11

"Ey Mü’minler! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların îmanlarını çok iyi bilir. Onların mimin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehrî isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir. Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve sız de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin ve inandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının."

Buhârî'nin Misver b. Mahreme ve Mervân b. el-Hakem'den bildirdiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hudeybiye'de Kureyşlilerle antlaşma yaptığı zaman yanına mümin kadınlar geldi. O zaman Allah: "Ey Mü’minler! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın..." âyetini indirdi. Bunun üzerine Hazret-i Ömer müşrik olan iki hanımını boşadı.

Buhârî, Nâsih'te Ebû Dâvud ve Sünen'de Beyhakî'nin bildirdiğine göre Mervân b. el-Hakem ve Misver b. Mahreme der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Süheyl b. Amr'a Hudeybiye antlaşmasının bittiğini yazdığı zaman Süheyl b. Amr'ın koştuğu şartlar arasında: "Bizden herkim yanınıza gelecek olursa, senin dinin üzere olsa bile onu mutlaka bize geri vereceksin" şartı vardı. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ebû Cendel'i geri döndürdü. Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Müslüman olsa bile o zaman zarfında onlardan gelen her kişiyi geri döndürdü. Sonra muhacir mümin kadınlar geldi. Ümmü Külsûm binti Ukbe Ebî Muayt da Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelenlerin arasında idi. O daha yeni ergenlik çağına girmişti. Ailesi Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip onu geri vermesini isteyince, Allah mümin kadınlar hakkında indirmiş olduğu âyeti indirdi.

Taberânî ve İbn Merdûye'nin zayıf bir isnâdla bildirdiğine göre Abdullah b. Ebî Ahmed der ki: Ümmü Külsûm binti Ukbe Ebî Muayt barış zamanında hicret etmişti. Kardeşleri Umâre ve Velîd yola çıkarak Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiler. Onlar Ümmü Külsûm'u geri isteyince Allah, kadınlara has olarak Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile müşrikler arasındaki akdi bozdu ve onların müşriklere geri verilmesini engelledi. Sonra Allah imtihan âyetini indirdi.

İbn Düreyd Emâli'de ve Ebu'l-Fadl er-Riyâşî'nin İbn Ebî Recâ'dan bildirdiğine göre Vâkidî der ki: Ümmü Külsûm binti Ukbe Ebî Muayt, hakkında inen âyetlerden dolayı iftihar ederek şöyle dedi: "Ben Medine'ye hicret eden ilk kişiydim. Ben geldiğim zaman kardeşim Ali de beni geri çevirmek için arkamdan geldi. Bunun üzerine Allah, benim için Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile müşrikler arasındaki akdi bozdu. Sonra: "...Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkârcılara geri çevirmeyin..."' âyeti indi. Sonra Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) beni Zeyd b. Harise ile nikahlayınca: "Beni azatlınla mı nikahlayacaksın?" dedim. Bunun üzerine Allah: "Allah ve Peygamber'i bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygamber'e baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur" âyetini indirdi. Zeyd öldürülünce Zübeyr bana haber göndererek: "iddetin dolana kadar beni bekle" dedi. Ben de: "Tamam" dedim. Bunun üzerine: "Böyle kadınlara kapalı bir şekilde evlenme teklif etmenizde veya içinizden onlarla evlenmeyi geçirmenizde size sorumluluk yoktur..." âyeti indi.

İbn Sa'd'ın bildirdiğine göre İbn Şihâb der ki: Müşrikler Hudeybiye günü Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bizden herkim yanınıza gelecek olursa, senin dinin üzere olsa bile onu mutlaka bize geri vereceksin. Senin yanından bize geleni de biz geri çevireceğiz" şartını koşmuştu. Müşriklerden her kim Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) dinine girmek için geldiyse geri çevrildi. Ancak Ümmü Külsûm binti Ukbe Ebî Muayt gelince iki kardeşi arkasından gelerek Resûlüllah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) onu kendilerine vermesini istediler. Bunun üzerine Yüce Allah: "Ey Mü’minler! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur, inkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler..." âyetini indirdi. "Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin ve inandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının" kelâmında ise: "Müslüman olan kadının mehrinin Müslümanlar tarafından kâfirlere verilmesi, Müslümanlardan da müşrik kadınlarını boşayanların mehirlerini müşriklere vermesi, müşrikler kendilerinden Müslüman olan kadının mehrini tutarsa Müslümanın da müşrikler tarafından gelen kadının mehrini tutması kastedilmektedir.

