13

"Cinler, Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır"

İbnu'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den bildirdiğine göre "Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı" buyruğunda geçen şeyleri cinler, sarı bakırdan ve mermerden yapıyorlardı.

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den bildirdiğine Cinler, Hazret-i Süleymân'a saraydan küçük binalar, bakırdan heykeller, havuz misali çanaklar ve büyük kazanlar yapıyorlardı.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Atiyye der ki: "Mehârîb, köşkler demektir. Timsaller ise resimlerdir. Yaptıkları çanaklar ise havuz büyüklüğündedir."

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde der ki: "Âyetteki mehârib, köşkler ve mescitlerdir. Heykelleri, mermer ve bakırdan yapıyorlardı. Çanaklar ise havuz gibi büyüktü. Yapılan kazanlar ise sabitti ve yerlerinden oynatılamazlardı. Bu kazanlar, köşkler ve mescitler Yemen'deydi."

Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru'l-Üsul'dâ, İbn Abbâs, âyeti açıklarken şöyle dediğini bildirir: "Hazret-i Süleymân bakırdan heykeller edinip: "Ey Rabbimî Bunlara ruh üfle. Bunlar daha iyi hizmet ederler" deyince, Allah bu heykellere ruh üfledi. Heykeller Hazret-i Süleymân'a hizmet ediyordu ve İsfendiyâr bu heykellerden biridir. Hazret-i Dâvud ve Hazret-i Süleymân'a: "Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır" denildi.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Dahhâk'tan bildirdiğine göre âyette geçen mehârib kelimesi, mescitler mânâsındadır. Temâsil, resimlerdir. Çanakların büyüklüğü ise develerin su içtiği havuzlar gibiydi. Dağlardan, büyük kazanlar oymuşlardı.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Cinlerin Hazret-i Süleymân için yaptığı çanaklar havuz büyüklüğündedir. Kazanlar ise yerlerinde sabitti.

Tastî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Nâfi b. el-Ezrak ona, (.....) âyetinin mânâsını sorunca, İbn Abbâs: "Geniş havuzlar kadar büyük demektir. Bir çanağa bir sürü kesilmiş davar sığar" cevabını verdi. Nâfi: "peki, Araplar öylesi bir ifadenin ne anlama geldiğini biliyorlar mı ki?" dîye sorunca da, İbn Abbâs şöyle demiştir: "Tabi ki! Yoksa Tarafa b. el-Abd'in:

"Her zaman dopdolu, büyük kazanlar gibi,

Hem misafirlere, hem orada ikamet edenlere ikram için" dediğini

Yine:

Onun malıyla, soyulan kişi razı edilir

Çadırlar, büyük çanaklar(daki yemekler) ve hizmetçilerle" dediğini bilmez misin?"'

Abd b. Humeyd'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi, havutlar gibi, demektir, (.....) âyeti ise, yerlerinde sabit olan büyük kazanlardır.

Firyâbî ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: (.....) âyetini açıklarken: "Yerinden oynamayan, başka kaplarla içi boşaltılan büyük kazanlardır" demiştir.

İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır" âyeti: "Allah'ın size verdiği nimetlere karşılık amel yaparak şükredin" mânâsındadır.

Beyhakî'nin Şu'abu'l-îman'da, İbn Şihâb'dan bildirdiğine göre, "Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır" âyeti: "Elhamdülillah (=Allah'a hamd olsun) deyin" mânâsındadır.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed Zühd'de, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Şu'abu'l- îman'da bildirdiğine göre Sâbit el-Bünânî der ki: Bize ulaştığına göre Hazret-i Dâvud namazı evlerindeki hanımları ve çocukları arasında taksim etti. Gece olsun, gündüz olsun her saatte muhakkak Hazret-i Dâvud'un ailesinden biri namaz kılmaktaydı. Bu sebeple yüce Allah onları, "Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır" buyruğuyla nimetlendirdi.

Firyâbî ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den bildirdiğine göre Hazret-i Dâvud, Hazret-i Süleymân'a şöyle dedi: "Yüce Allah şükrü zikretti. Bu sebeple sen benim yerime gündüz vakti namaz kıl, ben de gece namazını kılayım." Hazret-i Süleyman: "Buna gücüm yetmez" karşılığını verince, Hazret-i Dâvud: "O zaman, öğle namazına kadar namazı sen kıl" dedi. Hazret-i Süleyman bunu kabul edip, öğle vaktine kadar kendisi namaz kıldı.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b el-Kurazî, bu âyet hakkında der ki: "Şükür, Allah'tan korkmak ve Ona itaat ederek amel yapmaktır."

İbn Ebî Hâtim'in Fudayl'dan bildirdiğine göre Hazret-i Dâvud: "Ey Rabbim! Şükür, Senden olan bir nimet iken, nasıl Sana şükredeyim?" deyince, Allah: "İşte şimdi, nimetlerin Benden olduğunu bildiğin anda bana şükretmiş oldun" buyurdu.

