19"Andolsun, Sebe halkı İçin kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: «Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir.» Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız. Sebe halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk. Oralarda gidiş gelişi belirledik (seyahati kolaylaştırdık) ve onlara da şöyle dedik: «Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın.» Onlar ise, «Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır» dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik, şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır." Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî Tarih'te, Tirmizî, İbnu'l-Münzir, Hâkim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ferve b. Museyk el-Murâdî der ki: Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gidip: "Ey Allah'ın Resülüî Müslümanlıktan yüzçevirenlerine karşı müslümanlığa yönelenlerle beraber savaşabilir miyim?" diye sordum. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlarla savaşmak hususunda bana izin verdi ve beni de onlarla savaşacak olanlara komutan tayin etti. Yanından çıktığım zaman peşimden adam gönderip beni geri çevirdi ve "Kavmini İslam'a davet et ve onlardan müslüman olanlardan Müslümanlıklarını kabul eyle. Kim de müslüman olmazsa sana yeni bir emir verinceye kadar acele etme" buyurdu. Sonradan Sebe hakkında indirilen âyetler indirilince, bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Sebe nedir? Bir ülke mi, yoksa bir kadın mı?" diye sordu. Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Sebe ne bir ülkedir, ne de bir kadın. Fakat O, Araplardan, on çocuğu olan bir adamdır. Bu çocuklardan altısı Yemen'e, dördü de Şam tarafına gittiler. Şam tarafına gidenler Lahm, Cüzam, Gassan ve Amile adında idiler. Yemen tarafına gidenler ise Ezdliler; Eş'ariler, Himyer, Kinde, Mezhiç ve Enmâr(lılar)dır." Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Enmâr nedir?" diye sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):" Onlar Has'am ve Becîle'dir" cevabını verdi. Ahmed, Abd b. Humeyd, Taberânî, İbn Adiy, Hâkim ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre bir adam Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) Sebe'nin bir erkek mi, kadın mı yoksa bir ülke ismi mi olduğunu sorunca, Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi: "Sebe, on çocuğu olan bir adamın ismidir. Bu çocukların altısı Yemen'de, dördü ise Şam'da ikamet ettiler. Yemenliler: Kindeliler, Ezdliler, Eş'ariler, Enmârlılar ve Himyerlilerdir. Şam'da ikamet edenler ise: Lahmlılar, Cüzamlılar, Âmileliler ve Gassânlılardır." Taberânî, Ebu'l-Kâsım el-Beğavî, İbn Merdûye ve İbn Asâkir'in Yezîd b. Husayn es-Sülemî'den bildirdiğine göre bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Sebe nedir?" diye sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi: "Araplardan, on çocuğu olan biridir. Bunların altısı Yemen'de, dördü ise Şam'da ikamet ettiler. Yemen'de ikamet edenler: Kindeliler, Ezdliler, Eş'ariler, Enmârlılar ve Himy erlilerdir. Şam'da ikamet edenler ise: Lahmlılar, Cüzâmlılar, Âmileliler ve Gassânlılardır." Hâkim'in İbn Ömer'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti, (.....) şeklinde okumuştur. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim bu âyeti (.....) şeklinde, mesken kelimesini çoğul olarak okumuştur. Firyâbî'nin bildirdiğine göre Yahya b. Sâbît, bu âyeti, (.....) şeklinde okumuştur. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde der kî: "Sebe halkının iki dağ arasında iki bahçesi vardı. Kadın, başında bir zenbille bu iki dağın arasında gezinirken ağaçların meyvesi sepetlere düşerdi ve kadın onu toplamak zahmetine katlanmazdı. Sebe halkı azgınlık yapınca Allah onlara cürz denen bir hayvanı (köstebeği) musallat etti. Hayvan, dağlar arasındaki barajı delince onları su bastı. Sonunda onlara ılgın ve biraz da sedir ağacından başka bir şey kalmadı." İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Zeyd, "Andolsun, Sebe halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı.." âyetini açıklarken şöyle dedi: "Sebe halkının kasabalarında, ne sivrisinek, ne sinek, ne bit, ne akrep, ne de yılan bulunmazdı. Yolcular, elbiselerindeki bitlerle ve diğer haşeratlarla gelip Sebe halkının evlerini görünce, bu haşereler ölürlerdi. Kişi iki bahçeye girince başının üzerinde sepeti koyar, bahçeden çıkarken, meyve ağaçlarına elini sürmediği halde, sepetin bahçedeki çeşitli meyvelerle dolu olduğunu görürdü." Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde, "Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir. Fakat onlar yüz çevirdiler..." âyetini açıklarken şöyle dedi: "Bu belde, temiz bir beldedir, Rabbiniz de günahlarınızı bağışlayıcıdır. Sebe halkı, Allah'ın emrine karşı isyan edip nimetlerine karşı nankörlük ettiler." İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî der ki: "Sebe halkına, zamanlarındaki hiç kimseye verilmeyen şeyler verilmişti. Kadın, başında zenbille bir şey için çıkar, varmak istediği yere yetişmeden zenbili çeşitli meyvelerle dolardı. Onlar, bu durumlarından usanıp peygamberlerini yalanladılar. Daha önce sel, on günlük mesafeden gelip vadilerinde birikirdi. Onlar, bir baraj yaparak suyu biriktiriyorlardı ve bu baraja Arim diyorlardı. İstedikleri zaman barajı açıp bahçelerini suluyorlar, istedikleri zaman da kapatıyorlardı. Allah onlara öfkelenip helak olmalarını emredince, bir kişi bahçesine girdi ve -ki bu kişi Amr b. Âmir'di ve kâhindi- köstebeğin, yavrularını vadinin içinden dağın tepelerine doğru taşıdığını görüp: "Bu, daha önce yavrularını buradan taşımamıştı. Muhakkak bu belde halkına azab gelecek" dedi. Köstebeğin barajı delmesi takdir edildi ve sular, açılan delikten bu adamın bahçesine girdi. Adam emredip deliği kapatınca, ikinci gün daha büyük bir deliğin açıldığını gördü. Onu da emredip kapattırdı, ama bu delikten daha büyük bir delik açıldı. Bunu gören adam yeğenini çağırıp: "Akşam, kavmimin arasında oturduğumda, yanıma gelip: «Neden malımı bana vermiyorsun?» diye sor. Ben: «Yanımda sana ait mal yoktur. Baban da bir şey bırakmadı. Sen yalan söylüyorsun» cevabını vereceğim. Ben senin yalan söylediğini iddia edince, sen de beni yalanla ve sana söylediğimin aynısını söyle. Ben sana söveceğim, sen de bana söv. Sen bana sövünce ben sana vuracağım, o zaman sen de kalkıp bana vur" dedi. Adamın yeğeni: "Ey amca! Ben sana böyle karşılık veremem" deyince, adam: "Hayır, dediğimi yap. Ben, senin ve ailenin iyiliğini istiyorum" karşılığını verdi. Yeğen, amcasının maksadını anlayınca: "Tamam" dedi. Yeğen gelip amcasının dediği gibi yapınca, amca ona vurdu, yeğen de kalkıp amcasına vurdu. Bunun üzerine adam: "Ey falan oğulları! Ben aranızdayken dövülüyor muyum? Falan kişinin bana vurduğu bir memlekette artık kalamam. Kim malımı satın alır?" dedi. Oradakiler, adamı ciddi olduğunu anlayınca, malına bir fiyat verdiler, bir kişi en fazla fiyatı verip malı aldı ve adama da parasını verdi. Bunun üzerine bahçeyi satan adam o gece çocuklarını da alarak oradan ayrıldı. İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İkrime der ki: Sebe'de kâhinler vardı ve şeytanlar kulak vererek gökyüzünün haberlerinden çaldıkları bazı sözleri onlara ulaştırıyorlardı. İçlerinde malı pek çok, zengin bir kâhin vardı. Ona vaziyetin kötüleşmesinin yakın ve azabın inmek üzere olduğu haberi getirilmişti. O, ne yapacağını şaşırmıştı. Çünkü pek çok gayri menkûl malı vardı. Çocuklarından, en değer verdiği birine: "Yarın ben sana bir şey