23

"Allah katında, O'nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar. Onlar da «Gerçeği» diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre âyette geçen (.....) âyeti, "Kalbinden korku giderilince" mânâsındadır.

İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: "Yüce Allah, Hazret-i Muhammed'e vahyedeceği zaman, vahiyle göndermek için meleklerden olan elçiyi çağırdı. Melekler Allah'ın vahiyden bahsettiğini duyup kalplerindeki korku giderilince, Yüce Allah'ın ne söylediğini sordular. Kendilerine "Hakkı söyledi" denilince anladılar ki Allah haktan başkasını söylemez. İbn Abbâs der ki: "Vahyin seni, mermere düşen demirin çıkardığı ses gibidir. Melekler bu sesi duyunca secdeye kapanırlar ve başlarını kaldırınca da: "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar. Onlar da "Gerçeği" diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: "Vahiy geldiği zaman, mermere düşen demirin çıkardığı ses gibi bir ses çıkarır. Bunun üzerine sema halkı feryad etmeye başlar. "Kalplerinden korku giderilince birbirlerine, «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar. Onlar (vahiyle görevli melekler) da «Gerçeği» diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür."

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: "Vahiy, dünya semasına inince demir zincirin demire düşünce çıkardığı ses gibi bir ses çıkarır. Sema ahalisinin hepsi bu sesten korkup: «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar. Sonra kendi kendilerine: «Gerçeği» diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür."

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Ahmed, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbnu'l- Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye, Ebû Nuaym ve Beyhakî Delâil'de, Ma'mer vasıtasıyla, Zührî'den, o Ali b. Hüseyin'den, o da İbn Abbâs'ın şöyle dediğini bildirir: Resûlullah, ashâbından bir grupla otururken, bir yıldız kaydı ve ışık saçtı. Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem): "Cahiliye döneminde, yıldız kayınca ne derdiniz?" diye sorunca, sahabe: "Bu gece büyük bir adam doğdu ve büyük bir adam öldü" derdik, karşılığını verdiler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Yıldız, hiç kimsenin ne ölümü, ne de doğumu için kaymaz. Aziz ve Celil olan Rabbimiz bir işe hüküm verdiği zaman Arş'ı taşıyan melekler Allah'ı tesbih ederler, sonra da onlardan sonra gelenler gök halkı Allah'ı tesbih ederler. Bu tesbih yeryüzü semasının halkına yetişene kadar devam eder. Arş'ı taşıyan meleklerden sonra gelenler; Arş'ı taşıyan meleklere: «Rabbiniz ne dedi?» diye sorunca, Arş'ı taşıyan melekler Yüce Allah'ın söylediğini onlara bildirirler. Bunun üzerine göryüzü ahalisi birbirine bunu haber verirler. Bu, yeryüzü semasına ulaşana kadar böyle devam eder. Bu sırada Cinler bu haberi kulak hırsızlığı ile çalarlar ve bunun üzerine (yıldızlarla taşlanarak) kovalanırlar. Onların bu bilgileri geldiği şekliyle aktarmış olsalar, aktardıktan doğru ve gerçektir. Ancak kendileri değişiklik yapıp artırma eksiltmede bulunurlar." Ma'mer der ki: Zührî'ye: "Cahiliye döneminde cinler, yıldızlarla kovalanır mıydı?" diye sorduğumda şöyle cevap verdi: "Evet. "Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor" âyetini görmedin mi? Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) gönderildiği zaman, cinlerin semaya çıkıp meleklerin konuşmasını dinlemesi engellendi."

