9

"Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir."

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir'" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Bunlar kendi yurtlarında Müslüman olup da Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yanlarına gelmeden iki yıl önce mescidleri yapan Ensâr denilen topluluktur. Bu konuda da Allah onları en güzel bir şekilde övmüştür. Bu ilk olan iki taife de bu ümmettendir. Onlar fazileti aldılar ve yollarına (yaşantılarına) devam ettiler. Allah fey'den onların paylarını belirlemiştir. Sonra Allah, üçüncü taifeyi zikrederek: "Onlardan sonra gelenler: «Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin» derler" buyurdu. Bunlar da Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabına dil uzatmakla değil de bağışlanma dilemekle emrolundular."

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler..." kelâmını açıklarken: "Burada Ensâr kastedilmektedir. Onların muhacirleri kendi nefislerine tercih ettiği görülünce Allah onların alçak gönüllülüğünü vasfetti. O fey'den Ensâr'a da bir şey verilmemekteydi" dedi.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Yezîd b. el Esam'dan bildirdiğine göre Ensâr: "Ya Resûlallah! Topraklarımızı biz ve Muhacirler arasında taksim et" deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hayır, onlar işlerinizi görsün ve meyvelerinizi paylaşın. Topraklarınız sizin kalsın" buyurdu. Ensâr: "Tamam buna razı olduk" deyince de, Allah: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir'" âyetini indirdi.

Abdurrezzâk, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Muhacirler Ensâr'dan daha üstündü, ama Ensâr "İçlerinde bir çekememezlik hissetmez..." Yani onları haset etmezlerdi" dedi.

İbn Ebî Şeybe, Buhârî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Hazret-i Ömer der ki: "Benden sonraki halifeye ilk muhacirlere haklarını vermesini, onların değerlerine saygı göstermesini, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) daha hicret etmeden önce orayı yurt edinmiş ve göğüslerine iman yerleştirmiş olan Ensâr'dan da iyilik edenlerin iyiliğini kabul edip hatalarını bağışlamasını tavsiye ederim."

Zübeyr b. Bekkâr'ın Ahbâru'l-Medine'de Zeyd b. Eslem'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Medine'nin on ismi vardır. Bunlar Medine, Taybe, Tâbe, Miskîne, Câbire, Mecbûre, Yended, Yesrib ve ed-Dâr'dır" buyurmuştur.

İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, Hâkim, İbn Merdûye ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ebû Hureyre der ki: Bir kişi Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelerek: "Ya Resûlallah! Bana zorluk geldi (açım)" dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımlarına birini gönderdi. Ancak onların da yanında bir şey bulamayınca: "Bu gece şu adamı misafir edecek bir kişi yok mudur ki, Allah ona merhamet etsin?" buyurdu. Ensâr'dan bir kişi -Bir rivayete göre Ebû Talha el-Ensârî-: "Ben (misafir eder)im, ya Resûlüllah!" dedi. Bu kişiyle beraber ailesinin yanına gidip eşine: "Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) misafirine ikramda bulun ve bir şeyi saklama" dedi. Bunun üzerine eşi: "Vallahi, yanımda çocukların azığından başka hiç bir şey yoktur" karşılığını verdi. Adam: "Çocuklar akşam yemeği yemek istediği zaman onları uyut gel, kandili de söndür. Biz bu gece Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) misafiri için aç kalırız" dedi. Kadın da öyle yaptı. Ertesi gün misafir Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiğinde, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah bu gece filan adamdan ve filan kadından hoşlandı" buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah onların hakkında: "...Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onlars kendilerinden önde tutarlar...'" kelâmını indirdi.'

Müsned'de Müsedded, Kıra'd-Dıyf ta İbn Ebi'd-Dünyâ ve İbnu'l-Münzir'in Ebu'l-Mütevekkil en-Nâcî'den bildirdiğine göre Müslümanlardan bir kişi üç gün ard arda oruçlu olarak kaldı. Akşamladığı zaman iftar edecek bir şey bulamıyor ve tekrar oruçlu olarak sabahlıyordu. Ensâr'dan Sabit b. Kays denilen kişi onun bu durumunu sezince, ailesine: "Bu akşam bir misafirle geleceğim. Yemeği koyduğunuz zaman biriniz ışığı düzeltiyormuş gibi etsin ve onu söndürsün. Sonra da misafirimiz doyana kadar siz yiyormuş gibi edip elinizi yemeğe uzatın ve yemeyin" dedi. Akşam olunca bu kişiyle eve geldi ve yemekleri konuldu. Eşi ışığı düzeltiyormuş gibi edip onu söndürdü. Misafirleri doyana kadar yemek yiyormuş gibi edip ellerini yemeğe uzatıyor, ama bir şey yemiyorlardı. O akşam yemekleri de ancak kendilerine yetecek miktarda olan ekmekten ibaret idi. Sabit sabahladığı zaman Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gitti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Sabit! Allah, dün sizden ve yaptıklarınızdan hoşlandı" buyurdu. Bunun üzerine: "...Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar..." kelâmı indi.