İbn İshâk, İbn Sa'd ve İbnu'l-Münzir'in Urve b. ez-Zübeyr'den bildirdiğine göre kendisine bu âyetin açıklaması sorulunca, Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Hudeybiye günü Kureyşlilerle, Kureyş'ten gelenlerin geri çevrilmesi üzere antlaşma yaptığını yazdı. Ancak müşriklerden kadınlar hicret edince, imtihan edilip Müslümanlığa rağbet ederek geldikleri anlaşılması durumunda Allah onları tekrar müşriklere vermeyi kabul etmedi. Bu durumda da onların nehirlerinin müşriklere verilmesini emretti. Çünkü onlar da yanlarında tuttukları Müslümanların kadınlarının mehrini veriyordu. Sonra Allah: "Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder..." buyurdu. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kadınları yanlarında tuttu ve erkekleri geri çevirdi. Eğer Allah öyle bir hüküm vermiş olmasaydı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kadınları da geri çevirirdi. Eğer barış ve antlaşma olmasaydı kadınları yanlarında tutar ve mehirlerini müşriklere göndermezdi.

Firyabî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Ey Mü’minler! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin..." kelâmını açıklarken: "Onlara niçin geldiklerini sorun. Eğer kocalarına darılmalarından veya kıskançlıktan veya öfkeden dolayı gelmiş ve iman etmemiş iseler onları kocalarına geri gönderin. Eğer Allah'a iman etmiş iseler onları yanınızda tutun ve mehirlerini müşriklere (kocalarına) verin. Sonra da isterseniz onlara da mehirlerini vererek onlarla evlenin" dedi. "...İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın..." kelâmı hakkında ise: "Allah, Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbına Mekke'de kafirlerin yanında kalan inkarcı kadınlarını boşamalarını emretti" dedi. "...Onlara verdiğiniz mehri isteyin; İnkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler.,." kelâmını açıklarken: "Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabının kafirlere giden kadınlarının mehrini kafirler vermeli ve onları yanlarında öyle tutmalıdır. Kâfirlerin yanından Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbının yanına gelen kadınların durumu da aynıdır. Bu, Kureyş ve Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) arasında olan bir antlaşmaydı" dedi. "Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin..." kelâmı hakkında ise: "Eğer eşlerinizden kimse aranızda bir antlaşma bulunmayan müşriklere giderse ve Kureyş'ten veya başka bir yerden savaşta ganimet elde edilirse eşleri gidenlere sarf ettikleri kadar ganimetten mehir verin" dedi.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İkrime der ki: Bir kadın hicret ederek Medine'ye geldi. Ona: "Niye geldin? Kocana mı kızdın, yoksa Allah ve Resûlü için mi geldin?" diye sorulunca, kadın: "Evet, Allah ve Resûlü için geldim" cevabını verdi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin..." kelâmını indirdi. Bu kadının da Müslüman biriyle evlenme durumunda eski kocasına sarf ettiği kadar (mehir) verilir.

Abd b. Humeyd, Nâsih'te Ebû Dâvud, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "Ey Mü’minler! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin..." kelâmını açıklarken: "Bu, Allah'ın hidayete erenler ve sapıklığa düşenler arasında kılmış olduğu hükümdür. Onları denemek, kadının kocasıyla arasında olan sorunlarından dolayı değil de Ancak İslam'ı sevip onu istediğinden dolayı geldiğine dair yemin ettirilmesiydi. Eğer bu şekilde yemin ederlerse onların iman etmiş olduğu kabul edilirdi" dedi. "Onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler..." kelâmı hakkında ise: "Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbının kadınlarından kimse Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile antlaşması olan kafirlerin yanına gider ve onlarla evlenirlerse, Müslüman kocalarına onların mehirlerini gönderirlerdi.

