96"Nihayet Yecûc ve Mecûc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler." Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim bu âyeti: (.....) lafzıyla, 'Futihet' ifadesini şeddesiz, Yecûc ile Mecûc isimlerini de hemze ile okumuştur. Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Yecûc ve Mecûc'ün önü açıldığı zaman insanlar yeryüzünün dört bir tarafından akın ederler. Bu insanların geldikleri her bir yer 'hadeb' olarak ifade edilmiştir." Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken: "İnsanlar her bir tepeden akın edip gelirler" demiştir. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken: "İnsanlar her bir tepeden akın edip gelirler" demiştir. Tastî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) ifadesinin anlamı nedir?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Yeryüzünün her bir tarafından kalkıp gelirler, anlamındadır" dedi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi?" diye sorunca, İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Tarafe'nin: "Pek kara bir gün yaşamışlardı Her bir taraftan şahinler onlara saldırmışlardı" dediğini işitmez misin?" İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "Nihayet Yecûc ve Mecûc'ün önü açıldığı zaman..." âyetini açıklarken: "Bu, kıyametin başlangıcıdır" demiştir. Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd bu âyeti: "(...Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler)" âyetinde olduğu gibi: (.....) lafzıyla, (.....) ve (.....) harfleriyle okumuştur. Ahmed, İbn Mâce, Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Hibbân, Hâkim ve İbn Merdûye'nin Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Yecûc ile Mecûc'ün önü açılınca Yüce Allah'ın da zikrettiği gibi: «...Her tepeden akın ederler» ve insanlara musallat olurlar. Müslümanlar, hayvan sürülerini de yanlarına alarak onlardan kaçıp kendi kasabaları ile kalelerine sığınırlar. Yecûc ve Mecûc karşılaştıkları tüm suları içerler. Hatta yanından geçtikleri bir nehrin suyunu içip kuruturlar. Onlardan sonra başkaları oradan geçtiği zaman: «Eskiden burada su bulunurdu» demeye başlarlar. Yeryüzünde bulunan tüm insanlar kendi kasabaları ile kalelerine çekilip ortalıkta kimseler kalmayınca, Yecûc ile Mecûc'ün sözcüleri: «Yeryüzünde bulunanların işini bitirdik. Geriye gökyüzü ahalisi kaldı» derler. Askerleri mızraklarını göğe doğru fırlatınca bir imtihan ve fitne vesilesi olarak bu mızraklar kana bulanmış bir şekilde geri iner. Onlar bu haldeyken Yüce Allah boyunlarında, çekirgelerin boynunda çıkan çekirge kurtçukları gibi kurtçuklar çıkaracak ve bunlar ses seda veremeyen ölülere dönecekler. Müslümanlar: «Birisi bizim için kendini feda etse de gidip bu düşmanların ne yaptığına baksa» deyince, birisi kendini feda edecek, kendini ölülerden biri sayacak ve kaleden aşağıya inecek. İnince de onların üst üste yığılmış bir şekilde ölü olduklarını görecek. Onların bu durumunu görünce de: «Ey Müslümanlar! Müjdeler olsun! Yüce Allah düşmanızı yok etti» diye seslenecek. Bunun üzerine Müslümanlar kasaba ile kalelerinden çıkacaklar, hayvanlarını da salacaklar. Bu hayvanlar, onların etlerinden başka bir yiyeceğe ihtiyaç duymayacaklar. Daha önce yedikleri otlarla semizlemelerinden daha iyi bir şekilde onların etlerinden yiyince semizleyeceklerdir. " İbn Ebî Şeybe, Ahmed, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "İsrâ (Miraç) gecesi götürüldüğüm zaman İbrâhîm, Mûsa ve İsa ile karşılaştım. Onlar aralarında kıyametin vaktini müzakere ettiler ve onu İbrâhîm'e sordular. İbrâhîm: «Bu konuda bir bilgim