44

"Ey İnsan ve cin toplulukları! Sizin de hesabınızı ele alacağız. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresini aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin! Ama Allah'ın verdiği bir güç olmaksızın geçemezsiniz ki! Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Ey insanlar ve cinler! Özerinize dumansız bir alev ve ateşsiz bir duman gönderilir de kurtulamazsınız. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman haliniz nice olur? Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? O gün ne insana ve ne cine suçu sorulur. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Suçlular simalarından tanınırlar da, alın saçlarından ve ayaklarından yakalanırlar. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İşte suçluların yalanladıkları cehennem budur. Onlar, cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar.."

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde: "Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar" âyetini açıklarken: "Allah'ın yaratıkları ile hesap için ilgilenmesi yakındır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk: "Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar" âyetini açıklarken: "Bu bir tehdittir" dedi.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar" âyetini açıklarken: "Bu, Allah'ın kullarına bir tehdidir. Allah'ın bir meşguliyeti yoktur" dedi. "Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz" kelâmı hakkında ise: "Benim mülkümden çıkıp gidemezsiniz (her yer benim mülkümdür) mânâsındadır" dedi.

el-Ferrâ ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Talha b. Musarrif ve Yahya b. Vessâb bu âyeti: (.....) şeklinde okumuşlardır.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz" kelâmı açıklarken: "Güçle ifadesiyle hüccet kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde: "Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz" kelâmı açıklarken: "Ancak Allah'ın kudretiyle çıkabilirsiniz, mânâsındadır" dedi.

İbn Ebi'd-Dünyâ Hevâtifu'l-Cân'da Vasîle b. el-Eska'dan bildirir. Haccâc b. İlât'ın Müslüman olması şöyle olmuştu: O, kavminden bir grupla beraber Mekke'ye gitmişti. Gece vakti olunca korktu ve arkadaşlarını korumak için nöbete durup şöyle demeye başladı:

"Geri dününceye kadar bu yerlerden

Kendi mi ve arkadaşlarımı Allah'a sığındırırım

Buralarda bulunan bütün cinlerden. "

Bunun üzerine bir kişinin: "Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz" dediğini işitti. Mekke'ye vardığı zaman bu durumu Kureyşlilere haber verdi. Onlar da: "Bu, Muhammed'in kendisine indiğini iddia ettiği şeydir" dediler.

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelâmını açıklarken: "Şuvâz ifadesi ateşin alevi, nuhâs ifadesi ise ateşin dumanı anlamındadır" dedi.

İbnu'l-Enbârî el-Vakf ve'l-İbtidâ'da Tastî ve Taberânî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: "Bana: (.....) kelâmını açıkla" deyince, İbn Abbâs: "Şuvâz ifadesi dumanı olmayan alev mânâsındadır" dedi. Nâfi' b. el-Ezrak: "Araplar böylesi bir ifadeyi bilir mi?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Evet bilirler, Umeyye b. Ebi's-Salt'ın:

"Hiç durmadan ateşini körükleyip duruyor

Hiç durmadan dumansız alevini üflüyor" dediğini işitmedin mi?" karşılığını verdi. Nâfi' b. el-Ezrak: Bana: (.....) ifadesini açıkla!" deyince, İbn Abbâs: "Nuhâs ifadesi alevi olmayan duman mânâsındadır" dedi. Nâfi' b. el-Ezrak: "Araplar böylesi bir ifadeyi bilir mi?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Evet bilirler, şâirin:

"Bir yağ kandili ışığı gibi etraf ışıtmıştır

Ama Allah o ışıkta bir alev Umamıştır" dediğini işitmedin mi?" karşılığını verdi.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde: ..... kelâmını açıklarken: "Üzerinize ateşten alev gönderilir, mânâsındadır" dedi.

Hennâd, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Üzerinize ateşten alev... gönderilir..." kelâmını açıklarken: "Üzerinize ateşten kesilmiş kırmızı bir alev gönderilir, mânâsındadır" dedi. Başka bir lafızda ise: "Kırmızı bir ateş parçası gönderilir" şeklindedir. (.....) ifadesi hakkında ise: "Bakırlar eritilip başlarına dökülecektir" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ikrime: kelâmını açıklarken: "Burada iki vadi kastedilmektedir. Şuvâz ifadesi irin vadisi, nuhâs ifadesi ise bakır vadisidir. İrin de ateşin kendisidir" dedi.