Eğer Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile antlaşması olan kâfirlerin kadınlarından kimse gelir ve onlarla evlenirlerse müşrik olan kocalarına onların mehirlerini gönderirlerdi. Bu Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı ve antlaşma sahipleri kâfirler arasında olan bir şeydi" dedi. "Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız..."' kelâmını da: "Burada, Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ashâbı ile aralarında antlaşma olmayan Kureyş kafirleri kastedilmektedir. (.....) ifadesi ganimet mânâsındadır. Sonra bu hüküm ve antlaşma Berâe Sûresinde nesholundu. Her antlaşma sahibine de antlaşması atıldı" şeklinde açıkladı.

İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Ey Mü’minler! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyişin karcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Onları imtihan etmek, Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in elçisi ve kulu olduğuna şahadet ettirme şeklindeydi. Onların hakikaten iman etmiş olduklarını anladıkları zaman tekrar kâfirlere göndermezlerdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile aralarında antlaşması olan kâfir kocalarına sarf etmiş oldukları mehir verilirdi. O zaman da kendilerine mehirlerini vermek üzere müminlere helal olurlardı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), müminleri, kâfirlerin yanında bulunan eşlerinden dolayı muhacir kadınları (mehir ödemeksizin) tutmalarını yasakladı. Kadınların sınanmasında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ömer b. el-Hattâb'a: "Onlara: "«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), hiçbir şeyi Allah'a şirk koşmamanız halinde biatinizi kabul etmektedir» de" buyurdu. — Hazret-i Hamza'nın karnını yaran— Hind binti Utbe b. Rabîa kadınlar arasında gizlenmiş idi. O: "Eğer konuşursam beni tanır, tanıdığında da öldürür" dedi. O, Resûlüllah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) korkusundan dolayı gizlenmişti. Yanındaki kadınlar susmuş ve konuşmak istememişti. Hind yine gizlenerek: "Nasıl oluyor da erkeklerden kabul etmediği şeyi kadınlardan kabul ediyor?" dedi. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ona bakarak, Ömer'e: "Onlara söyle hırsızlık etmesinler" buyurdu. Hind: "Vallahi, ben Ebû Süfyân'ın malından bir şeyler almaktayım, hakkını helal eder mi, etmez mi bilmiyorum" dedi. Bunun üzerine Ebû Süfyân: "Geçmişte aldığın ve gelecekte alacağın şeyleri sana helal ediyorum" dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) güldü ve onu tanıdı. Onu yanına çağırıp: "Sen, Hind misin?" diye sorunca, Hind: "Evet, geçmişteki günahları Allah affetsin" dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), ona Allah'dan af diledi." Sonra: "Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin ve inandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının"' âyetini açıklarken: "Muhacirlerden bir kişinin eşi kâfirlere gittiği zaman, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu kişiye ganimetten, sarf etmiş olduğu (mehir) kadar verilmesini emrederdi" dedi.

İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Şihâb der ki: Bize bildirildiğine göre Mumtehine Sûresi, Medine'de, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Kureyşliler arasındaki antlaşma sürecinin uzatılması sebebi ile inmiştir. Müslüman olup da hicret eden ve kocaları kâfir kalan kadınların mehri Kureyş kâfirlerine geri verilirdi. Eğer aralarında savaş olsaydı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) île aralarında öyle bir antlaşma olmaz ve mehir olarak onlara hiçbir şey vermezlerdi. Müslümanların, müşriklere giden inkârcı kadınları için Allah aynı şekilde hüküm kılarak: "İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir" buyurdu.

Bu âyet inince her Müslüman kişi nikahı altında olan inkârcı kadını boşadı. Ömer b. el-Hattâb da Mahzûm oğullarından olan karısı binti Ebî Umeyye b. el- Muğîre'yi boşadı. Onunla Muâviye b. Ebî Süfyân evlendi. Ömer, Huzâa'dan binti Cervel'i de boşadı. Onunla da Cehm b. Huzeyfe el-Adevî evlendi. Burada da müminler ile müşrikler arasındaki antlaşma müddetinde olduğu hüküm gibi bir hüküm kılındı. Müminler, Allah'ın hükmünü kabul etti ve müşriklerin kadınlarına sarf etmiş oldukları mehri geri verdi. Fakat müşrikler, Müslümanlara sarf etmiş oldukları mehri geri verme konusunda Allah'ın hükmünü kabul etmedi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin ve inandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının'" âyetini indirdi. -Bu âyet indikten sonra- Müminlerin eşlerinden biri müşriklere gittiği zaman o mümine, sarf ettiği mehir, iman edip te hicret eden müşriklerin eşlerinin mehirlerini ödemek için ellerinden bulunan ganimetten ödenir. Müminlere mehirleri ödendikten sonra bir şey artarsa o da müşriklere verilir.

ibn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın..." kelâmını açıklarken: "Kişinin inkarcı kadını kendisini bırakıp (müşriklere) gittiği zaman onun iddetini beklemez" dedi.

