42

"Şüphesiz en son varış Rabbinedir."

el-Efrâd'da Dârakutnî ve Tefsîr'de Beğavî'nin Ubey b. Ka'b'dan bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Şüphesiz en son varış Rabbinedir" âyetini açıklarken: "Rab hakkında tefekkür etmek olmaz" buyurdu.

Ebu'ş-Şeyh'in Azame'de bildirdiğine göre Süfyân es-Sevrî: "Şüphesiz en son varış Rabbinedir" âyetini açıklarken: "Rab hakkında tefekkür etmek doğru olmaz" dedi.

İbn Mâce ve Ebu'ş-Şeyh, İbn Abbâs'tan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Allah'ın zatını tefekkür eden bir kavim görünce: "Yaratılmışları tefekkür edin, yaratanın zatını tefekkür etmeyin, buna güç yetiremezsiniz" buyurdu.

Ebu'ş-Şeyh'in Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah'ın yaratıklarını tefekkür edin, Allah'ın zatını tefekkür etmeyin, yoksa helak olursunuz" buyurmuştur.

Ebu'ş-Şeyh, Yunus b. Meysere'den bildirir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbının yanına gitti ve ashabının Allah'ın azametini konuştuklarını gördü. Onlara: "Ne hakkında konuşuyorsunuz?" diye sorunca: "Biz, Allah'ın azametini tefekkür ediyorduk" dediler. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) üç defa: "Allah'ın zatını tefekkür etmeyin" dedikten sonra da üç defa: "Allah'ın yarattıklarının büyüklüğünü tefekkür edin" buyurdu.

Ebu'ş-Şeyh'in bildirdiğine göre Şuberme'nin azatlısı, Hakem adındaki Ebû Umeyye Küfe âlimlerinden birinin şöyle dediğini bildirir: Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı kendi aralarında bir şeyler hakkında konuşuyordu. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara doğru yönelince sustular. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ne hakkında konuşuyordunuz?" diye sorunca: "Güneş'e baktık, onun nereden gelip nereye gittiğini ve Allah'ın yarattıklarını tefekkür ediyorduk" dediler. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Öyle yapın, Allah'ın yarattıklarını tefekkür edin, ama Allah'ın zatını tefekkür etmeyin. Batının ötesinde Allah'ın beyaz toprakları vardır. Onun beyazlığı ve nuru, güneş ışınlarının ancak kırk günde ulaşabileceği bir mesafedir. Orada bir an olsa bile Allah'a karşı asi olmayan yaratıklar vardır" buyurdu. Ashâb: "Ey Allah'ın Peygamberi! Onlar Âdem'in (aleyhisselam) çocuklarından mıdır?" diye sorunca: "Onlar Âdem'in yaratılıp yaratılmadığım bilmezler bile" buyurdu. Ashâb: "Ey Allah'ın Peygamberi! İblis onların ne tarafındadır?" diye sorunca da: "Onlar İblis'in yaratılıp yaratılmadığını bilmezler bile" buyurdu.

Ebu'ş-Şeyh, İbn Abbâs'tan bildirir: Biz Mescid'de halkalar halinde oturmuşken Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanımıza girdi ve: "Hangi konuda görüşmektesiniz?" buyurdu. Biz: "Güneş'in nasıl çıktığını ve nasıl battığını tefekkür etmekteyiz" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"İyi etmektesiniz, yaratılanı tefekkür edin. Ancak yaratanı tefekkür etmeyin. Şüphesiz ki Allah dilediğini dilediği için yaratmıştır. Bu duruma şaşırın (tefekkür edin). Kaf dağının arkasında yedi deniz vardır. Her bir deniz beş yüz yıllık bir mesafedir. Onun ardında da ahalisini nuruyla ışıklandıran yedi tane yeryüzü vardır. Onun ardında da uçan yetmiş bin ümmet vardır. Onlar kuşlar gibi yaratılmışlardır ve havada yavrularlar. Allah'ın hiçbir tesbihatından geri kalmazlar. Onların ötesinde de rüzgârdan yaratılmış yetmiş bin ümmet vardır. Onların yiyeceği, içeceği, giysileri, kapları ve binekleri rüzgârdandır. Onların bineklerinirı ayakları kıyamet gününe kadar yere basmaz. Onların gözleri göğüslerindedir. Onlardan biri uyur ve uyandığı zaman rızkının başı ucunda olduğunu görür. Onların ardında da yetmiş bin ümmet vardır. O ümmetlerin ardında da Arş'ın gölgesi vardır. O gölgede yetmiş bin ümmet vardır. Onlar Âdem ve zürriyetinin, İblis ve zürriyetinin yaratıldığını bilmezler. Yüce Allah'ın: «Sizin bilmediğiniz daha nice şeyler yaratmaktadır!» kelâmı da bunu ifade etmektedir. "

42 ﴿