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Buhârî, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Beyhakî el-Esmâ ve's- Sıfât'ta, Ebû Hureyre'den Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah gökyüzünde bir işe hükmettiği zaman melekler onun emrine boyun eğerek kanat çırparlar. O kanatların sesi sanki sert taşın üzerine düşen zincirin çıkardığı sese benzer. Kalblerinden korku ve endişe kalkınca: «Rabbiniz ne buyurdu ?» diyerek birbirlerine sorarlar ve şöyle derler: «Doğru ve gerçek olanı buyurdu. O, yücedir, büyüktür» Şeytanlar da Allah'ın sözlerinden bir şeyler kapmak için üst üste yığılmışlardır. Kulak hırsızlığı yapan bunu duyar. Kulak hırsızlığı yapan bu şekilde birbiri üzerinde bulunur. -Süfyân eliyle parmaklarının arasını açarak bu durumu tarif etti- Bu sözleri duyan, söyleneni kendinden aşağıda bulunana iletir. Öteki daha aşağıda bulunana iletir, nihayet bu söz sihirbazın veya kâhinin diline ulaştırır. Bazen de ona ulaşmadan önce bir yakıcı ateş ona ulaşır, bazen kulak hırsızı ateş kendisine yetişmeden sözü, kâhine veya sihirbaza aktarır. Nihayet kendisine haber ulaşan kâhin veya sihirbaz o haberle beraber yüz yalan uydurup (sağa sola söyler). İnsanlar da: «Falan gün bize şunu şunu söylememiş miydi (dediği gerçekleşti)» derler. Neticede gökten işitilmiş olan söz gerçekleşir. Kâhin veya sihirbazın, gökten gelen bilgi sebebiyle bütün söyledikleri doğru kabul edilir."

İbn Cerîr, İbn Huzeyme, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, el-Azame'de Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifâfta, Nevvâs b. Sem'ân'dan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah emrini vahyetmek istediğinde vahyi söyler. O konuşunca, bu vahyin tesiriyle gökyüzünü bir titreme veya şiddetli bir sarsıntı kaplar. Bu sarsıntı Allah korkusundandır. Sema ehli o sarsıntıyı duyunca korkup kendilerinden geçerek secdeye kapanırlar. Başını ilk kaldıran Cibril olur. Allah kendi vahyinden dilediğini ona iletince, Cibril bu vahyi meleklere götürür. O, her semayı geçtikçe o semanın melekleri: «Ey Cibrîl! Rabbimiz ne dedi?» diye sorarlar. Cibrîl: "Doğru ve gerçek olanı buyurdu. O, yücedir, büyüktür" cevabım verince, bütün melekler Cibrîl'in dediği gibi söylerler. Nihayet Cibrîl, vahyi Allah'ın emrettiği göğe veya yeryüzündeki bir yere iletir. "

İbn Ebî Şeybe, İbn Merdûye, Ebû Nuaym ve Beyhakî Delâil'de, İbn Abbâs'ın, "Kalplerinden korku giderilince birbirlerine, «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar. Onlar da «Gerçeği» diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür" âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir: "Cinlerden her grubun, semada vahyi dinlemek için oturdukları bir yer vardı. Vahiy indiği zaman, zincirin, mermerin üzerinde sürüklenmesi gibi ses çıkardı. Kendilerine vahiy inen her sema halkı muhakkak korkudan bayılıp yere düşerlerdi. "Kalplerinden korku giderilince birbirlerine, «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar. Onlar da «Gerçeği» diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür" Eğer gelen vahiy, yeryüzünde olacak ölüm veya herhangi birinin konuşacağı bir sözse, melekler birbirlerine bunu anlatarak: "Şöyle olacak" derler, şeytanlar da bunu duyup yeryüzündeki dostlarına aktarıp: "Bu yıl falan şey olacak" derler. Bunu duyan cinler de kâhinlere gidip haber verirler, kahinler de insanlara: "Şu şu şeyler olacak" derlerdi. İnsanlar da, kahinlerin dediğinin çıktığını görürlerdi (ve onlara inanırlardı).Allah, Hazret-i Muhammedi gönderdiği zaman, cinler (alevli ateşlerle) kovalanmaya başladılar. Araplar, cinlerin kendilerine semadan haber verememesi üzerine: "Semadakiler helak oldu" dediler ve devesi olan her gün bir deve, sığın olan her gün bir sığır, davarı olan her gün bir koyun kesip mallarını neredeyse tükettiler. Arapların en akıllısı olan Sakîf kabilesi şöyle dedi: "Ey insanlar! Mallarınızı böyle tüketmeyin. Semada bulunanlar ölmedi. Bu bir dağınıklık sebebiyle değildir. Sizler belli işaretleriniz olan yıldızların, Güneş'in, Ay'ın, gece ve gündüzün olduğu gibi durduğunu görmüyor musunuz?" dediler. İblis de şöyle dedi: "Bugün yerde önemli bir olay meydana gelmiş olmalıdır. Bana yerin her tarafından toprak getirin." Ona yerin toprağından getirdiler, topraklan koklamaya başladı. Mekke toprağını koklayınca: "İşte bu önemli olay burada olmuştur" dedi. Olanlara kulak kabarttılar, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) peygamber olarak gönderilmiş olduğunu anladılar."