İbn Ebî Şeybe, Saîd b. Cübeyr'den aynısını bildirir.

Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Amir eş-Şa'bî der ki: Zeyneb, kendisine: "Onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de, hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler ..." denilen İbn Mes'ûd'un eşi idi.

İbn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin ve inandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Eğer Mekke ahalisinden olan bir kadın, Müslümanların yanına gelirse kocasına sarf ettiklerini verin. Eğer Müslümanlardan bir kadın müşriklere giderse yine kocasına sarf ettiklerini verin. Eğer Müslümanlardan bir kadın Müslümanlar île antlaşması olmayan bir müşriğe giderse (.....); bir ganimet elde ettiğiniz zaman o ganimetten kocasına sarf ettiklerini verin."

İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre Mesrûk: Kadın müşriklere giderse kadının kocasına mehri kadar verin. Müslümanlar ile antlaşması olmayan bir müşriğe giderse (.....) ; bir ganimet elde ettiğiniz zaman "...Eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin..." dedi.

İbn Merdûye'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Süheyl b. Amr müşriklerin arasına gidince arkadaşlarından bir kişi: "Ya Resûlallah! Biz hak, onlar batıl üzere değil midir?" diye sorunca, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Evet öyledir" cevabını verdi. Bu kişi: "Ne oluyor ki, onlardan Müslüman olanı tekrar onlara göndermekteyiz. Bizden onlara katılanları da yine onlara göndermekteyiz?" diye sorunca da, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Onlardan müslüman olan kişinin, Allah dürüstlüğünü bildi ve onu müşriklerden kurtardı. Bizden onlara katılanlara gelince, Allah bizi de onlardan kurtardı" buyurdu. Bunun üzerine o antlaşmadan sonra Mumtehine Sûresi indi. Müşriklerin kadınlarından Müslüman olup gelenlere: "Niçin geldin?" diye sorulur. Kocasından korkarak veya ondan hoşlanmadığı için gelmişse geri gönderilir. Eğer İslam'ı benimseyerek gelmiş ise tutulur ve kocasına sarf ettiği kadar (mehir) gönderilir.

İbn Ebî Hâtim, Yezîd b. Ebî Habîb'den bildirir: Kendisine söylenene göre: "Ey Mü’minler! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret ecen mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budu ; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir" âyeti, Ebû Hassân b. Dahdâh'ın eşi hakkında inmiştir. O da Amr b. Avf oğullarından olan Umeyme binti Beşîr'dir. Bu kadın Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiği zaman Sehl b. Huneyf onunla evlendi. Sonra ona Abdullah b. Sehl'i doğurdu.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mukâtil der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Mekke ahalisi arasındaki antlaşma da kendilerine gelen kadınların geri gönderilmesi şartı da vardı. Mekke müşriklerinden olan Safiy b. er-Râhib ile evli Suayde adındaki kadın Müslümanların yanına gelmişti. Onun geri gönderilmesini istediklerinde Allah: "...İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir" âyetini indirdi.

Abdurrezzâk, Nâsih'te Ebû Dâvud, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Zührî der ki: Bu âyet, Hudeybiye'de iken, müşriklerin kadınlarının Müslümanların yanına geldiği zaman inmiş ve kadınların kocalarına mehirlerini vermelerini emretmiştir. Eğer Müslümanlardan bir kadın müşriklere giderse kocasına mehri verilir. Müminler, Allah'ın emrini yerine getirmişti. Fakat müşrikler bu emre uymadılar. Bunun üzerine Yüce Allah: "Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin..." âyetini indirdi. Müslümanlardan kocası olan bir kadının müşriklere gitmesi durumunda Müslümanların bu kişiye mehrini vermesi emredildi. Müşriklere vermekle emrolundukları gibi.

Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbrahîm en-Nehaî: "...İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir'" âyetini açıklarken şöyle dedi: "Bir kavmin Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile antlaşması vardı. Müşriklerden bir kadın Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiği zaman onu imtihan ederlerdi. Sonra da kocasına sarf etmiş olduğu mehri gönderirlerdi. Müslümanlardan bir kadının müşriklere gitme durumunda ise, Müslümanlar bir ganimet elde ettiği zaman onun kocasına sarf etmiş olduğu mehri verirlerdi." Şa'bî der ki: Müşrikler, Allah'ın indirmiş olduğu hiç bir âyete, bu âyete razı oldukları gibi razı olmamıştı ki: "İnsaf budur" dediler.

İbn Ebî Usâme, Bezzâr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, M. el- Kebîr'de ve Taberânî İbn Merdûye'nin hasen bir isnâdla bildirdiğine göre İbn Abbâs: "İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin..." kelâmını açıklarken (İbnu'l-Münzir'in lafzı ise: "Ona: "Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hicret eden kadınları nasıl imtihan ederdi?" diye sorulunca, şeklindedir) şöyle dedi: "Kadın Hazret-i Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) geldiği zaman, Ömer ona, Allah adına yemin ettirir ve: "Bir yeri bir yere tercih ederek gelmediğine dair Allah adına yemin et, kocana kızarak gelmediğine dair Allah adına yemin et, dünyalık şeyler kastederek gelmediğine dair Allah adına yemin et, sadece Allah ve Resûlü'nün sevgisinden dolayı geldiğine dair Allah adına yemin et" derdi.

Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime der ki: "Hicret eden kadına: "Bizden birine âşık olduğun için mi, kocandan kaçıp kurtulmak için mi, yoksa sadece Allah ve Resülü'nün sevgisi için mi geldin?" denilirdi.

İbn Menî'nin Kelbî vasıtasıyla Ebû Salih'ten bildirdiğine göre İbn Abbâs der ki: Ömer b. el-Hattâb Müslüman olmuş ve eşi müşrik kalmıştı. Bunun üzerine Yüce Allah: "...İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın..." âyetini indirdi.

Taberânî, Ebû Nuaym ve İbn Asâkir'in bildirdiğine göre Yezîd b. el-Ahnes Müslüman olduğu zaman eşlerinden biri dışında bütün ailesi Müslüman olmuştu. Allah: "...inkarcı kadınları nikahınızda tutmayın..." âyetini indirince ona: "Allah bu konuda âyet indirdi" dediler. Bu âyet eşinin Müslüman olmaması halinde onları ayıran olacaktı. Yezîd b. el-Ahnes ona Müslüman olması için bir yıl süre verdi. Bir yıl geçip son gün kalınca oturup güneşin batmasını bekledi. Güneş batmak üzere iken de Müslüman oldu.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Talha der ki: "...İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın..." âyeti indiği zaman eşim Urve binti Rabî'a'yı boşadım. Ömer ise Karîbe binti Ebî Umeyye ve Cervel el-Huzâî'nin kızı Ümmü Gülsüm'ü boşadı.

Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbrâhîm en-Nehaî: "...İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın..." kelâmını açıklarken: "Bu âyet müşriklere katılıp da küfre giren Müslüman bir kadın hakkında inmiştir. Kocası onu yanında tutmadı ve ondan uzak durdu" dedi.

İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız..." kelâmını açıklarken şöyle dedi: "Bu âyet, Ebû Süfyan'ın kızı Ümmü'l-Hakem hakkında indi. O mürted oldu ve Sakîf'li biri ile evlendi. Kureyşlilerden onun dışında kimse mürted olmamıştı. Sakîf'liler Müslüman olduğu zaman o da Müslüman oldu."

Nâsih'te Ebû Dâvud ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "...Hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mümin kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin: Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikahınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri isteyin; inkarcı erkekler de hicret eden mümin kadınlara verdikleri mehirleri istesinler. Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Allah bilendir, Hakim'dir" kelâmını açıklarken: "Atâ'ya bu âyeti sorup: "Daha bununla amel edilmekte midir?" dediğimde, Atâ: "Hayır" karşılığını verdi.

11 ﴿