35

"Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu, büyük lütuftur. Onlar, Adn Cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir. Şöyle derler: Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Beyhakî el-Ba's'ta İbn Abbâs'ın, "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu, büyük lütuftur"! âyetini açıklarken şöyle dediğini bildirir: "Âyette kastedilenler, Hazret-i Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmetidir. Allah onları indirilen bütün kitaplara varis kılmıştır. Onların zâlimleri bağışlanmış, ortada olanların hesabı kolay olacak, önde gidenler ise hesaba çekilmeden Cennete girecektir."

Tayâlisî, Ahmed, Abd b. Humeyd, Tirmizî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır, işte bu büyük lütuftur" âyetini açıklarken şöyle buyurdu: "Bunların hepsi aynı mertebededir ve hepsi Cennettedir. "

Firyâbî, Ahmed, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin el-Ba's'ta, Ebu'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre şöyle buyurdu: "Yüce Allah, «Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur» buyurmaktadır, önde gidenler, hesaba çekilmeden Cennete girecek olanlardır. Ortada olanlar, hesapları kolay olacak olanlardır. Kendine zulmedenler ise mahşer boyunca hesaba çekilecek, sonra da Yüce Allah'ın onları rahmetiyle sarmalayacağı kişilerdir. Bunlar, «Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez»' diyenlerdir." Beyhakî der ki: "Bir hadisi rivayet edenler çoğalınca, hadisin asılsız olmadığı ortaya çıkar."'

Tayâlisî, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim, Taberânî M. el-Evsafta, Hâkim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ukbe b. Suhbân der ki: Hazret-i Âişe'ye: "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik" âyeti hakkında ne dersin?" diye sorduğumda şöyle cevap verdi: "Önde gidenler, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında vefat edip, Allah'ın Resûlü'nün, Cennetlik olduğunu söylediği kişilerdir. Ortada olanlar, sahabenin izinden giden ve onlara kavuşuncaya kadar onların yaptıkları amelleri yapanlardır. Kendine zulmeden ise, benim, senin gibiler ve bize uyanlardır. Bunların hepsi de Cennetliktir."

Taberânî, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin el-Ba's'ta, Usâme b. Zeyd'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), "Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır, işte bu büyük lütuftur" âyetini açıklarken:

"Bunların hepsi bu ümmettendir ve hepsi de Cennettedir" buyurmuştur.

İbn Ebî Hâtim ve Taberânî'nin Avf b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Ümmetim kısma ayrılmıştır. Bunlardan üçte biri hesaba çekilmeden Cennete girecek, üçte biri kolay bir hesaba çekilecek, sonra Cennete girecek, kalan üçte biri ise denenip durumları araştırılacak, sonra melekler gelip: «Onların: "Allah'tan başka ilâh yoktur" dediklerini gördük» diyecekler. Bunun üzerine Allah: «Allah'tan başka hiç bir ilâh yoktur. O, bir ve tektir» sözlerinden dolayı onları Cennete koyun ve hatalarını da inkar edenlerin üzerine yıkın» buyuracaktır. İşte Allah'ın: «Onlar kendi ağırlıklarını, kendi ağırlıkları yanında daha nice ağırlıkları yüklenecekler ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü sorguya çekileceklerdir» âyeti buna işaret etmektedir. Meleklerin zikrettiğinin doğrulanmasını gösteren âyet ise, «Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur» âyetidir. Allah, kullarını üç kısma ayırmıştır. Onlardan bir kısmı kendine zulmedendir ki işte durumları araştırılıp tetkîk edilecek olanlar bunlardır. Ortada olanlar, kolay bir hesaba çekilecek olanlardır. Hayırda önde olanlar ise, Allah'ın izniyle hesaba çekilmeden ve azab görmeden Cennete gireceklerdir. Bu üç kısmın hepsi Cennete girecekler ve bunlar birbirlerinden ayrılmayacaklar. Bu kişiler, «Adn Cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir. Şöyle derler: Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez» "

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Mes'ûd der ki: Bu ümmet kıyamet günü üç kısma ayrılacaktır. Birinci kısım hesaba çekilmeden Cennete girecekler, ikinci kısım kolay bir hesaba çekilecekler, üçüncü kısım ise büyük günahları sebebiyle hesaba çekilecekler. Bu kişiler şirk koşmamışlardır. Yüce Allah, üçüncü kısım için: "Rahmetimin genişliğiyle bunları Cennete koyun" buyuracak."

Sonra İbn Mes'ûd, "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur" âyetini okudu.

Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin el-Ba's'ta bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb, "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur" âyetinin mânâsını açıkladığı zaman: "İleride olanlarımız ileridedir. Ortada olanlarımız kurtulmuş, zâlimlerimiz ise bağışlanmıştır" derdi.