emredersem yapma, kızarsam sen de kız, sana vurursam, sen de bana vur" dedi. Çocuk: "Babacığım yapma, bu çok zor bir iş ve ağır bir şeydir" karşılığını verince, adam: "Yavrucuğum öyle bir şey oldu ki, mutlaka bunun yapılması gerekir" dedi ve çocuğa o kadar ısrar etti ki, nihayet bu konuda anlaştılar. Ertesi gün halk toplanınca: "Oğlum şöyle ve şöyle yap" dedi. Çocuk yapmayınca, babası onu azarladı, çocuk da ona karşılık verdi. Bu durum devam ederken babası onu dövmek istedi, çocuk babasına karşı çıkıp onu tokatladı. Adam: "Oğlum beni tokatlıyor ha! Bana bir bıçak verin" deyince, ona: "Bıçakla ne yapacaksın?" diye sordular. O: "Onu keseceğim" cevabını verince, onlar: "Çocuğunu mu keseceksin? Onu tokatla veya İstediğin başka bir şey yap" dediler. Adam, onların dediğini kabul etmedi ve: "Çocuğun dayılarına haber gönderin ve durumu kendilerine bildirin" dedi. Dayıları gelip: "İstediğini bizden al" deyince, adam: çocuğu kesmekten başka bir şeyi kabul etmedi. O zaman dayıları: "Onu kesmeden önce sen ölürsün" deyince, adam: "Durum böyle ise ben, çocuğumla arama girilen bir ülkede oturmak istemem. Bu sebeple evlerimi ve arazilerimi benden satın alın" dedi. Böylece evini ve arazisini sattı. Parası eline geçince onu sakladı ve: "Ey kavmim, sizin üzerinize azâb gelmek üzeredir. Yıkılışınız yaklaştı. İçinizden yeni ev, güçlü deve ve uzak sefer sahibi olmak isteyenler Umman'a gitsinler. İçinizden içki ve meyvelik, sıkılacak üzüm sahibi olmak isteyenler Busrâ'ya gitsinler. Derin çamurlara batmak ve çorak arazide otlamak, az suyun başında geçinmek isteyenler meyvelikli Yesrib'e gitsinler." Bunun üzerine kavmi ona itaat edip Umman halkı Umman'a, Gassân'lılar Busrâ'ya, Evs, Hazrec ve Ka'b b. Amr oğulları Yesrib'e gittiler. Mekke yakınlarındaki Batn-ı Murr'a geldiklerinde Ka'b oğulları: "Burası güzel ve elverişli bir yer, başka bir yer aramayız" dediler ve oraya yerleştiler. Bunlar, arkadaşlarından geri kaldıkları için kendilerine "geri kalınan yer" mânâsında olan Huzâa adı verildi. Evs ve Hazrec kabileleri ise gidip Yesrib'e yerleştiler. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime der ki: Sebe halkının, mermerle süslenmiş bir meclisleri vardı. Hıristiyanlardan bazıları yanlarına gelip: "Size bunları veren Allah'a şükredin" dediler. Onlar: "Kim verdi! Bu, bizim atalarımızındı. Bize de onlardan kaldı" dediler. Zû Yezen, onların böyle dediklerini duyunca, bu sözlerinden dolayı başlarına bir şey geleceğini anladı ve oğluna: "Eğer yarın ben kavmimle mecliste otururken gelip te yüzüme bir tokat atmazsan, benimle konuşmak sana haram olsun" dedi. Oğlu denileni yapınca da: "Oğlumun bana böyle yaptığı bir ülkede kalmam. Kim malımı satın alır" dedi. İnsanlar ondan malını satın aldılar ve Yüce Allah kendilerine gözleri görmeyen bir hayvan olan köstebeği gönderdi. Bu köstebek barajın seddini eşip bir delik açtı ve sonunda sed yıkılarak, iki bahçeyi de sular bastı." İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Vehb b. Münebbih der ki: "Allah, Sebe halkına on üç peygamber gönderdi, onlar hepsini de yalanladılar. Sebe halkının sağlam yaptıkları bir barajları vardı. Bu baraj, onların mallarını gelecek olan selden koruyordu. Söylendiğine göre onların seddini bozabilecek tek şeyin bir fare olduğunu bildiler ve her iki taşın arasındaki her oyuğa bir kedi bağladılar. Barajın yıkılacağı ve Allah'ın onların ayrılmalarını dilediği zaman kırmızı bir fare bu kedilerden birisine doğru gitti ve kediyi arkasından koşturdu. Kedi kayadan uzaklaşınca, fare kedinin yanıbaşında bulunduğu delikten içeri atladı ve seddi oydu. Nihayet sel tarafından alınıp götürülecek kadar şeddi gevşetti. Onlar ise bu işin farkına varmamışlardı. Sel gelince, açılan delikler arasından girdi ve mallarını