yoktur» deyince, Mûsa'ya sordular. O da: «Bu konuda bir bilgim yoktur» deyince, İsa'ya sordular. İsa da şöyle dedi: «Kıyametin zamanını Allah'tan başka kimse bilmez. Rabbimin bana ahdettiğine göre Deccâl çıkacağı zaman benim elimde iki keskin kılıç olacaktır. O beni gördüğü zaman kurşunun erimesi gibi eriyecek ve Allah onu helak edecektir.» Hatta o zaman taşlar ve ağaçlar: «Ey Müslüman! Altımda kafir biri var! Gel ve onu öldür» diyecekler. Yüce Allah onları helak ettikten sonra insanlar kasabalarına ve yurtlarına döneceklerdir. İşte o zaman Yecûc ve Mecûc çıkacak ve her yerden hızlıca inerek şehirleri istila edeceklerdir. Nereye giderlerse orayı yerle bir edecek, uğradıkları her suyu da içeceklerdir. İnsanlar bu konuda bana şikâyete gelecekler ve ben Allah'a dua edeceğim. Allah onları helak edip öldürecek, yeryüzü onların leş kokusuyla dolacaktır. Allah yağmuru indirecek ve cesetlerini denize dökecektir. Yine bana Rabbimin verdiği ahidlerden bir tanesi, bunlar olduktan sonra kıyametin artık hamilelikte gününü dolduran kadın gibi olmasıdır. Artık kadının ailesi, kadın doğumu gece mi yoksa gündüz mü yapacağını bilemezler." İbn Mes'ûd der ki: Yüce Allah'ın Kitâb'ındaki: "Nihayet Yecûc ve Mecûc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler. Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır..." âyetinin da bunu onayladığını gördüm. Kıyamet gününde insanların toplanmak üzere geldikleri her yer, âyette zikredildiği gibi Hadeb'dir. Ahmed, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, Hâlid b. Abdillah b. Harmele'den, o da teyzesinden bildirir: Bir defasında Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizlere bir hutbe verdi. Parmağı akrep tarafından sokulduğu için de onu sarmıştı. Hutbesinde şöyle buyurdu: "Düşmanınızın olmadığını söylüyorsunuz! Oysa Yecûc ve Mecûc ortaya çıkana kadar savaşıp duracaksınız. Bunlar da geniş yüzlü, küçük gözlü, siyaha çalan kırmızı saçlı olurlar. Her bir tepeden akın edip gelirler. Yüzleri iki kat deriden yapılmış kalkanları andırır." İbn Cerîr, Ubeydullah b. Ebî Yezîd'den bildirir: İbn Abbâs birbirlerinin üzerine atlayarak oynayan çocuklar görünce: "Yecûc ve Mecûc de işte bu şekilde ortaya çıkar" dedi. Ahmed, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir ve Beyhakî el-Ba's'da Nevvâs b. Sem'ân'dan bildirir: Bir sabah Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Deccâl'den bahsetti. Ancak ondan bahsederken sesini bazen alçaltıp bazen de yükseltmesi üzerine Deccâl'in (Medine'deki) hurmalığın içinde olduğunu zannettik. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Sizin için korktuğum şey Deccâl'den başkasıdır. Şayet ben aranızdayken Deccâl çıkacak olsa ben sizin de yerinize delillerimle onu mağlup ederim. Ancak ben içinizde yokken çıkacak olursa artık herkes kendi delilleriyle onu yenmeye çalışacaktır. Benden sonra Yüce Allah yerime her müslümanın vekilidir. Deccâl genç, kısa kıvırcık saçlı ve bir gözü dışarıya çıkmış biridir. Şam ile Irak arasında bir yerden çıkacak ve sağa sola sataşmaya başlayacaktır. Ey Allah'ın kulları! Onun karşısında sebat gösterin!" Ona: "Yâ Resûlallah! Yeryüzünde ne kadar kalacak?" diye sorduğumuzda: "Kırk gün kalacak. Ancak bu kırk günün bir günü bir yıl kadar, bir günü bir ay kadar, bir günü bir hafta kadarken diğer günler de sizin bu günleriniz uzunluğunda olacaktır" buyurdu. Ona: "Yâ Resûlallah! O bir yıl gibi olan günde, kılacağımız bir günlük namaz bizim için yeterli olacak mı?" diye sorduğumuzda: "Hayır! Ama zamanın uzunluğuna göre vakitleri siz ayarlarsınız" buyurdu. Ona: "Yâ Resûlallah! Deccâl'in yeryüzündeki hızı nasıl olacaktır?" diye sorduğumuzda şöyle buyurdu: "Rüzgar tarafından sürüklenen bir bulut hızında olacak. Bir topluluğa gelip onları davet edecek, onlar da ona iman edip davetine icabet edecekler. Göğe emrettiği zaman yağmur yağacak, yere emrettiği zaman da ekinler yeşerecek. Hayvan sürüleri her zamankinden daha çok yavrulayacak, her zamankinden daha çok süt verecek ve her zamankinden daha çok doyacaklar. Sonra başka bir topluluğa gelecek ve onları da davet edecek. Ancak onlar, onun sözlerini kabul etmeyecekler. Deccâl de oradan ayrılınca malları da onun peşinden gidecek. Sabah olduğunda o topluluk, mal namına ellerinde bir şeyin kalmadığını göreceklerdir. Harabelik bir yere uğradığı zaman ona: «Hazinelerini çıkar!» diyecek, harabe de içinde bulunan hazineleri çıkaracak. Çıkan hazineler Deccâl'in peşinden arıların birbirlerini takip etmeleri gibi gideceklerdir. Sonra bir adamı çağırıp kılıçla vurup ikiye ayıracak ve her bir parçası bir ok atımlığı bir mesafeye düşecektir. Sonra onu çağırdığında tekrar yanına gelecektir. Deccâl bu haldeyken Yüce Allah, Meryem oğlu Mesîh'i gönderecek. Mesîh de Şam'ın doğusundaki beyaz minarenin yanına, iki güzel giysi içinde, ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş bir şekilde inecek. Deccâl'in peşine düşüp onu Lüd kapısında yakalayacak ve orada öldürecektir. Mesîh bu haldeyken Yüce Allah, İsa'ya: «Kendileriyle savaşmaya kimsenin gücünün yetmeyeceği bazı kullarımı (diğerlerinden) ayırmıştım. Onları al ve Tür dağına git!» diye vahyedecek. Sonra Yüce Allah, Yecûc ve Mecûc'ü gönderecek. Bunlar da âyette zikredildiği gibi «...Her tepeden akın ederler.» İsa ve yanındakiler Yüce Allah'a dua edince, Yecûc ve Mecûc kavminin boyunlarından kurtçuklar bitecek ve hepsi birden tek bir kişinin ölümü gibi ölecek, yok olup gideceklerdir. Daha sonra İsa ve yanındakiler dağdan inip yeryüzüne dağılacaklar. Ancak yeryüzünde Yecûc ile Mecûc kavminin leşlerinin kokusunu duyacaklardır. İsa ve arkadaşları Yüce Allah'a dua ettiklerinde ise Yüce Allah deve boynu gibi büyük kuşlar gönderecek, bu kuşlar o leşleri alıp Yüce Allah'ın dilediği yere götürüp atacaklardır. Sonra Yüce Allah kırk gün boyunca yağan bir yağmur gönderecek ki şehirlerde ve yaylada ne kadar şey varsa hepsi bu yağmurdan nasibini alacak, yeryüzü tertemiz olacak şekilde yıkanacaktır. Sonra yere: «Ürünlerini bitir!» denilecek. O günü birkaç kişi bir nardan yiyecek ve nar kabuğunun altında da gölgeleneceklerdir. Hayvanlara bir bereket gelecek. Öyle ki yeni doğmuş bir devenin eti kalabalık bir topluluğa yetecektir. Yeni doğmuş bir sığırın eti kalabalık bir topluluğa yetebilecektir. Yeni doğmuş bir koyun dahi bir aileye yetecektir. İnsanlar bu durumdayken Yüce Allah güzel kokulu bir rüzgar gönderecek, bu rüzgar koltuk altlarından tutup her mümin ve müslümanın canını alacaktır. Geriye sadece merkepler gibi tepinen insanların en kötüleri kalacaktır. Kıyamet de işte onların üzerine kopacaktır." İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'den bildirir: Bize bildirilene göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Yecûc ve Mecûc'ün çıktığı zamanda bir at yavrusu doğacak olsa henüz binilecek çağa gelmeden kıyamet kopar." İbn Cerîr, Huzeyfe b. el-Yemân'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kıyametin ilk alametleri Deccâl, İsa'nın inmesi, Aden-i Ebyen'in (Yemen'de bir ada) diplerinden bir ateşin çıkmasıdır ki bu ateş insanları mahşer yerine sürer. Onların konakladığı yerde de durup onları bekler. Diğer alametler de Duman'ın