78"Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrâhîm'in milletine uyun. Daha önce ve bunda, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren odur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!" İbn Merdûye, Abdurrahman b. Avf'tan bildirir: Hazret-iÖmer bana: "Daha önce Kur'ân'da okuduklarımız için: "(=Başta yaptığınız gibi daha sonra da Allah uğrunda hakkıyla cihad edin)" âyeti yok muydu?" diye sordu. "Evet, vardı" karşılığını verdim ve: "Peki, bu ne zaman olacak ey müminlerin emiri?" diye sordum. Ömer: "Umeyye oğulları emir, Muğîre oğulları ise vezir olduğu zaman" karşılığını verdi. Beyhakî Delâil'de Misver b. Mahrame'den bildirir: "Ömer, Abdurrahman b. Avf'a şöyle dedi..." Sonrasında ravi bir öncekini zikreder. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk: "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin..." âyetini açıklarken: "İslam dinine girene kadar Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) düşmanlarıyla mücadele edin, anlamındadır" demiştir. Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin..." âyetini açıklarken: "Kişi bazen tek bir kılıç darbesi vurmamış olsa da Allah uğrunda hakkıyla cihad etmiş olur" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil: "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin..." âyetini açıklarken: "Buradaki cihaddan kasıt ameldir. Elinizden geldiği kadar amel edin, anlamındadır" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin..." âyetini açıklarken: "Allah'a itaat edip O'na isyan etmemek, anlamındadır" demiştir. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti..." âyetini açıklarken: "Allah yolunda hiç kimsenin kınamasından çekinmeyin. Zira sizleri dini için seçen Yüce Allah'tır" demiştir. Tirmizî, İbn Hibbân, İbn Merdûye ve Askarî'nin Emsâl'de Fadâle b. Ubeyd'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Mücâhid, Allah'a itaat yolunda kendi nefsiyle mücadele eden kişidir" buyurmuştur. İbn Cerîr, Hâkim ve İbn Merdûye, Hazret-i Âişe'den bildirir: Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem): "...Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi..." âyetini sorduğumda, güçlükten kastın sıkıntı ve katılık olduğunu söyledi. Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in değişik kanallardan bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi..." âyetini açıklarken: "Güçlükten kasıt sıkıntı ve katılıktır" demiştir. İbn Ebî Hâtim, Muhammed'den bildirir: Ebû Hureyre, İbn Abbâs'a: "Hırsızlık yapmamız veya zina etmemiz durumunda bizim için dinde bir sıkıntı doğmaz mı?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Evet, doğar" dedi. Ebû Hureyre: "Ama Yüce Allah: "...Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi..."buyuruyor" deyince, İbn Abbâs: "Yüce Allah daha önce İsrail oğullarına yaptığı gibi sizlere ağır bir sorumluluk yüklememiştir" karşılığını verdi. İbn Ebî Hâtim, İbn Şihâb'dan bildirir: İbn Abbâs: "...Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi..." âyetini açıklarken: "Bundan kasıt, Yüce Allah'ın tövbe ve kefaretler gibi İslam dininde kıldığı kolaylıklardır" derdi. Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Osman b. Yesâr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Dinde üzerinize hiçbir güçlükyüklemedi..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Ramazan hilali, hac hilali, Kurban ve Ramazan bayramları günü ve benzeri durumlar konusunda şüphe içinde olunduğu zamanlar için tanınan kolaylıklardır." Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den bildirir: İbn Abbâs'a 'harec' ifadesinin ne anlama geldiği sorulunca: "Bana Hüzeyl kabilesinden bir adam getirin" dedi. Hüzeyl kabilesinden bir adam gelince de ona: "Sizde 'harec' kelimesi ne anlama geliyor?" diye sordu. Adam: "Üzerine çıkılacak bir yeri bulunmayan ağaç anlamına geliyor" karşılığını verince, İbn Abbâs: "İşte harec budur. Çıkışı (çözümü) olmayan şeydir" dedi. Saîd b. Mansûr, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî Sünen'de Abdullah b. Ebî Yezîd'den bildirir: İbn Abbâs'a 'harec' ifadesinin ne anlama geldiği sorulunca: "Burada Hüzeyl kabilesinden biri var mı?" dedi. Adamın biri: "Ben Hüzeyl kabilesindenim" deyince, İbn Abbâs ona: "Sizde 'harec' kelimesi ne anlama geliyor?" diye sordu. Adam: "Sıkıntı, darlık" karşılığını verince, İbn Abbâs: "İşte harec budur" dedi.' İbn Ebî Hâtim, İkrime'den bildirir: "Harec, sıkıntı ve darlıktır. Ancak Yüce Allah, İslam dinini sizlere sıkıntı ve güçlük dini değil kolaylık dini kılmıştır. Kişinin, kadınlardan iki, üç, dört tanesiyle evlenmesini veya sahip olduğu cariyeyle yetinmesini helal kılmış; leşi, kanı ve domuz etini haram kılmıştır." Muhammed b. Yahya ez-Zühlî Zühriyyât'ta ve İbn Asâkir, İbn Şihâb'dan bildirir: Abdulmelik b. Mervân, Ali b. Abdillah b. Abbâs'a: (.....) buyruğunda zikredilen harec ifadesini sorunca, Ali b. Abdillah şöyle dedi: "Harec'ten kasıt sıkıntı ve güçlüktür. Ancak Yüce Allah kefaretleri