10

"Onlardan sonra gelenler: «Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan Kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin» derler."

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Onlardan sonra gelenler...'" kelâmını açıklarken: "Burada sonra Müslüman olanlar; yani Abdullah b. Nebtel ve Evs b. Kayzî kastedilmektedir" dedi.

Hâkim ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Sa'd b. Ebî Vakkâs der ki: İnsanlar üç aşama üzeredir. İkisi geçmiş ve biri kalmış bulunmaktadır. Sizin durumunuzun en güzeli de kalan bu aşamada olmanızdır. Sonra: "Allah'ın verdiği bu ganimet malları bilhassa; yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, Allah'dan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden muhacir fakirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır" âyetini okudu ve: "Burada Muhacirler kastedilmektedir ki, bu da geçmiş bulunmaktadır" dedi. Sonra: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir" âyetini okudu ve: "Burada Ensâr kastedilmektedir ki, bu da geçmiş bulunmaktadır" dedi. Sonra: "Onlardan sonra gelenler: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin" derler" âyetini okudu ve: "O iki aşama geçmiş ve bu aşama kalmış bulunmaktadır. Sizin durumunuzun en güzeli de bu aşamada olmanızdır" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Dahhâk: "Onlardan sonra gelenler: «Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin» derler"' âyetini açıklarken: "Allah, Muhacirlerin ve Ensâr'ın ne yaptıklarını bildiği halde sonradan gelenler onlara bağışlanma dilemekle emrolundular.

Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Mesâhifte İbnu'l-Enbârî ve İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Hazret-i Âişe: "Onlar Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbına bağışlanma dilemekle emrolundukları halde onlara sövdüler" dedi ve: "Onlardan sonra gelenler: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma..." âyetini okudu.

İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Ömer Muhacirlerden bazılarına söven birini işitince, ona: "Allah'ın verdiği bu ganimet malları bilhassa; yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, Allah'dan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden muhacir fakirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır"' âyetini okudu ve: "Onlar muhacirlerdir, sen onlardan mısın?" diye sordu. Bu kişi: "Hayır" deyince, ona: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir" âyetini okudu ve: "Onlar Ensâr'dır, sen onlardan mısın?" diye sordu. Bu kişi yine: "Hayır" deyince, ona: "Onlardan sonra gelenler: «Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin» derler"' âyetini okudu ve: "Sen bunlardan mısın?" diye sordu. Adam: "Temenni ederim ki onlardanım" karşılığını verince: "Hayır, değilsin, âyette zikredilenler onlara şovenler değildir" dedi.

İbn Merdûye'nin başka bir kanalla bildirdiğine göre İbn Ömer'e bir kişinin Osman'a sövdüğü bildirilince onu çağırdı ve önüne oturtup: "Allah'ın verdiği bu ganimet malları bilhassa; yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, Allah'dan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden muhacir fakirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır"' âyetini okudu. Sonra: "Sen onlardan mısın?" diye sordu. Bu kişi: "Hayır" deyince, ona: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir" âyetini okudu ve: "Sen onlardan mısın?" diye sordu. Bu kişi yine: "Hayır deyince, ona: "Onlardan sonra gelenler: «Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin» derler" âyetini okudu ve: "Sen bunlardan mısın?" diye sordu. Adam: "Onlardan olmayı temenni ederim" karşılığını verince: "Hayır, vallahi onlardan değilsin, onlara söven ve onlara karşı kalbinde kin besleyen kişi onlardan değildir" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre A'meş bu âyeti: (.....) şeklinde okumuştur.

