28"Gelsinler ki kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar özerine belli günlerde Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin." İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar..." âyetini açıklarken: "Menfaatlerden kasıt o zamanlar ticaret yaptıkları çarşı ve pazarlardır. Yüce Allah'ın burada zikrettiği menfaatler dünya menfaatleridir" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Menfaatlerden kasıt, dünya ve âhiretteki menfaatlerdir. Ahiretteki menfaatler Allah'ın rızasıdır. Dünyadaki menfaatler ise hac esnasında kestikleri kurbanlıklardan elde ettikleri etler ile çarşılarda yaptıkları ticarettir." Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar..." âyetini açıklarken: "Menfaatlerden kasıt, âhiretteki sevap ile dünyadaki ticarettir" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil: "...Allah'ın adını ansınlar..." âyetini açıklarken: "Kurban olarak kesecekleri hayvanların üzerine Allah'ın adını ansınlar, anlamındadır" demiştir. Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...Allah'ın adını ansınlar..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Denilirdi ki hac esnasında kurbanı keseceğin zaman: "Bismillah! Allahu Ekber! Allahım, bu senden geldi ve filan kişinin adına yine sana gidecektir" de; sonra da hem sen ye hem de Yüce Allah'ın emrettiği şekilde komşuna ve en yakınından başlamak üzere akrabalarına dağıt. Ebû Bekr el-Mervezî el-îdeyn'Ğe ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Âyette bahsedilen belli günler, Zilhicce'nin ilk on günüdür (=eyyâmu'l-aşr)" demiştir. Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Âyette bahsedilen belli günler, Kurban günü ile bu günden sonraki üç gündür" demiştir. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Belli günlerde..." âyetini açıklarken: "Bu günler Teşrîk günleridir" demiştir. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk: "...Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın adını ansınlar..." âyetini açıklarken: "Teşrîk günlerinde kurbanlık hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar" demiştir.' İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Ömer'den bildirir: "Belli ve sayılı günlerin tamamı dört gündür. Belli günler Kurban bayramı günü ile sonraki iki gündür. Sayılı günler de Kurban bayramı gününden sonraki üç gündür." İbnu'l-Münzir, Hazret-i Ali'den bildirir: "Belli günler, Kurban bayramı günü ile sonraki üç gündür." Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Belli günlerde..." âyetini açıklarken: "Belli günler tevriye gününün bir gün öncesi, tevriye günü ve tevriye gününden bir sonraki gün olan Arafe günüdür" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Atâ ile Mücâhid: "Belli günler, Zilhicce ayının ilk on günüdür (=eyyâmu'l-aşr)" demişlerdir. Abd b. Humeyd de Saîd b. Cübeyr ile Hasan(-ı Basrî)'den bunun aynısını zikreder. Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbrâhim'den bildirir: "Önceleri müşrikler hacda kestikleri kurbanların etinden yemezlerdi. Sonradan: "...Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin" âyeti nazil oldu. Bu âyetle Müslümanlara, kestikleri kurbanların etinden yeme konusunda ruhsat verildi. Dileyen yiyebilir, dileyen de yemez. Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin Sünen'de bildirdiğine göre Mücâhid: "...Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Âyet Müslümana, kestiği kurbanın etine yönelik bir ruhsat vermiştir. Dilerse yer, dilerse de yemez. Hükmü "...İhramdan çıktığınızda avlanın...'" âyetindeki hüküm gibidir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Atâ: "Kişi dilerse kestiği kurbanın etinden yer dilerse yemez" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Atâ: "...Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin" âyetini açıklarken: "Kurban kestiğiniz zaman kendiniz yiyin ve başkalarına da yedirin. Yanında fazla et tutmayın" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Sâlih el-Hanefî: "...Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin" âyetini açıklarken: "Kurban etleri hakkındadır" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Artık onlardan siz de yiyin..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: İbn Mes'ûd, kurbanlığını kendisiyle birlikte Mekke'ye göndereceği kişiye: "Üçte birini sen ye, üçte birini sadaka olarak dağıt, kalan üçte birini de Utbe'nin ailesine hediye olarak ver" derdi. İbn Ebî Hâtim, Câbir b. Abdillah'tan bildirir: "Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) altmış altı, Hazret-iAli de otuz dört tane deveyi kurban olarak kesti. Daha sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kurban edilen her bir deveden bir parçanın alınmasını söyledi. Alınan bu parçalar bir tencerede toplanıp pişirildi. Piştikten sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Ali bu etten yiyip suyundan içtiler." Ravi Süfyân der ki: "Bunu yapmalarının sebebi Yüce Allah'ın: "...Artık onlardan siz de yiyin..." buyurmasıdır." İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken: "Müzmin hastalığı olana yedirin, anlamındadır" demiştir. Tastî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) âyetinin anlamı nedir?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Bâis, fakirlikten dolayı yiyecek bir şeyi olmayan yoksul kişidir" dedi. Nâfi': "Araplar böylesi bir ifadeyi bilir mi?" diye sorunca da İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Tarafe'nin: "Yanlarına sefalet içindeki yoksul da, misafir de gelir Hemen yan taraflarında bulunan komşu da " dediğini işitmez misin?" Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İkrime ile Mücâhid: "Bâis, el açıp insanlardan dilenen kişidir" demişlerdir. İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İkrime'den bildirir: "Bâis, sıkıntıda olan ve muhtaç durumda bulunan kişidir. Fakîr ise maddi durumu zayıf olan kişidir." İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: (.....) âyetini açıklarken: "İkisi de aynı anlamdadır" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: (.....) âyetini açıklarken: "Hem fakir, hem de müzmin hastalığı olan kişidir" demiştir. |
﴾ 28 ﴿