16

"Süleyman, Dâvûd'a varis oldu ve: «Ey insanlar, bize kuşdili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur» dedi."

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde: "Süleyman, Dâvûd'a varis oldu..." âyetini açıklarken: "Dâvud (aleyhisselam), Süleyman'a (aleyhisselam) peygamberliği, krallığı ve ilmini miras olarak bıraktı" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre el-Evzaî: "...Ey insanlar..." ifadesini açıklarken: "Bize göre "Nâs" ifadesi ile ilim adamları kastedilmektedir" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Abdullah b. Mes'ûd'dan bildirir: Ben, Ömer b. el-Hattâb'ın yanında iken Ka'b(u'l-ahbâr) içeri girerek şöyle dedi: "Ey Müminlerin emiri! Bilmiş ol ki, peygamberlerin kitabında okuduğum en garip şeyi sana haber vereceğim. Baykuş, Süleyman'ın (aleyhisselam) yanına gelip: "Allah'ın selamı üzerine olsun ey Allah'ın Peygamberi!" dedi. Süleyman (aleyhisselam): "Senin de üzerine olsun ey baykuş!" karşılığını vererek: "Bana söyle, niçin ekinlerden yemezsin?" diye sordu. Baykuş: "Ey Allah'ın Peygamberi! Âdem (aleyhisselam) bundan dolayı Rabbine asi olmuştur. Bu sebeple ondan yemiyorum" dedi. Süleyman (aleyhisselam): "Niçin su içmiyorsun?" diye sorunca: "Ey Allah'ın Peygamberi! Nuh'un (aleyhisselam) kavmi suda gark olmuştur. Ondan su içmeyi bıraktım" dedi. Süleyman (aleyhisselam): "Niye yapılı yerleri terk edip te harabeleri mesken edindin?" diye sorunca: "Çünkü harap Allah'ın mirasıdır, ben de Allah'ın mirasını mesken edindim" cevabını verdi. Allah bunu Kitab'ında zikretmiş ve: "Biz, refahından şımarmış nice memleketi helâk etmişizdir.

İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz vâris olmuşuzdur" buyurmuştur.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed Zühd'de ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Sıddîk en-Nâcî'den bildirir: Süleyman (aleyhisselam), halkla beraber yağmur duasına çıkmıştı. Yolda giderken sırt üstü yatarak ayaklarını semaya kaldırmış bir karıncanın: "Allahım! Biz senin mahlukatından yaratıklarız. Senin- rızkından müstağni olamayız. Ya yağmur yağdırır bizi sularsın veya yağdırmaz helak edersin" diyordu. Bunun üzerine Süleyman (aleyhisselam): "Geri dönün, başkasının duasıyla sulandınız" dedi.

İbn Ebî Hâtim, Ebu'd-Derdâ'dan bildirir: Dâvud (aleyhisselam) sürekli olarak bir gün hayvanlar arasında, bir gün de insanlar arasında hüküm kılardı. Bir gün bir inek gelip boynuzunu kapının halkasına koydu ve annenin çocuğu için bağırması gibi çağırdı. Sonra: "İnsanlar önceleri bana önem verir ve işlerinde kulanırlardı. Şimdi yaşlandım diye beni kesmek istiyorlar" dedi. Bunun üzerine Dâvud (aleyhisselam): "Ona iyi bakın ve onu kesmeyin" dedi. Sonra da: "...Bize kuşdili öğretildi ve bize her şey verildi..." âyetini okudu.

Hâkim Müstedrek'te Ca'fer b. Muhammed'den bildirir: Süleyman'a (aleyhisselam) doğunun ve batının mülkü verilmişti. Süleyman (aleyhisselam) yedi yüz yıl altı ay boyunca hükümdarlık yapmıştır. O bütün dünya malına, insanlara, cinlere, hayvanlara, kuşlara ve vahşi hayvanlara hükmetti. Her şey kendisine verilmiş ve kendisine her mahlukatın dili öğretilmişti. Onun zamanında insanı şaşırtan güzel sanat eserleri yapılmıştır. Eceli geldiği zaman, Allah'ın ilmi ve hikmetini anne babadan kardeşine ve Dâvud'un (aleyhisselam) oğullarına öğretmesi vahyedildi. Onun dört yüz seksen çocuğu risalet verilmeksizin peygamber olmuştu. Zehebî. "Bu batıl bir hadistir" dedi.