Ebu Dâvud ve Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifât'ta, Abdullah b. Mes'ûd'dan, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah vahyi söyleyince dünya semasının ahalisi, mermer üzerinde çekilen zincirin sesine benzer bir çan sesi işitip kendilerinden geçerek yere kapanırlar ve Cibrîl gelinceye kadar bu halde kalırlar. Nihayet kendilerine Cibrîl gelince kalplerinden korku giderilir ve: «Ey Cibrîl! Rabbimiz ne söyledi?» derler. O da: «Hakkı söyledi» cevabını verir. Bunun üzerine diğer melekler de: «(Rabbin hakkı söy(ledi), hakkı, hakkı» diye nida ederler."

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, el-Azame'de Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve Beyhakî başka bir kanalla, İbn Mes'ûd'dun şöyle dediğini bildirir: "Allah vahyi söyleyince sema ahalisi, mermer üzerinde çekilen zincirin sesine benzer bir çan sesi işitip kendilerinden geçerek yere kapanırlar ve Cibrîl gelinceye kadar bu halde kalırlar. Nihayet kendilerine Cibrîl gelince kalplerinden korku giderilir ve: "Ey Cibrîl! Rabbimiz ne söyledi?" derler. O da: "Hakkı söyledi" cevabını verir. Bunun üzerine diğer melekler de: "(Rabbimiz hakkı söy(ledi), hakkı, hakkı" diye nida ederler."

Buhârî, Hâkim ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyeti, (.....) şeklinde, (.....) ve harfiyle okudu.

İbn Merdûye'nin, Behz. b. Hakîm'den, onun babasından, onun da dedesinden bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"Cibrîl, vahiyle Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) inince; sema halkı onun inişinden korktular ve demir parçasının mermere düşünce çıkardığı ses gibi büyük bir gürültü çıkardığını duydular. Cibrîl her semadan geçerken, o sema ehlinin kalbindeki korku giderildi ve: «Ey Cibrîll Neyle emrolundun?» diye sordular. Cibrîl: «Allah'ın büyük ve izzetli nuruyla. Allah'ın Arapça olan kelamıyla (Kitabıyla)» cevabını verdi."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde der ki: "Yüce Allah Cibril'e vahyedince, kıyametle ilgili bir şey olacak korkusuyla melekler endişeye kapılırlar. Kalplerindeki endişe ve korku giderilip, vahyedilen şeyin kıyametle İlgili bir şey olmadığını öğrenince ise: "Rabbiniz ne söyledi?" derler. Kendilerine: "Hakkı söyledi" cevabı verilir.

