7"Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir. Kitap ehlinden inkarcı olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O dur. Oysa Ey Mü’minler! Çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da, kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın azabı onlara beklemedikleri yerden geldi, kalplerine korku saldı; evlerini kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri! Ders alın. Allah onlara sürülmeyi yazmamış olsaydı, dünyada başka şekilde azap verecekti. Ahırette onlara ateş azabı vardır. Bu, Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah'a karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezalandırması şüphesiz çetindir. İnkarcı kitap ehlinin yurtlarında hurma ağaçlarını kesmeniz veya onları kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız Allah'ın izniyledir. Allah yoldan çıkanları böylece rezilliğe uğratır. Ey Mü’minler! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük verir. Allah her şeye Kadir'dir. Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta kî içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, Şüphesiz Allah'ın cezalandırması çetindir." Hâkim İbn Merdûye ve Delâil'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre Hazret-i Âişe der ki: Nadîr oğullarının gazvesi -ki onlar Yahudilerden bir fırkadır- Bedir savaşından altı ay sonra idi. Evleri ve hurmalıkları Medine'nin kenarında bir taraftaydı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onları kuşatmış ve sürgün etmek üzere onları kalelerinden indirmişti. Develerinin taşıyabileceği kadar mal ve eşyayı beraberlerinde götürecek, ama silah almayacaklardı. İşte o zaman Yüce Allah onların hakkında: "Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır...'" âyetlerini indirdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlarla savaştı. Sonra kendilerini Şam'a sürgün etmek üzere onlarla anlaştı. Onlar daha önce sürgün edilmemiş bir nesilden geliyordu. Sonunda Allah onlar hakkında bu âyetleri indirdi. Eğer bu âyetleri indirmemiş olsaydı onları ölüm ve esaretle azaplandırırdı. Ancak Allah: "...O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır..." buyurmaktadır. Dünyada ilk sürgün de Şam'a yapılmıştır. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî mürsel olarak Urve'den aynısını bildirir. Beyhakî: "Bilinen mürsel olduğudur" dedi. Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Hasan(-ı Basrî)'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Nadîr oğullarını sürgün ettiği zaman: "Bu, ilk sürgündür ve ben onların izi üzereyim" buyurmuştur. Bezzâr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Ba's'da Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Mahşer yerinin Şam olduğundan şüphe eden kişi: "O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır..." âyetini okusun. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), onlara: "Buralardan çıkın" buyurunca, onlar: "Nereye gidelim?" dediler. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Mahşer yerine gidin" karşılığını verdi. Ahmed'in Zühd'de Kays'tan bildirdiğine göre Cerîr kavmine vaaz verirken: "Vallahi onda bir kerpiç bile koymamış olmak isterdim. Siz ancak gizlenen deve kuşu gibisiniz. Sizin topraklarınız ilk olarak sol taraftan, sonra da sağ taraftan harap olacaktır. Mahşer de burada olacaktır" dedi ve Şam'ı işaret etti. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız..." kelâmını açıklarken şöyle dedi: "Allah, Peygamberine, Yahudilere karşı ilk toplanmada fetih nasip etti. Onlarla iki veya üç defa savaşmadı. Allah Peygamberini ilk toplanmada onlara karşı üstün kıldı. Ancak Peygamber ve ashâbı onların kalelerinden asla çıkmayacaklarını zannetmişti." Beyhakî Delâil'de Urve'den bildirir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Nadîr oğullarına topraklarını terk edip gitmelerini emretti. Medine'de nifak had safhaya ulaşmıştı. Onlar: "Nereye gideceğiz?" deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Sizi toplanma yerine gönderiyorum" buyurdu. Münafıklar Ehl-i Kitab'dan kardeşlerine ve dostlarına yapılacak şeyi işitince onlara haber gönderdiler ve: "Biz ölümde de, kalımda da sizinleyiz. Eğer savaşırsanız biz sizlere yardım edeceğiz. Buradan çıkarılacak olursanız sizi yalnız bırakacak değiliz" dediler. Şeytanın onlara zaferi temenni ettirmesiyle Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem): "Vallahi kalelerimizden çıkmayacağız. Eğer bizimle savaşırsan biz de sizinle savaşırız" diye seslendiler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Allah'ın emri doğrultusunda onlar hakkında hüküm kılıp ashâbına emredince ashâb silahlarını kuşandı. Sonra da onlara saldırdı. Yahudiler evlerine ve kalelerine sığındılar. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yanlarına ulaşınca ashâbına ilk olarak yakında olan evleri yıkmaya başlamalarını ve hurma ağaçlarını kesip yakmalarını emretti. Allah Yahudileri ve münafıkları engellemiş ve münafıklar Yahudilere yardım edememişti. Allah her iki fırkanın da kalbine bir korku düşürmüştü. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), şehir merkezine yakın evleri yıkmayı her bitirişinde Allah onların kalplerine korku düşürüyordu. Bunun üzerine Yahudiler de arkalarından kendi evlerini yıkmaya başladılar. Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) karşısına çıkmaya güç yetiremiyorlardı. Yıkımda evlerinin sonuna yetişecekleri sırada münafıkları ve temenni etmiş oldukları galibiyeti bekliyorlardı. Ancak bundan ümitlerini kestiklerinde Resûlüllah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem), ilk teklif etmiş olduğu şeyi istediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), silah dışında develerinin kaldırabileceği kadar mallarından almaları ve sürgün edilmeleri üzere hüküm kıldı. Artık her biri bir tarafa gitmişti. Fakat Müslümanların evleri yıkmalarını ve hurma ağaçlarını kesmelerini ayıplayarak: "Ağaçların suçu nedir ki? Bir de ıslah edici kişiler olduğunuzu söylemektesiniz" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah: "Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir... Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir" âyetlerini indirdi. Allah ganimetleri (savaşsız elde edildiği için) Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) ganimet kıldı ve başka birine bir pay vermedi. Sonra: "Ey Mü’minler! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük verir. Allah herşeye Kadir'dir" buyurdu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu ganimeti Allah'ın kendisine göstermiş olduğu ilk muhacirler arasında taksim etti. İbn Cerîr, İbn Merdûye, Delâil'de Beyhakî ve İbn Asâkir'in Avfî vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Yahudileri kuşattı ve onların her şeyini ele geçirdi. Bunun üzerine Yahudiler, Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) İstediği her şeyi verdi. Resûlüllah da (sallallahü aleyhi ve sellem) kanlarının dökülmemesi, topraklarından ve vatanlarından çıkarak Şam topraklarına gitmek üzere onlarla anlaştı. Ayrıca onlardan her üç kişiye bir deve ve su tulumu verdi. Beğavî'nin Mu'cem'de Muhammed b. Mesleme'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisini Nadîr oğullarına göndermiş ve sürgün için onlara üç gün süre vermesini emretmiştir. Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbnu'l-Münzir, İbn Merdûye ve Delâil'de Beyhakî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Nadîr oğullarının hurmalığını yaktırmıştı. Onların sürgünü de topraklarından başka topraklara gitmeleridir. Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbnu'l-Münzir, İbn Merdûye ve Delâil'de Beyhakî'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Nadîr oğullarının hurmalığını yaktırdı ve kestirdi. Bu hurmalık Buveyre hurmalığı idi. Bu konuda Hassan Sabit: "Buveyre bahçesinde ateşler yükseldi Benî Luey askerine bu kolay geldi" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir" âyetini indirdi. Tirmizî, Nesâî, İbn Ebî Hâtim, M. el-Evsat'ta Taberânî İbn Merdûye ve İbnu'd-Durays'ın bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) (=Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız) kelâmını açıklarken: "Âyetteki (.....) ifadesi hurma mânâsındadır" dedi. "O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir"" kelâmı hakkında ise: "Onları kalelerinden indirdiler ve hurmalıkları kesmekle emrolundular. Bu emir karşısında Müslümanlar tereddüt etmişlerdi. Müslümanlar: "Bu sebeple bir kısmını kestik, bir kısmını da bıraktık. Sonrasında Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) soralım: "Bize kestiklerimizde ecir, bıraktıklarımızda ise günah var mıdır?" dedik. Bunun üzerine Yüce Allah: "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir" âyetini indirdi. Ebû Ya'la ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Câbir der ki: Önce onlara hurma kesmelerinde ruhsat verdi ve sonra şiddetle yasakladı. Ashâb: "Ya Resûlallah! Bize kestiklerimizde ecir, bıraktıklarımızda ise günah var mıdır?" diye sorunca, Yüce Allah: "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir"' âyetini indirdi. İbn İshâk, Yezîd b. Rûmân'dan bildirir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Nadîr oğullarına inince Nadîr oğulları kalelerine çekildi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hurmalıkların kesilmesini ve yakılmasını emretti. Bunun üzerine onlar: "Ey Muhammed! Sen fesadı yasaklar ve ayıplardın, ne oluyor da hurmalıkları kesiyor ve yakıyorsun?" deyince bu âyet indi. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Delâil'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mücâhid der ki: Muhacirlerin bir kısmı bir kısmını hurmaları kesmekten menederek: "Bunlar Müslümanların ganimetlerindendir" elediler. Hurmaları kesenler ise: "Bu, düşmanlara öfke içindir" dedi. Bunun üzerine Kur'ân, hurmaları kesmeyi menedenleri tasdik edip, kesenlerin de bir günahı olmadığını bildirdi ve: "Kesmesi de, bırakması da Allah'ın izniyledir" buyurdu. İbn ishâk ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan bildirir: Haşr Sûresi, Nadîr oğulları hakkında inmiştir. Allah, Haşr Sûresinde onlardan aldığı intikamı ve Resulullah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara musallat etmesini zikretmiştir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara yaptıklarını Allah'ın izni ile yapmıştır. Allah, Yahudilere haber gönderip de kendilerine yardım edeceklerini söyleyen münafıkları zikretmiş ve: "O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'dan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın emri onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü'minlerin elleriyle yıkıyorlardı..." buyurmuştur. Burada da evlerini kapılarının yanından yıkmaya başlamaları kastedilmektedir. Sonra Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) hurmaları kesmesini ve Yahudilerin kendisine: "Ey Muhammed! Sen fesadı yasaklardın, hurmaları kesmek te ne oluyor?" demelerini zikredip: "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir'" buyurmuş ve onlardan intikam aldığını bildirmiştir. Sonra Nadîr oğullarının ganimetini zikrederek: "Ey Mü’minler! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük verir. Allah herşeye Kadir'dir" buyurmuş ve bu ganimetin Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) has olduğunu, onu istediği şekilde dağıtabileceğini bildirmiştir. Sonra Müslümanların at koşturarak savaşıp fethettikleri ve kazandıkları ganimeti zikredip: "Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir..."" buyurmuştur. Burada at koşturarak savaşıp elde edilen ganimetler kastedilmektedir. Sonra münafıkları; Abdullah b. Ubey, Mâlik, Dâis ve bunların görüşlerinde olanları zikredip: "Münafıkların, kitap ehlinin inkarcılarından olan kardeşlerine: «Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız and olsun ki, biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız; eğer savaşa tutuşursanız mutlaka size yardım ederiz» dediklerini görmedin mi? Allah onların yalancı olduklarına şahidlik eder... Onların durumu, kendilerinden az zaman önce geçmiş ve işlerinin karşılığını tatmış olanların durumu gibidir" buyurmuştur. Burada da Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sürgün etmiş olduğu Kaynukâ' oğulları kastedilmektedir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: "O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır...'" kelâmını açıklarken şöyle dedi: "Sürgün Şam tarafına yapıldı. Sürgün edilenler Nadîr oğullarıdır. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Uhud'dan geri döndüğü zaman onları Medine'den Hayber'e sürgün etti." Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır... Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve onun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir"' âyetlerini açıklarken şöyle dedi: "Yurtlarından sürgünle çıkarılanlar Nadîr oğullarıdır. Yüce Allah'ın onları rezil etmesi de âyetlerde bahsedilen şeylerden dolayıdır." Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İkrime der ki: Kim sürgünün Beytü'l- Makdis'e olduğundan şüphe ederse: "O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır..."" âyetini okusun. İnsanlar bir defa toplandı ki, o da Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Medine'de belirip Yahudileri sürgün ettiği zamandır. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Ebû Dâvud, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin Delâil'de Abdurrahman b. Ka'b b. Mâlik'ten onun da Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından bir kişiden bildirdiğine göre Bedir savaşından önce ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Medine'de iken Kureyş kafirleri Abdullah b. Ubey b. Selûl'a, Evs ve Hazrec kabilelerinden kendisiyle beraber putlara tapanlara: "Şüphesiz ki, siz bizim adamımızı yanınızda barındırdınız. Şüphesiz ki siz Medine'de sayıca en çok olanlarsınız. Allah'a yemin ederiz ki, siz onu ya öldürürsünüz ya da memleketinizden dışarı çıkartırsınız. Yoksa bütün Arapları toplayıp üzerinize yürür ve hepinizi öldürürüz. Kadınlarınızı ve çocuklarınızı kendimize helal kılarız" şeklinde bir mektup yazdılar. Bu mektup Abdullah b. Ubey ve yanındaki putperestlerin eline geçince haberleşip Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâbı ile savaşmak için toplandılar. Bu haber de Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) ulaşınca, onlara: "Kureyş'in tehdidi sizi o kadar etkiledi ki, onların size kurduğu tuzak sizin kendi nefsinize kurduğunuz tuzaktan daha büyük değildir. Oysa siz çocuklarınız ve kardeşlerinizle savaşmak istiyorsunuz" buyurdu. Hazret-i Peygamber'den (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sözleri işittiklerinde tekrar dağıldılar. Bu haber Kureyş'e ulaştı. Bu da Bedir savaşından önce olan bir şeydi. Kureyş kafirleri Bedir savaşından sonra Yahudilere: "Siz kale ve silah sahipleri kişilersiniz. Ya adamımızla savaşır ya da biz şunu şunu yaparız. O zaman da kadınlarınızın halhalları ile aramızda hiçbir engel kalmaz" diye bir mektup yazdı. Bu mektup Yahudilere ulaşınca Nadîr oğulları hainlik etmek üzere toplandı ve Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem): "Senin adamlarından otuz kişi, bizim de hahamlarımızdan otuz kişi yola çıksın ve orta yerde buluşalım. Hahamlarımız seni dinlesinler. Eğer onlar seni doğrulayıp iman ederse hepimiz iman ederiz" diye haber gönderdiler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından otuz kişi ile Yahudiler de otuz haham ile yola çıktı. Daha az bir mesafe yol almış iken Yahudiler birbirlerine: "Kendisinden önce ölmek isteyen ashabından otuz kişi yanında iken ona nasıl ulaşacaksınız?" demeye başladı. Bunun üzerine: "Biz altmış kişi iken nasıl anlaşacağız? Sen ashâbından üç kişi ile çık. Bizim de âlimlerimizden üç kişi çıksın ve seni dinlesinler. Eğer onlar seni doğrulayıp iman ederse hepimiz iman eder ve seni tasdik ederiz" diye haber gönderdiler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) üç kişiyle, Yahudiler de üç kişiyle çıktı. Onlar hançerlerini kuşanmış Resûlüllah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) ansızın öldürmek istiyordu. Nadîr oğullarından temiz kalpli bir kadın Ensâr'dan olan Müslüman kardeşine Nadîr oğullarının hainlik ederek Resûlüllah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) öldüreceği haberini gönderdi. Kardeşi de hızlı bir şekilde Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve Nadîr oğulları yetişmeden gizlice bu haberi verdi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) geriye döndü. Sabah vakti Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ordularla onları kuşatarak: "Vallahi, siz bizimle bir antlaşma yapmadıkça size güvenmeyiz" buyurdu. Onlar antlaşma yapmayı reddedince o gün Müslümanlarla beraber onlarla savaştı. Ertesi gün Nadîr oğullarını bıraktı ve ordularıyla Kureyza kabilesinin üzerine gitti. Onları antlaşma yapmaya davet etti. Onlar da bunu kabul edince onları bıraktı ve diğer gün tekrar ordularıyla Nadîr oğullarını kuşattı. Silah dışında develerinin kaldırabileceği kadar mallarından alarak sürgün edilmeyi kabul edinceye kadar onlarla savaştı. Bunun üzerine Nadîr oğulları develerinin kaldırabileceği kadar eşyalarından kapılarından ve direklerinden alarak gittiler. Onlar evlerini yıkarak işlerine yarayacak direkleri alıyordu. Onların sürgünleri insanların Şam'a olan ilk sürgünüydü. Nadîr oğulları, Allah'ın İsrâil oğullarına sürgünü yazdığı zamandan beri sürgün edilmemiş bir nesildendi. Bu sebeple Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onları sürgün etti. Allah onlara sürülmeyi yazmamış olsaydı, dünyada onlara Kureyza oğullarına vermiş olduğu azap gibi bir azap verirdi. Sonra Allah: "Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir... Ey Mü’minler! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük verir. Allah herşeye Kadir'dir" âyetlerini indirdi. Nadîr oğullarının hurmalığı Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) has bir hurmalık oldu. Allah onu özel olarak Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) verdi ve: "Ey Mü’minler! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz..." buyurdu. Bu da bu ganimet savaşsız olarak kazanılmıştır, mânâsındadır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hurmalığın çoğunu Muhacirlere verdi. Bir pay da Ensâr'dan ihtiyaç sahibi olan iki kişiye verdi. Bu iki kişiden başka Ensâr'dan hiç kimseye bir pay vermedi. Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sadakası da Hazret-i Fâtıma'nın çocuklarının elinde kalandır. Abd b. Humeyd'in Ebû Mâlik'ten bildirdiğine göre -Yahudilerden iki kabile olan- Kureyza ve Nadîr oğulları Cahiliye döneminde Ensar'dan iki kabileye karşı müttefik idiler. Bunlar Evs ve Hazrec kabileleridir. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye geldiği zaman Ensâr Müslüman olmuş ve Yahudiler Müslüman olmayı reddetmişti. Nadîr oğulları kalelerinde iken Müslümanlar üzerlerine yürüdü ve Yahudilerin kalelerinden kendi taraflarında olan yerleri yıkmaya başladılar. Yahudiler de onlara ulaşmak için kendi taraflarını yıkmaktaydı. Sonunda Nadîr oğulları kalelerinden inince: "O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır... Bu, Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah'a karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezalandırması şüphesiz çetindir" âyetleri indi. Onlar, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile bir antlaşma üzere indiler. Nadîr oğulları aileleriyle sürgün edilecek, malları ve toprakları alınacaktı. Sonunda sürgün edilerek Hayber'e gittiler. Müslümanlar da hurmaları kesmekte idi. Bana Medine'den bazı kişilerin bildirdiğine göre bu hurmalar kötü hurma kabul edilen lîne denilen küçük hurmalardı. Müşrikler, Müslümanların hurmaları kesmesini kötüleyince Allah Müslümanların özrünü beyan ederi: "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir'" âyeti indirdi. Allah'ın: "Ey Mü’minler! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz..." kelâmı ise şöyledir: Onlar savaşa ne at, ne de binekle katılmamıştır. Onlar Medine'nin bir kenarındaydı. Kureyza, Nadîr oğullarından sonra bir veya iki yıl Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile yapmış oldukları antlaşma üzere Medine'de kaldı. Ahzâb günü müşrikler geldiği zaman kendilerine "Bizimle beraber Muhammed'e karşı savaşın" denildi. Bunun üzerine Yahudiler: "Bize rehin olarak sizden elli kişi gönderin" diye haber gönderdi. Nuaym b. Mes'ûd el- Eşcaî Müslümanların yanına gelerek durumu onlara haber verdi. Nuaym Müslümanlar ve müşrikler arasında güvenilir bir kişi idi. Yahudilerin müşriklerle beraber çıkmaları için: "Bize rehin olarak sizden elli kişi gönderin" diye haber gönderdiği ve müşriklerin bunu kabul etmediği haberi Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) ulaştı. Bu durumda Yahudiler hem Müslümanlara, hem de müşriklere karşı savaş halinde oldular. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara Sa'd b. Muâz ve Havvât b. Cübeyr'i gönderdi. Yanlarına geldiklerinde Yahudilerin büyükleri olan Ka'b b. el-Eşref: "Benim iki kanadım (olan müşrikler ve Nadîr oğulları) vardı. Ancak siz bir kanadımı kestiniz. Ya bana kanadımı geri verirsiniz (Nadîr oğullarını sürgünlerinden geri çevirirsiniz) ya da üzerinize bir saldırı yaparım" dedi. Havvât b. Cübeyr: "Onu mızrağımla öldürmek isterim" dedi. Bunun üzerine Sa'd ona: "Sen kaçar gidersin ve beni yakalarlar" diyerek onun bu işi yapmasına mani oldu. Tekrar Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına döndüler ve olanları anlattılar. Allah'ın izin vermesi üzerine toplanan düşman grupları geri döndüler ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) silahı bıraktı. Bu sırada Cibrîl gelip: "Sana kitabı indirene yemin olsun ki, müşrikler yanına geldiği zamandan Allah'ın onları hezimete uğrattığı zamana kadar ben atın üzerinden inmedim. Git, Allah, sana Kureyza ile savaşman için izin verdi" dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbıyia beraber Kureyza'ya gidip: "Ey maymunların ve domuzların kardeşleri!" diye seslendi. Kureyza'lılar: "Ey Ebu'l-Kâsım! Sen böyle kötü konuşmazdın" dediler. Onlar da kalelerinden Sa'd b. Muâz'ın hükmü üzere indiler. Sa'd onların müttefik olduğu kabileden idi. Onlardan savaşçıların öldürülmesi, ganimetlerinin ve mallarının paylaştırılması yönünde hükmetti. Söylenene göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Sa'd için: "Allah'ın hükmü ile hükmetti" buyurmuştu. Sa'd onların başlarını vurup ganimeti ve mallarını taksim etti. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Yahya b. Saîd der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir hacetinden dolayı Nadîr oğullarının yanına gitmişti ve Nadîr oğulları Resûlüllah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) öldürmeye kasdetmişti. Allah, Resûlüllah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) bu durumdan haberdar edince Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Müslümanlara, onlara hücum etmesini emretti. Sonunda altın, gümüş ve develerinin taşıyabileceği kadar şeylerin kendilerinin, hurmalıkların, topraklarının ve silahlarının kendisinin olması üzere onlarla bir antlaşma yaptı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu ganimeti Muhacirler arasında taksim etti. Sehl b. Huneyf ve Ebû Ducâne dışında Ensâr'dan hiç kimseye bir şey vermedi. Abd b. Humeyd'in İkrime'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün diyetin yanlarında nasıl olduğunu sormak için Nadîr oğullarına gitmişti. Nadîr oğulları, Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında az kişinin bulunduğunu görünce onu öldürmek ve ashabını esir alarak Medine'de Kureyşlilere satmak istedi. Hal böyle iken Medine'li Yahudi bir kişi gelip arkadaşlarının Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkında konuştuklarını görünce: "Ne yapmak istiyorsunuz?" diye sordu. Onlar: "Biz Muhammed'i ve ashâbını öldürmek istiyoruz" dediler. Bu kişi: "Muhammed nerededir?" diye sorunca: "Muhammed bize yakın bir yerdedir" cevabını verdiler. Bu arkadaşları: "Vallahi, ben Muhammed'i Medine'nin içinde bıraktım geldim" dedi. Bunun üzerine pişmanlık duyarak: "Demek ki aramızdaki antlaşmayı bozduğumuzu anladı" dediler. Aralarında Huyey b. Ahtab ve Âs b. Vâil'in de bulunduğu altmış kişilik bir grup Ka'b'ın yanına gittiler ve: "Ey Ka'b! Sen kavminin efendisi ve onlar tarafından övülen bir kişisin. Muhammed ile aramızda hüküm kıl (bizim durumumuz mu daha iyi yoksa onun mu)" dediler. Ka'b: "Sizde neler vardır?" dîye sorunca: "Biz köleleri azat eder ve besili develerimizi keseriz. Muhammed'in ise ne ailesi, ne de malı vardır" dediler. Ka'b onları Resûlüllah'dan (sallallahü aleyhi ve sellem) daha üstün kılınca geri döndüler. Bunun üzerine Yüce Allah: "Kendilerine kitap verilmiş olanların, puta ve şeytana kanıp, inkar edenlere: «Bunlar, inananlardan daha doğru yoldadırlar» dediklerini görmedin mi? İşte, Allah'ın lanetledikleri onlardır. Allah'ın lanetlediği kişiye asla yardımcı bulamayacaksın"' âyetlerini indirdi. Allah, Resûlüllah'l (sallallahü aleyhi ve sellem) öldürmek istediklerini haber vererek: "Ey Mü’minler! Allah'ın üzerinize olan nimetini anın: Hani bir topluluk size tecavüze kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah'dan sakının, inananlar Allah'a güvensinler" âyetini indirdi. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Kim Ka'b'ı benim yerime öldürür?" diye sorunca, aralarında Muhammed b. Mesleme'nin de bulunduğu ashabından bir grup: "Ya Resûlallah! Biz onu senin yerine öldürürüz. Ancak bize bir şeyi helal kılmanı istiyoruz" dediler. Sonra Ka'b'ın yanına gelerek: "Ey Ka'b! Muhammed bizden sadaka vermemizi istedi, sen bize bir şeyler sat" dediler. -İkrime: "Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) helal kılmasını istedikleri şey de buydu" dedi- Ka'b: "O zaman çocuklarınızı rehin olarak bana verin" deyince: "Bu yarın bizim için utanç verici bir şey olur. Çocuklarımız için: «Bir yük arpa karşılığı rehin olarak verilen çocuk» denilmesi kötü bir şeydir" dediler. Ka'b: "O zaman bana silahlarınızı rehin olarak bırakırsınız" dedi. Bu şekilde anlaştılar ve: "Yarın seninle buluşuruz" dediler. İkinci gün tekrar yanına geldiler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazgahında namaz kılıp zafer kazanmaları için dua ediyordu. Ka'b'ın yanına gittiklerinde ona: "Ey Ka'b!" diye seslendiler. Ka'b yeni evlenmişti. Onlara cevap verince, Umeyr'in kızı olan hanımı: "Nereye gidiyorsun? Ben bu saatte kan kokusu alıyorum" dedi. Ka'b üzerinde safran ile boyanmış çarşafla yanlarına indi. Ka'b'ın perçemi de vardı. Yanlarına inince onlar: "Ne kadar güzel bir kokun vardır" dediler. Böyle demeleriyle Ka'b sevinmişti. Muhammed b. Mesleme kendisine doğru yönelince Müslümanların sözcüsü: "Bize onun kokusundan koklatın" dedi. Muhammed b. Mesleme elini Ka'b'ın elbisesine koyarak: "Koklayın" deyince onlar da kokladı. Ka'b kokusunu beğendiklerini sanarak seviniyordu. Muhammed b. Mesleme: "Koklamayan bir ben kaldım" dedi. Onu perçeminden tutup: "Vurun boynunu" deyince, onlar da boynunu vurdular. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ikinci gün Nadîr oğullarına gitti. Onlar: "Bu gün bizi bırak da efendimiz için ağlayalım" deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hayır" karşılığını verdi. Onlar: "Darbe üstüne darbe" deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Evet, darbe üs tüne darbe" buyurdu. Durumun öyle olduğunu görünce evlerinden işlerine yarayacak şeyleri almaya başladılar. Müminlerde içeri girmek için evleri dış taraftan yıkıyordu. Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı onları kendi elleriyle öldürürdü. Müslümanlardan bazı kişiler Nadîr oğullarına gidince hurmaları kesmeye başladılar. Onlar birbirlerine: "O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır..."' diyordu. Müslümanlardan bir kişi ise: "...Bir vadiyi katetmezler ki... Açlığa uğramak, kafirleri kızdıracak bir yeri işgal etmek ve düşmana başarı kazanmak karşılığında, onların yararlı bir iş yaptıkları mutlaka yazılır..."' dedi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir"' âyetini indirdi. Yani kesilenler de bırakılanlar da Allah'ın izniyledir." Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: "Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü'minlerin elleriyle yıkıyorlardı..." kelâmını açıklarken: "Müslümanlar içeri girmek için kendi taraflarından evleri dışından, Yahudiler de iç tarafından yıkıyordu" dedi. Beyhakî'nin Delâil'de bildirdiğine göre Mukâtil b. Hayyân: "Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü'minlerin elleriyle yıkıyorlardı..." kelâmını açıklarken şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlarla savaşmaktaydı. Bir sokağı veya bir evi ele geçirdiği zaman savaş yerini genişletmek için o yerin duvarlarını yıkıyordu. Yahudiler de bir sokak veya bir evi ele geçirdiği zaman o yeri arkasından delip kale ediniyor ve hazırlık yapıyorlardı. Bu konuda Yüce Allah: "Ey akıl sahipleri! İbret alın" ve: "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir" buyurmaktadır. Âyetteki (.....) ifadesi ile hurma ağacı kastedilmektedir. Hurmalar Yahudiler için kölelerden daha değerlidir. Lînenin meyvesine: "Levn" denilir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hurmaları kesip ağaçları yaralayınca, Yahudiler: "Ey Muhammed! Sen ıslah etmek istediğini söylemektesin. Ağaçları yaralamak ve hurmaları kesip bozmak ıslah etmek midir?" dediler. Bu sözler Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) ağır gelmişti. Yahudiler öyle deyince Müslümanların içine hurmaları kesmek bozgunculuk olur korkusu düştü. Bir kısmı bir kısmına: "Kesmeyin, bu, Allah'ın bize vermiş olduğu ganimettir" dedi. Kesenler ise: "Bunları kesmekle onları öfkelendirmekteyiz" cevabını verdiler. Bunun üzerine Yüce Allah: "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir" âyetini indirdi. Bu âyetle Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ve müminlerin içi rahatlamıştı. Hurmaları kesip ağaçlan yaralamak Yahudi Nadîr oğulları için bir rezillikti. Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Zührî: "...Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle... yıkıyorlardı..." kelâmını açıklarken: "Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile antlaşma yaptıkları zaman evlerinin direklerinden beğendikleri her direği mutlaka söküp aldılar. Elleriyle evlerini bozmaları bu şekildeydi" dedi. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "...Öyle ki, evlerini... yıkıyorlardı..." kelâmını açıklarken: "Evlerin içinden az olsun çok olsun beraberlerinde götüremeyecekleri işe yarayacak her şeyi yıkıp bozdular. Maksat gittiklerinde işe yarayacak bir şey bırakmamaktı. "Mü'minlerin elleriyle yıkıyorlardı..."' kelâmı hakkında ise: "Müminler onlara ulaşmak için evlerini dış taraftan tahrip etmekteydi" dedi. "Eğer Allah, onlar hakkında sürülmeye hükmetmemiş olsaydı, muhakkak kendilerine dünyada azap edecekti..." kelâmını da: "Allah onlara, Müslümanları musallat eder, başları vurulur ve çocukları esir alınırdı. Ancak Allah daha önce kitabında onlara sürgünü yazmıştır. Onlar Ezriât ve Erîhâ'ya sürgün edildiler" şeklinde açıkladı. Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime: "Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü'minlerin elleriyle yıkıyorlardı..." kelâmını açıklarken şöyle dedi: "Onların evleri süslerle dekore edilmiş ve Müslümanların bu evlerde oturacak olmalarını haset etmişlerdi. Onlar evlerini iç taraftan yıkarken Müslümanlar da dış taraftan yıkmaktaydı." Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "el-Celâe ifadesi insanları bir şehirden başka bir şehire sürgün etmek mânâsındadır" dedi. Firyabî, İbn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelâmını açıklarken: "Âyetteki (.....) ifadesi hurma ağacı mânâsındadır" dedi." İbn Ebî Şeybe, Saîd b. Cübeyr'den aynısını bildirir. Abd b. Humeyd, Atiyye, ikrime, Mücâhid ve Amr b. Meymûn'dan aynısını bildirir. İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) ifadesini açıklarken: "Lîne ifadesi bir çeşit hurma ağacı mânâsındadır" dedi. Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime: "Lîne ifadesi, acve veren ağaç dışındaki bütün hurma ağaçlarıdır" dedi. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Zührî: "Lîne ifadesi acve dışındaki bütün hurma çeşitlerini kapsar" dedi. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) kelâmını açıklarken: "Lîne ifadesi hurma veya ağaç mânâsındadır" dedi. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre A'meş bu âyeti: (.....) şeklinde okumuştur. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbn Şihâb der ki: Bana bildirildiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Nadîr oğullarının mallarından bir kısmını yakınca bir kişi: "Buveyre bahçesinde ateşler yükseldi Benî Luey askerine bu kolay geldi" dedi. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde der ki: Müslümanlar o gün hurma ağaçlarını kesmişti. Ancak bazıları bozgunculuktur düşüncesiyle kesmemişti. Yahudiler: "Bozgunculuk yapmanıza Allah mı izin verdi?" deyince, Yüce Allah: "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir" buyurdu. Lîne ifadesi acve dışındaki hurma ağaçlarıdır. Bu, Nadîr oğullarını öfkelendirmek içindir." Yine Katâde: "Ey Mü’minler! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz..." kelâmını açıklarken: "Siz bu savaşta ne bir vadi geçtiniz, ne at, ne de deve koşturdunuz. Allah, Nadîr oğullarının bahçelerini Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) verdi" dedi. İbn Merdûye'nin Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Nadîr oğullarının mallarını Kureyşliler ve Muhacirler arasında taksim etti. Bunun üzerine Yüce Allah: "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir..." kelâmını indirdi. Âyetteki lîne ifadesi acve, atik ve hurma ağacı mânâsındadır. Bu Nuh'un (aleyhisselam) gemisinde bulunan hurmanın aslıdır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu mallardan Ebû Dücâne ve Sehl b. Huneyf dışında Ensâr'dan kimseye bir şey vermedi. Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sıfât'ta bildirdiğine göre Evzaî der ki: Yahudi biri Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelerek irade hakkında sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "İrade Allah'a mahsustur" buyurdu. Adam: "Ben kalkmak istiyorum" deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah kalkmanı istedi" buyurdu. Adam: "Ben oturmak istiyorum" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah oturmanı istedi" buyurdu. Adam: "Ben şu hurma ağacını kesmek istiyorum" deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah onu kesmeni istedi" buyurdu. Adam: "Ben onu kesmekten vaz geçtim" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah vaz geçmeni istedi" buyurdu. Cibrîl, Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelerek: "Delilini İbrâhîm (aleyhisselam) gibi anlattın" dedi. Bunun üzerine : "Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya gövdeleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir" âyeti indi. Târih'te Buhârî, İbn Merdûye ve Sünen'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre Suheyb b. Sinân der ki: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Nadîr oğullarını fethettiği zaman Yüce Allah: "Ey Mü’minler! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz..." kelâmını indirdi. Nadîr oğullarının malları özel olarak Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) kalmıştı. Resûlüllah da (sallallahü aleyhi ve sellem) bu malları Muhacirler arasında taksim etti. Ensâr'dan ise Sehl b. Huneyf ve Ebû Lubâbe b. Abdilmünzir olmak üzere sadece iki kişiye pay verdi. Abdurrezzâk, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre Zührî: "Ey Mü’minler! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz..." kelâmını açıklarken şöyle dedi: "Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Fedekliler ve söylediği birkaç köy ile sulh yapmış ve o gün başka bir kavmi muhasara etmişti. Onlar sulh için haber gönderdiler. Allah, onların mallarını kendilerine savaşsız olarak kazandırdı. Onlar mallar için ne at, ne de deve sürdüler. Bu sebeple Allah: "Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz...'" buyurdu. Burada da savaş yapılmadığı kastedilmektedir. Nadîr oğullarının malları özel olarak Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) kalmıştı. Çünkü onu zor gücüyle değil de sulh yoluyla fethettiler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu malları Muhacirler arasında taksim etti. İki kişi dışında Ensâr'dan kimseye bir şey vermedi. Bunlar da ihtiyaç sahibi olan Ebû Dücâne ve Sehl b. Huneyftir." Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb der ki: Nadîr oğullarının malları, Müslümanların at ve deve koşturmadan Allah'ın Resûlüne vermiş olduğu ganimetlerdendi. Bu mallar Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) has ganimetlerdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu mallardan ailesinin bir yıllık geçimini kaldırıp gerisini silah ve Allah yolunda savaş için atlar olarak harcardı. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz..." kelâmını açıklarken: "Rableri, Müslümanlara, Kureyza ve Hayber'de, kendilerini atsız ve savaşsız bir şekilde muzaffer kıldığını hatırlatmaktadır" dedi. İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz..." kelâmını açıklarken şöyle dedi: "Allah, Resûlüne Kureyza ve Nadîr'e gitmesini emretti. O zaman Müslümanların çok sayıda at ve devesi yoktu. Bu sebeple Allah, Resûlüllah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) ganimeti harcamakta serbest bıraktı. Müslümanlar o savaşta ne at, ne de deve koşturmamıştı. Burada at ve deve koşturmaktan maksat bu hayvanlarla düşmanın üzerine saldırmaktır. Bu mallar Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) özel olarak Hayber, Fedek ve Bedevi köylerinden kalmış ganimetlerdi. Allah, Resûlüne Yenbû'a gitmesini emretti. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) oraya gitti ve hepsini kuşattı. Bazıları: "Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu taksim etmesi gerekmez miydi?" deyince, Yüce Allah: "Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'dan sakının, Şüphesiz Allah'ın cezalandırması çetindir" âyetini indirdi. Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir..." kelâmını açıklarken: "Burada Kureyza'dan geriye kalan mallar kastedilmektedir. Allah o ganimetleri Kureyş muhacirlerine has kıldı" dedi. Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Zührî: "Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir..." kelâmını açıklarken: "Bana bildirildiğine göre bu, yer vergisi ve zimmilerden alınan cizyedir" dedi. İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: "Allah'ın Hayber'de Resûlüne bırakmış olduğu ganimetin yarısı, Allah'ın ve Resûlünün, diğer yarısı Müslümanların idi. Allah ve Resûlüne ait olan ganimetin yarısı, Ketîbe, el- Vatîh, Sulâlim ve Vahde kaleleridir. Müslümanların olan ise eş-Şak ve Natât kalesidir. eş-Şak kalesi on üç, Natât kalesi ise beş paydır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Hudeybiye savaşında bulunanlar dışında Hayber Müslümanlarından hiç kimseye bir pay vermedi. Yine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Câbir b. Abdillah b. Amr b. Harâm el-Ensârî dışında Hudeybiye'ye çıkacağı zaman kendisinden geride kalanlardan hiç kimsenin Hayber'de bulunmasına izin vermedi. Ebû Dâvud ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb der ki: Nadîr, Hayber ve Fedek'in ganimetleri olmak üzere Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) üç safiyyesi vardı. Nadîr oğullarının toprakları ihtiyaçları için, Fedek ise yolcular için tutulmakta idi. Hayber'i, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) üç hisseye ayırdı. İki hisseyi Müslümanlara, birini de kendine ve ailesine ayırdı. Kendine ve ailesine yetecek olandan fazlasını da fakir Muhacirlere iade etti. İbnu'l-Enbârî'nin Mesâhifte bildirdiğine göre A'meş der ki: "Abdullah ve Zeyd b. Sâbit'in mushaflarında helal ve haram konusunda sadece iki yerde ihtilaf vardır. Bunlar Enfâl Süresindeki: (.....) âyet ile Haşr Süresindeki: (.....) âyettir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: "Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir..." kelâmını açıklarken şöyle dedi: Ganimetler sadece bu kişiler arasında taksim edilirdi. Ancak Enfâl Sûresinin: "Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır..." âyeti, bu âyeti neshederek ganimetin beşte birini fey sahiplerine, kalan kısmını da savaşanlara verdi. el-Emvâl'de Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, Ebû Avâne, İbn Hibbân ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Mâlik b. Evs b. el-Hadasân der ki: Ömer b. el-Hattâb güneşin yükseldiği anda bana bir haber gönderdi. Bunun üzerine yanına gittim. O, kumun üzerinde bulunan yataksız bir karyolada oturmuş ve deri yüzlü bir yastığa yaslanmıştı. Yanına girdiğimde: "Ey Mâlik! Senin kavminden bir kaç aile yanıma geldi. Ben de onlara az bir şeyler verilmesini söyledim. Sen bunları alıp aralarında taksim et" dedi. Ben: "Ey müminlerin emiri! Onlar benim kavmimdir. Ben az olan bu şeylerle onların yanına gitmek istemiyorum. Yerime başka birini görevlendirsen" derken, Ömer'in kölesi Yerfa gelip: "Ey Müminlerin emiri! Osman b. Affân, Talha b. Ubeydillah, Zübeyr ve Abdurrahmân b. Avf geldi, yanına girsinler mi?" diye sordu. Ömer: "Girsinler" diyerek izin verdi ve yanına girdiler. Sonra Yerfa bir daha gelip: "Abbâs ile Ali de geldi, yanına girsinler mi?" diye sorunca, Ömer: "Girsinler" deyip onlara da izin verdi ve onlar da yanına girdiler. Abbâs: "Bana, buna karşı yardımcı olmayacak mısın?" dedi. Oradakiler: "Ey Müminlerin emiri! Onlar arasında bir hüküm kıl ki her ikisi de rahat etsin. Bu meseleyi halledersen hem sen, hem de kendileri rahat eder" dediler. Ömer: "Acele etmeyin" diyerek kollarını sıvadı ve: "Size Allah için soruyorum. Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): «Bize mirasçı olunmaz, bıraktıklarımız sadakadır, peygamberler miras bırakmaz» buyurduğunu işitmediniz mi?" diye sordu. Onlar: "Evet, bunu işittik" diye cevap verince, bu kez Hazret-i Ali ile Abbâs'a dönerek: "Size Allah için soruyorum. Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle buyurduğunu işitmediniz mi?" diye sordu. Onlar da: "Evet, işittik" karşılığını verdiler. Bunun üzerine Ömer şöyle devam etti: "Size bu durumu anlatayım. Yüce Allah, Peygamberine (sallallahü aleyhi ve sellem) başka hiçbir kişiye tanımadığı bir mülkiyeti tahsis etmiştir." —Ömer burada fey olarak Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) has kılınan ve kimsenin onda bir hakkı olmayan Nadîr oğullarının mallarını kasdetmektedir— "Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu malları ne sizden başkaları için hazırlamış, ne de onda kendini size tercih etmişti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu malları aranızda taksim etti ve geriye bu kaldı. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu maldan ailesinin bir yıllık ihtiyacını kaldırır ve geriye kalanı da Beytü'l-Mâla eklerdi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat edene kadar bu, böyle devam etti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat edince, Ebû Bekr halife oldu ve: "Ben Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) velisiyim. Ben de, onun yaptığı gibi yapacak ve onun hayatta iken gittiği yolda gideceğim" dedi. Ebû Bekr de, Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yaptığı gibi bu maldan ailesinin bir yıllık ihtiyacını kaldırır ve geriye kalanı Beytü'l-Mâla eklerdi. Ebû Bekr de vefat edene kadar bu şekilde devam etti. O da vefat edince, ben: "Ben, Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Ebû Bekr'in velisiyim. Ben de bu mallarda onlar gibi tasarrufta bulunacağım" dedim ve bu malları aldım. Siz bu mallar için yanıma gelip gidince bu mallan tekrar size vermeye karar kıldım. Ben bu mallar konusunda Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebû Bekr'in ve benim yaptığım gibi yapacağınıza dair sizden Allah adına ahid ve söz aldım. Bu şekilde de bu mallan size verdim. Ey topluluk! Allah adına size soruyorum, ben bu mallan onlara bu şekilde vermedim mi?" dedi. Oradakiler: "Allah adına söylüyoruz ki öyle oldu" cevabını verince, Ömer, Osman ve Ali'ye dönerek: "Allah adına size soruyorum, ben bu malları size bu şekilde vermedim mi?" diye sordu. Onlar da: "Evet, öyle verdin" dediler. Ömer: "Benden başka bir hüküm mü bekliyorsunuz? Hayır, vallahi aranızda, kıyamet kopuncaya kadar bundan başka bir hüküm vermem. Eğer bu şartları yerine getirmekten aciz iseniz malları bana geri verin" dedi. Sonra Ömer şöyle devam etti: Allah: "Ey Mü’minler! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük verir. Allah herşeye Kadir'dir'" buyurmaktadır. Bu mallar artık Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) olmuştu. Sonra, Allah: "Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'dan sakının, Şüphesiz Allah'ın cezalandırması çetindir" buyurdu. Vallahi, bu malları sadece onlara vermedi. Sonra: "Allah'ın verdiği bu ganimet malları bilhassa; yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, Allah'dan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden muhacir fakirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır" buyurdu. Vallahi, bu malları sadece onlara da vermedi. Sonra: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir" buyurdu. Vallahi, bu malları sadece onlara da vermedi. Sonra: "Onlardan sonra gelenler: «Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin» derler'" buyurdu. Allah bu malları zikretmiş olduğu şekilde taksim etti. Ben kaldığım sürece San'a'da olan çobancığın bile gelip istemediği halde hakkı verilecektir." Abdurrezzâk, Ebû Ubeyd, el-Emvâl'de İbn Zencûye, Abd b. Humeyd, Nâsih'te Ebû Dâvud, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Merdûye ve Sünen'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mâlik b. Evs b. el-Hadasân anlatıyor: Ömer b. el- Hattâb: "Sadakalar; Allah'dan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalbleri Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarfedilir. Allah bilendir, hakimdir" âyetini okudu ve: "Sadakalar bu kişilere verilir" dedi. Sonra: "Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır..." âyetini okudu ve: "Ganimetin beşte biri bu kişilere verilir" dedi. Sonra: "Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'dan sakının, Şüphesiz Allah'ın cezalandırması çetindir. Allah'ın verdiği bu ganimet malları bilhassa; yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, Allah'dan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden muhacir fakirlerindir, işte doğru olanlar bunlardır" âyetler ini okudu ve: "Allah'ın verdiği bu ganimet malları (nın beşte biri) bilhassa Muhacirlere verilir" dedi. Sonra: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir" âyetini okudu ve: "Bu ganimet malları (nın beşte biri) Ensâr'a verilir" dedi. Sonra: "Onlardan sonra gelenler: «Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin» derler" âyetini okudu ve şöyle dedi: "Bu bütün Müslümanları kapsadı. Sizin köleleriniz dışında, hiç kimse yoktur ki bu ganimette mutlaka bir hakkı vardı. Eğer yaşarsam bu ganimetleri kazanmakta alnı terlememiş çobana bile Himyer'in doğusunda sürüsünü güderken payı ulaşacaktır." İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Zeyd b. Eslem'den bildirdiğine göre babası der ki: Ömer b. el-Hattâb'ın şöyle dediğini işittim: "Bu malın yanına toplanın ve kimin olduğuna bakın" dedi. Sonra şöyle dedi: "Ben size, toplanıp bu malın kimin olduğuna dair görüşünüzü söyleyin" dedim. Ben Allah'ın Kitâb'ında bir âyet okudum ve o âyet bana yetti. Ben, Allah'ın: "Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'dan sakının, Şüphesiz Allah'ın cezalandırması çetindir. Allah'ın verdiği bu ganimet malları bilhassa; yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, Allah'dan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden muhacir fakirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır" buyurduğunu işittim. Vallahi, bu mal sadece onların değildir. Allah: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir" buyurmaktadır. Vallahi, bu mal sadece onların da değildir. Yine Allah: "Onlardan sonra gelenler: «Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin» derler" buyurmaktadır. Vallahi, verilse de verilmese de Müslüman olan her kişinin hatta Aden'de bulunan çobanın bile bu malda mutlaka bir hakkı vardır." Abdurrezzâk, ibn Sa'd, İbn Ebî Şeybe, el-Emvâl'da İbn Zencûye, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb: "Köleleriniz dışında yeryüzünde bulunan her müslümanın bu fey'de bir hakkı vardır" demiştir.' Abd b. Humeyd ve Sünen'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre Saîd b. el- Müseyyeb: Bir gün Hazret-i Ömer ganimet malını taksim etti. Bunun üzerine oradakiler kendisini övmeye başlayınca: "Ne kadar ahmaksınız, eğer bu benim malım olsaydı ondan size bir dirhem bile vermezdim" dedi. Ebû Dâvud'un Nâsih'te bildirdiğine göre İbn Ebî Necîh: "Ganimet, fey' ve sadaka olmak üzere mal üç çeşittir. Bunlardan bir dirhem yoktur ki mutlaka Allah yerini göstermiştir." Ebû Dâvud'un Nâsih'te İbn Ebî Necîh'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah'ın malını hesapsızca sarfeden kişinin yeri kıyamet gününde Cehennem olabilir" buyurmuştur."' Ahmed ve Hâkim'in Semure'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah'ın, elinizin altındaki köleleri Acem kölelerden kılması, sonra onların aslanlar gibi sizin savaşçılarınızı öldürüp ve fey'inizi yemesi yakındır" buyurmuştur. İbn Sa'd'ın Sâib b. Yezîd'den bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb üç defa: "Ondan başka ilah olmayana yemin olsun ki" dedikten sonra şöyle demiştir: İnsanlardan hiç kimse yoktur ki, kendisine verilse de, verilmese de bu malda mutlaka bir payı vardır. Köle dışında onda kimse kimseden daha fazla hak sahibi değildir. Benim de onda ancak sizler gibi bir payım vardır. Fakat Allah'ın Kitâb'ında ve Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) taksiminde herkesin bir derecesi vardır. Bu, kişinin islam'da hizmetine göre ve önceliğine göredir. Yine kişinin zenginliğine ve ihtiyaç sahibi olmasına göredir. Vallahi, eğer yaşarsam bu maldan San'â dağındaki çobana bile o yerindeyken payı ulaşacaktır.'" İbn Sa'd'ın Hasan(-ı Basrî)'den bildirdiğine göre Hazret-i Ömer, Huzeyfe'ye: "Halkın payını ve rızıklarını ver" diye bir mektup yazdı. Huzeyfe de cevaben: "Bizde öyle yaptık, ama çok miktarda mal arttı" diye yazdı. Bunun üzerine Ömer ikinci mektupta: "Bu, Allah'ın onlara kılmış olduğu fey'dir. Bu mal ne Ömer'in, ne de ailesinindir. Artan malı da aralarında taksim et" diye yazdı. ' İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Ömer b. Abdilazîz der ki: Malın şu üç sınıf arasında taksim edildiğini gördüm. Bunlar: "Muhacirler, Ensâr ve onlardan sonra gelenlerdir. İbn Ebî Şeybe, Hasan(-ı Basrî)'den aynısını bildirir. İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun..." kelâmını açıklarken: "Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara ganimetleri verir ve hainliği (ondan çalmalarını) yasaklardı" dedi. Abdurrezzâk ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun..." kelâmını açıklarken: "Burada her iki durumda da fey' kastedilmektedir" dedi. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun..." kelâmını açıklarken: "Peygamber size itaatim ve emrimden ne verirse alın. Bana karşı masiyetten de geri durun, mânâsındadır" dedi. İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Nesâî ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: Allah: "Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun..." buyurmuyor mu?" deyince oradakiler: "Evet" karşılığını verdiler. İbn Abbâs: "Allah: «Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur» buyurmuyor mu?" deyince de oradakiler: "Evet" karşılığını verdi. Bunun üzerine İbn Abbâs: "Şehadet ederim ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kabak, testi, içi oyulmuş ağaçtan kaplar ve ziftli küpler içinde yapılan şırayı yasaklamıştır" dedi. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr der ki: İbn Ömer ve İbn Abbâs, Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kabak, testi, içi oyulmuş ağaçtan kaplar ve ziftli küpler içinde yapılan şırayı yasakladığına şahit olduklarını ve sonra Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun" âyetini okuduğunu söylediler. Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin Alkame'den bildirdiğine göre Abdullah b. Mes'ûd: "Allah dövme yapan ve yaptıran kadınlara, yüz yolanlara, güzellik için diş törpülettirenlere ve Allah'ın yarattığı şekli değiştirenlere lanet etsin" dedi. Bu sözler Esed oğulları kabilesinden, kendisine Ümmü Yakub denilen bir kadının kulağına varınca, Abdullah b. Mes'ûd'un yanına geldi ve: "Bana söylenene göre sen şunu şunu lanetlemişsin" dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Mes'ûd: "Bu, Allah'ın Kitâb'ında mevcut iken ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunları lanetlemişken ben niye lanetlemeyeyim ki?!" dedi. Kadın: "Ben Kur'ân'ın iki kapağı arasını okudum, ama öyle bir şey görmedim" deyince, Abdullah b. Mes'ûd: "Eğer okumuş olsaydın onu bulurdun. Sen: "Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun..." kelâmını okumadın mı?" dedi. Kadın: "Evet, okudum" deyince de: "İşte bunları da o men etti" dedi. |
﴾ 7 ﴿