6"Ey Mü’minler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz,- oysa onlar, Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan ötürü sizi ve Peygamberi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden onlara sevgi gösteren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır... And olsun ki, sizlerden, Allah'ı ve âhiret gününü uman kimse için, bunlarda güzel örnekler vardır. Kim yüz çevirirse kendi aleyhine olur, Şüphesiz Allah müstağnidir, övülmeğe layiktir." Ahmed, Humeydî, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, Ebû Avâne, İbn Hibbân, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye, Beyhakî ve Delâil'de Ebû Nuaym'ın bildirdiğine göre Hazret-i Ali der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), beni, Zübeyr'i ve Mikdad'ı göndererek: "Gidin, Hah bahçesine ulaştığınızda kendisinde bir mektup bulunan ve deve ile yolculuk eden bir kadın göreceksiniz. O mektubu alıp bana getirin" buyurdu. Biz yola çıktık ve o bahçeye ulaştık. Bir de baktık ki deve ile yolculuk eden kadın orada. Ona: "Mektubu çıkar" dediğimizde, kadın: "Bende mektup yoktur" dedi. Ona: "Ya mektubu çıkarırsın ya da elbiselerini soyarız" dediğimizde mektubu saç örgülerinin arasından çıkardı. Mektubu alıp Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) getirdik. Bir de baktık ki, mektup Hâtib b. Ebî Balta'a tarafından Mekke müşriklerine Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) bazı haberlerini vermek için yazılmış. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Hâtib! Bu da nedir?" diye sorunca, Hâtib: "Ya Resûlallah! Hakkımda (hüküm vermek için) acele etme. Ben Kureyş'e sığıntı olarak gelip yerleşen biriyim. Ben gerçek bir Kureyşli değilim. Seninle beraber olan muhacirlerin Mekke'de ailelerini ve mallarını koruyacak akrabaları vardır." - Benim onlarla bir akrabalık bağım yoktu- Ben de akrabalarımı korumaları için onlara öyle bir iyilikte bulunmak istedim. Bunu kâfir olduğumdan veya dinimden döndüğümden dolayı yapmadım" dedi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Doğru söyledi" buyurdu. Ömer: "Ya Resûlallah! Beni bırak da onun boynunu vurayım" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Bu kişi Bedir'de bulunmuştur. Nereden bilirsin ki, belki de Allah, Bedir'de bulunanlara muttali olmuş ve: «(Artık bundan sonra) dilediğinizi yapın, ben sizi affettim» buyurmuştur." Bunun üzerine: "Ey Mü’minler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin..." âyeti indi. Ebû Ya'la ve İbnu'l-Münzir'in Hâris vasıtasıyla bildirdiğine göre Hazret-i Ali der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'ye gitmeye niyet edince gizli olarak ashâbından birilerine Mekke'ye gitmek istediğini söyledi. Bunların aralarında Hâtib b. Ebî Balta'a'da vardı- Halkın arasında Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Hayber'e gideceği haberi yayıldı. Hâtib, Mekke ahalisine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sizi istemektedir diye bir mektup yazdı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu durumdan haberdar olunca beni ve Ebû Mersed'i göndererek: "Hah bahçesine gidin" buyurdu... Hazret-i Ali devamla bir önceki hadisin mana olarak benzerini nakletti. Bunun üzerine Yüce Allah: "Ey Mü’minler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin...'" âyetini indirdi. İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin Katâde vasıtasıyla bildirdiğine göre Enes bu âyeti açıklarken şöyle dedi: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Hudeybiye'den Kureyş müşrikleri üzerine gitmek isteyince Hâtib b. Ebî Balta'a onlara bu durumu haber veren bir mektup yazdı. Allah bu durumu Resûlüne haber verdi ve mektubu Kureyş müşriklerinden bir kadının saç örgüsü arasında buldular. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Hâtib'e: "Seni bu işi yapmak zorunda bırakan nedir?" diye sorunca, Hâtib: "Valahi, Allah'ın emirleri hakkında hiçbir şüpheye düşmedim. Benim orada korunması gereken ailem ve malım vardır. Bu sebeple onlara bir iyilikte bulunmak istedim" dedi. Hâtib onlarla müttefik idi, ama (soy bakımından) onlardan değildi. Bunun üzerine Allah onun hakkında: "Ey Mü’minler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin..."' âyetini indirdi. İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre ibn Abbâs: "Ey Mü’minler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan ötürü sizi ve Peygamberi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden onlara sevgi