Hâkim, İbn Merdûye ve Şuabu'l-îmân'da Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Ömer der ki: Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından bir kişiye bir koyun başı hediye edilmişti. Bu kişi: "Filan kardeşimin ve çocuklarının buna benden daha fazla ihtiyacı vardır" diyerek onu bu kişiye gönderdi. O da onu başka birine gönderdi. Derken bu koyunun başı tam yedi ev dolaştırıldı ve tekrar ilk verilen kişiye geri geldi. Bunun üzerine: "...Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar..." kelâmı indi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mukâtil: "...Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile...'" kelâmını açıklarken: "Kendileri fakirlik ve ihtiyaç içinde olsalar bile, mânâsındadır" dedi.

Firyabî, Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l- Münzir, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim, İbn Merdûye ve Şuabu'l-İmân'da Beyhakî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre bir kişi ona: "Ben helak olmuş olmaktan korkuyorum" dedi. İbn Mes'ûd: "Neyin var ki?" diye sorunca, bu kişi: "Ben, Allah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem): "Nefsinin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir" buyurduğunu işittim. Ben ise tamahkâr bir kişiyim, hemen hemen benden dışarı bir şey çıkmaz" dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ûd: "Bu tamahkârlık değildir, bu cimriliktir. Cimrilikte de bir hayır yoktur. Allah'ın Kur'ân'da zikretmiş olduğu tamahkârlık, kardeşinin malını haksız yere yemendir" dedi.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Ömer: "Nefsinin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir" kelâmını açıklarken: "Tamahkârlık kişinin malını dışarı vermemesi değildir. Kişinin malını dışarı vermemesi cimriliktir ve kötü bir şeydir. Tamahkârlık ise kişinin kendisinin olmayan şeye göz dikmesidir" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Kişinin kendisine ait olmayan bir kadına bakması tamahkârlıktır" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Tâvûs der ki: "Cimrilik kişinin ellerinde olanı dışarı vermemesidir. Tamahkârlık ise kişinin insanların elinde olana göz dikmesidir."

İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Abdurrahman b. Avf, Beyt'i tavaf ederken: "Allahım! Beni nefsimin tamahkârlığından koru" der ve buna başka bir şey eklemezdi. Bunun üzerine bu, kendisine sorulunca: "Eğer nefsim tamahkârlıktan korunursa hırsızlık etmem, zina etmem ve kötü bir şey yapmam" cevabını verdi.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "...Nefsinin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler...'" kelâmını açıklarken: "Burada haramı malına katmaktan ve zekâtı men etmekten korunan kişi kastedilmektedir" dedi.

İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ali b. Ebî Tâlib: "Kim malının zekâtını verirse nefsini tamahkârlıktan korumuş olur" dedi.

Harâitî'nin Mesâviu'l-Ahlâk'ta bildirdiğine göre İbn Ömer der ki: "Tamahkârlık cimrilikten daha şiddetlidir. Tamahkâr kişi, elindekine tamahkâr olur ve elinden çıkmasını istemez. Başka kişilerin elindekine karşı da tamahkâr olup onu almak ister. Cimri kişi ise sadece elinde olan bir şeyin elinden çıkmasını istemeyen kişidir."

Zemmü'l-Buhl'da İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Adiy, Hâkim ve Hatîb'in Enes'ten bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Allah, Adn Cennetini ve ağaçlarını eliyle yarattıktan sonra ona: «Konuş» buyurdu. O: «Mü'minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir» dedi. Bunun üzerine Yüce Allah: «İzzetime ve Celâlime yemin olsun ki, cimri kişi sende bana komşu olamayacaktır» buyurdu." Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Nefsinin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir» kelâmını okudu.

