12

"Ey iman edenler! Zannın birçoğunda sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette bundan tiksinirsiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının, şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir."

İbn Cerîr, İbnu'l-Miinzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakfnin Şuabu'l-îman'da bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının..." âyetini açıklarken: "Yüce Allah, müminin mümin kardeşi hakkında kötü zanda bulunmasını yasakladı" demiştir.

Mâlik, Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Zandan kaçının, zira yalanın çoğu zandadır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Başkalarının konuşmalarına gizlice kulak kabartmayın. Birbirinizle rekabet etmeyin. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize kin tutmayın. Yüce Allah'ın birbirine kardeş kulları olun. Kimse de nikahı kıyana veya terk edene kadar kardeşinin talip olduğu bir kıza talip olmasın. "

İbn Merdûye'nin Hz. Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kardeşi hakkında kötü zanda bulunan kişi, Rabbi hakkında kötü zanda bulunmuş demektir. Zira Yüce Allah: «...Zannın birçoğundan sakının...» buyurur."

İbn Merdûye'nin Talha b. Ubeydillah'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Zan, yanlış da doğru da çıkabilir" buyurmuştur.

İbn Mâce, İbn Ömer'den bildirir: Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) Kâbe'yi tavaf ederken şöyle dediğini gördüm: "Ne hoşsun! Kokun da ne hoş! Ne kadar değerlisin ve ne kadar büyük bir kutsiyete sahipsin. Ancak Muhammed'in canı elinde olana yemin olsun ki Allah katında müminin kutsiyeti seninkinden daha büyüktür. Zira müminin malı ile kanı başkalarına kutsaldır ve hakkında sadece iyi zanda bulunulmalıdır. "

Ahmed'in Zühd'de bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb: "Kardeşinden çıkan bir sözü hayra yorma imkanın varsa sakın kötüye yormaya kalkışma" demiştir.

Beyhakî Şuabu'l-îman'da Saîd b. el-Müseyyeb'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) ashabından bazı kardeşlerim bana şöyle bir mektup yazdılar: "Kötülüğünden yana emin olmadıktan sonra kardeşin hakkında her zaman iyi niyet besle. İyiye yorabilme imkanın varken kardeşinin ağzından çıkan bir sözü kötüye yorma. Kendini ithamlara maruz bırakan kişi de bu konuda kendinden başkasını kınamasın. Kişi sırrını saklı tuttuğu sürece ipler elinde olur. Senin üzerinden Allah'a isyan edene verebileceğin en iyi karşılık onun üzerinden Allah'a itaat etmendir. Doğru ve güvenilir olan kardeşler edinmeye çalış ve böylesi kişilerden uzak düşme. Zira böyleleri iyi zamanlara kişinin süsü, musibetlere karşı da tedbiri gibidirler. Basit şeylerde bile yemine başvurma ki Allah senin değerini düşürmesin. Olmayan bir şey hakkında da olana kadar soru sorma. Sözünü sadece dinlemek isteyen kişilere söyle. Ölümüne sebep olsa da doğruluktan şaşma. Düşmanından uzak dur. Güvenilir olmadıktan sonra da dostlarına karşı tedbirli ol. Bilmelisin ki ancak Allah'tan korkan kişiler güvenilirdir. Yalnızken de Allah'tan korkan kişilerle iştişarede bulun."

Zübeyr b. Bekkâr'ın el-Muvaffakiyyât'ta bildirdiğine göre Ömer b. el- Hattâb şöyle demiştir: "İthamlara maruz kaldığın zaman sakın hakkında kötü zanda bulunanları kınama. Kişi sırrını saklı tuttuğu sürece ipler elinde olur. Sırrını ifşa etmesi durumunda ise ipler başkalarının eline geçer. Kötülüğünden yana emin olmadıktan sonra kardeşin hakkında her zaman iyi niyet besle. İyiye yorabilme imkanın varken kardeşinin ağzından çıkan bir sözü kötüye yorma. Kendine kardeşler edinmeye çalış ve böylesi kişilerden uzak düşme. Zira böyleleri iyi zamanlarda kişinin süsü, musibetlere karşı da tedbiri gibidirler. Kardeşlerinle takvaları oranınca kardeş ol. İşlerinde de Allah'tan korkan kişilerle istişare et."

İbn Sa'd, Ahmed Zühd'de ve Buhârî'nin Edeb'de bildirdiğine göre Selmân: "Hakkında kötü zanda bulunmayayım diye hizmetçime eti alınmış kemik bile teslim ederken sayarım" demiştir.

Buhârî Edeb'de Ebu'l-Âliye'den bildirir: "Çalma gibi kötü bir huyu olmasın veya hakkında kötü bir zanda bulunmayalım diye hizmetçiye bir şey teslim edeceğimiz zaman mühür kullanmamız, teslim ettiğimiz şeyi ölçmemiz veya saymamız tavsiye edilirdi."

Taberânî, Hâris b. en-Numân'dan bildirir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Üç şey ümmetimden eksik olmaz. Bunlar da uğursuzluk, haset ve kötü zandır" buyurdu. Adamın biri: "Yâ Resûlallah! Kişi bunları nasıl aşabilir?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Haset ettiğin zaman Allah'tan bağışlanma dile. Bir konuda zanda bulunduğun zaman peşine düşüp araştırma. Uğursuz sayılan bir şey gördüğün zaman da aldırma ve işine devam et" karşılığını verdi.

