88

"Zünnûn'u da hatırla. Hani öfkelenerek gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, «Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten zulmedenlerden oldum» diye dua etti. Biz de duasını kabul ettik ve kendisini üzüntüden kurtardık. İşte biz mü'minleri böyle kurtarırız."

İbn Cerîr ve Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sifât'de bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Zünnûn'u da hatırla. Hani öfkelenerek gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Zünnûn kavmine öfkelenip çekip gitmişti. Ancak kavmine öfkelenip de çekip gitmesinden dolayı kendisini cezalandırmayacağımızı, belaya maruz bırakmayacağımızı mı zannetti. Cezası da balığın onu yutması oldu."

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: "Zünnûn'u da hatırla. Hani öfkelenerek gitmişti..."âyetini açıklarken: "Zünnûn kavmine öfkelenip çekip gitmişti" demiştir.

İbn Ebî Hâtim, Amr b. Kays'tan bildirir: Bazen peygamberler topluluğu olur ve başlarında da bir peygamber bulunurdu. Bu peygambere de: "Filanı filan oğullarına gönder" şeklinde vahiy inerdi. Yüce Allah'ın: "...Hani öfkelenerek gitmişti..." buyruğunda kastettiği de Zünnûn'un işte bu peygambere öfkelenip gitmesidir.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifât'de bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı..." âyetini açıklarken: "Başına söz konusu ceza ve azabın gelmeyeceğini sanmıştı" demiştir.

Ahmed Zühd'de, Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "...Hani öfkelenerek gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Öfkelenerek kaçıp gitti. Ancak daha önce salih amelleri olduğu için Yüce Allah onu kendi haline bırakmamıştır."

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifât'de bildirdiğine göre Mücâhid: "...Kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı..." âyetini açıklarken: "Bu yaptığından dolayı kendisini cezalandırmayacağımızı sandı" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atiyye: "...Kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı..." âyetini açıklarken: "Kendisini cezalandırmadan bırakacağımızı sandı" demiştir.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: "...Kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı..." âyetini açıklarken: "Kavmine öfkelenip bırakıp gitmesinden dolayı kendisini cezalandırmayacağımızı ve belaya maruz bırakmayacağımızı sandı" demiştir.

Abd b. Humeyd, Abdullah b. Hâris'ten bildirir: "Balık Hazret-i Yunus'u yuttuğu zaman onu denizin dibine götürdü. Hazret-i Yûnus orada yerin tesbih ettiğini işitince orada dua etmeye başladı."

Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sifât'de bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "...Kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, «Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten zulmedenlerden oldum» diye dua etti" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Hazret-i Yunus öfke ile çekip gidince kendisinin cezalandırılmayacağını sandı. Buradaki karanlıklardan kasıt, gece karanlığı, denizdeki karanlık ve balığın içindeki karanlıktır. Hazret-i Yunus dua edince de melekler: "Yabancı bir bölgeden tanıdık bir ses" dediler.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde: "...Kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı..." âyetini açıklarken: "Kendisini cezalandırmayacağımızı sandı" demiştir.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde ve Kelbî: "...Kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı..." âyetini açıklarken: "Bundan dolayı kendisini cezalandırmayacağımızı sandı" demiştir.

İbn Cerîr'in Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Karanlıklar içinde şöyle yakarmıştı..." âyetini açıklarken: "Bu karanlıklar; gece karanlığı, denizdeki karanlık ve balığın içindeki karanlıktır" demiştir.

İbn Cerîr de Muhammed b. Ka'b, Amr b. Meymûn ve Katâde'den aynısını bildirir.

Ahmed Zühd'de Saîd b. Cübeyr'den aynısını bildirir.

Ahmed Zühd'de, İbn Ebi'd-Dünya el-Ferec Ba'de'ş-Şidde'de, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd: "...Karanlıklar içinde şöyle yakarmıştı..." âyetini açıklarken: "Bu karanlıklar; gece karanlığı, balığın içindeki karanlık ve denizdeki karanlıktır" demiştir.

İbn Cerîr, Sâlim b. Ebi'l-Ca'd'dan bildirir: Yüce Allah balığa vahyederek Hazret-i Yunus'un etine ve kemiğine zarar vermemesini söyledi. Ancak Hazret-i Yûnus'un, içinde bulunduğu balığı başka bir balık yutunca, "...Karanlıklar içinde şöyle yakarmıştı..." buyruğunda ifade edildiği gibi dua etmeye başladı. Buradaki karanlıklardan kasıt, ilk balığın sonra ikinci balığın içindeki karanlık ile denizin dibindeki karanlıktır.

İbnu'l-Münzir, Dahhâk'tan bildirir: Kur'ân'da: "...Seni tesbîh ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" âyeti dışında zikredilen tüm "Tesbîh" ifadeleri namaz anlamındadır.

