55

"Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar."

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Enbârî Mesâhifde Amr b. Dinar'dan bildirir: İbn Abbâs, Hac Sûresi'nin 52. âyetini: "(Senden önce hiçbir resûl, nebî veya muhaddes' göndermedik ki...)" şeklinde okurdu.

İbn Ebî Hâtim, Sa'd b. İbrâhim b. Abdirrahman b. Avf'tan bildirir: Yüce Allah'ın indirdikleri arasında: "(=Senden önce hiçbir resûl, nebî veya muhaddes göndermedik ki...)" âyeti de vardı. Ancak "Muhaddes" ifadesi neshedildi, resûl ile nebî ifadeleri kaldı. Bilinen Muhaddes'ler de Yâsin kıssasında şehrin bir ucunda koşarak gelen kişi, Lokmân, Firavun ailesinden olan mümin adam ve Hazret-i Mûsa'nın yol arkadaşı olan kişidir.

İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den bildirir: "Nebî, Yüce Allah'ın kendisiyle konuştuğu, kendisine vahiy indirdiği ancak bir kitapla göndermediği kişidir."

Abd b. Humeyd, Süddî vasıtasıyla Ebû Sâlih'ten bildirir: "Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) konuşmak üzere kalkınca müşrikler: "Şayet bizim ilahlarımızı hayırla anarsa biz de onun ilahını hayırla anarız" dediler. Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) de temennisinin içine: "Gördünüz mü Lât'ı ve Uzza'yı? Üçüncüleri olan Menat'ı? Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" vesvesesi düşürüldü. Bunun üzerine Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın..." âyetini indirdi." İbn Abbâs der ki: "Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) temennisi kavmiyle uzlaşıp barışmaktı."

Bezzâr, Taberânî, İbn Merdûye ve Diya el-Muhtâre'de -ravileri güvenilir olan bir senedle- Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü Lât'ı ve Uzza'yı? Üçüncüleri olan Menat'ı? Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" deyince, bunu duyan müşrikler çok sevindiler ve: "İlahlarımızı andı!" demeye başladılar. Bunun üzerine Cebrâil, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve: "Sana getirdiğim âyeti bana oku!" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü Lât'ı ve Uzza'yı? Üçüncüleri olan Menat'ı? Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" deyince, Cebrâil: "Ben sana bunu getirmedim! Bu dediğin şeytandandır" karşılığını verdi. Yüce Allah da: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim -sahih bir senedle- Saîd b. Cübeyr'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerine ulaştığı zaman şeytan onun diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü de düşürdü. Müşrikler de bunu duyunca: "Şimdiye kadar ilahlarımızı hiç hayırla anmamıştı!" dediler ve bunun sevinciyle secdeye kapandılar. Ancak Cebrâil, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve: "Sana getirdiğim âyetleri bana oku!" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) âyetleri okurken: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" deyince, Cebrâil: "Ben sana bunu getirmedim! Bu dediğin şeytandandır" karşılığını verdi. Yüce Allah da: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Cerîr ve İbn Merdûye, Avfî vasıtasıyla İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz kılarken, müşrik Arapların ilahlarını anlatan âyetler nazil oldu. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyetleri okurken müşrikler onu işitti ve: "İlahlarımızı hayırla andığını duyuyoruz" demeye başladılar. Dinlemek ve daha iyi duymak için yanına yaklaştılar. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onun diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü düşürdü. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu cümleyi tekrar edip durunca Cebrâil indi. Bu sözü neshederek ona:

"Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" dedi.

İbn Merdûye değişik kanallarla İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onu diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü düşürdü. Bunun üzerine Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Yûnus vasıtasıyla İbn Şihâb'dan bildirir: Ebû Bekr b. Abdirrahman b. el-Hâris'in bize anlatığına göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken kendilerine Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra da: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) dalgınlıkla bunu söyleyince müşrikler buna çok sevindiler. Ancak Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bilin ki bu son söylediğim şeytandan dolayı oldu!" buyurdu. Yüce Allah da: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetlerini indirdi.