İbnu'n-Neccâr'ın Târih'de Hz. Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kardeşi hakkında kötü zanda bulunan kişi, Rabbi hakkında kötü zanda bulunmuş demektir. Zira Yüce Allah: «...Zarının birçoğundan sakının...» buyurur."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Şuabül-îman'da bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Birbirinizin kusurlarını araştırmayın..."âyetini açıklarken: "Yüce Allah, mümine mümin kardeşinin ayıp ve kusurlarını araştırmayı yasakladı" demiştir.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Birbirinizin kusurlarını araştırmayın..." âyetini açıklarken: "Gördüklerinize göre bir yargıya varın ve görmediğiniz şeylerin peşine düşmeyin" demiştir.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde şöyle demiştir: "Tecessüs nedir biliyor musunuz? Kardeşinin kusurlarını araştırman ve gizli şeylerinin peşine düşmendir."

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve Harâitî Mekârimül-Ahlâk'da Zürâre b. Musab b. Abdirrahman b. Avf vasıtasıyla Misver b. Mahreme'den bildirir: Abdurrahman b. Avf ile Ömer b. el-Hattâb gece devriyesine çıkıp Medine sokaklarında dolaşmaya başladılar. Giderken bir evin lambasının ışığı dikkatlerini çekti. Ne olduğuna bakmak için o tarafa doğru yöneldiler. Eve yaklaştıklarında kapalı bir kapının ardında yüksek sesle çirkin laflar eden bir toplulukla karşılaştılar. Abdurrahman b. Avf'ın elinden tutmuş olan Ömer: "Bunun kimin evi olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Abdurrahman: "Rabîa b. Umeyye b. Halefin evi. Şu an içerde içki âlemi yapıyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsun?" deyince, Ömer: "Allah'ın yasaklamış olduğu bir şeye bulaştığımızı düşünüyorum. Zira Yüce Allah: "...Birbirinizin kusurlarını araştırmayın..." buyurur. Biz ise bunu yaptık" karşılığını verdi ve onları bırakıp oradan ayrıldılar.

Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir, Şa'bî'den bildirir: Ömer b. el-Hattâb arkadaşlarından birini bir süre ortalıkta göremeyince İbn Avf'a: "Filan kişinin evine gidelim de bakalım nesi varmış" dedi. Adamın evine geldiklerinde kapısının açık olduğunu gördüler. Adam içerde oturmuş karısının doldurduğu kâseleri içiyordu. Ömer, İbn Avf'a: "Demek ki yanımıza gelmemesinin sebebi buymuş" deyince, İbn Avf: "Kâsenin içinde ne olduğunu nereden biliyorsun ki?" karşılığını verdi. Ömer: "Bu yaptığımızın tecessüs olmasından çekiniyor musun?" diye sorunca, İbn Avf: "Yaptığımız bizatihi tecessüstür" dedi. Ömer: "Peki bunun tövbesi nedir?" diye sorunca, İbn Avf: "Gördüğün bu şeyi adama anlatma ve bundan dolayı ona karşı içinde hayırdan başka bir şey düşünme" dedi. Sonrasında oradan ayrıldılar.

Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Adamın biri Ömer b. el-Hattâb'a geldi ve: "Filan kişinin ayık olduğunu hiç görmedik" dedi. Bunun üzerine Ömer söz konusu kişinin yanına girdi ve: "Burada içki kokusu alıyorum. İçki mi içiyorsun?" diye sordu. Adam: "Ey Hattâb'ın oğlu! Sen de bunun peşine mi düştün! Yüce Allah başkalarının kusurlarını araştırmanı yasaklamadı mı?" karşılığını verince, Ömer hatasını anladı ve adamı bırakıp çıktı.

Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, İbnu'l-Münzir, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îmatı'da Zeyd b. Vehb'den bildirir: İbn Mes'ûd'un yanına gelip: "Filan kişinin sakallarından içki damlıyor" dediler. Abdullah da: "Kişinin kusurlarını araştırmaktan menedildik, ancak bir suç bize açıkça görünecek olursa cezasını veririz" karşılığını verdi.

Ebû Dâvud, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye, Ebû Berze el-Eslemî'den bildirir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bizlere bir hutbe verip şöyle buyurdu: "Ey diliyle Müslüman olan, ancak kalbine henüz imanı yerleştirememiş olanlar! Müslümanların ayıplarını araştırmayın! Çünkü her kim Müslüman kardeşinin ayıplarını araştırırsa Yüce Allah o kişiyi evinin içinde dahi olsa rezil eder!"

Harâitî Mekârimu'l-Ahlâk'da Sevr el-Kindî'den bildirir: Ömer b. el-Hattâb, Medine sokaklarında gece devriyelerine çıkardı. Dolaşırken bir evden adamın birinin şarkı söyleyen sesini işitti. Duvarın üzerinden atlayıp içeriye girince adamın yanında kadın ve içki bulunduğunu gördü. Ömer, adama: "Ey Allah'ın düşmanı! Sen ona karşı günah işlerken Yüce Allah'ın seni ortaya çıkarmayacağını mı sandın!" deyince, adam şöyle karşılık verdi: "Ey müminlerin emiri! Ağır ol! Eğer ben bir konuda Allah'a karşı geldiysem sen üç konuda karşı geldin. Yüce Allah: "...Birbirinizin kusurlannı araştırmayın..."buyurur, ama sen böylesi bir kusurun peşine düştün. Yüce Allah: "...Evlere kapılarından girin..." buyurur, oysa sen duvarın üzerinden atlayarak ve iznim olmadan evime girdin. Yüce Allah yine: "...Evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz..." buyurur." Ömer adama: "Peki şimdilik seni affedersem bundan sonra böylesi bir günaha bulaşmazsın değil mi?" deyince, adam: "Evet, bulaşmam" karşılığını verdi. Bunun üzerine Ömer adamı bırakıp oradan çıktı.