İbn Merdûye'nin Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kendisinde şu üç haslet bulunan kişi tamahkârlıktan uzak bir kişidir demektir; malının zekâtını veren, misafire ikramda bulunan, ihtiyaç ve güçlük anında veren. "

Hakîm et-Tirmizî, Ebû Ya'la ve İbn Merdûye'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hiçbir şey islam'ı tamahkârlık gibi helak etmemiştir" buyurmuştur.

İbn Merdûye'nin Ebû Zer'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Fakirliği kalbinde olan kişiye dünyada ne kadar çok mal verilse ihtiyacını giderrnez. Zira tamahkârlık nefsine zarar vermektedir" buyurmuştur.

Abd b. Humeyd, Ebû Ya'la, Taberânî ve Diyâ'nın bildirdiğine göre Mucemmi' b. Yahya b. Câriye der ki: Amcam Halid b. Câriye'nin bana bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Kim zekâtı verir, misafirine ikramda bulunur, ihtiyaç ve güçlük zamanlarında da verirse tamahkârlıktan uzak olur" buyurmuştur.

İbn Ebî Şeybe, Nesâî, Hâkim ve Şuabu'l-İmân'da Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bir kulun içinde Allah yolunda içine çektiği tozlarla Cehennem alevi bir araya gelmez. Yine bir kulun içinde imanla tamahkârlık bir araya gelmez" buyurmuştur.

Ebû Dâvud, Tayâlisî, Abd b. Humeyd, Edebü'l-Müfred'de Buhârî, Tirmizî, Ebû Ya'la, Tehzîb'de İbn Cerîr ve Şuabu'l-İmân'da Beyhakî'nin Ebû Saîd el- Hudrî'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "İki haslet vardır ki Müslüman kişinin içinde bir arada olamazlar. Bunlar cimrilik ve kötü ahlâktır" buyurmuştur.

İbn Ebî Şeybe, Târih'te Buhârî, Ebû Dâvud, İbn Merdûye ve Şuabu'l- İmân'da Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) : "Kişide buluna en kötü şey, üzen tamahkârlık ve dehşete düşüren korkudur" buyurmuştur.

Ahmed, Edebü'l-Müfred'de Buhârî, Müslim ve Beyhakî'nin Câbir b. Abdillah'dan bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Zulümden sakının. Çünkü zulüm kıyamet gününde (Allah katında) karanlıklardır. Tamahkârlıktan sakının, sizden öncekiler tamahkârlıkla helak oldular. Sonuçta onları birbirlerinin kanlarını dökmeye ve mahremleri kendilerine helal kılmaya sevk etmiştir,"

İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Tamahkârlıktan ve cimrilikten sakının, çünkü bunlar sizden öncekileri akrabalık bağlarını koparmaya sevk etti de akrabalık bağlarını kopardılar. Mahremleri kendilerine helal kılmaya sevk etti de mahremleri helal kıldılar. Birbirlerinin kanlarını dökmeye sevk etti de birbirlerinin kanlarını döktüler. "

Tirmizî ve Beyhakî'nin Enes'ten bildirdiğine göre bir kişi vefat etti ve ona: "Cennetle müjdelen" dediler. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Biliyor musunuz? Belki de bu kişi kendisini ilgilendirmeyen bir şey hakkında konuşmuş veya kendisine faydası olmayan bir şey hakkında bile cimrilik etmiştir" buyurdu.

Beyhakî'nin başka bir kanalla bildirdiğine göre Enes der ki: Uhud savaşında bir kişi öldürülmüştü. Bu kişinin annesi gelip: "Seni şehadetle kutlarım ey oğlum!" deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Nereden biliyor sun? Belki de o kendisini ilgilendirmeyen bir şey hakkında konuşmuş veya kendisine yararı olmayan bir şey hakkında bile cimrilik etmiştir" buyurdu.

Beyhakî'nin Amr'dan bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "İki kısım insan vardır ki, Allah onları sever. Yine iki kısım insan vardır ki, Allah onlara buğzeder. Sevdiği insanlar cömert ve müsamahakâr olanlardır. Buğzettikleri ise kötü huylu ve cimri olanlardır. Allah, kulu hakkında hayır dilediği zaman onu insanların ihtiyaçlarını karşılamakta kullanır. "

İbn Cerîr, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Malının zekâtını veren, misafire ikramda bulunan, ihtiyaç ve güçlük anında veren kişi tamahkârlıktan uzaktır" buyurmuştur.