alıp götürdü. Geriye sadece Yüce Allah'ın zikrettiği gibi, ekşi meyveli ağaçları, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı dışında bir şey kalmadı. İbn Cerîr ve Îbnu'l-Münzir bildirdiğine göre Dahhâk der ki: "Yemen vadileri, iki dağ arasında olan Sebe vadisine akardı. Sebe halkı iki dağ arasını zift ve taşla kapattılar ve toplanan sudan diledikleri kadarını bahçelerine bırakmaya başladılar. Uzun bir süre bu şekilde yaşadılar, sonra yoldan çıkıp Allah'a isyan ettiler. Bunun üzerine Allah, örmüş oldukları bu şedde tarla faresini gönderdi ve bu fare şeddi deldi. Allah onların evlerini ve bahçelerini sular altında bırakıp, bahçelerini, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeyle değiştirdi." İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre (.....) âyeti, şiddetli sel mânâsındadır. Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, îbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Amr b. Şurahbîl'den bildirdiğine göre (.....) âyeti Yemen diliyle sed, baraj mânâsındadır. İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den bildirdiğine göre (.....) kelimesi, Habeşçedir ve suyun toplanp sonra akıtıldığı baraj mânâsındadır. İbn Ebî Hâtim'in Atâ'dan bildirdiğine göre (.....) vadinin ismidir. Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid der ki: (.....) seddir. Allah kızıl bir suyu gönderdi ve bu su şeddi çatlatıp yıkarak vadiyi bahçelerden engin yaptı, bahçeler yükselince su altta kaldı ve bahçeler kurudular. Kırmızı su, şeddin suyu değildir. O, Allah'ın gönderdiği özel bir sudur. Âyette geçen (.....) kelimesi ise erâk (misvak) ağacıdır. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre âyette geçen (.....) kelimesi ise erâk (misvak) ağacıdır. (.....) ise, ılgın ağacıdır. Tastî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Nâfi b. el-Ezrak ona, (.....) âyetinin mânâsını sorunca, İbn Abbâs: "Erâk ağacıdır" cevabını verdi. Nâfi: "Peki, Araplar öylesi bir ifadenin ne anlama geldiğini biliyorlar mı ki?" diye sorunca da, İbn Abbâs şöyle demiştir: "Tabi ki! Yoksa şairin: "îp eğiren tek başına etrafa bakmıyor Acaba ılgm dalı şarkı söyledi mi erak dalının yokluğuna diye" dediğini bilmez misin?" İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Amr b. Şurahbîf der ki: (.....) hiçbir şeyin kendisini yemediği ve sadece odunu olan bir ağaçtır. İbn Ebî Hâtim'in Süddî'den bildirdiğine göre, (.....) erâk ağacı, (.....) ılgın ağacı, (.....) ise sedir ağacıdır. Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde, "Andolsun, Sebe halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir. Fakat onlar yüz çevirdiler.." âyetini açıklarken şöyle dedi: "Sebe kavmi, Allah'ın kendilerine nimet verdiği, kendisine itaat etmelerini emredip isyan etmelerini yasakladığı bir topluluktu. Onlar yüz çevirip Allah'ın emrini terk ettiler. Bunun üzerine kendilerine Arim seti gönderildi. Bize ulaştığına göre Arim, Sebe kavminin bir vadisiydi ve değişik vadilerden gelen sular burada birikirdi. Sebe halkı iki dağ arasını zift ve taşlarla kapatıp, yaptıkları şedde kapılar yaptılar. Bu kapılardan ihtiyaç duydukları suyu alıyorlar, işleri bitince de kapıları kapatıp suyun akmasını engelliyorlardı. Onlar Allah'ın emirlerini terk edince, Allah onlara bir fare gönderdi ve bu fare şeddin dibine geldi. Zamanla delik büyüdü ve sonunda Allah, yaptıklarının cezası olarak onların ekinlerini sular altında bırakıp tarlalarını bozdu. Yüce Allah bu konuda, "Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız" buyurmaktadır. Âyette geçen ekşi meyveli ağaç, erâk ağacıdır ve meyvesi olgunlaşıp kararınca yenir. Sebe kavminin ağaçları ağaçların en güzeliyken, Allah, amellerinin cezası olarak onları en kötü ağaçlarla değiştirdi. "İşte