çıkması, Dabbe'nin görünmesi ve Yecûc ile Mecûc'ün salınmasıdır." Ona: "Yâ Resûlallah! Yecûc ile Mecûc nedir?" diye sorduğumda da şöyle buyurdu: "Yecûc ile Mecûc insan topluluklarıdır. Her bir topluluk dört yüz bin topluluktan oluşmaktadır. İçlerinden biri kendi soyundan bin kişiyi görmeden ölmez. Hepsi de Âdem oğullarındandır ve dünyanın harap olması için uğraşırlar. O kadar kalabalık olurlar ki başları Şam'da arka tarafları İrak'ta olur. Yeryüzünde bulunan ırmaklardan geçerler. Geçerken Fırat, Dicle ve Taberiyye gölünü içip bitirirler. Sonunda Beytu'l-Makdis'e gelirler ve: «Dünya ahalisini öldürüp yok ettik. Şimdi gökyüzündekileri öldürme zamanı!» derler. Oklarını gökyüzüne attıklarında bu oklar kana bulanmış bir şekilde geri iner. Oklar kanlı bir şekilde inince: «Gözyüzünde olanları da öldürdük» derler. Bu sırada İsa ile Müslümanlar Tur-i Sinâ dağında olurlar. Zira Yüce Allah, İsa'ya: «Kullarımı Tur dağı ile Kudüs'ün arka taraflarında saklayıp muhafaza et» diye vahyeder. Sonrasında İsa ellerini gökyüzüne kaldırıp dua eder. Müslümanlar da ettiği dualara âmin derler. Bunun üzerine Yüce Allah onlara neğaf denilen bir böcek türü gönderir. Bu böcek onların burunlarından girince Şam'dan Irak'a kadar hepsi de ölürler. Leşlerinden tüm yeryüzü kokar. Yüce Allah gökyüzüne emir verince tulumdan boşanırcasına yağmur yağmaya başlar. Bu yağmur onların leşleri ile kokularını yıkar götürür. İşte o zaman Güneş batıdan doğar. " İbn Cerîr, İbn Mes'ûd'dan bildirir: "Yecûc ve Mecûc çıktıkları zaman yeryüzünde dolaşıp her yeri talan ederler. Yüce Allah'ın da belirttiği gibi: "...Her tepeden akın ederler." Daha sonra Yüce Allah onlara neğaf'e benzer bir böcek gönderir. Bu böcek burun ve kulaklarından girerek hepsini öldürür. Leşlerinden tüm yeryüzü kokar. Yüce Allah bir yağmur göndererek yeryüzünü onların pisliklerinden yıkayıp arındırır." İbn Cerîr, Atiyye vasıtasıyla Ebû Mes'ûd'dan bildirir: Yecûc ile Mecûc çıktıkları zaman kalelerde saklananlar dışında yeryüzünde bulunan tüm insanları öldürürler. Yanından geçtikleri göletleri içip kuruturlar. Hatta başkaları oradan geçerken: "Eskiden burada su vardı" derler. Yüce Allah onları kırıp yok etmek için üzerlerine neğaf denilen bir hayvanı gönderir. Bu hayvandan dolayı hepsi de çılgına döner. Kalelerde saklananlar: "Allah'ın düşmanları helak oldu!" derler. Adamın birini, henüz ölmemişlerse geri çekmek üzere iple bağlayıp aşağıya sarkıtırlar. Adam aşağı inince hepsinin de helak olduğunu görür. Sonrasında Yüce Allah bir yağmur göndererek hepsinin leşlerini denize döker ve yeryüzünü onlardan temizler. Onlardan sonra insanlar ağaçlar, hurmalar ekerler. Yer, Yecûc ile Mecûc'ün zamanında olduğu gibi yine meyve vermeye başlar. İbn Cerîr, Ka'b'dan bildirir: Yecûc ile Mecûc'ün çıkış zamanı yaklaştığı zaman şeddi delmek için kazmaya başlarlar. Yakınlarda bulunanlar onların kazma seslerini duyarlar. Gece olduğu zaman da birbirlerine: "Yarın gelip tamamlar ve çıkarız" derler. Ancak gece vakti Yüce Allah şeddi eski haline çevirir. İkinci gün sabahtan gelip yine kazmaya başlarlar. Yakınlarda bulunanlar onların kazma seslerini duyarlar. Gece olduğu zaman da birbirlerine: "Yarın gelip tamamlar ve çıkarız" derler. Ancak diğer gün sabah geldiklerinde Yüce Allah'ın, şeddi eski haline çevirdiğini görürler. Yine kazmaya başlarlar. Yakınlarda bulunanlar onların kazma seslerini duyarlar. Gece olduğu zaman Yüce Allah içlerinden birinin diline: "Yarın gelip tamamlar ve inşallah çıkarız" sözünü düşürür. Diğer gün sabah geldiklerinde (inşallah dedikleri için) bu sefer şeddi