İbn Merdûye ve Beyhaki, Berâ b. Âzib'den bildirir: Bir defasında Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bizlere bir hutbe verdi. Evlerinde bulunan kadınların bile duyabileceği yüksek bir sesle şöyle buyurdu: "Ey diliyle Müslüman olan, ancak kalbine henüz imanı yerleştirememiş olanlar! Müslümanlar hakkında gıybet yapmayın ve onların kusurlarını araştırmayın! Çünkü her kim Müslüman kardeşinin kusurlarını araştırırsa Yüce Allah da onun kusurlarını araştırır. Ve Yüce Allah kimin kusurlarını araştırırsa, o kişi evinin içinde olsa dahi onu rezil eder!"

İbn Merdûye, Büreyde'den bildirir: Bir defasında Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) arkasında öğle namazını kıldık. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) namazı bitirip bize doğru döndüğünde kızgın ve öfkeliydi. Evlerinde bulunan kadınların bile duyabileceği yüksek bir sesle şöyle buyurdu: "Ey diliyle Müslüman olan, ancak kalbine henüz imanı yerleştirememiş olanlar! Müslümanlara dil uzatmayın ve onların kusurlarını araştırmayın! Çünkü her kim Müslüman kardeşinin kusurlarını araştırırsa Yüce Allah da onun kusurlarını örtmekten vazgeçer ve evinin içinde olsa dahi onun kusurlarını ortaya çıkarır."

İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Ey diliyle Müslüman olan, ancak kalbine henüz imanı yerleştirememiş olanlar! Müslümanlara eziyet etmeyin ve kusurlarını araştırmayın! Çünkü her kim Müslüman kardeşinin kusurlarını araştırırsa Yüce Allah da onun kusurlarını araştırır ve evinin içinde olsa dahi onları ortaya çıkarıp kendisini rezil eder."

Beyhakî'nin Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim haksız yere Müslüman kardeşinin itibarını zedelemek için bir kusurunu ifşa edip yayarsa kıyamet gününde Yüce Allah haklı yere onun itibarını yerle bir eder. "

Hakîm et-Tirmizî, Cübeyr b. Nüfeyr'den bildirir: Bir gün Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bizlere sabah namazını kıldırdı. Namazı bitirdikten sonra da cemaate doğru döndü ve evlerinde bulunanların bir duyacağı bir sesle şöyle buyurdu: "Ey diliyle Müslüman olan, ancak kalbine henüz imanı yerleştirememiş olanlar! Müslümanlara eziyet etmeyin, onları ayıplamayın ve kusurlarını araştırmayın! Çünkü her kim Müslüman kardeşinin kusurlarını araştırırsa Yüce Allah da onun kusurlarını araştırır. Üstelik Yüce Allah kimin ayıplarını araştırırsa, o kişi evinin içinde olsa dahi onu rezil eder!" Adamın biri: "Yâ Resûlallah! Müslümanların işledikleri günahlar örtülür mü?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Yüce Allah'ın müminin günahlarına yönelik örtüleri sayılamayacak kadar çoktur. Mümin günah işledikçe Yüce Allah günahlarını örttüğü bu perdeleri bir bir indirir. Perdeler bitince meleklere: «İnsanlara karşı kulumun günahlarını örtün. Zira onlar acımaz ve onu kınarlar» buyurur. Bunun üzerine melekler günah işleyen kulun etrafını kanatlarıyla sarar ve insanlara göstermezler. Şayet tövbe ederse Yüce Allah bu tövbesini kabul eder ve bir bir indirip bitirdiği perdeleri geri ona verir. Her bir örtünün yanında da ayrıca dokuz örtü daha vardır. Ancak günah işlemeye devam ederse, melekler: «Rabbimiz! Bizi aciz bıraktı ve rahatsız etmeye başladı» derler. Yüce Allah yine: «İnsanlara karşı kulumun günahlarını örtün. Zira onlar acımaz ve onu kınarlar» buyurur. Melekler yine onu etrafını kanatlarıyla sarar ve günahını insanlara göstermezler. Şayet tövbe ederse Yüce Allah bu tövbesini kabul eder, ancak günah işlemeye devam ederse, melekler bir daha: «Rabbimiz! Bizi aciz bıraktı ve rahatsız etmeye başladı» derler. Bunun üzerine Yüce Allah: «Onun yanında çekilin. Şayet karanlık bir gecede karanlık bir odadaki delikte günah işleyecek olsa onu da, günahını da açığa çıkaracağım!» buyurur."

Hakîm et-Tirmizî, Selmân el-Fârisî'den bildirir: "Mümin nurdan yetmiş örtü ile örtülmüştür. Bir günah işleyip de tövbe etmeyi ihmal eder ve bir günaha daha bulaşırsa Yüce Allah bu örtülerden birini kaldırır. Bu şekilde bir günah işledikten sonra tövbe etmeyi ihmal edip, ardından bir günah daha işledikçe bu örtüler bir bir indirilir. Ancak büyük günahlardan birini işlediği zaman Yüce Allah hayâ örtüsü hariç tüm örtüleri indirir ki en büyük örtü de hayâ örtüşüdür. Kişi bu büyük günahın ardından tövbe ederse Yüce Allah onun tövbesini kabul eder ve indirdiği tüm örtüleri kendisine geri verir. Ancak bu büyük günahın ardından tövbe etmeyi yine ihmal edip başka bir günaha daha bulaşırsa Yüce Allah hayâ örtüsünü de üzerinden indirir. Bu örtüsü inen kişiyi de sevmeyen ve sevilmeyen biri olarak görürsün. Kişi hiçbir şeyi sevmeyen ve kendisi de sevilmeyen biri olduğu zaman kendisinden emanet hasleti çekilip alnır. Emanet hasleti çekilip alınan kişinin de hain ve kendisine güvenilmeyen biri olduğunu görürsün. Kişi hain ve kendisine güvenilmeyen biri olduğu zaman içindeki merhamet duygusu da alınır. Merhamet duygusu kendisinden alınan kişinin de kaba ve katı yürekli olduğunu görürsün. Kişi kaba ve katı yürekli olduğu zaman İslam boyunduruğundan çıkar. İslam boyunduruğundan çıkan kişinin de lanetlenmiş ve kovulmuş bir şeytan olduğunu görürsün."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Birbirinizin gıybetini yapmayın..."âyetini açıklarken: "Yüce Allah ölü etini yasakladığı gibi bir konuda mümine gıybet etmeyi de yasakladı" demiştir.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "...Birbirinizin gıybetini yapmayın..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Denildiğine göre Selmân el-Farisî hakkında nazil olmuştur. Bir defasında Selmân fazla yemek yiyip karnı şişmiş ve öylece yatmıştır. İki adam onun yediği yemek ve karnının şişmesi hakkında konuşunca bu âyet nazil olmuştur."

