allah'ın rızkından ye" derdi. Hâkim, Beyhakî Şuabu'l-îman'da ve İbn Asâkir, Katâde'den bildirir: "Hazret-i Eyyûb maruz kaldığı bela ile Beytu'l-Makdis'teki bir çöplüğün içinde yedi yıl boyunca kaldı." İbn Ebî Hâtim, Hâkim, Beyhakî Şuabu'l-îman'da ve İbn Asâkir, İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Eyyûb'un karısı: "Vallahi o kadar çok sıkıntı ve yokluk içindeyim ki saçlarımı bir ekmek karşılığında satıp sana yiyecek olarak getirmek isterdim. Sen ki duası kabul edilen birisin, Allah'a dua et de sana şifa versin" deyince, Hazret-i Eyyûb: "Yazık sana! Yetmiş yıl boyunca bolluk içinde yaşadık. Oysa bela içinde sadece yedi yıl geçirdik" karşılığını verdi. İbn Ebi'd-Dünya, Abdullah b. Ahmed Zühd'e zevâid olarak ve İbn Asâkir, Talha b. Musarrif'ten bildirir: İblis şöyle demiştir: "Eyyûb'ten beni sevindirecek tek bir şey bile etmiş değilim. Sadece inlediğini işittiğim zaman ona acı verdiğimi bilirdim." İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Çiçek hastalığına yakalanan ilk kişi Hazret-i Eyyûb'tur" demiştir. İbn Ebi'd-Dünya, Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Ruyânî, İbn Hibbân, Hâkim ve İbn Merdûye'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Eyyûb, maruz kaldığı belayı on sekiz yıl boyunca çekti. Bu süre zarfında kardeşlerinden iki adam dışında yakın ve uzak tüm çevresi ondan uzaklaştı. Bu iki kişi de kendisine en yakın olan kişilerdi. Bunlar sabah akşam yanına gelip ziyaret ederlerdi. Bir gün bu iki kişiden biri diğerine: «Biliyor musun, Eyyûb hiç kimsenin işlemediği büyük bir günahı işledi» dedi. Diğeri: «Neden?» diye sorunca, adam: «Çünkü on sekiz yıldır Yüce Allah kendisine acıyıp bu belayı kaldırmış değil» dedi. Eyyûb'un yanına gittiklerinde adam sabredemedi ve arkadaşına söylediği şeyi Eyyûb'e de dedi. Eyyûb şu karşılığı verdi: «Senin söylediğin şekilde bir günah işlediğimi bilmiyorum. Ancak Allah da biliyor ki çekişen ve çekişirken Allah'ın adını da anan iki kişiyle karşılaştığımda hak olmayan bir şeyde Allah'ın adının anılmasından hoşlanmadığım için eve gittiğimde onlar adına yaptıklarının kefaretini verirdim.» Eyyûb bu belaya maruz kalmışken helâya çıktığında ihtiyacını giderdikten sonra yerine gidinceye kadar karısı elinden tutar ona yardımcı olurdu. Yine bir gün bu şekilde helâya çıktı, ancak geri gelmede gecikti. Yüce Allah, Eyyûb'e bulunduğu yerde: «Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su» diye vahyetti. Karısı onun geciktiğini görünce ona doğru gitti. Ancak Eyyûb karşısına çıktığında Yüce Allah o belayı kendisinden kaldırmış ve eskisinden daha güzel olmuştu. Karısı onu görünce tanımayamadı ve: «Allah sana bereketler versin! Allah'ın belaya uğramış peygamberini gördün mü? Vallahi sağlıklı iken senden daha fazla ona benzeyen birini görmüş değilim» dedi. Eyyûb da: «O kişi benim!» karşılığını verdi. Eyyûb'un biri buğday biri de arpa olmak üzere iki tane harmanı vardı. Yüce Allah iki tane bulut gönderdi. Bu bulutlar gelip her biri bir harmanın üzerinde durdu. Buğdayın üzerindeki bulut dolup taşıncaya kadar harmana altın yağdırdı. Diğer bulut da dolup taşıncaya kadar arpa harmanının üzerine gümüş yağdırdı? İbn Merdûye ve İbn Asâkir'in Cübeybir vasıtasıyla Dahhâk'tan bildirdiğine göre İbn Abbâs şöyle demiştir: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem): "...Ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik" âyetinin anlamını sorduğumda şöyle buyurdu: "Yüce Allah, Eyyûb'e karısını daha gençleşmiş bir şekilde geri verdi. Eyyûb ondan yirmi altı erkek çocuk yaptı. Ayrıca ona bir melek göndermiş, bu melek: «Ey Eyyûb! Yüce Allah belaya gösterdiğin sabırdan dolayı sana selam ediyor ve harmanına çıkmanı istiyor» dedi. Harmana çıktıklarında Yüce Allah kırmızı bir bulut gönderdi. Bu kırmızı buluttan da harmana altından çekirgeler inmeye başladı. Eyyûb, harman dışına çıkan çekirgeleri takip edip onları geri harman yerine atınca melek: «Ey Eyyûb! Harmandakilerden doymadın da harman dışındakilerin peşinden mi koşuyorsun?» diye sordu. Eyyûb: «Bu Rabbimin bereketindendir ve onun bereketine doyum olmaz» karşılığını verdi. " Ahmed, Buhârî, Nesâî ve Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifât'de Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Eyyûb çıplak bir şekilde yıkanırken üzerine altından çekirgeler yağmaya başladı. Eyyûb bunları toplayıp giysilerinin içine doldurmaya çalışınca, Rabbi ona: «Ey Eyyûb! Seni bunlara ihtiyacın olmayacak bir şekilde varlıklı kılmadım mı?» diye seslendi. Eyyûb: «İzzetine yemin olsun ki evet kıldın, ancak senin bereketine her zaman ihtiyacımız vardır» karşılığını verdi. " İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah, Eyyûb'u iyileştirdikten sonra üzerine altından çekirgeler yağdırdı. Eyyûb de onları toplayıp giysilerinin içine koymaya başladı. Yüce Allah kendisine: «Ey Eyyûb! Doymaz mısın?» deyince, Eyyûb: «Lütfün ve kereminden kim doyar ki?» karşılığını verdi." İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir'in Cüveybir vasıtasıyla Dahhâk'tan bildirdiğine göre İbn Abbâs şöyle demiştir: "Hazret-i Eyyûb maruz kaldığı beladan kurtulduktan sonra Rum topraklarında yetmiş yıl boyunca hanif biri olarak yaşadı ve hanif biri olarak da vefat etti. Daha sonrakiler ise daha öncekilerin yaptığı gibi hem değiştiler, hem de Hazret-i İbrâhîm'in dinini değiştirdiler." Hâkim, Vehb'den bildirir: "Hazret-i Eyyûb doksan üç yıl yaşadı. Vefatı sırasında da oğlu Havmel'e vasiyette bulundu. Hazret-i Eyyûb'den sonra Yüce Allah peygamber olarak oğlu Bişr b. Eyyûb'u gönderdi ve Zülkifl olarak isimlendirdi. Zülkifl de yetmiş beş yaşında iken vefat edinceye kadar Şam bölgesinde yaşadı. Vefatı sırasında da oğlu Abdân'a vasiyette bulundu. Yüce Allah onlardan sonra Hazret-i Şuayb'ı peygamber olarak gönderdi." İbn Asâkir, Ebû Abdillah el-Cedelî'den bildirir: Hazret-i Eyyûb şöyle dua ederdi: "Allahım! Gözü beni gören, kalbi beni gözeten, yaptığım iyilikleri gizleyip hatalarımı ifşa eden bir komşudan sana sığınırım." Ahmed Zühd'de ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Mücâhid'den bildirir: "Kıyamet gününde zengin, hasta ve köle olmak üzere üç kişi huzura getirilir. Zengin olana: "Bana ibadet etmene engel olan şey nedir?" diye sorulunca, zengin kişi: "Rabbim! Bana bolca mal verdiğin için ben de saptım" karşılığını verir. Bunun üzerine Yüce Allah, Hazret-i Süleyman'ı tüm mülküyle birlikte getirtir ve zengin olan kişiye: "Sen mi daha çok meşguldün, yoksa bu mu?" diye sorar. Zengin olan kişi Hazret-i Süleyman'ı kastederek: "Tabi ki bu benden daha fazla meşgul olmuştur" der. Yüce Allah da: "Ama onun bu meşguliyeti bana ibadet etmesine engel olmadı" buyurur. Sonrasında hasta olan kişi getirilir. Yüce Allah ona: "Bana ibadet etmene engel olan şey nedir?" diye sorunca, hasta kişi: "Hasta olan bedenimle uğraşıp durdum" karşılığını verir. Bunun üzerine Yüce Allah, Hazret-i Eyyûb'u maruz kaldığı belasıyla birlikte getirtir ve hasta olan kişiye: "Senin durumun mu daha kötüydü yoksa bunun mu?" diye sorar. Hasta olan kişi Hazret-i Eyyûb'u kastederek: "Tabi ki onun durumu benden daha kötüydü" der. Yüce Allah da: "Ama onun bu durumu bana ibadet etmesine engel olmadı" buyurur. Daha sonra köle olan kişi getirilir. Yüce Allah ona: "Bana ibadet etmene engel olan şey nedir?" diye sorunca, köle olan kişi: "Bana malik olan efendiler kıldın" karşılığını verir. Bunun üzerine Yüce Allah, Hazret-i Yusuf'u köleliğiyle birlikte getirtir ve köleye: "Senin köleliğin mi daha ağırdı, yoksa bunun mu?" diye sorar. Köle, Hazret-i Yusuf'u kastederek: "Tabi ki onun köleliği benimkinden daha ağırdı" der. Yüce Allah da: "Ama onun bu durumu bana ibadet etmesine engel olmadı" buyurur. |
﴾ 84 ﴿