Beyhakî'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Allah cömertliği zayi etmez. Cömert kişi Allah'a yakın kişidir. Cömert kişi kıyamet gününde huzura çıktığı zaman, Allah elinden tutar ve düştüğü zaman ona yardımcı olur" buyurmuştur.

Zühd'de Ahmed, M. el-Evsat'ta Taberânî ve Şuabu'l-İmân'da Beyhakî'nin Amr b. Şuayb'dan, onun babasından, onun da dedesinden bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bu ümmetin ilki zühd ve takva ile ıslah olmuştur. Sonu da cimrilik ve fücur ile helak olacaktır" buyurmuştur.

Beyhakî'nin Hazret-i Âişe'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Cömert kişi Allah'a ve Cennete yakın, Cehennemden ise uzaktır. Cimri kişi ise Allah'a ve Cennete uzak, Cehenneme ise yakındır. Allah katında cömert olan cahil kişi, cimri olan âbid kişiden daha üstündür."

Beyhakî'nin Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Cömert kişi Allah'a, Cennete ve insanlara yakın, Cehennemden ise uzaktır. Cimri kişi ise Allah'a, Cennete ve insanlara uzak Cehenneme ise yakındır. Allah katında cömert olan cahil kişi, cimri olan âbid kişiden daha üstündür."

el-Kâmil'de İbn Adiy ve Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Cömert kişi Allah'a, Cennete ve insanlara yakın, Cehennemden ise uzaktır. Cimri kişi ise Allah'a, Cennete ve insanlara uzak, Cehenneme ise yakındır. Allah katında günahkâr cömert, cimri olan âbid kişiden daha üstündür."

Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Selime oğulları! Sizin efendiniz kimdir?" diye sordu. Onlar: "Ced b. Kays'tır ki biz onu cimri biri olarak görmekteyiz" cevabını verince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hangi hastalık cimrilikten daha kötüdür ki?! Sizin efendiniz Amr b. el-Cemûh'tur" buyurdu.

Beyhaki, Câbir'den bildirir: Hazret-i Peygamber (Medine'ye) geldiği zaman: "Ey Selime oğulları! Sizin efendiniz kimdir?" diye sordu. Onlar: "Ced b. Kays'tır ki biz de onu cimri biri olarak görmekteyiz" cevabını verince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hangi hastalık cimrilikten daha kötüdür ki?! Evet, sizin efendiniz beyaz ve cömert olan Amr b. el-Cemûh'tur" buyurdu. Bu kişi Cahiliye zamanında misafirleri ağırlardı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) evlendiği zaman da düğün yemeği yapardı.

Beyhakî'nin Zührî vasıtasıyla Abdurrahman b. Abdullah b. Ka'b b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Selime oğulları! Sizin efendiniz kimdir?" diye sordu. Onlar: "Ced b. Kays'tır" cevabını verince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : "Onu ne ile efendiniz saymaktasınız?" diye sordu. Bunun üzerine onlar: "İçimizde en fazla malı olan odur. Bu sebeple de onu cimrilikle itham etmekteyiz" dediler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : "Hangi hastalık cimrilikten daha kötüdür ki?! O sizin efendiniz değildir" buyurdu. Onlar: "Ya Resûlallah! O zaman efendimiz kimdir?" diye sorunca: "Efendiniz Berâ b. Ma'rûr'dur" karşılığını verdi. Beyhakî: "Hadis mürseldir" dedi.

Hâkim'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Selime oğulları! Sizin efendiniz kimdir?" diye sordu. Onlar: "Cimri biri olmasıyla beraber Ced b. Kays'tır" cevabını verince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hangi hastalık cimrilikten daha kötüdür ki?! Evet, sizin efendiniz ve efendinizin oğlu Beşîr b. el-Berâ b. Ma'rûr'dur" buyurdu.

Ahmed ve Beyhakî'nin Ebû Bekr es-Sıddîk'ten bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Cimri insan, aldatıcı, hain ve kölelere kötü davranan kimse Cennete giremez. Kendileri ile Allah arasındaki görevleri güzelce yerine getirmeleri, sahipleri ile aralarındaki ilişkileri güzelce yürütmeleri durumunda, cennetin kapısını ilk çalacak olanlar kölelerdir,"

Beyhakî'nin bildirdiğine göre Sehl el-Vâsitî, Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem):

"Allah bu dini kendisi için seçmiştir. Bu dini ıslah etmek, cömertlik ve iyi ahlâkladır. Bu sebeple bunlarla ona ikramda bulunun" buyurduğunu bildiriyor.