İbn Ebî Hâtim, Süddî'den bildirir: Selmân iki adamla bir yolculuğa çıktı. Yolculuk boyunca hizmetlerini görecek buna karşılık yemeğini karşılayacaklardı. Yolculuk sırasında bir ara Selmân uyudu. Yanında gittiği iki adam onu aradılar, ancak bulamadılar. Bunun üzerine çadırı kendileri kurdular ve: "Selmân'ın istediği de buydu. Hazır yemek ile hazır kurulmuş çadır!" dediler. Selmân geldikten sonra da yiyecek bir şeyler almak üzere onu Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) gönderdiler. Selmân, Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) geldi ve: "Yâ Resûlallah! Arkadaşlarım şâyet varsa senden kendilerine yiyecek götürmem için beni gönderdiler" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Arkadaşların yemeği ne yapacaklar? Zaten yediler" karşılığını verince Selmân iki adamın yanına döndü ve durumu anlattı. İki adam Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) gelip: "Seni hakla gönderene yemin olsun ki konakladığımızdan beri yemek yemiş değiliz" deyince, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Söylediğiniz o sözle Selmân'ı yediniz ya" buyurdu. Bunun üzerine de: "...Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı..." âyeti nazil oldu.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mukâtil: "...Birbirinizin gıybetini yapmayın..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bu âyet Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) hizmet eden bir adam hakkında nazil oldu. Sahabelerden bazıları kendisinden yemek isteyince vermedi. Kendisi hakkında: "Pek cimri ve kötü birisiymiş" deyince de bu âyet nazil oldu.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk: "...Birbirinizin gıybetini yapmayın..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Kişinin başka birinin ardından: «O şöyle biridir» diyerek onu kötü bir şekilde zikretmesidir."

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde: "...Birbirinizin gıybetini yapmayın..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Bize bildirilene göre gıybet, kardeşini hoşlanmayacağı bir şekilde anman ve bir kusuru dolayısıyla onu ayıplamandır. Şayet onun hakkında dediğin şey yalan ise iftira etmiş olursun. Nasıl kurtlanmış bir leş gördüğün zaman ondan tiksiniyorsan aynı şekilde henüz diri olan kardeşinin gıybetini yapmaktan da öyle tiksin."

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir ve İbn Merdûye, Ebû Hureyre'den bildirir: Allah Resûlü'ne: "Yâ Resûlallah! Gıybet nedir?" diye sorulunca, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Kardeşini hoşlanmayacağı bir şekilde anmandır" buyurdu. Kendisine: "Yâ Resûlallah! Söylediğim şey kardeşimde gerçekten varsa?" diye sorulunca: "Dediğin şey kendisinde varsa gıybet yapmış olursun. Yoksa da iftira etmiş olursun" buyurdu.

Abd b. Humeyd ve Harâitî Mekârimül-Ahlâk'ta Muttalib b. Hantab'tan bildirir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Gıybet, birinin arkasından kendisinde olan bir şeyi söylemendir" buyurdu. Ashâb: "Biz gıybeti, kişiyi kendisinde bulunmayan bir şeyle anmak olarak biliyorduk" deyince, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Sizin dediğiniz iftiradır" karşılığını verdi.

Abd b. Humeyd, İkrime'den bildirir: Kadının biri Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) yanına girip çıktı. Çıktıktan sonra Hz. Âişe: "Yâ Resûlallah! Ne güzel ve ne hoş bir kadın, ama keşke bu kadar kısa olmasa" deyince, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey Âişel Onun gıybetini yaptın" buyurdu. Hz. Âişe: "Yâ Resûlallah! Ama ben onda bulunan bir şeyi dile getirdim" deyince, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Ey Âişe! Şayet onda olan bir şeyi söylersen gıybetini yapmış olursun. Onda olmayan bir şeyi söylemen halinde ise ona iftira atmış olursun" buyurdu.

Abd b. Humeyd, Avn b. Abdillah'tan bildirir: "Birinin arkasından kendisinde olan bir şeyi söylersen gıybetini yapmış olursun. Onda olmayan bir şeyi söylemen halinde de ona iftira etmiş olursun."

Abd b. Humeyd, Muâviye b. Kurra'dan bildirir: "Yanından eli kesik biri geçse ve: «Bu adamın eli kesik!» desen gıybet yapmış olursun."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Muhammed b. Sîrîn'in yanında bir adamdan söz edildi. Muhammed: "O siyah adam mı?" dedikten sonra hemen ekledi: "Estağfirullah! Sanırım gıybetini yaptım."

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı..." deyince: "Bundan hoşlanmayız" karşılığını verdiler. Bunun üzerine: "O zaman bu konuda Allah'tan korkun" dedi.

