27

"Sonra bunların izinden ardanla peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik; ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır."

Abd b. Humeyd, Nevâdiru'l-Usûl'da Hakîm et-Tirmizî, Ebû Ya'la, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye, Şuabu'l-İmân'da Beyhakî ve İbn Asâkir'in değişik kanallarla bildirdiğine göre İbn Mes'ûd der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Abdullah!" diye seslenince, üç defa: "Emrindeyim ya Resûlallah!" dedim. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "İmanın en sağlam kulpunun ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ben: "Allah ve Resûlü en iyi bilir" deyince: "İmanın en sağlam kulpu, Allah için dost olmak, onun için sevip onun için buğzetmektir" buyurdu ve: "Hangi insanların daha üstün olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ben: "Allah ve Resulü en iyi bilir" deyince: "İnsanların en üstünü dinlerinde fakih olup üstün amel işleyenlerdir" buyurdu ve: "Ey Abdullah! Hangi insanların daha bilgili olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ben: "Allah ve Resulü en iyi bilir" deyince şöyle buyurdu:

"En bilgili insan, insanların ihtilaflara düştükleri zaman amelleri az ve sırt ütü sürünüyor olsa bile gerçeği en iyi şekilde görebilendir. Bizden öncekiler yetmiş iki fırkaya ayrılmıştır. Onlardan üçü kurtuluşa ermiş, diğerleri ise helak olmuştur. Bir fırka krallara karşı çıkıp öldürülünceye kadar Allah'ın ve İsa b. Meryem'in dini uğrunda onlarla savaştılar. Birfirkanın ise krallara karşı çıkma gücü yoktu. Bunlar kendi kavimleri arasında kalmaya devam edip onları Allah'ın ve İsa'nın (aleyhisselam) dinine davet ettiler. Bunun üzerine de krallar onları testerelerle keserek öldürdüler. Bir fırkanın ise ne krallara karşı çıkma, ne de kavimleri arasında kalma gücü vardı. Bu sebeple dağlara çıkıp orada ruhbanlığa başladılar. Allah'ın haklarında: «Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik» diye buyurduğu kişiler de bunlardır. İşte onlar bana iman edip beni tasdik edenlerdir. "İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır." Bunlar da nankörlük edip beni inkâr edenlerdir. "

Nesâî, Nevâdiru'l-Usûl'da Hakîm et-Tirmizî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: İsa'dan (aleyhisselam) sonra Tevrat'ı ve İncil'i değiştiren krallar vardı. Aralarında Tevrat'ı ve İncil'i okuyan mümin kişiler bulunmaktaydı. Krallara (bu mümin kişileri kastederek): "Şunların bize sövmelerinden daha ağır bir küfür görmüyoruz. Çünkü onlar: «Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir... Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir»' âyetlerini okumaktadır. Bunları okumalarıyla beraber işlediğimiz amelleri ayıplamaktalar. Siz onları çağırın da bizim okuduğumuz gibi okuyup bizim inandığımız gibi inansınlar" denildi. Kral onları çağırıp topladı ve ya değiştirilen kısmı hariç Tevrat ve İncil'i okumayı bırakmalarını ya da öldürüleceklerini bildirdi. Onlara: "Bunları bırakmak için bizden ne istersiniz? Artık bizi bırakın" dedi. Müminlerden bir grup: "Bize bir kule inşa edip bizi üzerine çıkarın. Sonra da kendisiyle yiyeceğimizi ve içeceğimizi yanımıza çıkaracak bir şey verin. Bir daha yanınıza dönmeyiz" dedi. Başka bir grup: "Bizi bırakın yeryüzünde seyahat edip vahşi hayvanların yediği gibi yiyip, içtiği gibi içelim. Eğer bundan sonra da bizi topraklarınızda yakalarsanız öldürün" dedi. Diğer bir grup ise: "Siz bize çöllerde manastır yapın. Biz kuyular kazıp, baklalar ekelim. Sizden başka bir şey istemiyoruz. Bir daha sizin yanınıza da uğramayız" dedi. Fakat onların her kabile de dostları vardı. Onlar böyle yapınca da Yüce Allah «Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar» âyetini indirdi. Diğerleri ise şirk ahalisinin taptığı şeylere tapan kişilerdi. Onlardan da ölenler ölünce: "Biz de, filan kişinin ibadet ettiği gibi ibadet eder, filan kişinin seyahat ettiği gibi seyahat eder ve filan kişi gibi manastır ediniriz" dediler. Onlar şirkleri üzerinde idi ve kendilerine uydukları kişilerin imanlarından habersiz idiler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) gönderildiği zaman onlardan az bir kısım kalmıştı. Seyahatte olan seyahatinden ve manastırında olan manastırından gelerek Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) iman edip kendisini tasdik ettiler. Bu sebeple Yüce Allah: "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve peygamberine iman edin ki, size rahmetinden iki kat pay (iki kat mükâfat) versin" buyurmaktadır. Bu da İsa'ya (aleyhisselam), iman edip nefisleriyle mücadele etmeleri, Tevrat'a, İncil'e ve Muhammed'e iman edip tasdik etmelerinden dolayıdır. "Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin..." Bu da Kur'ân'a ve Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) tabi olmalarıdır."'

Ebû Dâvud, Ebû Ya'la ve Diyâ'nın Enes'ten bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Nefislerinizi zora koşmayın. Aksi takdirde size zorluk çıkartılır. Zira bir kavim kendi nefsini zora koşmuş ve kendilerine zorluk çıkartılmıştır. Onlardan geriye kalanlar da kiliseler ve manastırlardadır. «...Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık...»" buyurmuştur.

Taberânî ve Şuabu'l-İmân'da Beyhakî'nin Sehl b. Ebî Umâme b. Sehl b. Huneyf'ten, onun babasından, onun da dedesinden bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Nefislerinizi zora koşmayın. Zira sizden öncekiler nefislerini zora koşmakla helak oldular. Onlardan geriye kalanları kiliselerde ve manastırlarda bulursunuz" buyurmuştur.

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Merdûye ve İbn Nasr'ın bildirdiğine göre Ebû Umâme: "Allah size Ramazan ayı orucunu tutmanızı farz kıldı. Onda namaz (teravih) kılmanızı emretmedi. Siz onu bidat olarak edindiniz. Ancak ona devam ediniz. Çünkü İsrâil oğullarından bazı kimseler bir bidat edindi. O bidati terk etmeleriyle de Allah onları ayıpladı" dedi. Sonra da: "Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır" âyetini okudu.

Ahmed, Hakîm et-Tirmizî, Ebû Ya'la ve Şuabu'l-İmân'da Beyhakî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Her ümmetin bir ruhbanlığı vardır. Bu ümmetin ruhbanlığı da Allah yolunda cihaddır" buyurmuştur.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "...Uydurdukları ruhbanlığa gelince..."' kelâmını açıklarken: "Bize bildirildiğine göre onlar, kadınlarını red edip manastırlara çekildiler" dedi.

27 ﴿