bıraktıkları gibi bulurlar. Şeddi kazıp delerler ve çıkarlar. Yeryüzünde dolaşırken onlardan bir grup bir göletin yanından geçerken tüm suyunu içerler. İkinci grup o göletin yanından geçerken kalan çamurunu yalayıp bitirirler. Üçüncü grup o göletin yanından geçerken: "Bir ara burada su vardı" derler. Karşılarında kimseler duramadığı için insanlar onlardan kaçarlar. Oklarını gökyüzüne attıkları zaman bu oklar kana bulanmış bir şekilde geri döner. Sonra: "Yeryüzü ahalisini de gökyüzü ahalisini de yendik" derler. İsa b. Meryem: "Allahım! Onlara karşı koyacak, onları yenecek gücümüz yok. Dilediğin şekilde bizi onlardan kurtar" diye dua eder. Yüce Allah da neğaf denilen bir kurt türünü onlara musallat eder. Bu kurtlar boyunlarını kıracak kadar inceltir. Sonrasında onların üzerine kuş gönderir. Bu kuşlar gagalarıyla onları alıp denize döker. Daha sonrasında Yüce Allah adına 'Hayat' denilen bir su kaynağı çıkartır ki onlardan geriye kalan bütün leş ile kokuları temizler. Böylesi bir ortamda bir nar 'Sikrı' denilen bir topluluğu doyurabilir." Ravi der ki: "Ka'b'a: "Sikti nedir?" diye sorulunca: "Aile, anlamındadır" dedi ve şöyle devam etti: "İnsanlar bu haldeyken bir ses: "İnce bacaklı adam (Zu's-Suveykateyn) Kâbe'yi yıkmak üzere yola çıktı" diye seslenir. Bunun üzerine Hazret-i İsa sayıları yedi yüz veya yedi yüz ile sekiz yüz arasında olan bir öncü birlik gönderir. Bu öncü birlik yolun bir yerinde iken Yüce Allah, Yemen taraflarından hoş kokulu bir rüzgar gönderir. Bu rüzgar mümin olan her bir kişinin canını alır. Geriye insanları en rezilleri kalır ki bunlar da hayvanlar gibi birbirleriyle çiftleşirler. İşte o andan itibaren kıyametin kopma zamanı artık kişinin doğum yapmak üzere olan atının etrafında dolaşması gibidir. Her an olabilir." İbn Ebî Hâtim, Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan bildirir: Dünya yaratıldı yaratılalı her yüz yılın başında mutlaka önemli bir şey olur. Yecûc ile Mecûc'ün önü açılınca, Yüce Allah'ın da belittiği gibi "...Her tepeden akın ederler." Bu topluluktan ilk grup suyu bol olan ve çağıldayarak akan bir ırmağın yanına geldiklerinde suyun hepsini içer geriye tek damla dahi bırakmazlar. En son grup geldiği zaman ise: "Bir ara burada su vardı" derler. Bunlar yeryüzünü darmadağın ederler ve Müslümanları da Kudüs'te muhasara altına alırlar. En sonunda: "Yeryüzünden kesip öldürmediğimiz kimse kalmadı. Hadi şimdi gökyüzünde olanları öldürelim" derler ve gökyüzüne doğru ok atmaya başlarlar. Attıkları oklar kana bulanmış bir şekilde yere düşer. Okların üzerindeki kanı görünce: "Yeryüzünde ve gökyüzünde öldürmediğimiz kimse kalmadı" derler. Müminler, Hazret-i İsa'ya: "Ey Ruhullah! Onlar için Allah'a dua etsene" dediklerinde Hazret-i İsa onlara dua eder. Bunun üzerine Yüce Allah onların kulaklarına neğaf denilen böceği gönderir. Bu böcek hepsini bir gecede öldürür. Yeryüzü onların leşleriyle kokmaya başlar. Müminler: "Ey Ruhullah! Allah'a dua etsene! Bu leşlerin kokusundan dolayı ölmekten endişe ediyoruz" dediklerinde, Hazret-i İsa, Allah'a dua eder. Bu dua üzerine Yüce Allah gökyüzünden bir yağmur gönderir. Bu yağmur sele dönüşüp leşlerini denize döker. İbn Cerîr, Huzeyfe'den bildirir: "Yecûc ve Mecûc'ün çıktığı zamanda kişi bir at yavrusunu sütten kesecek olsa henüz ona binemeden kıyamet kopar." İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Buhârî, Ebû Ya'lâ ve İbnu'l-Münzir'in Ebû Saîd'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yecûc ile Mecûc'ün çıkışından sonra bu ev (Kabe) haccedilecek ve umre de yapılacak" buyurmuştur. |
﴾ 96 ﴿