Ahmed b. Hanbel Zühd'de, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin Şu'abu'l- îman'da, Muğîre b. Şu'be'den bildirdiğine göre Hazret-i Dâvud: "Ey Rabbimî Bu gece seni benden daha uzun süre zikreden bir kulun oldu mu?" diye sorunca, Yüce Allah: "Evet. Kurbağa senden daha uzun süre ibadet etti" diye vahyetti ve "Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır" âyetini indirdi. Hazret-i Dâvud: "Ey Rabbim! Sana (layıkıyla) şükretmeye nasıl güç yetirebilirim ki! Nimeti veren, onunla rızıklandıran, sonra nimet üstüne şükür nimetini vererek artıran Sensin. Nimet de Senden, şükür de Senden, nasıl olur da ben Sana şükretmeye takat getirebilirim?" deyince, Allah: "Ey Dâvud! Şimdi Beni hakkıyla bildin" buyurdu.

Ahmed Zühd'de, İbn Ebi'd-Dünyâ eş-Şükr'de ve Beyhakî Şu'abu'l-îman'da Ebû'l-Ceid'in şöyle dediğini bildirir: Okuduğuma göre Hazret-i Dâvud: "Ey Rabbim! Ancak verdiğin nimetle Sana şükredebilirken, Sana nasıl şükredebilirim?" deyince, ona: "Ey Dâvud! Sende olanların, Benim verdiğim nimetler olduğunu bilmiyor musun?" diye vahyedildi. Hazret-i Dâvud: "Evet biliyorum" cevabını verince, Allah: "Ben bunu senin şükrün olarak kabul ediyorum" buyurdu.

İbn Ebî Şeybe ve Ahmed'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre Hazret-i Dâvud: "Ey Rabbim! Eğer her saç telimin iki dili olsa ve ömür boyu gece gündüz Seni tesbih etseler, bana verdiğin bir nimetin bile hakkını ödeyemem" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Süddî, "Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır" âyetini açıklarken: "Hazret-i Dâvud'un ailesinden her zaman namaz kılan biri olurdu." dedi.

İbn Ebi'd-Dünyâ ve Beyhakî Şu'abu'l-îman'da, Mis'ar'ın şöyle dediğini bildirir: "Hazret-i Dâvud'un ailesine, «Ey Davûd ailesi, şükredin!» buyrulduktan sonra, hiçbir zaman olmadı ki, onlardan namaz kılan biri olmasın."

İbnu'l-Münzir'in Atâ b. Yesâr'dan bildirdiğine göre Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) minberde insanlara hutbe verirken, "Ey Davûd ailesi, şükredin!" âyetini okudu ve: "Kime şu üç şey verilirse, Hazret-i Dâvud'un ailesine verilenler kendisine de verilmiş demektir" buyurdu. Sahabe: "Onlar nedir ey Allah'ın Resûlü?" diye sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Öfke anında da, rıza anında da adaletli olmak, fakirlikte de zenginlikte de tutumlu olmak ve hem gizli hem açıktan Allah'ı zikretmek" buyurdu.

İbn Merdûye, aynı hadisi Atâ b. Yesâr vasıtasıyla Hafsa'dan merfu olarak rivayet etti.

Hakîm et-Tirmizî, aynı hadisi Atâ b. Yesâr vasıtasıyla Ebû Hureyre'den merfu olarak rivayet etmiştir.

İbnu'n-Neccâr Tarih'te, aynı hadisi Atâ b. Yesâr vasıtasıyla Hafsa'dan merfu olarak rivayet etti; ancak ondaki lafız: "...Hem gizli hallerde hem açık hallerde Allah'tan korkmak" şeklindedir.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Kullarımdan şükredenler pek azdır" âyetini: "Kullarımdan, Allah'ı tevhid edenler pek azdır" şeklinde açıkladı.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in İbrâhim et-Teymî'den bildirdiğine göre bir adam Hazret-i Ömer'in yanında: "Allahım! Beni az olanlardan eyle" deyince, Hazret-i Ömer: "Yaptığın bu dua da nedir?" diye sordu. Adam: "Yüce Allah'ın, "Kullarımdan şükredenler pek azdır" buyurduğunu duydum, ben de Yüce Allah'tan, beni az olan bu gruptan yapmasını istedim" cevabını verince, Hazret-i Ömer: "Bütün insanlar Ömer'den daha bilgilidir" dedi.

Abdullah, Zühd'ün zevâidinde, Mis'ar'ın şöyle dediğini bildirir: Hazret-i Ömer bir kişinin, "Allahım! Beni az olanlardan yap" dediğini duyunca: "Ey Allah'ın kulu! Bu nedir?" diye sordu. Adam: "Yüce Allah'ın, "Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti", "Kullarımdan şükredenler pek azdır" (adam bir âyet daha zikretti) buyurduğunu duydum" cevabını verdi. Bunun üzerine Hazret-i Ömer: "Herkes Ömer'den daha bilgilidir" dedi.

13 ﴿