İbn Ebi'd-Dünya Zemmu'l-Ğîbe'de, Harâitî Mesâviu'l-Ahlâk'ta, İbn Merdûye ve Beyhakî Şuabu'l-îman'da Hz. Âişe'den bildirir: "Birbirinizin gıybetini yapmayın. Bir defasında Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) yanındayken oradan eteği uzunca bir kadın geçti. "Yâ Resûlallah! Eteği ne kadar da uzun" dediğimde, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem): "Tükür!" buyurdu. Tükürdüğümde ağzımdan bir parça et çıktı.

Abd b. Humeyd, İkrime'den bildirir: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) uğradığı bir topluluğa: "Dişlerinizi temizleyin!" buyurdu. Onlar: "Ey Allah'ın Peygamberi! Vallahi bugün henüz bir şey yemiş değiliz" dediklerinde, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem): "Vallahi filan kişinin etlerinin dişlerinizin arasında olduğunu görüyorum" buyurdu. Gerçekten de söz konusu kişinin gıybetini yapmışlardı.

Diyâ el-Makdisî el-Muhtâre'de Enes'ten bildirir: Araplar yolculukları sırasında birbirlerine hizmetçiler verirlerdi. Bir yolculuk sırasında Ebû Bekr ile Ömer'in yanında hizmetlerini gören bir adam bulunuyordu. Bir ara uykudan uyandıklarında adamın yemek hazırlamadığını gördüler ve: "Bu adam pek uykucu biriymiş" dediler. Sonra adamı uyandırdılar ve: "Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) yanına git, bizim selamımızı söyle ve bizim için kendisinden yiyecek bir şeyler iste" dediler. Adam gidip bunu Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) ilettiğinde, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Onlar yemek yediler" buyurdu. Ebû Bekr ile Ömer bu cevabı aldıktan sonra geldiler ve: "Yâ Resûlallah! Ne yemeği yedik ki?" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Kardeşinizin etini yediniz! Canım elinde olana yemin olsun ki onun etini dişlerinizin arasında görüyorum" buyurunca, Ebû Bekr ile Ömer: "Yâ Resûlallah! Bizim için bağışlanma dile!" dediler. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "O hizmetçinize söyleyin, bağışlanmayı size o dilesin" buyurdu.

Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru'l-Usûl'de Yahya b. Ebî Kesîr'den bildirir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir yolculuğa çıkmıştı ve Ebû Bekr ile Ömer de yanındaydı. Bir ara ashab birini gönderip Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi vesellem) et istediler. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Ete doymuş bir şekilde gölgelerinize çekilmediniz mi?" karşılığını verdi. Adam: "Ne eti? Vallahi epey zamandır et yemiş değiliz" dediğinde, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Hakkında konuştuğunuz o arkadaşınızın etil" buyurdu. Ashâb: "Ey Allah'ın Peygamberi! Biz onun sadece zayıf olduğunu, bizlere yardım etmediğini dile getirdik" dediğinde, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "O bile yeterlidir! Bunu da demeyin" buyurdu. Bunun üzerine adam geri döndü ve ashaba olanları anlattı. Ebû Bekr bunu duyunca geldi ve: "Ey Allah'ın Peygamberi! Başımın üzerine bas ve bana bağışlanma dile!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona bağışlanma diledi. Ömer de geldi ve: "Ey Allah'ın Peygamberi! Başımın üzerine bas ve bana bağışlanma dile!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona da bağışlanma diledi.

Ebû Ya'lâ, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Dünyadayken kardeşinin etini yiyen (gıybetini yapan) kişiye kıyamet gününde kendi eti getirilir ve: «Diri olan kardeşinin etini yediğin gibi şimdi de senin kendi ölü etini ye!» denilir. Yüzünü buruşturarak ve bağırıp çağırarak da kendi etini yer."

Ahmed, İbn Ebi'd-Dünya ve ibn Merdûye, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) azatlısı Ubeyd'den bildirin Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) zamanında iki kadın oruç tuttu. Oruçluyken de biri diğerinin yanında oturdu ve insanların etlerini yemeye (gıybetlerini yapmaya) başladılar. Bir ara adamın biri Allah Resûlü'ne geldi ve: "Yâ Resûlallah! Şurada oruçlu olan iki kadın var, ama neredeyse ölmek üzereler" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "O iki kadını bana getirin" buyurdu. Kadınlar gelince Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) bir kap veya bir bardak getirtti. Kadınlardan birine: "Kus" buyurunca kadın bardağın yansını dolduracak kadar kan, irin ve cerahat kustu. Diğerine de: "Kus" buyurunca o da bardağın kalan kısmını dolduracak kadar kan, irin ve cerahat kustu. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bu iki kadın Yüce Allah'ın kendilerine helal kıdığı şeylerden uzak durarak oruç tuttular. Ancak Allah'ın haram kıldığı bir şeyle oruçlarını bozdular. Zira biri diğerinin yanında oturdu ve ikisi de insanların etlerini yemeye (gıybetini yapmaya) başladılar."

İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ümrnü Seleme'ye gıybet konusu sorulunca şöyle demiştir: Bir Cuma günü sabahladığımızda Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) namaza gitti. O Sirada komşum da olan Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) eşlerinden biri yanıma geldi. Bazı erkekler ile bazı kadınlar hakkında konuştuk, gülüp vakit geçirdik. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) namazı bitirip gelinceye kadar birilerinin hakkında konuşup durduk. Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) sesini işitince hemen sustuk. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem) kapıya geldiğinde giysisiyle burnunu kapattı ve: "Off! Kalkıp kusun ve suyla temizlenin" buyurdu. Ben kalkıp kusmaya başladım. Midemden çok miktarda kokuşmuş et çıktığını gördüğümde ne zaman et yediğimi düşünmeye başladım. Ancak en son eti iki hafta önce yemiştim. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) ne kustuğumu sorunca olanları ona anlattım. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bu, ben gelene kadar (gıybet ederek) yiyip durduğun etti. Bir daha ne sen, ne de yanına gelen o arkadaşın böylesi bir şey yapmayın" buyurdu. Daha sonra yanıma gelen kadın da aynı şekilde kokuşmuş et kustuğunu bana söyledi.