Hakîm et-Tirmizî ve Nesâî, Enes'ten bildirir: Biz Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında oturmuşken bir ara: "Şimdi şu yoldan Cennet ahalisinden olan bir adam çıkıp gelecek" buyurdu. O esnada Ensar'dan bir adam çıkageldi. Yeni abdest aldığı için abdest suyu hâlâ sakallarından damlıyordu ve ayakkabılarını da sağ koluna asmıştı. İkinci gün yine otururken Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Şimdi şu yoldan Cennet ahalisinden olan bir adam çıkıp gelecek" buyurdu. Aynı adam da bir önceki günkü haliyle çıkageldi. Üçüncü gün de Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) aynı şeyi söyleyince yine aynı adam aynı haliyle çıkageldi. Adam oradan ayrılınca Abdullah b. Amr b. el-Âs adamın peşinden gitti. Ona: "Babamla kavga ettim ve üç gün boyunca evine girmeyeceğime dair yemin ettim. Üç günlüğüne evinde beni misafir edebilir misin?" diye sordu. Adam: "Evet, ederim" karşılığını verdi.

Abdullah b. Amr b. el-Âs sonrasını bize şöyle anlattı: Adamın evinde bir gece kaldım. Onun gece boyunca gece namazına kalktığını görmedim. Ancak gece vakti yatağında sağa sola dönerken uyandığı zaman Allah'ı zikreder ve tekbirler getirirdi. Sabah namazı vakti gelip kalkıncaya ve abdest alıncaya kadar bu şekilde hayırlı olan şeylerden başka tek bir kelime ettiğini işitmedim. Üç gece bu şekilde geçince kayda değer bir amelinin olmadığını düşünmeye başladım ve adama: "Ey Allah'ın kulu! Babamla aramızda ne bir kavga vardı ne de yanına girmeyeceğime dair yemin etmiştim. Fakat Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) üç defa: «Şimdi şu yoldan Cennet ahalisinden olan bir adam çıkıp gelecek» buyurduğunu işittim. Her üçünde de sen çıkıp geldin. Ben de yanında kalıp nasıl bir amele sahip olduğunu öğrenmek istedim" dedim. Bunun üzerine o: "Benim amelim gördüğün kadarıyladır" dedi. Gitmek üzere evinden çıktığımda adam beni geri çağırdı ve: "Benim amelim gördüğün kadarıyladır. Fakat bunun yanında içimde asla Müslümanlardan birini aldatma gibi bir duygu taşımam. Yüce Allah'ın ona verdiği bir mal veya hayır için de asla ona haset etmem" dedi. Ben de: "Seni Cennetlik olma derecesine ulaştıran da budur ki bu da güç yetiremediğimizdir" karşılığını verdim.'

Hakîm et-Tirmizî'nin bildirdiğine göre Abdulazîz b. Ebî Ravvâd der ki: Bize bildirildiğine göre bir kişi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber namaz kılıp gittikten sonra Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bu kişi Cennet ahalisinden biridir" buyurdu. Abdullah b. Amr der ki: "Bu kişinin yanına gittim ve: «Ey amca! Beni misafir eder misin?» dedim. O: "Evet ederim" dedi. Onun bir çadırı, bir koyunu ve hurmalığı vardı. Akşam olduğu zaman çadırından çıkıp keçisini sağdı ve bana yaş hurma toplayıp önüme koydu. Beraberce ondan yedik. O uyuyup kaldı, ama ben uyumadım. O iftar ederek sabahladı, ben ise oruçlu olarak sabahladım. Üç gece de aynı şeyleri yaptı. Bunun üzerine ona: "Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), senin Cennet ahalisinden olduğunu" söyledi.

Bana ne amel ettiğini söyle" dediğimde, o: "Sen, sana Cennet ahalisinden olduğumu söyleyene git te sana amelimi o söylesin" cevabını verdi. Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gittiğimde: "Ona git ve ne amel işlediğini bildirmesini emrettiğimi söyle" buyurdu. Tekrar ona gidip: "Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne amel işlediğini bildirmeni emretmektedir" dedim. O: "Şimdi tamamdır; eğer dünya benim olsa ve o benden alınsa ona üzülmem. Bana geri verilse de sevinmem. İçimde hiç kimseye karşı bir aldatma duygusu taşımam" dedi. Bunun üzerine ona: "Vallahi, ben gece namazına kalkar ve gündüz oruç tutarım. Ancak bana bir koyun hibe edilse sevinirim. Eğer elimden alınacak olursa da üzülürüm. Vallahi, Allah açık olarak seni bizden üstün kılmıştır" dedim.

10 ﴿