İbn Ebî Hâtim, Mûsa b. Ukbe vasıtasıyla İbn Şihâb'dan bildirir: Necm Sûresi indirildiğinde müşrikler, Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) kastederek: "Bu adam ilahlarımızı hayırla ansa hem kendisini, hem de arkadaşlarını tasdik eder doğrulardık. Ancak bizim ilahlarımızı eleştirip onlara dil uzattığı gibi kendi dininden olmayan Yahudi ile Hırsitiyanlara aynı eleştiriyi yapmıyor ve onlara bu şekilde kötü davranmıyor" diyorlardı. Kavminin hem kendisine, hem de arkadaşlarına karşı olan eziyetleri, yalanlamaları ve içinde bulundukları sapıklık Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) gücüne gidiyordu. Bundan dolayı da onların doğru yolu bulmasını temenni ediyordu. Yüce Allah, Necm Sûresi'ni indirdikten sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okudu. Bu şekilde putları zikrederken de şeytan onu diline bazı sözleri düşürdü ve bu âyetlerin ardından: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" dedi. Bunlar da şeytanın bir uydurması, bir fitnesiydi. Âyetlerin ardından söylenen bu sözler Mekke'deki her bir müşriğin kalbine ulaştı. Bu sözleri dillerine doladılar ve: "Muhammed eski dinine, kavminin dinine döndü!" diyerek birbirlerine müjde vermeye başladılar. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sûrenin sonuna ulaştığında secdeye kapandı. Onun secde ettiğini gören müslüman, müşrik herkes secdeye kapandı.

Putlar hakkındaki bu söz şeytanın da çabasıyla dilden dile yayıldı. Sonunda Habeşistan'da bulunan Müslümanların da kulağına gitti. Ancak Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" dedi.

İbn Merdûye değişik kanallarla İbn Abbâs'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onu diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü düşürdü. Bunun üzerine Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Yûnus vasıtasıyla İbn Şihâb'dan bildirir: Ebû Bekr b. Abdirrahman b. el-Hâris'in bize anlatığına göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken kendilerine Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra da: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" dedi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) dalgınlıkla bunu söyleyince müşrikler buna çok sevindiler. Ancak Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bilin ki bu son söylediğim şeytandan dolayı oldu!" buyurdu. Yüce Allah da: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetlerini indirdi.

İbn Ebî Hâtim, Mûsa b. Ukbe vasıtasıyla İbn Şihâb'dan bildirir: Necm Sûresi indirildiğinde müşrikler, Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) kastederek: "Bu adam ilahlarımızı hayırla ansa hem kendisini, hem de arkadaşlarını tasdik eder doğrulardık. Ancak bizim ilahlarımızı eleştirip onlara dil uzattığı gibi kendi dininden olmayan Yahudi ile Hırsitiyanlara aynı eleştiriyi yapmıyor ve onlara bu şekilde kötü davranmıyor" diyorlardı. Kavminin hem kendisine, hem de arkadaşlarına karşı olan eziyetleri, yalanlamaları ve içinde bulundukları sapıklık Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) gücüne gidiyordu. Bundan dolayı da onların doğru yolu bulmasını temenni ediyordu. Yüce Allah, Necm Sûresi'ni indirdikten sonra Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okudu. Bu şekilde putları zikrederken de şeytan onu diline bazı sözleri düşürdü ve bu âyetlerin ardından: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" dedi. Bunlar da şeytanın bir uydurması, bir fitnesiydi. Âyetlerin ardından söylenen bu sözler Mekke'deki her bir müşriğin kalbine ulaştı. Bu sözleri dillerine doladılar ve: "Muhammed eski dinine, kavminin dinine döndü!" diyerek birbirlerine müjde vermeye başladılar. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sûrenin sonuna ulaştığında secdeye kapandı. Onun secde ettiğini gören müslüman, müşrik herkes secdeye kapandı.

Putlar hakkındaki bu söz şeytanın da çabasıyla dilden dile yayıldı. Sonunda Habeşistan'da bulunan Müslümanların da kulağına gitti. Ancak Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetlerini indirdi. Yüce Allah, bu yöndeki takdirini açıklayıp, Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) şeytanın söz konusu uydurmasından beri kılınca müşrikler tekrar sapkınlıklarına dödüler ve Müslümanlara karşı düşmanlıklarını daha da arttırdılar.

Beyhakî Delâil'de aynısını Mûsa b. Ukbe'den rivayet etmiş, ancak İbn Şihâb'ı zikretmemiştir.

Taberânî, Urve'den aynısını bildirir.

