54

"Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler"

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Hasan(ı Basrî)'den bildirdiğine göre "Kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur" âyetinden, kendileriyle iman arasına engel konulması kastedilmiştir.

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, im ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid, "Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Tıpkı daha önceki kafirlere yapıldığı gibi, kendileriyle arzulamış oldukları mal, çocuk, güzellikler veya aile gibi şeyler arasına engel konmuştur."'

Beyhakî Şu'abu'l-îman'da, Süddî'den bildirdiğine göre kendisiyle aralarına engel konulan şey tövbedir.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler" âyetini açıklarken şöyle dedi: İsrâiloğulları arasında Allah'ın kendisine mal kapısını açtığı bir adam vardı. Öldüğünde ona kötü bir evlâd vâris oldu. O, babasının malıyla, Allah'a isyan için çalışıyordu. Babasının arkadaşları bu durumu görünce delikanlıya varıp onu kınadılar ve azarladılar. Delikanlı kızarak altın ve gümüş karşılığında gayr-i menkullerini sattı. Oradan gidip bol suyu olan bir çeşmenin yanına konakladı ve malını burada yayarak bir köşk yaptırdı. O, bir gün köşkünün içerisinde otururken, rüzgâr ona yüz bakımından insanların en güzeli, koku bakımından en hoş olan bir kadını getiriverdi. Kadın ona: "Ey Allah'ın kulu, sen kimsin?" diye sorunca, Adam: "Ben İsrâiloğullarından bir kişiyim" cevabını verdi. Kadın: "Bu köşk ve şu mallar senin mi?" diye sorunca, adam: "Evet" cevabını verdi. Kadın: "Hanımın var mı?" diye sorunca, adam: "Hayır" dedi. Kadın: "Burada hanımsız nasıl rahat ediyorsun?" diye sorunca, adam: "Böyle oldu, senin kocan var mı?" karşılığını verdi. Kadın: "Hayır" cevabını verince, adam: "Seni kendime eş almamı ister misin?" diye sordu. Kadın: "Ben senden bir millik mesafede oturan bir kadınım. Yarın bir günlük azığını al ve bana gel. Eğer yolda korkunç bir şeyle karşılaşırsan sakın korkma" dedi.

Ertesi gün, adam bir günlük azığını aldı ve yola çıktı. Bir köşke vardı ve büyük kapısını çaldı. Ona yüz bakımından insanların en güzeli, koku bakımından en sevimlisi olan bir genç çıkıp: "Sen kimsin ey Allah'ın kulu?" diye sordu. Adam: "Ben İsrâiloğullarındanım" cevabını verince, genç: "Ne istiyorsun?" diye sordu. Adam: "Bu köşkün sahibi olan kadın beni kendisi için davet etti" cevabını verince, Genç: "Doğru söylersin, ancak yolda korkunç bir şeyle karşılaştın mı?" diye sordu. Adam: "Evet, eğer o bana bunu haber vermemiş olsaydı, gördüğüm şey beni gerçekten korkuturdu" cevabını verince, genç: "Ne gördün?" diye sordu. Adam: "Buraya doğru yola çıkınca, bir yol açıldı ve ağzını açmış bir dişi köpek gördüm. Ben korkumdan sıçradım ve birden kendimi onun arkasında gördüm. Köpeğin yavruları (onun göğsünden süt emmek için) havlayıp duruyorlardı" cevabını verince, genç: "Sen buna gücün yetişemeceksin. Bu, âhir zamanda olacak bir şeydir. Gençler yaşlıların meclislerinde oturacaklar ve onlardan daha çok konuşacaklar" dedi. Adam: "Sonra yola koyuldum. Yolum açılınca baktım ki yüz tane sütü bol keçi var. İçlerinden bir oğlak bir keçiyi emiyor. Onu bitirip bir şey bırakmadığını anladığı zaman, ağzını açarak daha fazlasını bekliyor" deyince, genç: "Sen buna yetişemeyeceksin. Bu, âhir zamanda olacak. Bir hükümdar bütün insanların gelirini toplayacak, bir şey bırakmadığını anladığı zaman ağzını açarak daha fazlasını isteyecek" karşılığını verdi. Adam şöyle dedi: "Sonra yola koyuldum. Yolum açılınca bir ağaç gördüm. Ağacın bir dalını çok beğenip kesmek isteyince başka bir ağaç: "Ey Allah'ın kulu, benden al" dedi. Sonunda bütün ağaçların hepsi bana aynı şekilde seslenerek: "Ey Allah'ın kulu, bizden al" diye seslendiler. Genç şöyle karşılık verdi: "Sen buna yetişemeyeceksin. Bu âhir zamanda olacak bir şeydir. Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak. Öyle ki bir erkek bir kadınla evlenmek isteyince, on kadın, yirmi kadın onu kendine çağıracak."