Zübeyr b. Bekkâr el-Muvaffakiyât'ta Kelbî vasıtasıyla Ebû Sâlih'ten bildirir: Bir gün Muâviye, İbn Abbâs'a: "Dün gece Kur'ân âyetlerinden iki tanesi beni dalga gibi çarptı ve nasıl yorumlayacağımı bilemedim" dedi. İbn Abbâs: "Hangileri?" diye sorunca, Muâviye şöyle dedi: "Biri: "...Kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı..." âyetidir. Yani burada Hazret-i Yûnus, Yüce Allah kendisini istediği halde ondan kaçabileceğini mi düşünüyor? İkincisi ise: "...Peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir..." âyetidir. Bu nasıl olabilir? Yani Yüce Allah'ın vaad ettiği yardım konusunda kendilerine yalan söylendiğini mi zannettiler?" İbn Abbâs şöyle cevap verdi: "İlk âyette Hazret-i Yûnus, işlediği bu hatadan dolayı Yüce Allah'ın kendisini cezalandırmayacağını zannetmişti. Yoksa Yüce Allah'ın istemesi halinde buna muktedir olması konusunda herhangi bir şüphesi yoktu. Diğer âyete gelince de, peygamberler kavimlerinin kendilerine iman etmesi konusunda ümitsizliğe düşmüşlerdi. Zira maruz kaldıkları musibetler o kadar uzun sürdü ki görünüşte onları kabul edenlerin gerçekte onları yalanlayacaklarını düşünmüşlerdir. Yoksa Allah'ın yardımı konusunda kesinlikle ümitsizliğe düşmemiş, vaad etttikleri konusunda kendilerine yalan söylediğini düşünmemişlerdir." Muâviye bunları duyunca: "Ey İbn Abbâs! Sıkıntımı giderdin, Allah senin de sıkıntını gidersin" dedi.

İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Yûnus kavmine beddua edince Yüce Allah, azabın sabah vakti kendilerine geleceğini vahyetti. Hazret-i Yûnus onlara bunu bildirince, kavmi: "Yûnus hiç yalan söylemedi ve sabah vakti azap üzerimize inecek. Gelin her bir canlının yavrusunu çocuklarımızın arasına katalım ve yalvarmaya çıkalım. Belki Yüce Allah bize merhamet eder" dediler. Sonrasında kadınlarını çocuklarıyla, develerini yavrularıyla, sığırları buzağılarıyla, koyunları kuzularıyla birlikte çıkarıp önlerine koydular. Azap da karşıdan göründü. Azabı gördüklerinde Yüce Allah yalvarıp yakarmaya başladılar. Kadınlar ağlamaya, develer yavrularıyla birlikte böğürmeye, sığırlar buzağılarıyla birlikte bağırmaya, koyunlar kuzularıyla birlikte melemeye başladı. Bunun üzerine Yüce Allah onlara acıdı ve azabını onlardan uzaklaştırdı. Hazret-i Yûnus bunu kızarak: "Yalancı çıktım!" dedi. "...Öfkelenerek gitmişti..." buyruğunda ifade edilen de budur.

Hazret-i Yûnus kavminden ayrılıp denize doğru gitti. Sahilde demir atmış bir gemi gördü. Gemi sahiplerine: "Beni de götürün" deyince onu gemiye aldılar.

Hazret-i Yûnus taşıma ücreti vermek istedi, ancak onlar almayı kabul etmediler. Hazret-i Yûnus: "O zaman haracınızı ben veririm" deyince kabul ettiler. Gemi yola koyulunca denizde fırtına koptu ve dalgalar yükseldi. Hazret-i Yûnus: "Beni denize atarsanız kurtulursunuz" deyince, onlar: "Aksine seni yanımızda tutarsak, ancak kurtuluruz" karşılığını verdiler. Hazret-i Yûnus: "O zaman kimi atacağınız konusunda kura çekin" deyince, üç defa kura çektiler ve her birinde kurada kendisi çıktı. Yüce Allah, adına Hint okyanusunda 'Necm' denilen bir balığa vahyederek Yûnus'u almak üzere denizleri aşmasını, ancak Yûnus'un onun için bir yem olmadığını, karnının onun için bir zindan olacağını ve onun için ne etine, ne de kemiğine herhangi bir zarar vermemesini söyledi. Balık denizleri aşıp bu geminin yanına kadar geldi. Üçüncü kurada yine kendisi çıktığı zaman suya atladı. Suya atlayınca da balık onu yuttu ve denizleri aşarak Atlas okyanusuna kadar götürdü.

İbn Ebî Şeybe ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan bildirir: Balık Hazret-i Yûnus'u yutunca onu alıp yedinci kat yerin altına kadar indirdi. Hazret-i Yunus orada yerin tesbîh ettiğini görünce ona da tesbîh etme şevki geldi ve: "Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten zulmedenlerden oldum" diye dua etti. Sonrasında balık onu henüz yeni doğmuş bir bebek gibi saçsız ve tırnaksız bir şekilde sahile attı. Sahilde kendisi için bir ağaç bitirildi. Hazret-i Yûnus bu ağacın altında gölgeleniyor ve altında bulunan böceklerden yiyip besleniyordu. Bir ara altında uyurken ağacın kuruyan yaprakları düşmeye başladı. Bundan dolayı Rabbine şikayette bulununca, Allah ona: "Kuruyan bir ağaç için üzülüyorsun da azaba maruz kalacak altıyüzbinden fazla kişiye üzülmüyorsun!" karşılığını verdi.