Ukaylî, İbn Lâl, İbn Merdûye ve Beyhakî el-Ba's'ta başka bir kanalla bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "İleride olanlarımız ileridedir. Ortada olanlarımız kurtulmuş, kendine zulmedenlerimiz ise bağışlanmıştır" buyurduğunu söyledikten sonra, "Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur" âyetini okudu.

İbnu'n-Neccâr'ın Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "İleride olanlarımız ileridedir. Ortada olanlarımız kurtulmuş, kendine zulmedenlerimiz ise bağışlanmıştır" buyurdu.

Taberânî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: "Hayırda ileride olan, hesaba çekilmeden Cennete girecektir. Ortada olan, Allah'ın rahmetiyle Cennete girecektir. Kendine zulmeden ve A'râf halkı ise Hazret-i Muhammed'in şefaatiyle Cennete girecektir.'"

Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Osmân b. Affân, bu âyetin mânâsını açıkladıktan sonra: "Bilin ki, bizden ileriye geçenler, cihad edenlerimizdir. Ortada olanlarımız şehirde yaşayanlarımız, zulmedenlerimiz ise çölde/kırsalda yaşayanlarımızda (yani Bedevilerdir)" dedi.

Saîd b. Mansûr ve Beyhakî'nin el-Ba's'ta bildirdiğine göre Berâ b. Âzib, "Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır, işte bu büyük lütuftur" âyetini açıklarken: "Şahitlik ederim ki, Allah bunların hepsini de Cennete sıkacaktır" dedi.

Firyâbî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Berâ b. Âzib der ki: Allah'ın Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem), "Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu, büyük lütuftur" âyetini okuduktan sonra:

"Bunların hepsi de kurtulmuştur ve bunlar bu ümmettendir" buyurdu.

Firyâbî ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre ibn Abbâs der ki: "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır, işte bu büyük lütuftur" âyeti, "İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara! İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır" âyetleri gibidir. Bunlardan iki sınıf kurtuluşa ermiş, bir sınıf ise helak olmuştur."

Firyâbî, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî el- Ba's'ta, İbn Abbâs'ın, "Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır"' âyetini açıklarken: "Buradaki zalimden kasıt kafirdir. Ortada olan ise sağda olanlardır" dediğini bildirir.

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ka'bu'l-Ahbâr, "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur. Adn Cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir. Şöyle derler: Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez" âyetlerini okuduktan sonra: "Kâbe'nin Rabbine yemin olsun ki, Cennete girdiler." Bir lafızda ise: "Hepsi de Cennettedir. Bundan sonra gelen, "inkâr edenler için ise Cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler. Kendilerinden Cehennem azabı da hafifletilmez, işte biz her nankörü böyle cezalandırırız" âyetini görmüyor musun? Bunlar da Cehennem ehlidir" dedi. Bu söz Hasan'a zikredilince: "Vâkıa Süresindeki âyetler, Ka'b'ın söylediklerini reddetmektedir" karşılığını verdi.

İbn Ebî Hâtim'in Ebû Umâme'den bildirdiğine göre Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) Cennet ehlinden bahsedip şöyle buyurdu: "Onlara, incilerle süslenmiş altın ve gümüş bilezikler takılmıştır. Başlarında kralların taçları gibi, inci ve yakuttan yapılmış taçlar vardır. Onlar, gençtirler, vücutları kılsız, sakalsız ve sürmelidirler. "

İbn Merdûye ve Deylemî'nin bildirdiğine göre Huzeyfe, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder: "Allah, insanları üç sınıf olarak haşreder. "Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır» âyeti buna işaret etmektedir. Hayırlı işlerde öne geçenler hesaba çekilmeden Cennete girerler. Ortada olanlar kolay bir hesaba çekilirler. Kendine zulmedenler ise Allah'ın rahmetiyle Cennete girerler."

İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs, "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik...", âyetini açıklarken şöyle dedi: "Allah iman ehlini üç sınıfa ayırdı. Bu âyet, "Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!", "Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!" ve "İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır. Naim Cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır" âyetleri gibidir. Kıyamet günü insanlar, bu üç sınıftan birine dahildirler."

İbn Merdûye'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), "Onlardan kendine zulmedenler vardır..." âyetinden kastedilenin kafir olduğunu söylemiştir.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde, "Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Kendine zulmeden kişiden kasıt münafıktır. Ortada olan ise ashâbı yemîndir (sağdakiler). Hayırda öne geçenler ise mukarreb (Allah'a yakın) olanlardır." Katâde der ki: "İnsanlar ölüm anında üç, dünyada üç ve âhirette de üç sınıfa ayrılırlar. Dünyada, mümin, münafık ve kafir olmak üzere üç sınıfa ayrılırlar. Ölüm anı hakkında Yüce Allah, "Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise... Eğer defteri sağdan verilenlerden ise... Eğer, sapık yalancılardan ise..."' buyurmaktadır. Âhiret günü ise üç sınıfa ayrılırlar. Allah bu konuda, "İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara! İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır. Naim Cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır" buyurmuştur.