İbn Merdûye'nin Ebû Mâlik el-Eş'arî Ka'b b. Âsım'dan bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Her mümin başka bir mümine haramdır. Müminin eti başka bir mümine haramdır. Onun etini yiyemez ve gıyabında gıybetini yapamaz. Müminin namusu diğer mümine haramdır ve bunu kirletemez. Yüzü de başka bir mümine haramdır, yüzüne vuramaz."

Abdurrezzâk, Buhârî Edeb'de, Ebû Ya'lâ, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî Şuabu'l- îman'da -sahîh bir isnâdla- Ebû Hureyre'den bildirir: Mâ'iz (zina ettiğini ısrarla itiraf edip) recmedildikten sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) iki adamın onun hakkında: "Yüce Allah günahını gizli tutmasına rağmen rahat durmayıp sonunda kendisini recmettiren şu adamı gördün değil mi?" dediklerini işitti. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) yoluna devam edip yolda bir eşek leşiyle karşılaşınca, o iki adamı kastederek: "Filan kişi ile falan kişi neredeler? Gelin ve şu eşeğin leşinden yiyin!" buyurdu. Bu iki adam: "Böylesi bir şey yenilir mi ki?" deyince, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Demin (gıybetini yaparak) kardeşinizden yediğiniz et vebali bundan daha ağır olan bir etti. Canını elinde olana yemin olsun ki şimdi o Cennetteki ırmaklarda yıkanmaktadır" buyurdu.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed Zühd'de, Buhârî Edeb'de ve Harâitî'nin bildirdiğine göre Amr b. el-Âs arkadaşlarıyla birlikte giderken ölü bir katır gördü ve onlara şöyle dedi: "Vallahi birinizin karnını doyurana kadar bunun etinden yemesi Müslüman kardeşinin (gıybetini yaparak) etini yemesinden daha iyidir."

Buhârî Edeb'de ve İbn Ebi'd-Dünya, Câbir b. Abdillah'tan bildirir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraberken içindekilerin azap gördüğü iki mezarın başına gelip durdu ve: "Bunlar büyük günah işledikleri için böylesi bir azabı çekmiyorlar" buyurdu. Sonra ağlayarak: "Biri insanların gıybetini yapardı. Diğeri ise idrarının üzerine bulaşmasından sakınmazdı" buyurdu. Daha sonra yaş olan iki ağaç dalı getirilip mezarın üzerine dikilmesini emretti ve: "Bu iki dal yaş durduğu sürece azaplarını hafifletecektir" buyurdu.

Buhârî Edeb'de İbn Mes'ûd'dan bildirir: "Yanında gıybeti yapılan bir mümini savunan kişiye Yüce Allah dünyada da, âhirette de mükâfatını verir. Yanında gıybeti yapılan bir mümini savunmayan kişiye ise Yüce Allah dünyada da, âhirette de bunun karşılığını kötü bir şekilde verir. Kişi bir müminin gıybetini yapmaktan daha kötü bir lokma yiyemez. Şayet onda bildiği bir şeyi söylerse gıybetini yapmış olur. Bilmediği bir şeyi söylemesi durumunda ise ona iftirada bulunmuş olur."

Ahmed, Câbir b. Abdillah'tan bildirir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraberken bir ara çok pis bir leş kokusu ortalığı kapladı. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Bunun ne kokusu olduğunu biliyor musunuz? Bu, insanların gıybetini yapanların kokusudur" buyurdu.

İbn Ebi'd-Dünya, Enes'ten bildirir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Senin de içlerinde bulunduğun bir toplulukta birine gıyabında dil uzatıldığı zaman sen bu kişiye arka çık, ona dil uzatanları kına ve oradan ayrıl" buyurdu ve: "...Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette bundan tiksinirsiniz..." âyetini okudu.

Beyhakî'nin Şuabu'l-îman' da İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Faiz (riba) yetmiş iki çeşittir. Bunlardan en hafifi bile Müslüman birinin kendi annesiyle ilişkiye girmesi kadar ağırdır. Faizle elde edilen bir dirhemin vebali otuz beş zinadan daha ağırdır. Ancak faizin en büyüğü, en ağırı ve en pis olanı Müslüman birinin namusunu lekelemek ve mahremiyetlerini çiğnemektir. "

Ahmed, Ebû Dâvud ve Beyhakî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Mîrac'da bakırdan tırnakları bulunan bir toplulukla karşılaştım. Bunlar o tırnaklarla kendi yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. «Ey Cebrail! Bunlar kim?» diye sorduğumda, bana: «Bunlar, insanların etlerini yiyen (gıybetlerini yapan) ve onların onurlarına dil uzatan kimselerdir» karşılığını verdi. "

Ahmed, Ebû Dâvud, Beyhaki, Ebû Ya'lâ, Taberânî ve Hâkim'in Müstevrid'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kim bir müslümanın gıybetini yapma karşılığında bir yemek yerse, Yüce Allah ona Cehennem ateşinden aynısını yedirir. Kim bir müslümanın aleyhinde konuşması karşılığında bir giysi giyerse Yüce Allah ona Cehennem ateşinden aynısını giydirir. Kim de birinin aleyhinde olması karşılığı gösteriş ve şöhret makamına oturursa, kıyamet gününde Yüce Allah onu gösteriş ve şöhret peşinde olanların makamında oturtur."