gösteren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Bu âyet Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Medine'de bulunan Kureyşli bir kişi hakkında inmiştir. Bu kişi Mekke'de bulunan ailesi ve aşiretine Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kendileriyle savaşmak istediğini bildiren bir mektup yazdı. (Vahiy yoluyla) Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) bu mektup olayı bildirilince Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ali b. Ebî Tâlib'i gönderdi ve Ali bu mektubu geri getirdi. Ebû Ya'la, Hâkim, İbn Merdûye ve el-Muhtâre'de Diyâ'nın bildirdiğine göre Ömer b. el-Hattâb der ki: Hâtib b. Ebî Balta'a müşriklere bir mektup yazmıştı. Bu mektup Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) getirilince: "Ey Hâtib! Seni bu işi yapmak zorunda bırakan nedir?" diye sordu. Hâtib: "Ya Resûlallah! Onların arasında benim ailem vardır, onları terk etmelerinden korktum ve: «Allah'a ve Resûlüne zarar vermeyen bir mektup yazayım» dedim" cevabını verdi. Ben: "Ya Resûlallah! Bu küfre girdi, onun boynunu vurayım" dediğimde, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Nereden bilirsin ki, ey Hattâb'ın oğlu! Belki Allah, Bedir'de bulunanların ailelerine muttali olmuş ve onlara: «(Artık) dilediğinizi yapın, ben sizi affettim» buyurmuştur." İbn Merdûye, ibn Şihâb vasıtasıyla Urve b. Zübeyr'den, o da Abdurrahrnan b. Hâtib b. Ebî Balta'a'dan bildirir: Hâtib, Yemen ahalisinden olup Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbından Zübeyr b. el-Avvâm'ın müttefiki idî ve Bedir savaşında bulunmuştu. Çocukları ve kardeşleri Mekke'de idi. Hâtib, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber Medine'de iken Kureyşli kâfirlere öğüt veren bir mektup yazdı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ali ve Zübeyr'i çağırarak, onlara: "Yola çıkın ve kendisinde mektup bulunan kadına yetişin. O mektubu alıp bana getirin" buyurdu. Bunun üzerine yola çıktılar ve kadına Benî Ahmed topraklarında yetiştiler. Burası Medine'ye on iki millik bir mesafeydi. Ona: "Bize sendeki mektubu ver" dediklerinde, kadın: "Bende mektup yoktur" karşılığını verdi. Onlar: "Yalan söylüyorsun, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize sende bir mektup olduğunu söyledi. Vallahi, ya bize mektubu verirsin ya da elbiselerinde aramadığımız bir yer bırakmayız" dediler. Kadın: "Siz Müslüman değil misiniz?" deyince: "Evet Müslümanız, ancak Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sende bir mektup olduğunu söyledi" dediler. Kadın her tarafının aranacağını anlayınca saçları örgüsü arasından mektubu çıkarıp onlara verdi. Kadın mektubu saçları arasına koymuş ve saçlarını örmüştü. Mektubu Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) verdiklerinde mektubun Hâtib b. Ebî Balta'a'dan Mekke ahalisine yollandığını gördüler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hâtib'ı çağırtarak: "Bu mektubu sen mi yazdın?" diye sordu. Hâtib: "Evet ben yazdım" karşılığını verince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Seni bu işi yapmak zorunda bırakan nedir?" diye sordu. Hâtib: "Vallahi, Müslüman olduğum zamandan beri Allah hakkında hiç şüpheye düşmedim. Ancak ben aranızda yabancı biriyim. Kureyş'in neresindenim ki, benim Mekke'de ailem ve kardeşlerim vardır. Kureyş kâfirlerinin onlara bir zarar vermemesi için onlara (yaranmak gayesiyle) bu mektubu yazdım" dedi. Ömer: "Ya Resûlallah! Bana izin ver de onun boynunu vurayım" deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bırak onu, o Bedir'de bulunmuştur. Sen bilmezsin, belki de Allah, Bedir ahalisine muttali olmuş ve: «Dilediğinizi yapın, ben sizi affettim» buyurmuştur" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Ey Mü’minler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin..." âyetini indirdi. Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd, Urve'den mürsel olarak aynısını bildirir. ibn Merdûye, Enes'ten bildirir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke fethinde, Abdu'l-Uzza b. Hatl, Mikyas b. Dubâbe, Abdullah b. Sa'd b. Ebî Serh ve Ümmü Sârre olmak üzere dört kişi dışında herkese eman vermişti. İbn Merdûye der ki: Enes hadisi anlattı ve şöyle devam etti: "Ümmü Sârre, Kureyşlilerin azatlısı idi. O, Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelerek ihtiyacını bildirdi ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona bir şeyler verdi. Sonra bir kişi geldi ve kadınla, Mekkelilere, kendisiyle onlara yakınlaşıp ailesini