İbn Ebi'd-Dünya, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Yûnus, balığın karnındayken Yüce Allah'a dua etmek istediğinde: «Allahım! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten zulmedenlerden oldum» şeklinde dua etti. Bu dua yükselip de Arş'a değince melekler: «Rabbimiz! Tanımadık bir bölgeden gelen tanıdık ve cılız bir ses!» dediler. Yüce Allah: «Bu sesin sahibini tanımadınız mı?» diye sorunca, melekler: «Rabbimiz! Kimin sesi?» dediler. Yüce Allah: «Kulum Yûnus'un sesi» buyururıca, melekler: «Amelleri hâlâ katına yükselen ve dualarına icabet edilen Yûnus kulun mu?» dediler. Yüce Allah: «Evet!» karşılığını verince melekler: «Rabbimiz! Henüz belaya maruz kalmadan yaptıklarından dolayı şimdi ona acısan da içinde bulunduğu bu musibetten kurtarsan olmaz mı?» dediler. Yüce Allah da: «Olur» karşılığını verdi ve balığa emrederek onu sahile attı. Sahilde de Yüce Allah onun için bir balkabağı bitirdi. "

İbn Ebî Şeybe Musannef’te, Abd b. Humeyd, İbn Merdûye ve İbn Asâkir'in Hazret-iAli'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Hiçbir kula: «Ben Yûnus b. Metta'dan daha hayırlıyım» demesi uygun düşmez. Zira o karanlıklar içinde Allah'ı tesbih etmiştir."

Ahmed, Tirmizî, Nesâî, Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru'l-Usûl'de, Bezzâr, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Zünnûn'un balığın karnındaki iken duası: «Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten zulmedenlerden oldum» şeklindeydi. Bir Müslüman da bununla Rabbine dua ettiği zaman mutlaka duasına icabet edilir."

İbn Cerîr, Sa'd'dan bildirir: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yüce Allah'ın, kendisiyle dua edildiği zaman kabul gördüğü, kendisiyle bir şey istenildiğinde verdiği dua, Yûnus b. Metta'nın ettiği duadır" buyurduğunu işittim. " Resûlallah! Bu dua Yûnus'a has bir dua mı, yoksa bütün Müslümanlar için de geçerli mi?" diye sorduğumda, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Bu dua, Yûnus'a has bir duadır. Ancak bununla dua etmeleri halinde tüm müminler için de geçerlidir. Yüce Allah'ın: «...İşte biz müminleri böyle kurtarırız» buyurduğunu işitmez misin? Bu, Yüce Allah'ın dua edenler için koyduğu kabul şartıdır. "

İbn Merdûye ve Deylemî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "«Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten zulmedenlerden oldum» âyeti peygamberlerin sığınağı olan bir âyettir. Balığın karnındaki karanlıkta Yûnus bununla Yüce Allah'a seslenmişti,"

İbn Ebî Hâtim, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Yüce Allah'ın, kendisiyle dua edildiği zaman kabul gören, bir şey istenildiğinde de verilen İsm-i A'zam'ı: "Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten zulmedenlerden oldum" sözüdür.

Hâkim'in Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Size Yüce Allah'ın İsm-i A'zam'ını söyleyeyim mi? «Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten zulmedenlerden oldum» şeklindeki Yûnus'un duasıdır. Müslüman kişi, hastalığı sırasında kırk defa bu duayı ettiği zaman şayet ölürse kendisine şehit sevabı verilir. İyileşirse de bağışlanmış bir şekilde iyileşmiş olur."

Tirmizî, İbn Mâce ve Hâkim'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Ben Yûnus b. Metta'dan daha hayırlıyım diyen kişi yalan söylüyor demektir. "

Hâkim, İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) tepenin birine uğradı. "Bu hangi tepe?" diye sorunca, ashâb: "Filan tepe" dediler. Bunun üzerine: "Yûnus'u, yuları hurma lifinden olan devesinin üstünde yünden cübbe giymiş bir şekilde «Lebbeyk Allahumme lebbeyk!» derken görür gibiyim" buyurdu.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hiç kimsenin: «Ben Yûnus b. Metta'dan daha hayırlıyım» demesi uygun düşmez. Zira bir hata işlemiş, ancak Yüce Allah yine onu kendine seçmiştir" buyurdu. Allah Resûlü, Yûnus'u babası olan Metta'ya nisbet etmiştir.

Abd b. Humeyd, Buhârî, Nesâî ve İbn Merdûye'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "İçinizden hiç kimse: «Ben Yûnus b. Metta'dan daha hayırlıyım» demesin" buyurmuştur.

Buhârî, Müslim ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hiç kimsenin: «Ben Yûnus b. Metta'dan daha hayırlıyım» demesi uygun düşmez" buyurmuştur.

88 ﴿