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Dahhâk: "Üzerinize ateşten alev... gönderilir..." kelâmını açıklarken şöyle dedi: "Batıdan bir ateş çıkacak ve bütün insanları bir araya toplayacaktır. Hatta kendileriyle beraber domuzlar ve maymunlar bile toplanacaktır. Bu domuzlar ve maymunlar onların gecelediği yerde geceleyecek ve gündüz dinlenecekleri yerde dinleneceklerdir."

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini açıklarken: "Burada kendisiyle azap görecekleri bakır kastedilmektedir" dedi.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde: "...Hiçbir yardım görmeyeceksiniz" kelâmını açıklarken: "Burada cinler ve insanlar kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman haliniz nice olur?" âyetini açıklarken: "Gökyüzünün rengi değiştiği zaman anlamındadır" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelâmını açıklarken: "Verdeten ifadesi kırmızı gül, ked-dihân ifadesi ise kırmızı deri mânâsındadır" dedi.

Firyabî, Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman..." kelâmını açıklarken: "Kırmızıyla sarı arasındaki renkte bir at renginde olduğu zaman, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Dahhâk: "Gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman..." kelâmını açıklarken: "Kırmızıyla sarı arasındaki kırmızı renkte bir at renginde olduğu zaman, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Ebu'l-Cevzâ: (.....) kelâmını açıklarken: "Verdeten ifadesi horozibiği gibi (kırmızı) gül, ked-dihân ifadesi ise yağın özü mânâsındadır. Arapların: "Horozibiği gibi gül" dediğini görmüyor musun?" dedi.

Ebu'ş-Şeyh'in Azame'de bildirdiğine göre Atâ: "Gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman..." kelâmını açıklarken: "Gökyüzünün rengi, sarıya yakın gül yağı renginde olduğu zaman, mânâsındadır" dedi.

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman.." kelâmını açıklarken: "Bugün gökyüzü gördüğünüz gibi yeşildir. Ancak kıyamet gününde başka bir rengi vardır" dedi.

Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman..." kelâmını açıklarken: "Keddihân ifadesiyle yağ kastedilmektedir" dedi.

İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk: "Gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman..." kelâmını açıklarken: "Saf yağ gibi saf olduğu zaman, mânâsındadır" dedi.

Muhammed b. Nasr'ın Lokmân b. Âmir el-Hanefî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gencin: "Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman" âyetini okuduğunu işitti. Bu genç durdu ve tüyleri diken diken oldu. Boğazı düğümlenip ağlamaya başladı ve: "Gökyüzünün yarılacağı gün vay halimize!" dedi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Dediğin gibi ey genç! Canım elinde olana yemin olsun ki melekler de senin ağlamandan dolayı ağladı" buyurdu.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz" âyetini açıklarken: "Allah, onlara: «Şunu şunu yaptınız mı?» diye sormayacaktır. Zira Allah bunu onlardan daha iyi bilmektedir. Ancak onlara: «Şunu şunu niye yaptınız?» diye hesap soracaktır" dedi.

İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "İşte o gün insana da, cine de günahı sorulmaz'" âyetini açıklarken şöyle dedi: Allah'ın: "...Suçluların suçları kendilerinden sorulmaz" kelâmında olduğu gibi ve Muhammed'e: "Sen, cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın" buyurduğu gibi: "Onlara ne yaptıklarını sormayacağım. Onları birbirlerinden de sormayacağım" buyurmaktadır.

İbn Merdûye'nin Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü hesaba çekilen kişi bağışlanmayacaktır. Müslüman kişi amelini mezarda görecektir. Zira Yüce Allah: «İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz» buyurmaktadır. "

Âdem, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve Şuabu'l-İmân'da Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid: "İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz" âyetini açıklarken: "Melekler suçlu kişileri sormayacaktır. Çünkü onları simalarından tanırlar" dedi.

Hennâd ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Dahhâk: "Suçlular simalarından tanınır..." kelâmını açıklarken: "Günahkarlar yüzlerinin karalığından ve gözlerinin morluğundan tanınırlar" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Suçlular simalarından tanınır..." kelâmını açıklarken: "Suçlular yüzlerinin karalığından ve gözlerinin morluğundan tanınırlar" dedi.

İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve el-Ba's ve'n-Nuşür'da Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar" kelâmını açıklarken: "Zebâni suçluyu perçeminden ve ayaklarından tutar. Bunun üzerine suçlu odunun tandırda kırılması gibi kırılır" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Dahhâk: "Perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar" kelâmını açıklarken: "Melek suçluyu perçeminden tutarak ayaklarına doğru kıvırır belini kırarak ateşe atar" dedi.

Hennâd'ın Zühd'de bildirdiğine göre Dahhâk bu âyeti: "Perçeminden ve ayaklarından geriye doğru çekilerek bir zincirle bağlanır" şeklinde açıklamıştır.

Abdurrezzâk'ın Musannef’te bildirdiğine göre Kinde'li bir kişi der ki: Hazret-i Âişe'ye: "Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) hiç kimseye şefaatta bulunamayacağı bir zamanın geleceğinden söz ettiğini işittin mi?" diye sordum. Bunun üzerine Hazret-i Âişe şöyle dedi: "Evet, ben bunu ona sorduğumda, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Evet, Sırat konulacağı zaman, kimi yüzlerin kararıp kimi yüzlerin ak olacağı zaman, köprünün bilenip de ustura gibi keskin ve kor gibi kızgın olacağı zaman kimseye şefaat etme durumum yoktur. Mümin köprüyü geçecek ve ona hiç bir zarar vermeyecektir. Münafık ise köprünün ortasına ulaştığında ayağına bir şey batacak ve elleri ile iki ayağına doğru eğilecektir. Sen, çıplak ayakla yürüyüp de ayaklarına diken batan birini gördün mü? İşte o da aynı şekilde elleriyle ayaklarına doğru eğilecektir. Zebani bir çengelle alnına vurduktan sonra da cehenneme atılır. Orada elli yıl boyunca dibe doğru döne döne inmeye devam edecektir." Ben: "O zaman kişi ağır olacak mı?" diye sorduğumda, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Kişi o zaman beş hamile deve ağırlığında olacaktır. İşte o zaman: «Suçlular simalarından tanınır da, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar» buyurdu.

İbn Merdûye ve Sifatu'n-Nâr'da Diyâ el-Makdisî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Canım elinde olana yemin olsun ki, Cehennem melekleri, daha Cehennem yaratılmadan bin yıl önce yaratıldı. Onlar, perçemlerinden ve ayaklarından yakalayacakları güne kadar her gün güçlerine güç katmaktadır."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Yüksek derecede kaynar su arasında..." kelâmını açıklarken: "Burada suyun son dereceye kadar ısınması kastedilmektedir" dedi. Başka bir lafızda ise: "Son dereceye kadar kaynaması" şeklindedir.

Tastî ve Taberânî'nin bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: "Bana: (.....) kelâmını açıkla" deyince, İbn Abbâs: "Ani ifadesi son dereceye kadar pişmek ve ısısı yükselmek mânâsındadır" dedi. Nâfi' b. el- Ezrak: "Araplar böylesi bir ifadeyi bilir mi?" diye sorunca, İbn Abbâs: "Evet bilirler, Zebyân oğullarından Nâbiğa'nın:

"Sözünde durmayıp hainlik eden kişinin sakalı ayıplanır

Kaynaması son bulmuş kandan daha kırmızı su ile boyanır" dediğini işitmedin mi?.....  karşılığını verdi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Katâde: "Yüksek derecede kaynar su arasında..." kelâmını açıklarken: "Allah, gökyüzünü ve yeryüzünü yarattığı zamandan beri Cehennem son safhaya kadar kaynamıştır" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Yüksek derecede kaynar su arasında..." kelâmını açıklarken: "Kaynaması son safhaya geldi, mânâsındadır" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İkrime: "Yüksek derecede kaynar su arasında..." kelâmını açıklarken: "Burada ısısı yükselmiş ateş kastedilmektedir" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "Yüksek derecede kaynar su arasında..." kelâmını açıklarken: "Burada, kaynamakta son safhaya ulaşmış bakır kastedilmektedir" dedi.

44 ﴿