Hâkim, Muhammed b. Ka'b'dan bildirir: Bize bildirildiğine göre Süleyman'ın (aleyhisselam) askeri kışlası yüz fersahlık bir genişlikteydi. Yirmi beş fersahı insanlar için, yirmi beş fersahı cinler için, yirmi beş fersahı vahşi hayvanlar için ve yirmi beş fersahı kuşlar içindi. Onun direkler üzerinde camdan bin evi vardı. Onlardan üç yüzü köşk, yedi yüzü de tek odalı evlerdi. O, esen rüzgâra emir verdi ve rüzgâr kendisini yukarı çıkardı. Bir daha emir verince de onu istediği yere götürdü. Sonra Allah: "Senin mülküne bir eklemede bulundum. Senin hakkında kim ne konuşursa konuşsun rüzgâr bunu sana mutlaka bildirecektir" diye vahyetti.

Abdullah b. Ahmed Zühd'e zevâid olarak ve İbnu'l-Münzir, Vehb b. Münebbih'ten bildirir: Süleyman b. Dâvud rüzgar üzerinde giderken İsrâil oğullarından bir çiftçinin yanından geçti. Çiftçi kendisini görünce: "Sübhanallah, Allah, Davud'un (aleyhisselam) ailesine mülk ve saltanat vermiştir" dedi. Rüzgar çiftçinin bu sözünü alıp Süleyman'ın (aleyhisselam) kulağına yetiştirdi. Bunun üzerine Süleyman (aleyhisselam): "Bu çiftçiyi bana getirin" diye emredince çiftçiyi huzuruna getirdiler. Ona: "Sen ne dedin?" diye sorunca, çiftçi dediğini tekrarladı. Süleyman (aleyhisselam): "Ben, senin fitneye düşmenden korktum. Sübhanallah demenin sevabı kıyamet gününde Allah katında Dâvud (aleyhisselam) aillesine verilenden daha üstündür" dedi. Çiftçi: "Benim sıkıntılarımı giderdiğin gibi Allah da senin sıkıntını gidersin" dedi. Süleyman (aleyhisselam) bayaz tenli iriyarı, vücudu çokça tüylü ve kıllı savaşçı birisiydi. O, nerede bir kral olduğunu işitirse mutlaka gidip onunla savaşır ve onu mağlub ederdi. O şeytanlara emir verir ve kendisi için camdan evler yaparlardı. O istediği silahlan da o eve koyardı. Sonra rüzgara emreder ve rüzgar onu yeryüzünde istediği yere götürürdü. Sonra yumuşak rüzgara emreder ve yumuşak rüzgar onu istediği yere indirirdi.

İbnu'l-Münzir, Yahya b. Ebî Kesîr'den bildirir: Süleyman b. Dâvud, İsrâil oğullarına: "Size bugün mülkümün bir kısmını göstereyim mi?" diye sordu. İsrâil oğulları: "Göster, ey Allah'ın Peygamberi" dedi. Süleyman (aleyhisselam): "Ey rüzgar! Bizi kaldır" deyince, rüzgar onları kaldırdı ve yeryüzü ile gökyüzü arasında bir yerde yerleştirdi. Sonra. "Ey kuş! Bizi gölgelendir" deyince de kuş kanatlarıyla onları gölgelendirdi. Sonra: "Ey İsrâil oğulları! Nasıl bir mülk görüyorsunuz?" diye sordu. İsrâil oğulları: "Büyük bir mülk görüyoruz" cevabını verdi. Bunun üzerine Süleyman (aleyhisselam) şöyle dedi: "Süleyman'ın canı elinde olana yemin olsun ki, kul: "Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh, lehu'l-Mülkü velehu'l-Hamdü ve huve alâ külli şey'in kadîr (=Allah'dan başka ilah yoktur. Onun ortağı yoktur. Mülk ve hamd ona mahsustur. O, her şeye gücü yetendir)" demesi kendisi için bu mülkümden, dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır. Ey İsrâil oğulları! Kim, gizli ve açık her işinde Allah'dan korkarsa, zenginlikte ve fakirlikte iktisatlı, sakin veya öfkeli iken adaletli davranırsa ve her halükârda Allah'ı zikrederse bana verilen mülkün aynısı kendisine verilir."

16 ﴿