Adam: "Sonra yola koyuldum, yolum açılınca bir pınar üzerine oturmuş bir adam gördüm. Eliyle her insana su dolduruyordu. İnsanlar suyun başından ayrılınca, testisini suya attı, fakat testisine hiç su girmedi" deyince, genç: "Sen buna yetişemeyeceksin. Bu, âhir zamanda olacak bir şeydir. Kâdı insanlara ilim öğretecek, sonra onlardan ayrılınca Allah'a isyan edecek" karşılığını verdi. Adam: "Sonra yola koyuldum. Yolum açılınca bir keçi gördüm. Bir topluluk keçinin ayaklarından tutmuşlar, bir adam iki boynuzundan tutmuş, bir adam kuyruğundan tutmuş ve bir başka adam da keçiye binmiş, bir diğeri de keçiyi sağıyordu" deyince, genç: "Keçi, Dünya'dır. Ayaklarından tutanlar dünya hayatı için kendilerini aşağılara atanlardır. Boynuzlarından tutanlar, sıkıntılı bir hayat yaşayanlardır. Kuyruğundan tutanlar, dünyadan yüz çevirmiş olandır. Ona binen ise dünyayı terk etmiştir. Keçiyi sağana ne mutlu, o dünya ile birlikte gitmiştir" karşılığını verdi. Adam: "Sonra yola koyuldum, yolum açılınca bir kuyunun başında su çeken bir adam gördüm. Kuyudan kovasını çıkardıkça havuza döküyor, ancak su tekrar dönüp kuyuya akıyor" deyince, genç: "İşte o kişi de, Allah'ın, iyi amellerini reddedip kabul etmediği kişidir" karşılığını verdi. Adam: "Sonra yola koyuldum, yolum açılınca bir adam gördüm. Bu adam, tohumunu ekiyor ve biçerken güzel buğday elde ediyor" deyince, genç: "Bu da yaptığı iyi amelleri Allah'ın salih amelini kabul edip kendisini arıttığı kişidir" karşılığını verdi. Adam: "Sonra yola koyuldum, yolum açılınca sırtüstü üzeri uzanmış bir adam gördüm. Adam: "Ey Allah'ın kulu, yaklaş ve elimden tutup beni oturt! Allah'a andolsun ki, Allah beni yarattı yaratalı hiç oturmadım" dedi. Adamın elini tutunca koşmaya başladı ve onu göremez oldum" deyince, genç: "İşte bu da tükenen ömründür. Ben ölüm meleğiyim. Sana gelen kadın da bendim. Allah, bu yerde canını almamı ve Cehenneme atmamı emretti" dedi. "Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler"' âyeti bu kişi hakkında inmiştir.