Abd b. Humeyd ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hasan, "Onlardan kendine zulmedenler vardır..." âyetini açıklarken: "Bu kişiden kasıt münafıktır ve kaybetmiştir. Ortada olanlar ve hayırda öne geçenler ise Cennetliktir" demiştir.

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ubeyd b. Umeyr: "Âyette geçen üç sınıfın hepsi de salihtir" dedi.

Abd b. Humeyd'in Sâlih Ebu'l-Halîl'den bildirdiğine göre Ka'b(u'l-ahbâr): İsrâiloğullarının âlimleri, Allah'ın ayırdığı, sonra bir araya getirdiği, sonra da hepsini Cennete koyduğu bir ümmete katıldığım için beni kınıyorlar" dedikten sonra, "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur. Onlar, Adn Cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir" âyetlerini okudu ve: "Allah onların hepsini Cennete soktu" dedi.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki: "Âlimler üç sınıftır: Bazısının ilmi, hem kendisi hem başkası için faydalıdır. Bu, âlimlerin en üstünü ve hayırlısıdır. Bazısının ilmi sadece kendisi için faydalıdır. Bu kişi de iyilik sahibidir. Üçüncü sınıf âlim ise ilminin ne kendisine, ne de başkasına faydalısı olmayan âlimdir. Bu âlimlerin en kötüsüdür."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebû Müslim el-Havlânî der ki: Allah'ın kitabında, kıyamet günü bu ümmetin üç sınıf olacağını okudum. Bunlardan bir sınıf, hesaba çekilmeden Cennete girecektir. Bir sınıf ise kolay bir şekilde hesaba çekildikten sonra Cennete girecektir. Üçüncü sınıf ise durdurulup, kendilerinden Allah'ın dilediği şey alındıktan sonra, Allah'ın affının ve bağışlamasının kendilerine ulaşacağı sınıftır."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ka'b(u'l-ahbâr), "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur. Onlar, Adn Cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir" âyetlerini açıklarken: "Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki Cennete girdiler" dedi. Onun böyle dediği Hasan'a bildirilince: "Vallahi, Vâkıa Süresindeki âyetler, onların Cennete gireceğini reddetmektedir" karşılığını verdi.

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in, Abdullah b. el-Hâris'ten bildirdiğine göre İbn Abbâs, Ka'b'a, "Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik..." âyetini sorunca, Ka'b: "Hepsi de kurtuldular" mânâsındadır" cevabını verdikten sonra: "Kâbe'nin Rabbine yemin ederim ki, onlar hep aynı boyda olacaklar, ancak amelleri ile biri diğerinden üstün gelecektir" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbnu'l-Hanefiyye der ki: Bu ümmete, daha önce hiçbir ümmete verilmeyen üç şey verildi. Bunlardan, "... kendine zulmedenler..." bağışlanmıştır. "... Onlardan ortada olanlar..." Cennetlerdedir, "...hayırlı işlerde öne geçenler..." ise yüksek derecelere erişmiştir."

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid der ki: "... kendine zulmedenler..." amel defterleri soldan verilenlerdir. " Onlardan ortada olanlar..." amel defterleri sağdan verilenlerdir, "...hayırlı işlerde öne geçenler..." ise bütün insanlar arasından öne geçen kimselerdir.

Abd b. Humeyd'in Katâde'den bildirdiğine göre "İşte bu büyük lütuftur" âyeti: "Bu nimet te Allah'ın size olan büyük lüffudur" mânâsındadır.

Tirmizî, Hâkim ve Beyhakî el-Ba's'ta, Ebû Saîd el-Hudrî'den, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem), "Onlar, Adn Cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir" âyetini okuyup: "Onların başlarında, en küçüğü doğuyla batı arasını aydınlatan incilerin bulunduğu taçlar vardır" buyurdu.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, Cennetliklerin Cennete girince, "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir" demeleri hakkında şöyle dedi: "Bunlar, dünyadayken Allah'tan korkan, gizli olsun açıktan olsun Ona ibadet etmeye çalışan, daha önce işlemiş oldukları günahlardan dolayı kalplerinden bir hüzün olan kişilerdir. Onlar, daha önce işledikleri günahlar sebebiyle, Allah'a ibadet etmek için çalışmalarının kabul edilmemesinden korktukları için, Cennete girince, "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir" yani: "Allah işlediğimiz büyük günahları affetti, az olan amellerimizi de kabul etti" derler.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur...'" buyruğundaki hüzünden kasıt Cehennem hüznüdür.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde, "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur" âyetini açıklarken: "Onlar, dünyadayken amel yapar ve hüzünlenip daha çok ibadet yapmak için gayret sarfederlerdi" demiştir.