Beyhakî değişik kanallarla, İbn Adiy, Ukaylî Ebû Nuaym, Mekârinıu'l- Ahlâk'ta Harâitî, el-Muttefık ve'l-Mufterik'te Hatîb, İbn Asâkir ve Diyâ'nın Câbir b. Abdillah'tan bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Cibril, bana, Allah'ın: «Bu dini kendime seçtim. Onu ancak cömertlik ve güzel ahlâk ıslah eder. Bu sebeple yaşadığınız müddetçe ona bunlarla ikramda bulunun» buyurduğunu söyledi. "

İbn Adiy ve Beyhakî'nin Abdullah b. Cerâd'dan bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "İyiliği aradığınız zaman onu güler yüzlü kişilerde arayın. Vallahi, Cehenneme ancak cimri kişiler, Cennet'e de cömert kişileri girecektir. Cömertlik, Cerınet'te cömert denilen bir ağaçtır. Cimrilikte, Cehennem'de cimri denilen bir ağaçtır. "

Beyhaki, el-İfrâd' da Dârakutnî  ve el-Buhalâ'da Hatîb'in Câfer b. Muhammed'den, onun babasından, onun da dedesinden bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Cömertlik, dalları dünyaya sarkmış olan Cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Kim ondan bir dala tutunursa o dal onu Cennete götürür. Cimrilikte dalları dünyaya sarkmış olan Cehennem ağaçlarından bir ağaçtır. Kim de ondan bir dala tutunursa o dal onu Cehenneme götürür. "

İbn Adiy'in Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Cömertlik, Cennette bir ağaçtır. Cömert olan kişi de ondan bir dal almış olur. O dal da onu Cennete sokana kadar bırakmaz. Cimrilik te Cehennemde bir ağaçtır. Tamahkâr olan kişi ondan bir dal almış olur. O dal da onu Cehenneme sokana kadar bırakmaz. "

Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Ben Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber oturmuşken sarı elbiseler giyinmiş on üç kişi geldi. Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) selam verdikten sonra: "Ya Resûlallah! İnsanların efendisi kimdir?" diye sordular. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "İnsanların efendisi, Yusuf b. Yakûb b. İshâk b. İbrahim'dir" buyurdu. Bu kişiler: "Ümmetin içinde efendi yok mudur?" diye sorunca da: "Evet vardır, kendisine helal mal verilen, müsamahakâr olmakla rızıklandırılan, fakir kişiye yakınlık gösteren ve insanlar hakkında az şikâyette bulunandır" buyurdu.

Buhârî, Müslim ve Nesâî'nin bildirdiğine göre Ebû Hureyre der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) CİFTİTİ ile cömerdi üzerlerinde demirden zırhlar bulunan ve elleri memeleri ile köprücük kemikleri arasında sıkıştırılan iki adama benzetti. Cömert her sadaka vermesinde zırhı genişler; o derece ki, parmak uçlarını bile kaplar ve hayırlarını çoğaltır. Cimri kişi ise bir sadaka vermek istediği zaman zırhı büzülür ve her halkası yerini alır. Cimri onu genişletmek ister, ama o genişlemez.

Zübeyr b. Bekkâr'ın Muvaffakiyât'ta bildirdiğine göre Abdullah b. Ebî Ubeyde b. Muhammed b. Ammâr b. Yâsir der ki: Halîd b. el-Velîd Rum toprakları tarafından esirlerle beraber Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara Müslümanlığı anlattı, ama onlar Müslüman olmayı kabul etmedi. Bunun üzerine boyunlarının vurulmasını emretti. Sıra son kişiye gelince Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Hâlid! Bu kişiyi bırak" buyurdu. Hâlid: "Ya Resûlallah! Onların içinde bana karşı bundan daha şiddetlisi yoktu" deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bu, Cibril'dir ki, bana Allah'dan haber verip bu kişinin kavmi arasında cömert biri olduğunu bildirmektedir, onu bırak" buyurdu. Bunun üzerine bu kişi Müslüman oldu.

9 ﴿