böylece, inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasına ceza mı veririz?" âyeti buna işaret etmektedir. Allah bir kul hakkında ihsanda bulunmak veya hayır isterse, onun iyiliklerini kabul eder. Önemsemediği kulun ise günahı sebebiyle cezalandırır." Abd b. Humeyd'in İkrime'den bildirdiğine göre (.....) erâk ağacıdır. Abd b. Humeyd, Hasan(-ı Basrî) ve Ebû Mâlik'ten aynı rivayette bulunmuştur. İbnu'l-Münzir'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "İşte böylece, inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasına ceza mı veririz?" âyetinden kastedilen, hesapta münakaşa (İnceden inceye sorguya çekme)dir. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Tâvus, "İşte böylece, inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasına ceza mı veririz?" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Âyette kastedilen, hesapta münakaşa (inceden inceye sorguya çekme)dir. İnceden inceye hesaba çekilene azap edilir, bu kişi de bağışlanmayacak olan kafirdir." Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den bildirdiğine göre (.....) âyeti: "Nankörden başkası cezalandırılır mı ki!" mânâsındadır. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hazret-i Ali'nin ashabından olan Ebû Hibera der ki: "Günahın cezası ibadette tembellik, maişette sıkıntı, zevkte zorluktur." Kendisine: "Zevkte zorluk nedir?" diye sorulunca şöyle cevap verdi: "Helal bîr şeyin zevkini tattığı zaman mutlaka onun zevkini yok eden bir şeyle karşılaşmaktır." İbn Cerîr'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "Sebe halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına..." buyruğunda bahsedilen kent Şam'dır. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde, "Sebe halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına..." buyruğunda bahsedilen kentin Şam olduğunu söylemiştir. Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd, Saîd b. Cübeyr'den aynı rivâyette bulunmuştur. Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), "Sebe halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk..." âyetini açıklarken şöyle dedi: "Yemen ile Şam arasında birbirine bağlı kentler vardı. Bereketli kılındığı söylenen kent Şam'dır. Kişi, sabah yola çıkıp bir kentte mola verir, sonra yoluna devam edip başka bir kentte akşamlardı. Kadın, başında zenbille çıkar, varacağı yere ulaşmadan başındaki zenbil (geçtiği yolun etrafındaki ağaçlardan düşen) meyvelerle dolardı." Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Mâlik, "Sebe halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Kentleri birbirlerine bağlıydı ve iki kentin halkı birbirlerini görürlerdi. Ağaçlan meyve doluydu. Bu kentin halkı şımarıp azmışlardı." İbnu'l-Münzir'in Dahhâk'tan bildirdiğine göre "Oralarda gidiş gelişi belirledik (seyahati kolaylaştırdık)..." âyeti, "yolu yakın kıldık" mânâsındadır. İshâk b. Bişr ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Sebe halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk. Oralarda gidiş gelişi belirledik (seyahati kolaylaştırdık)" âyetini şöyle açıkladı: "İkamet ettikleri yerle, Mukaddes topraklar arasında görülen sağlam kentler yaptık. İkamet ettikleri kent İle Şam arasındaki yolculuğu kolaylaştırdık. Kentlerinden, mukaddes topraklarda olan Şam topraklarına gece gündüz güvenlik içinde gitmelerini sağladık." İbn Asâkir'in Zeyd b. Eslem'den bildirdiğine göre âyette geçen görülen kentlerden kasıt Şam topraklarındaki kentlerdir. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde, "Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın..." âyetini açıklarken şöyle dedi: "Bu kentler arasında dolaşanlar, ne açlık ne de susuzluk korkusu yaşamazlardı. Sabah yola çıkıp, öğle vakti bir kentte mola verirler, akşam da gidip başka bir kentte gecelerlerdi. Buraların sakinleri, bahçelere ve nehirlere sahipti. Hatta, bildirildiğine göre kadın zenbilini başına koyup dışarıya çıkar, evine dönmeden başındaki zenbil meyveyle dolardı. Kişi sefere çıkınca yanına azık almazdı. Onlar bu nimetlerle şımarıp azarak: "Ey Rabbimizî Yolculuğumuzun konaklan arasını uzaklaştır" dediler. Bunun üzerine İbret kıssalarına çevrildiler ve darmadağın edildiler. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk, "Onlar ise, «Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır» dediler" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Onlar "Keşke şu kentler birbirinden uzaklaşsa da develerimizle yolculuk yapsak" dediler. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Yahya b. Ya'mer bu âyeti, (.....) şeklinde, şeddeli olarak okudu ve: "Kendilerine beddua etmediler, ama durumlarından şikayet ettiler. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Kelbî, bu âyeti, (.....) şeklinde, şeddeli olarak okudu. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Ebi'l-Hasan, bu âyeti, (.....) şeklinde okudu. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim, bu âyeti, (.....) şeklinde, dua cümlesi olarak okudu. Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Şa'bî, "...ve kendilerini darmadağın ettik..." âyetini açıklarken şöyle dedi: "Gassânlılar Şam'a, Ensâr Yesrib'e, Huzâalılar Tihâme'ye, Ezdliler ise Ummân'a gittiler. Allah onları darmadağın etti." Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde, "Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır" âyetini açıklarken, Mutarrif'in: "Çok sabreden ve çok şükreden kul, ne güzeldir. Ona verildiği zaman şükreder, imtihana tâbi tutulduğu zaman da sabreder" dediğini nakletmiştir. İbn Ebî Hâtim'in Şa'bî'den bildirdiğine göre "Şüphesiz kî bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır" âyetinden, sevmediği şey başına gelince çok sabırlı, iyiliğe karşı da çok şükreden kişi kastedilmiştir. İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Cerîr ve Beyhakî Şu'abu'l-îman'da, Âmir eş-Şa'bî'nin: "Şükür imanın yarısıdır. Sabır da imanın yarısıdır. Yakîn ise imanın tamamıdır" dediğini bildirir. Beyhakî'nin Ebu'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Yüce Allah: «Ey Meryem oğlu İsa! Senden sonra bir ümmet göndereceğim, sevdikleri bir şeyle karşılaşınca hamdedip şükredecekler. Sevmedikleri şeyle karşılaşınca ise sevabını Allah'tan bekleyip sabredecekler. Bunlarda ne hilim, ne de ilim vardır» buyurunca, Hazret-i İsa: «Ey Rabbim! Hilim ve ilimleri olmamasına rağmen nasıl böyle yapabilecekler?» diye sorunca, Allah: «Onlara, kendi hilmim ve ilmimden vereceğim» buyurdu." Ahmed, Müslim, Beyhakî Şu'abu'l-îman'da, Dârimî ve İbn Hibbân'ın Suheyb'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Müminin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Kendisine varlık isabet ederse şükreder, bu onun için hayır olur. Darlık isabet ederse sabreder, bu da onu için hayır olur." Ahmed ve Beyhakî'nin Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Mümine şaşarım. Kendisine bir şey verilince: «Elhamdülillah (=Allah'a hamd olsun)» deyip şükreder. Başına bir musibet gelince ise, «Elhamdülillah Allah'a hamd olsun) deyip sabreder. Mümine her durumda sevap yazılır. Hatta ağzına götürdüğü lokmadan dolayı bile sevap yazılır.»" Beyhakî Şu'abul-îman'da ve Ebû Nuayrn, Enes'ten, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleden "Allah, din konusunda kendisinden üstün olana, dünyalık konusunda ise kendisinden aşağıda olana bakanı çok sabreden ve çok şükredenlerden olarak yazar. Din konusunda kendisinden aşağıda olanlara bakıp, dünyalık konusunda kendisinden üstün olanlara bakanı ise ne sabredenlerden, ne de şükredenlerden yazar. |
﴾ 19 ﴿