Hâkim, Ebû Nuaym el-Hilye'de ve İbn Merdûye'nin, Suheyb'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Muhacirler hakkında şöyle buyurdu: "Onlar, hayırda öne geçenler, şefaatçi olanlar ve Rablerine kendilerini beğendirmeyea çalışanlardır. Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki, onlar, kıyamet günü silahları boyunlarında gelip Cennetin kapısını çalacaklar. Cennet bekçileri: «Siz kimsiniz?» diye sorunca, onlar: «Biz muhacirleriz» cevabını verecekler. Cennet bekçileri: «Hesaba çekildiniz mi?» diye sorunca, onlar dizüstü sürünerek ellerini semaya açıp: «Ey Rabbimiz! Senin yolunda vatanımızı, çocuklarımızı, mallarımızı, ailelerimizi terk ettikten sonra tekrar hesap mı vereceğiz?» diyecekler. Allah onlara mahsus olmak üzere, üzerlerine zeberced ve yakuttan yapılmış kanatlar takar ve bu kanatları ile uçarak Cennete girerler. Yüce Allah'ın, «Şöyle derler: Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez» âyeti buna işaret etmektedir. Onlar, Cennetteki menzillerini, dünyadaki menzillerinden daha iyi bilirler. "

İbnu'l-Münzir'in Şimr b. Atiyye'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Cennete girince, «Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur derler» Onların hüznü (dünyadayken üzülmelerinin bir sebebi de) ekmek (açlık)tır" buyurdu.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Şimr b. Atiyye'den bildirdiğine göre "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur" buyruğundaki hüzünden kastedilen açlıktır.'

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Şa'bî, "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur" âyetini açıklarken: "Ekmek isteği dünyaya aittir. Cennette, dünyada olduğu gibi yemeye ve içmeye önem vermeyiz" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbrâhim et-Teymî der ki: "Hüzünlenmeyenin, Cennet ehlinden olmamasından korkması gerekir. Çünkü Cennetlikler, "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur" derler. İlahi azaptan korkmayanın da Cennet ehlinden olmamasından korkması gerekir. Çünkü Cennetlikler: "Daha önce biz, aile çevremiz içinde bile (ilâhî azaptan) korkardık" derler.

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Şu'abu'l-îman'da bildirdiğine göre Şimr b. Atiyye, "Şöyle derler: Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Âyetteki hüzünden kasıt yemek ihtiyacıdır. Allah onların yaptıkları günahları bağışlamış ve onlara gösterdiği amelleri yapmalarından dolayı kendilerini ödüllendirmiştir."

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Ebû Râfi der ki: "Kıyamet günü kul üç defterle getirilir. Bir defterde nimetler, bir defterde kulun günahları, bir defterde de sevapları olur. Allah'ın kendisine verdiği en küçük nimete: "Kalk ve onun sevaplarından ücretini al" denilir. Bu nimet kalkıp kulun bütün sevaplarını alır ve diğer nimetler hiç bir şey almadan kalırlar, günahları da eksiksiz dururlar. Bundan sonra kul, Allah kendisine Cennete sokunca: "Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir" der.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde, "Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez"' âyetini açıklarken şöyle dedi: "Allah onların günahlarını bağışlayan, sevaplarının da karşılığını verendir. Ne kendileri oradan ayrılırlar, ne de başkaları kendilerini ebedi kalacakları bu yurttan (Cennetten) başka yere gönderir. Onlar dünyadayken Allah'a itaat için çaba harcarlardı. Onlar, Allah'ın kısa bir süre yorduğu sonra da rahatlattığı bir topluluktur. Onlara ne mutlu."'

İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Beyhakî el-Ba's'ta, Abdullah b. Ebî Evfâ'nın şöyle dediğini bildirir: Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Uyku, dünyadayken Yüce Allah'ın bizi mutlu ettiği bir şeydir. Cennette de uyumak var mıdır?" diye sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hayır. Uyku ölümün ortağıdır. Cennette de ölüm yoktur" cevabını verdi. Adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Cennetlikler nasıl dinlenecekler?" diye sorunca, bu söz Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ağırına gitti ve: "Cennette yorgunluk yoktur. Cennetliklerin her işi rahatlıktır" buyurdu. Bunun üzerine, "O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez" âyeti nazil oldu.

İbn Cerîr'in Katâde'den bildirdiğine göre âyette geçen (.....) âyeti, "Orada acı çekmezler" mânâsındadır.

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre âyette geçen " kelimesi, acizlik mânâsındadır.

35 ﴿