Zübeyr b. Bekkâr'in el-Muvaffakiyyât'ta zayıf senetle, İkrime vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Gizli ayıpları ifşa etmeyiniz. İsrâiloğullarından bir adam ve hanımı vardı. Kadın, kocasına yemek getirdiği zaman, başucunda durur ve: "Kocasının yokluğunda ona ihanet eden kadını rezil etsin" derdi. Bir gün adam, hanımına bir balık gönderdi. Sonra kadın (balığı pişirip getirerek) adamın başucunda durup: "Kocasının yokluğunda ona ihanet eden kadını rezil etsin" deyince, balık çırpınarak tabaktan düştü. Adam: "Az önce söylediğini tekrar et" deyip, kadın aynı sözleri tekrar edince, balık yine çırpınarak tabaktan düştü. Adam aynı şeyi üç defa tekrar etti, üçünde de balık çırpınarak tabaktan düştü. Bunun üzerine adam İsrâiloğullarından bir âlime gidip durumu anlatınca, âlim: "Git ve Rabbini zikredip yemeğini ye, şeytanı da senden uzaklaştır" dedi. İnsanların hafif meşreb olanları, adama: "Sen bu âlimin oğluna git, o, babasından daha bilgilidir" deyince, adam, âlimin oğluna gidip durumu anlattı. Âlimin oğlu: "Evinde, edeb yerini görmediğin herkesi getir" deyince, adam onları getirdi. Âlimin oğlu: "Şu Habeşli kadının edeb yerini aç!" dedi. Adam onu avretini açınca, genç deve baldırı gibi erkeklik organının olduğunu gördü. Bunun üzerine âlimin oğlu: "Sana bunun tarafından ihanet edilmiştir" dedi. Gencin babası olan âlim öldü, kendisinin gizli bir ayıbı ortaya çıkarması sebebiyle halk ona meyletmeye başladı. İsrâiloğulları yanına gidip: "Yaçzık sana! Sen bizim en bilgilimiz ve güvenilirimizdin" deyip üzerine fazla gidince, onlardan kaçıp İsrâiloğullarının bulunduğu şehirlerden Belkâ topraklarında olan bir yere gitti. Kendisine bir şey sorması için bir kadın gönderilince: "İki yüz dinar karşılığında benile olur musun?" diye sordu. Kadın: "Bundan daha iyisini söyleyeyim mi? Gelip beni ailemden isteyerek evlenirsin ve ebedi olarak sana helal olurum" karşılığını verince, genç: "Evin nerede?" diye sordu ve kadın kendisine evini tarif etti. O gece kendisi için geçmek bilmeyince yola çıktı. Yolda, karnında yavruları olan bir köpek gördü. Köpeğin karnındaki yavrular havlıyordu, adam: "Şaşılacak bir şey!" dedi. Ona: "Yoluna devam et ve buna karışma. Bununla ilgili bilgi sana gelecektir" denildi. Adam yoluna devam edince taş taşıyan bir adam gördü. Taşlar ağırlaştıkça ve üzerinden düştükçe, taşıdığı taşlara başkalarını ekliyordu. Ona: "Sen bunu taşıyamazken, üzerine ekleme mi yapıyorsun!" deyince, taş taşıyan adam: "Yoluna devam et ve bana karışma. Bununla ilgili bilgi sana gelecektir" dedi. Adam yoluna devam edip bir kuyudan su çekip kuyunun yanındaki delik olan bir havuza döken bir adam gördü. Su, havuzdaki delikten tekrar kuyuya akıyordu. Su çekene: "Deliği kapatsan suyu tutardın" deyince, "Yoluna devam et ve bana karışma. Bununla ilgili bilgi sana gelecektir" dedi. Adam yoluna devam edince, dişi bir ceylan gördü. Ceylana bir adam binmiş, biri onu sağıyor, biri boynuzlarından tutmuş, biri kuyruğundan tutmuş başkaları ise ayaklarından tutmuşlardı. Adam: "Şaşılacak bir şey!" deyince, ona: "Yoluna devam et ve buna karışma. Bununla ilgili bilgi sana gelecektir" denildi. Yoluna devam edince ekin eken bir adam gördü. Tohumlar yere düşer düşmez bitiyordu. Sonra yoluna devam edince elinde orak olan bir adamın yetişen mahsulü de, yetişmeyeni de biçtiğini gördü. Ona: "Yetişeni biçsen de yetişmeyeni bıraksan" deyince, ekini biçen kişi:: "Yoluna devam et ve buna karışma. Bununla ilgili bilgi sana gelecektir" karşılığını verdi. Yoluna devam edince, kadının tarif ettiği köşk vardı. Köşkün yakınında bir nehir ve divanın üzerine oturmuş bir adam gördü. Ona: "Bu köşke nasıl girilir? Gece boyunca şaşılacak şeyler gördüm" dedi. Divanda oturan adam: "Ne gördün?" diye sorunca, adam ona gördüğü köpeği anlattı. Divanda oturan kişi: "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, küçük büyüğe, ayak takımı şerefli kişilere, sefihler hilim sahiplerine üstün gelecek" dedi. Ona taş taşıyan adamı anlatınca ise, divanda oturan kişi şöyle dedi: "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişinin yanında emanet olacak, emaneti yerine iade etmeye gücü yetmediği halde bu emanetin üzerine başkasını ekleyecek." Ona, su çeken adamı anlatınca ise şöyle dedi: "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi bir kadınla evlenecek, ama onunla ne dini, ne soyu ne de güzelliği için evlenmeyecek. Onunla malı için evlenecek ve bu kadın doğurgan olmayacak. Sonunda kadının olan her şey tekrar kadına dönecek." Ona dişi ceylanı anlatınca ise, divanda oturan adam şöyle dedi: "O, dünyadır. Ona binen, kral, onu sağan, insanların en rahat yaşayanları, boynuzlarından tutan, en çok yaşam sıkıntısı çekenler, kuyruğunu tutan, rızkını güçlükle kazanabilen, ayaklarından tutanlar ise insanların ayak takımlarıdır." Ona, ekin eken adamı anlatınca: "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi ne zaman evleneceğini, ne zaman çocuğu olacağını, ne zaman büluğa ereceğini bilemeyecek" karşılığını verdi. Ona ekini biçen adamdan bahsedince ise, divanda oturan adam şöyle dedi: "O, ölüm meleğidir. Küçüğü de büyüğü de biçer. Ben okişiyim. Allah, beni, senin canını en kötü halinde almam için gönderdi."

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî) der ki: "Ne zaman, "Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur..." âyetini okusam, içeceğin soğukluğunu hatırlarım."

Beyhakî Şu'abu'l-îman'da bildirdiğine göre İbn Ömer soğuk su içince ağladı. Kendisine: "Neden ağlıyorsun?" diye sorulunca ise: "Yüce Allah'ın, 'Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur..." âyetini hatırladım ve Cehennemliklerin, soğuk sudan başkasını arzulamadıklarını anladım. Çünkü yüce Allah, "Cehennem ehli, Cennet ehline: «Suyunuzdan veya Allah'ın size verdiği rızıktan biraz da bize verin!» diye seslenirler. Onlar da: «Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır» derler" buyurmaktadır.

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde, "Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Tereddüt ve şüpheden sakının. Şüphe içinde ölen bu şekilde, yakîn üzere ölenler de yakîn üzere diriltilir."

54 ﴿