İbn Merdûye ve Beyhaki, Enes'ten bildirir: Bir defasında Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Müslümanların oruç tutmasını, ancak izin verene kadar da kimsenin iftarını yapmamasını emretti. Bu emir üzerine Müslümanlar oruç tuttu. Akşam olduğunda müslümanlar tek tek gelmeye ve: "Sabahtan beri oruçluyum, izin ver de iftarımı yapayım" demeye, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) de izin verince iftarlarını yapmaya başladılar. Bir ara adamın biri geldi ve: "Yâ Resûlallah! Akrabalarından iki genç kız sabahtan beri oruç tutuyorlar. İzin ver de iftarlarını yapsınlar" dedi. Ancak Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona yüz vermedi. Adam bir daha aynı şeyi söyleyince, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Onlar oruç tutmadı! İnsanların etlerini yiyip duran biri nasıl oruçlu olabilir ki? Git ve eğer hâlâ oruçlularsa kusmalarını söyle" buyurdu. İki kız denileni yaptıklarında her biri bir et parçası kustu. Adam gelip durumu Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) aktardığında: "Şayet bu et parçaları içlerindeyken ölselerdi Cehennem ateşi de onları yiyecekti" buyurdu.

Beyhaki, Hz. Âişe'den bildirir: "Kişi nasıl olur da (oruçlu iken) kardeşi hakkında söyleyeceği pis bir sözden uzak durmaz da kendisi için helal kılınan yiyecekten uzak durabilir?"

Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs ve Âişe şöyle demişlerdir: "Biri ağızdan biri de uykudan olmak üzere iki şey kişinin abdestini bozar. Ancak ağızdan dolayı olanı daha ağırdır ki o da yalan ile gıybettir."

Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbrâhîm(-i Nehaî): "Abdest, pislikten temizlenme ve Müslümanlara eziyetten uzak durma olmak üzere iki şekilde olur" demiştir.

Harâitî Mesâviu'l-Ahlâk'ta ve Beyhaki, İbn Abbâs'tan bildirir: Oruçlu olan iki adam Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) arkasında öğle veya ikindi namazlarını kıldılar. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) namazı bitirince bu iki adama: "Yeniden abdest alın ve kıldığınız namazı iade edin. Orucunuza devam edin, ancak onun yerine başka bir günde oruç tutun" buyurdu. İki adam: "Yâ Resûlallah! Neden?" diye sorunca, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Çünkü filan kişinin gıybetini yaptınız" buyurdu.

Harâitî, İbn Merdûye ve Beyhaki, Hz. Âişe'den bildirir: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) otururken kısa boylu bir kadın oradan geçti. Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) parmağımla kadını işaret ettiğimde: "Onun gıybetini yaptın" buyurdu.

İbn Cerîr, İbn Merdûye ve Beyhaki, Ebû Hureyre'den bildirir: Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) yanında orutuyorduk. Adamın biri oradan kalkıp gitmek istedi. Ancak kalkarken zorlanınca oradakilerden bazıları: "Filan kişi ne kadar da zayıfmış" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Adamın etini yediniz, gıybetini yaptınız" buyurdu.

Beyhaki, Muâz b. Cebel'den bildirir: Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi vesellem) yanında adamın biri zikredildi. Bazıları onun için: "Ne kadar da aciz biridir" deyince, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Adamın gıybetini yaptınız" buyurdu. Oradakiler: "Yâ Resûlallah! Biz onda bulunan bir şeyi dile getirdik" dediklerinde, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Zaten onda olmayan bir şeyi söyleseydiniz iftira etmiş olurdunuz!" buyurdu.

İbn Cerîr, Muâz b. Cebel'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) yanında bulunuyorduk. Bir ara bazıları bir adamdan söz ettiler ve onun için: "Yemek yedirmeseler kendisi yiyemez. Yardım etmeseler yükünü vuramaz. Ne kadar da aciz biri" dediler. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Adamın gıybetini yaptınız" buyurdu. Onlar: "Yâ Resûlallah! Kendisinde bulunan bir şeyi dile getirmek de mi gıybet oluyor?" dediklerinde, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem): "Kardeşinizde bulunan bir şeyi dile getirmeniz gıybet için yeterlidir" buyurdu.

Ebû Dâvud, Dârakutnî el-Efrâd'da, Harâitî, Taberânî, Hâkim, Ebû Nuaym ve Beyhaki, İbn Ömer'den bildirir: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Aracı olarak Allah'ın hadlerinden birinin yerine getirilmesine engel olan kişi, Allah'a verdiği emirde kafa tutmuş olur. Borçlu olarak ölen kişi, kıyamet gününde bu borcu dirhem ve dinarla değil iyiliklerinden öder. Bilerek ve haksız yere biriyle davalaşan kişi davasından dönünceye kadar Allah'ın öfkesine maruz kalır. Mümin hakkında kendisinde bulunmayan bir şeyi varmış gibi dile getiren kişiyi Yüce Allah söylediği bu sözün vebalinden kurtuluncaya kadar Cehennemliklerin irinlerinin toplandığı bir bataklıkta tutar. Ne var ki bu kişi söylediği bu sözün vebalinden kurtulamaz. "

Beyhakî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Allah'ı çokça zikredin. Zira kul «Allah'ı hamdiyle tesbih ederim» dediği zaman Yüce Allah buna karşılık kendisine on iyilik sevabı, on defa söylediği zaman yüz iyilik sevabı, yüz defa söylediği zaman da bin iyilik sevabı yazar. Daha fazla söylemesi halinde daha fazla yazar. Bağışlanma diyelen kişiyi Yüce Allah bağışlar. Aracı olarak Allah'ın hadlerinden birinin yerine getirilmesine engel olan kişi Allah'a verdiği emirde kafa tutmuş olur. Bilgisi olmadığı halde bir husumete katkıda bulunan kişi, Yüce Allah'ın öfkesine maruz kalır. Mümin bir erkek veya kadına iftirada bulunan kişiyi de Yüce Allah bunun vebalinden kurtuluncaya kadar Cehennemliklerin irinlerinin toplandığı bir bataklıkta tutar. Borçlu olarak ölen kişi, kıyamet gününde bu borcu iyiliklerinden öder. Zira orada ne dinar, ne de dirhem bulunur. "

Beyhakî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Birinin itibarını zedeleyecek bir söz eden kişiyi Yüce Allah bu sözün vebalinden kurtuluncaya kadar Cehennemliklerin irinlerinin toplandığı bir bataklıkta tutar."