bu tür güçlüklerden bir çıkış bir kurtuluş olarak kılmıştır. İbn Abbâs'ın böyle dediğini işittim." Beyhakî Sünen'de Muhammed b. Zeyd b. Abdillah b. Ömer'den bildirir: Ömer b. el-Hattâb: (.....) âyetini okuduktan sonra: "Bana Müdlic oğullarından bir adam getirin" dedi. Müdlic oğullarından bir adam getirilince ona: "Harec ifadesi sizde ne anlama geliyor?" diye sordu. Adam: "Sıkıntı, güçlük anlamındadır" dedi. Ahmed, Huzeyfe b. el-Yemân'den bildirir: Bir gün Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) uzun bir süre görünmedi ve evinden dışarı çıkmadı ki artık o günü yanımıza çıkmayacağını düşündük. Çıktığında da öyle bir secdeye gitti ki ruhunu teslim ettiğini zannettik. Başını secdeden kaldırdığında şöyle buyurdu: "Rabbim ümmetime ne yapacağı konusunda bana danıştı. «Rabbim! Dilediğin şeyi yap. Onlar senin yarattıkların ve kullarındır» dedim. İkinci defa bu konuda bana danışınca yine aynı karşılığı verdim. Bunun üzerine: «Ey Muhammed! Ümmetin konusunda seni üzmeyeceğim» buyurdu. Ayrıca benimle birlikte ümmetimden yetmiş bin kişinin hesaba çekilmeden herkesten önce Cennete gireceği ve bu yetmiş bin kişiden her bin kişinin yanında yetmiş bin kişi daha olacağı müjdesini verdi. Sonra bana bir elçi göndererek: «Dua et, duana icabet edilsin. İste istediğin verilsin» dedi. Elçiye: «Rabbim istediğim şeyleri verecek mi?» diye sorduğumda: «İstediğini sana vereceği için beni sana gönderdi» dedi. Bununla övünmüyorum ama şanı yüce Rabbim bana istediklerimi verdi. Henüz hayatta iken geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışladı. Ümmetimin aç kalmayacağını ve yenilmeyeceğini bildirdi. Cennette havuzuma doğru akan bir ırmak olan Kevser'i de bana bahşetti. İzzeti ve zaferi verdi. Ümmetime, düşmana karşı bir aylık mesafeden korku salma özelliği verdi. Peygamberler içinde Cennete ilk önce benim gireceğimi bildirdi. Bana da ümmetime de ganimeti helal kıldı. Daha önceki ümmetlere yasak kıldığı birçok şeyi de bizlere helal kılıp dinde bizlere hiçbir güçlük yüklemedi. Bütün bu verdiklerine şükür olarak da gördüğünüz bu secdeden başka bir şey bulamadım. " İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mükâtil b. Hayyân: "...Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi..." âyetini açıklarken şöyle demiştir. Yüce Allah bu dini bize zorlaştırmamış, İslam'a girenler için kolaylıklar sağlamıştır. Farz kıldığı bütün şeylerde de zaruri durumlarda ruhsatlar kılmıştır. Dindeki bu ruhsatlar da Müslümanlara kıldığı bir kolaylık ve rahmettir. Örneğin Yüce Allah mukîm olanlar için namazı dört rekat olarak farz kılmışken yolculuk anında iki rekat, korku anında da bir rekat kılmıştır. Kıble konusunda da ruhsat kılmıştır ki kişi hangi yöne doğru yönelmiş olursa olsun imayla namazını kılabilir. Unutma ve hatayla yapılan işlerde kişiyi sorumlu tutmaması da bu kolaylıklardandır. Yine abdest ve gusülde de ruhsat kılmıştır. Kişi su bulamadığı zaman temiz toprakta teyemmüm ile abdestini veya guslünü almış olur. Orucu mukîm olanlar için farz kılmışken hasta ve yolcu için başka günlerde tutma, tutma gücü olmayanlar için her bir güne karşılık bir yoksulu doyurma da bu ruhsat ve kolaylıklardandır. Azık veya binek bulamama veya bir engelden dolayı ulaşamama durumunda da hac konusunda ruhsat kılmıştır. Binek ve nafaka bulamama durumunda cihad konusunda da ruhsat tanımıştır. Aşırı açlık gibi zaruri durumlarda kişiye açlıktan ölmeyecek kadarıyla ölü eti, kan ve domuz etinden yeme ruhsatı vermiştir. Kur'ân'da bu yöndeki şeyler Yüce Allah'ın bu ümmete tanıdığı ruhsat ve kolaylıklardandır." İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Babanız İbrâhîm'in milletine uyun..." âyetini açıklarken: "Babanız İbrâhîm'in dinine uyun, anlamındadır" demiştir. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Size müslüman adını veren odur ..." âyetini açıklarken: "Size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır" demiştir. İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Daha önce ve bunda... size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken: "Daha önceki tüm kitaplarda ve Tevrat'ta, şimdi de Kur'ân'da size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır" demiştir." Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...Daha önce ve bunda, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Daha önceki kitaplar ile şimdiki kitabınızda size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır. Peygamberin şahit olması risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik etmesidir. Sizin insanlara şahitliğiniz ise peygamberlerinizin risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik etmenizdir." Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Süfyân: "...Daha önce ve bunda, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Daha önce Tevrat ve İncil'de, şimdi de Kur'ân'da size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır ki, peygamberler sizlerin gereği gibi amel ettiğinize şahit olsun, sizler de peygamberlerinizin risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik edesiniz." İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: "Yüce Allah bu ümmet dışında hiçbir ümmeti İslam ve iman ile birlikte zikretmiş değildir. Bu ümmet hem İslam, hem de iman ile zikredilirken daha önceki ümmetlerden hem İslam, hem de iman ile zikredilen olmamıştır." İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Size müslüman adını veren odur ..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Size Müslüman adını veren İbrahim'dir. İbrâhim'in: "Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş iki müslüman kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın" dediğini işitmez misin?" Tayâlisî, Ahmed, Buhârî Târih'de, Tirmizî, Nesâî, Ebû Ya'lâ, İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Bağavî, Bâverdî, İbn Kâni', Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Hâris el-Eş'arî'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Cahiliye dönemi adetlerine (asabiyete) davet eden kişi Cehennemden bir parça olur" buyurdu. Adamın biri: "Yâ Resûlallah! Bu kişi oruç tutup namaz kılsa da mı?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Evet! Yüce Allah'ın sizleri Müslüman, mümin ve Allah'ın kulu şeklinde isimlendirdiği davaya davet edin."A binek bulamama veya bir engelden dolayı ulaşamama durumunda da hac konusunda ruhsat kılmıştır. Binek ve nafaka bulamama durumunda cihad konusunda da ruhsat tanımıştır. Aşırı açlık gibi zaruri durumlarda kişiye açlıktan ölmeyecek kadarıyla ölü eti, kan ve domuz etinden yeme ruhsatı vermiştir. Kur'ân'da bu yöndeki şeyler Yüce Allah'ın bu ümmete tanıdığı ruhsat ve kolaylıklardandır." İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "...Babanız İbrâhîm'in milletine uyun..." âyetini açıklarken: "Babanız İbrâhîm'in dinine uyun, anlamındadır" demiştir. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Size müslüman adını veren odur ..." âyetini açıklarken: "Size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır" demiştir. İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Daha önce ve bunda... size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken: "Daha önceki tüm kitaplarda ve Tevrat'ta, şimdi de Kur'ân'da size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır" demiştir." Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "...Daha önce ve bunda, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Daha önceki kitaplar ile şimdiki kitabınızda size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır. Peygamberin şahit olması risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik etmesidir. Sizin insanlara şahitliğiniz ise peygamberlerinizin risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik etmenizdir." Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Süfyân: "...Daha önce ve bunda, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren odur..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Daha önce Tevrat ve İncil'de, şimdi de Kur'ân'da size Müslüman adını veren Yüce Allah'tır ki, peygamberler sizlerin gereği gibi amel ettiğinize şahit olsun, sizler de peygamberlerinizin risaleti sizlere tebliğ ettiğine dair şahitlik edesiniz." İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: "Yüce Allah bu ümmet dışında hiçbir ümmeti İslam ve iman ile birlikte zikretmiş değildir. Bu ümmet hem İslam, hem de iman ile zikredilirken daha önceki ümmetlerden hem İslam, hem de iman ile zikredilen olmamıştır." İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd: "...Size müslüman adını veren odur ..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Size Müslüman adını veren İbrâhim'dir. İbrâhîm'in: "Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş iki müslüman kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın" dediğini işitmez misin?" Tayâlisî, Ahmed, Buhârî Târih'de, Tirmizî, Nesâî, Ebû Ya'lâ, İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Bağavî, Bâverdî, İbn Kâni', Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Hâris el-Eş'arî'den bildirir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Cahiliye dönemi adetlerine (asabiyete) davet eden kişi Cehennemden bir parça olur" buyurdu. Adamın biri: "Yâ Resûlallah! Bu kişi oruç tutup namaz kılsa da mı?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Evet! Yüce Allah'ın sizleri Müslüman, mümin ve Allah'ın kulu şeklinde isimlendirdiği davaya davet edin." İbn Ebî Şeybe, Abdullah b. Yezîd el-Ensârî'den bildirir: "Birbirinizi haniflik, İslam, iman gibi Yüce Allah'ın sizlere koymuş olduğu isimlerle anın." İbn Ebî Şeybe Musannef’te ve İshâk b. Râhûye Müsned'de Mekhûl'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah kendini iki isimle isimlendirmiş ve bu iki ismi ümmetime de koymuştur. Allah, Selâm'dır ve ümmetimi Müslümanlar olarak isimlendirmiştir. Yine Allah, Mümin'dir ve ümmetimi müminler olarak isimlendirmiştir. " |
﴾ 78 ﴿