Saîd b. Mansûr ve İbn Cerîr, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî ile Muhammed b. Kays'tan bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kureyş'in kalabalık meclislerden birinde oturdu. Orada bulunanlar etrafından dağılmasın diye de o günü Allah tarafından kendisine hiçbir şey nazil olmamasını temenni etti. Bunun üzerine Yüce Allah, Necm Sûresi'ni indirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de bu sûreyi okumaya başladı. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onun diline iki cümle düşürdü ve: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" dedi. Bu iki cümleyi de söyledikten sonra sûreye devam edip sonuna kadar okudu. En sonunda da secde edince orada bulunanların hepsi secde etti ve söylediklerini kabul ettiler. Akşam olduğu zaman Cebrâil geldi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona Necm Sûresi'ni okumaya başladı. Şeytanın diline düşürdüğü o iki cümleyi de söyledi. Cebrâil: "Ben bu iki cümleyi sana getirmiş değilim!" deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yüce Allah'a iftirada bulunup söylemediği bir şeyi mi dedim!" karşılığını verdi. Yüce Allah da: "Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. (Eğer böyle yapabilselerdi) işte o zaman seni dost edinirlerdi. Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin. İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın" âyetlerini indirdi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) söylediği bu iki cümleden dolayı bir süre üzgün ve dertli kaldı. Sonunda: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyeti nazil olunca üzüntüsü gidip rahatladı.

İbn Cerîr, Dahhâk'tan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'de iken müşrik Arapların putları hakkında âyetler nazil oldu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı?" âyetini çokça tekrar edip durunca Mekke ahalisi putlarını bu şekilde anmasını işittiler ve buna çok sevindiler. Yanına yaklaşıp dinlemek istediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sûreyi okurken de bu âyetlerden sonra şeytan onu diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" cümlesini düşürdü. O zaman Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sûreyi bu şekilde okumuştu. Ancak Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim -sahih bir senedle- Ebu'l- Âliye'den bildirir: Müşrikler, Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi ve sellem): "Konuşurken ilahlarımızı da zikretsen seninle birlikte otururduk. Ancak yanında toplumun en değersiz ve zayıf kimseleri bulunuyor. Senin yanında oturduğumuzu görürlerse insanların diline düşer ve herkes yanına gelmeye başlar" dediler.

Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz kılmaya kalktığında Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?"âyetlerini okuduktan sonra: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır. Şefaatleri umulur. Onlar gibileri de unutulmaz" sözünü de âyetlerin içinde okudu. Sûreyi bitirince de secdeye kapandı. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) secde edince Müslümanlar ile müşrikler de secdeye kapandılar. Olay, Habeşistan'a önceden hicret etmiş olan Müslümanlara, "Mekke müşrikleri Müslüman oldu" şeklinde ulaştı. Ancak bu durum Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) gücüne gidince Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetlerini indirdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ebu'l-Âliye'den bildirir: Necm Sûresi Mekke'de nazil oldu. Müşrikler: "Ey Muhammed! Seninle fakir ve yoksul insanlar oturuyor. Değişik bölgelerden insanlar da yanına geliyor. Şayet ilahlarımızı hayırla anarsan biz de seninle otururuz" deyince Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Necm Sûresi'ni okudu. "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onun diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü düşürdü. Sûreyi bitirdikten sonra da secdeye gitti. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) secdeye gidince Ebû Uhayhe Saîd b. el-Âs dışında orada bulunan tüm Müslümanlar ile müşrikler secdeye gittiler. Ebû Uhayhe ise yerden aldığı bir avuç toprağı alnına götürerek secdesini yaptı ve Hazret-i Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) kastederek: "İbn Ebî Kebşe'nin ilahlarımızı hayırla anmasının zamanı gelmişti" dedi. Olay, Habeşistan'a önceden hicret etmiş olan Müslümanlara, "Kureyşliler Müslüman oldu" şeklinde ulaşınca geri dönmek istediler. Şeytanın da böylesi bir sözü Allah Resûlü'nün diline düşürmesi hem Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) hem de ashâbının gücüne gidince Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Ebî Hâtim, Katâde'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Makâm'ın yanında namaz kılarken uyku bastırdı. Bu arada da şeytan diline bir söz düşürdü. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sözü söyleyince müşrikler duydu. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Necm Sûresin'deki: "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra uyku bastıranca şeytan onun diline: "Bunların şefaatleri umulur. Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır" sözünü düşürdü. Müşrikler bu sözünü duyunca hemen ezberlediler. Şeytan da Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) öyle bir şey dediğini haber verince dilden dile dolaşmaya başladı. Bunun üzerine Yüce Allah: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi. Yüce Allah bu âyetle şeytanın oyununu bozdu, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) de bu konuda hüccetini vermiş oldu.