Beyhaki, Evzaî'den bildirir: Bana bildirilene göre kıyamet gününde kula: "Kalk ve filan kişiden hakkını al" denilir. Bu kul: "Ama onda bir hakkım yok" deyince, kendisine: "Bilakis var! Zira filan günde senin hakkında şöyle şöyle demişti" karşılığı verilir.

İbn Merdûye ve Beyhaki, Ebû Saîd ve Câbir b. Abdillah'tan bildirir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Gıybet zinadan daha ağırdır" buyurdu. Ashâb: "Yâ Resûlallah! Gıybet nasıl zinadan daha ağır olabilir?" dediklerinde, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Çünkü zina eden kişi tövbe ettiği zaman Yüce Allah tövbesini kabul eder. Ancak gıybet eden kişiyi hakkında gıybet ettiği kişi affetmedikçe Yüce Allah da bağışlamaz" buyurdu.

Beyhakî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Gıybet zinadan daha ağırdır. Zira zina eden kişi tövbe edebilir, ancak gıybet eden kişinin tövbesi yoktur."

Beyhaki, Ğiyâs b. Kellûb el-Kûfî vasıtasıyla Mutarrif b. Semure'den, o da babasından bildirir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Yüce Allah etçil evleri sevmez" buyurdu. Ğiyâs der ki: "Mutarrif'e: "Etçil evler ne demek?" diye sorduğumda: "İçinde gıybet yapılan evlerdir" dedi.

Aynı isnâdla Mutarrif, babasından naklen şöyle der: Ramazan ayında Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) hacamatçının önünden geçerken, hacamatçının önündeki adamla birlikte gıybet ettiklerini gördü. Bunun üzerine onlara:

"Hacamatçının da hacamat olanın da oruçları bozuldu" buyurdu. Beyhakî der ki: "Buradaki ravi Ğiyâs mechûl birisidir."

Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Faizlerin en büyüğü, kişinin din kardeşinin onuruna dil uzatmasıdır" buyurmuştur.

Beyhakî'nin bildirdiğine göre Abdullah b. el-Mübârek: "Biri birinin gıybetini yaptığı zaman helallik dilemek için bunu ona bildirmesin. Bunun yerine Allah'tan bağışlanma dilesin" demiştir.

Beyhakî'nin Şuabu'l-îman'da bildirdiğine göre Şu'be: "Birinden yana şikâyette bulunma veya insanları ona karşı uyarma, gıybetten değildir" demiştir.

Beyhaki, Süfyân b. Uyeyne'den bildirir: "Üç kişi hakkında konuşma gıybetten olmaz. Biri zalim yöneticidir. Diğeri fasıklığını açıkça ortaya koyan fasık kişidir. Üçüncüsü de insanları kendi yoluna çağıran bidatçı kişidir."

Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Bidat sahipleri hakkında konuşmak gıybetten değildir" demiştir.

Beyhakî'nin bildirdiğine göre Zeyd b. Eşlem: "Gıybet, günahlarını açıkça yapmayan kişi hakkında konuşmaktır" demiştir.

Beyhaki, Harâitî Mesâviu'l-Ahlâk'ta, Hatîb, Deylemî, İbn Asâkir ve İbnu'n- Neccâr'ın Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Üzerinden hayâ elbisesini atan kişinin gıybeti olmaz (hakkında konuşmak gıybetten sayılmaz)" buyurmuştur.

Beyhakî ve Taberânî'nin Behz b. Hakîm'den, onun babasından, onun da dedesinden bildirdiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem): "Fasık olan kişinin gıybeti olmaz" buyurmuştur.

Beyhakî'nin Behz b. Hakîm'den, onun babasından, onun da dedesinden bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): "Facir olan kişi hakkında konuşmaktan çekiniyor musunuz? Oysa onda bulunan olumsuzlukları zikredin ki insanlar ona karşı dikkatli olsunlar" buyurmuştur.

Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hasan el-Basrî şöyle demiştir: "Üç kişi hakkında konuşmak gıybetten olmaz. Biri fasıklığını açıkça ortaya koyan fasık kişidir. Diğeri zalim yöneticidir. Üçüncüsü de bidatçi olduğunu açıkça ortaya koyan bidatçı kişidir."

Hakîm et-Tirmizî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde kulun iyilikleri bir kefeye kötülükleri de diğer kefeye konulur. Kötülüklerinin olduğu kefe daha ağır basınca bir kağıt getirilip iyiliklerin olduğu kefeye konulur. Bu şekilde iyiliklerin olduğu kefe ağır basınca, kul: «Rabbim! Bu kağıt da ne oluyor? Zira onunla gece ve gündüz yaptığım tüm ameller kabul gördü» diye sorar. Kendisine: «Söylenenlerden uzak olmana rağmen hakkında söylenenlerdir» karşılığı verilir. Bu şekilde de kurtulmuş olur. "

Hakîm et-Tirmizî'nin bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib: "Masum birine iftira atmanın vebali, göklerden daha ağırdır" demiştir.

12 ﴿