korumalarını ümit ettiği bir mektup gönderdi. Onun Mekke'de bir ailesi bulunmaktaydı. Cibrîl bu durumu Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) haber verince, kadının peşinden Ömer b. el- Hattâb'ı ve Ali b. Ebî Tâlib'i gönderdi. Kadına yolda yetiştiler, aradılar ve üzerinde bir şey bulamadılar. Sonra geri dönmek üzere yola çıktılar. Biri arkadaşına: "Vallahi, ne Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize yalan söyledi, ne de biz yalancıyız, haydi tekrar kadına dönelim" dedi. Tekrar kadının yanına döndüler ve kılıçlarını çekerek: "Vallahi, ya seni öldürürüz ya da mektubu çıkarırsın" dediler. Kadın yine mektubu inkâr etti. Sonra: "Beni, Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) götürmemeniz şartıyla size mektubu veririm" dedi. Onlar da bunu kabul edince, kadın saç örgülerini açtı ve mektubu çıkarıp kendilerine verdi. Bunun üzerine Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiler ve mektubu kendisine verdiler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) mektubun sahibini çağırtıp: "Bu mektup ta neyin nesi?" diye sordu. Adam: "Sana anlatayım ya Resûlallah! Yanındaki her kişinin Mekke'de ailesini koruyacak kişileri vardır. Benim de Mekke'de ailemi koruyacak birileri olsun diye bu mektubu yazdım" dedi. Bunun üzerine Allah: "Ey Mü’minler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan ötürü sizi ve Peygamberi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden onlara sevgi gösteren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır" âyetini indirdi. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî) der ki: Hâtib b. Ebî Balta'a, Müşriklere, Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) onlarla savaşmak istediğini bildiren bir mektup yazdı ve bir kadınla gönderdi. Resûlüllah ta (sallallahü aleyhi ve sellem) Onu getirmeleri için adamlar gönderdi. Mektup kadından alınıp Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) getirilince, Hâtib'i çağırttı ve: "Bu mektubu sen mi yazdın?" diye sordu. Hâtib: "Evet ya Resûlallah! Ben yazdım. Ama vallahi Allah'a ve Peygamberine iman etmiş biriyim. Müslüman olduğum zamandan beri küfretmedim ve iman ettiğim zamandan beri şüpheye düşmedim. Ben kavimde (Mekke'de) nesebi olmayan biriydim ve onlarla müttefik idim. Bildiğiniz gibi ailem de yanlarındadır. Yazdığım mektup Allah'ın onlara yapmak istediği şeye (kadere) engel olacak değildir. Ben ailemi ve malımı korumak için öyle yaptım" dedi. Bunun üzerine Ömer b. el-Hattâb: "Ya Resûlallah! Benimle Allah'ın düşmanı arasından çekil de şu münafığın boynunu vurayım" dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ömer'e Öyle bîr bakış baktı ki, Ömer Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kızdığını anladı. Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yazık sana ey Hattâb'ın oğlu! Nereden bilirsin ki, belki de Allah hayırlı yurttaşların ailelerine muttali olmuş ve meleklere: «Şahit olun ki, ben şu kullarımı bağışladım, artık dilediklerini yapsınlar» buyurmuştur" dedi. Ömer: "Allah ve Resûlü en iyi bilir" karşılığını verdi. Resûlüllah da (sallallahü aleyhi ve sellem) üç defa: "Bunlar Bedir ahalisindendir ki onlara kötülük etmekten sakın" buyurdu. Ahmed ve Abd b. Humeyd'in Câbir'den bildirdiğine göre Hâtib b. Ebî Balta'a, Mekke ahalisine Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) kendileriyle savaşmak istediğini bildiren bir mektup yazdı. Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem), kendisinde mektup bulunan kadının bildirilmesi üzerine arkasından adamlar gönderdi ve mektubu kadının başından aldılar. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Ey Hâtib! Öyle mi yaptın?" buyurunca: "Evet, ancak bunu Resûlüllah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) aldatmak için veya münafıklık için yapmadım. Allah'ın, Resûlüne yardımcı olduğunu ve bunu tamamlayacağını anladım. Ben, onların arasında yabancı bir kişi idim. Annem de onların yanındadır. Ben de annemi onların yanında koruma altına almak istedim" dedi. Ömer: "Bunun boynunu vurayım mı?" deyince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Bedir'de bulunan birini mi öldüreyim! Nereden bileceksin, belki de Allah, Bedir ahalisine muttali olmuş ve: «Dilediğinizi yapın, ben sizi affettim» buyurmuştur," Abd b. Humeyd, Müslim, Tirmizî ve Nesâî'nin Câbir'den bildirdiğine göre Hâtib b. Ebî Balta'a'nın kölesi Hâtib'i şikâyet etmek için Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi ve: "Ya Resûlallah! Hâtib mutlaka Cehenneme girecektir" dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) : "Yalan söyledin girmeyecektir, çünkü o Bedir ve Hudeybiye savaşlarında bulunmuştur" buyurdu. İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "Hakkında: "Ey Mü’minler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin..." âyeti inen kişinin ismi Hâtib b. Ebî Balta'a'dır" dedi. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde der ki: Bize bildirildiğine göre Hâtib b. Ebî Balta'a, Hudeybiye zamanında Mekke ahalisine Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'nin üzerine yürüyeceğini bildiren bir mektup yazdı. Allah, Resûlüne bu durumu bildirmişti. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Hâtib'e: "Seni bu işi yapmak zorunda bırakan nedir?" diye sordu. Hâtib: "Vallahi, Allah'ın emirleri hakkında asla şüpheye düşmedim. Ancak Mekke'de malım ve ailem bulunmaktadır. Kureyşlilerin malımı ve ailemi korumaları için onlara öyle bir iyilikte bulunmak istedim" dedi. Bize, Hâtib'in Kureyşlilerle müttefik olduğu, ancak onlardan olmadığı söylendi. Allah bu âyetleri indirerek: "Şâyet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkâr etmenizi arzu ederler... İbrâhîm'de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, «Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir» demişlerdi. Yalnız İbrâhîm'in, babasına, «Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah'dan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez» sözü başka..." buyurdu. Siz bunu örnek almayın. Bu, Allah'ın vaad etmiş olduğu bir şeydir. "Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerle deneme..." kelâmı da: "Onları bize karşı muzaffer eyleme, yoksa fitneye düşerler ve bize karşı muzaffer olmalarından dolayı bizden daha fazla hak üzere olduklarını sanırlar" mânâsındadır. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Ey Mü’minler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin... Yakınlarınız ve çocuklarınız size kıyamet gününde bir fayda veremezler. Allah onlarla sizi ayırır. Allah işlediklerinizi görendir" âyetlerini açıklarken: "Bu âyetler Hâtib b. Ebî Balta'a ve beraberinde olanların Kureyş kâfirlerini uyarmak için yazdıkları mektuplar hakkında inmiştir" dedi. "Yalnız İbrâhîm'in, babasına, «Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah'dan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez» sözü başka..." kelâmını açıklarken: "Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbına, İbrâhîm'in (aleyhisselam) babasına istiğfar etmesini örnek alarak müşriklere istiğfar etmeleri yasaklandı" dedi. "Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerle deneme...'" kelâmını da: "Bizi ne onların elleriyle, ne de senin yanından bir azapla azaplandırma. Yoksa onlar: «Eğer bunlar hak üzere olsalardı böylesi bir şey başlarına gelmezdi» derler" şeklinde açıkladı. İbnu'l-Münzir ve Hâkim'in Mücâhid vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Ey Mü’minler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin... Yakınlarınız ve çocuklarınız size kıyamet gününde bir fayda veremezler. Allah onlarla sizi ayırır. Allah işlediklerinizi görendir" âyetlerini açıklarken: "Bu âyetler Hâtib b. Ebî Balta'a ve beraberinde olanların Kureyş kâfirlerini uyarmak için yazdıkları mektuplar hakkında inmiştir" dedi. "...Yalnız İbrâhîm'in, babasına, "Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah'dan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" sözü başka..." kelâmını açıklarken: "İbrâhîm'in (aleyhisselam) babasına istiğfar ettiği gibi bağışlanma dilemelerini yasakladı" dedi. "Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerle deneme..." kelâmını da: "Bizi ne onların elleriyle, ne de senin katından bir azapla azaplandırma. Yoksa onlar: «Eğer bunlar hak üzere olsalardı böylesi bir şey başlarına gelmezdi» derler" şeklinde açıkladı. İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in Saîd b. Cübeyr vasıtasıyla bildirdiğine göre İbn Abbâs: "And olsun ki, sizlerden, Allah'ı ve âhiret gününü uman kimse için, bunlarda güzel örnekler vardır..." kelâmını açıklarken: "İbrâhîm'in (aleyhisselam) babasına istiğfar etmesi dışındaki bütün amellerinde sizin için güzel örnekler vardır. Ancak baba müşrik iken onun için mağfiret dilenmez" dedi. İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Bizi, inkâr edenlerle deneme..." kelâmını açıklarken: "Onları bize musallat etme, yoksa bize azap ve işkence ederler, mânâsındadır" dedi. |
﴾ 6 ﴿