Abd b. Humeyd, Mücâhid'den bildirir: "Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Necm Sûresi'ni okuyunca şeytan onu diline malum sözleri düşürdü. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte de tüm Müslümanlar secdeye gitti. Ancak daha sonra Yüce Allah, şeytanın bu sözünü neshedip kendi âyetlerini sabit bıraktı."

Abd b. Humeyd, İkrime'den bildirir: Bir gün Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı? Demek erkek size, dişi O'na öyle mi? Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır" âyetlerini okudu. Bunları okuduktan sonra şeytan onun diline: "O zaman bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri de umulur" cümlesini de düşürdü. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) bu söylediği şeyden korkup endişe edince Yüce Allah: "Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz" âyetini indirdi. Sonra da bu yöndeki sıkıntısını gidermek için: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Kâbe'ye namaz için gitti. Necm Sûresi'nden: "Gördünüz mü o Lât'ı ve Uzzâ'yı ve diğer üçüncüsü Menât'ı?" âyetlerini okuduktan sonra şeytan onun diline: "Bunlar yüce kuğu kuşlarıdır ve şefaatleri umulur" sözünü düşürdü. Sûreyi tamamen okuyup bitirince de secdeye kapandı. Onunla birlikte ashâbı da orada bulunan ve ilahlarının anıldığını işiten müşrikler de secdeye kapandılar. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) başını secdeden kaldırınca müşrikler onu omuzlarına alıp Mekke sokaklarında: "Abdumenâf oğullarının peygamberi!" nidalarıyla dolaştırmaya başladılar. Daha sonra Cebrâil yanına geldi. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) ona Necm Sûresi'ni okurken o cümleye ulaştığında Cebrâil: "Bu sözleri sana söylemiş olmaktan Allah'a sığınırım!" dedi. Bu durum Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) çok ağırına gitti, ancak Yüce Allah gönlünü rahatlatmak için: "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" âyetini indirdi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın..." âyetini açıklarken: "Bir şey konuştuğu zaman şeytan bazı şeyleri onun sözleri arasına katar, anlamındadır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: "...Bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Peygamber bir şey okuduğu zaman şeytan onun okuduğu şeylerin, içine bir şeyler katar. Ancak Yüce Allah'ın emriyle Cebrâil, Peygamberin diline şeytanın bu kattığını siler."

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın..." âyetini açıklarken: "Bir şey konuştuğu zaman şeytan bazı şeyleri onun sözleri arasına katar, anlamındadır" demiştir.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar..." âyetini açıklarken: "Kaplerinde hastalık bulunanlardan kasıt münafıklardır. Kalpleri katı olanlardan kasıt da müşriklerdir" demiştir. "Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler..." âyetini açıklarken: "Rabbimizden gelen bu hak'tan kasıt Kur'ân'dır" demiştir. "İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetini açıklarken de: "Kısır günden kasıt, gecesi olmayan bir gündür. Hakkında şüphe taşıdıkları şey de Kur'ân'dır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Onun hakkında bir şüphe içinde kalırlar" âyetini açıklarken: "İblis'in araya kattığı bu sözler onların kalplerinden çıkmaz ve sapıklıklarını da daha da arttırır" demiştir.

İbn Merdûye ve Diyâ el-Muhtâre'de bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar..." âyetini açıklarken: "Bu günden kasıt Bedir savaşıdır" demiştir.

İbn Merdûye, Ubey b. Ka'b'dan bildirir: Dört âyet Bedir savaşıyla ilgilidir. Birincisi: "...Onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar..." âyetidir ki bu gün Bedir savaşının yapıldığı gündür. İkincisi: "...Öyle ise azap kaçınılmaz olacaktır" âyetidir ki bu azap da Bedir savaşında kendilerine tattırılmıştır. Üçüncüsü: "Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız" âyetidir. Bu intikam da Bedir savaşında alınmıştır. Dördüncüsü de: "Andolsun, dönsünler diye biz onlara (âhiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız" âyetidir. Yakın azap da Bedir savaşında kendilerine tattırılmıştır.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "...Onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar..." âyetini açıklarken: "Bu günden kasıt Bedir savaşıdır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim, İkrime'den bu yorumun aynısını bildirir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya kadar..." âyetini açıklarken: "Bu günden kasıt, kıyamet günüdür ki o günün gecesi yoktur" demiştir.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bunun aynısını bildirir.

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim, Dahhâk'tan bunun aynısını bildirir.

55 ﴿