Ebû Nasr es-Siczîel-îbâne'de, Hazret-i Âişe'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Cibrîl'i gördüm, İsrafil'in Arş'ı taşıdığını, ayağının ise yerin yedinci katında, levhaların gözlerinin önünde olduğunu, Arş'ın sahibi olan Allah bir şey dilediği zaman, meleklerin, zincirin mermerin üzerinde sürüklenirken çıkardığı ses gibi bir ses duyduğunu ve kendilerinden geçtiklerini, ayıldıklarında: «Rabbiniz ne dedi?» diye sorduklarını, Allah'ın dilediği kişilerin de: «Gerçeği söyledi. O, yücedir, büyüktür» cevabını verdiğini söyledi."

Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde ve Kelbî, "Kalplerinden korku giderilince birbirlerine, «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar. Onlar da «Gerçeği» diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür'" âyetini açıklarken şöyle dediler: "Hazret-i İsa ve Hazret-i Muhammed arasında fetret dönemi geçince, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) vahiy inerken demirin çıkardığı ses gibi bir ses çıktı ve melekler bu sesten korktular. "Kalplerinden korku giderilince birbirlerine, «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar. Onlar da «Gerçeği» diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür" dediler."

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Dahhâk der ki: İbn Mes'ûd'un iddia ettiğine göre yeryüzüne inip insanların amellerini yazan melekleri, Yüce Allah gönderince, bu melekler yeryüzüne inerken şiddetli bir ses çıkarırlar. Onlardan daha aşağıdaki melekler bu ses sebebiyle kıyametle ilgili bir şeyin olduğunu zannedip secdeye kapanırlar. Yazıcı meleklerin her geçişinde, yanlarından uğradıkları melekler, Rablerinden olan korkuları sebebiyle secdeye kapanırlar.

İbn Ebî Hâtim, İkrime'nin şöyle dediğini bildirir: "Allah, bir konuda hüküm verince, gökler, yerler ve dağlar titrer, bütün melekler secdeye kapanır. Cinler bir hükmün yerine getirildiğini düşünüp yerlerinde donup kalırlar, emredilen hüküm yerine gelince melekler başlarını secdeden kaldırırlar. "Kalplerinden korku giderilince birbirlerine, «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar" ve hepsi birden, «Gerçeği» diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür" derler.

İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), bu âyeti (.....) şeklinde, (.....) harfini şeddesiz ve (.....) harfiyle okumuştur.

İbnu'l-Enbârî'nin bildirdiğine göre Katâde, bu âyeti (.....) şeklinde okumuştur.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Hasan(-ı Basrî)'nin, bu âyeti " şeklinde okuyup: "Korku kalplerinden giderilince" mânâsını verdiğini bildirir.

İbn Ebî Hâtim'in başka bir yolla bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî), bu âyeti (.....) şeklinde okuyup: "Kalplerindeki şüphe ve inkar giderilince" mânâsını verdi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem, "Kalplerinden korku giderilince birbirlerine, «Rabbiniz ne söyledi?» diye sorarlar. Onlar da «Gerçeği» diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Kalplerden korkunun giderilmesi, şeytanın onlardan uzaklaştırılıp kendilerini dalalete düşürmelerine engel olunmasıdır. "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar. Onlar da «Gerçeği» diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür" âyeti ise, insanoğlunun, ölüm anındaki ikrarının fayda vermeyeceği ölüm anında söyleyeceği şeyi bildirmektedir."

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den bildirdiğine göre "Kalplerinden korku giderilince..." âyeti, kıyamet günü kalplerin üzerindeki örtünün kaldırılması mânâsındadır.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî) ve Dahhâk, bu âyeti, (.....) şeklinde okuyup: "Korku kalplerinden giderilince" mânâsını verirlerdi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Muhammed b. Sîrîn'e, (.....) âyetini nasıl okursun?" diye sorulunca şöyle cevap verdi: "Hasan(-ı Basrî) bu âyeti, (.....) şeklinde okurdu. Hasan, kendi görüşüne dayanarak öyle şeyler söylerdi ki, ben bu sözleri söylemeye korkarım."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim, bu âyeti, (.....) şeklinde okurdu.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Recâ, bu âyeti, (.....) Şeklinde okurdu.

23 ﴿