40"Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik. Hani onlar sabah olurken onu devşireceklerine yemin etmişlerdi. (Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. (İnşaallah demiyorlardı.) Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı. Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü. Derken, sabahleyin birbirlerine, «Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin» diye seslendiler. Bunun üzerine, «Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın» diye fısıldaşarak yola koyuldular. (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar. Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, «Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!» dediler. (Gerçeği anlayınca da), «Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!» dediler. Onların en akl-ı selim sahibi olanı, «Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?» dedi. Onlar, «Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz» dediler. Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar, şöyle dediler: «Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz! Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.» İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür,- ah bir bilselerdi! Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır. Sor onlara: «Onların hangisi buna kefildir?»" Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: "Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Yüce Allah bu bahçe sahiplerinin hikayesini anlatmış ve başlarına gelenleri açıklamıştır." İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Cüreyc'den bildirir: Bedir savaşı sırasında Ebû Cehil Müslümanları kastederek: "Onları yakalayın ve iplerle bağlayın, ancak içlerinden kimseyi öldürmeyin!" dedi. Bunun üzerine: "Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik. Hani onlar sabah olurken onu devşireceklerine yemin etmişlerdi" âyeti nâzil oldu. Bahçe sahipleri de bahçelerindeki ürünleri toplamaya güçlerinin yeteceğini zannediyorlardı ancak bunu yapamadılar. Siz de bu niyetinizi gerçekleştiremeyeceksiniz mesajı verildi. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik..." âyetini açıklarken: "Bunlar Ehl-i Kitab'dan olan kimselerdi" demiştir. İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Bunlar Habeşli insanlardı. Babalarının bir bahçesi vardı ve ölene kadar bu bahçeden yoksullara dağıtırdı. Ancak babaları ölünce çocukları: "Babam bahçeden yoksullara dağıtarak düşüncesizlik etmiş" demeye başladılar. Hasat zamanı ürünü sabah vakti toplayacaklarına ve bu ürünlerden yoksullara hiçbir şey vermeyeceklerine dair yemin ettiler. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Katâde'den bildirir: Bu bahçe İsrail oğullarından yaşlı bir adamındı. Bahçeden çıkan üründen bir yıllık azığını kaldırır, gerisini de dağıtırdı. Hayattayken çocukları onun bu şekilde ürünü dağıtmasına engel olmaya çalışırlardı. Babaları ölünce bir sabah vakti bahçeye geldiler ve: "Bugünden sonra bu bahçeye tek bir yoksul dahi girmeyecek!" dediler. Yüce Allah bu konuda kararlılıklarını: "Amaçlarına ulaşmaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler" âyetiyle ifade etmiştir. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Yemen'de adına Daravân denilen bir bahçeydi. San'â ile arasında altı millik bir mesafe vardır." Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ebû Mâlik: (.....) kelâmını: "Sabahtan gideceklerine" şeklinde açıklamıştır. Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Ebû Sâlih: "Onlar istisna da etmiyorlardı" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "İstisnâda bulunmamaları «Sübhanallah» dememeleridir." İbn Cerîr'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet bahçeyi sardı" âyetini açıklarken: "Bu afet Yüce Allah'ın emri ile bahçeyi sarmıştı" demiştir. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet bahçeyi sardı" âyetini açıklarken: "Bu afet ateşten bir cezaydı. Bahçenin vadisinden çıkıp tüm bahçeyi sarmıştı" dedi. Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet bahçeyi sardı" âyetini açıklarken: "Gece vakti bahçe hakkında Allah'ın emri geldi" demiştir. "Sonunda devşirilmişe dönüverdi" âyetini açıklarken de: "Gece vuran afetle sabah vakti sanki bahçenin tüm ürünleri toplanmış gibi oldu" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İkrime: (.....) âyetini açıklarken: "Gecenin karanlığı gibi simsiyah kesiliverdi" demiştir. Abd b. Humeyd, Matar b. Meymûn'dan aynısını bildirir. Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, İbn Mes'ûd'dan bildirir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Günahlardan uzak durun! Zira kul bir günah işler de bundan dolayı ilimden bir kısmını unutur. Kul bir günah işler de bundan dolayı gece kıyamından mahrum edilir. Kul bir günah işler de bundan dolayı kendisine hazırlanmış olan bir rızıktan mahrum kalır" buyurdu. Sonra: "Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet bahçeyi sardı. Sonunda devşirilmişe dönüverdi" âyetlerini okudu ve: "Onlar da işledikleri günahtan dolayı bahçelerinin ürününden mahrum bırakıldılar" buyurdu. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: (.....) âyetini açıklarken: "Gecenin karanlığı gibi simsiyah kesiliverdi" demiştir. Tastî'nin Mesâil'de bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) ifadesinin anlamını sorunca, İbn Abbâs: "Gitmiş, yok olmuş anlamındadır" dedi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi ki?" diye sorunca da İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Şairin: "Bir sabah erkenden yanma vardığımda oturuyordu Ancak kalkıp gitmek için de hazırlanmıştı " dediğini İşitmez misin?" Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" âyetini açıklarken: "Bu bahçe üzüm bahçesiydi" demiştir. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Fısıldaşarak yola koyuldular" âyetini açıklarken: "Aralarında kimselerin duymayacağı şekilde kısık bir sesle konuşmaya başladılar" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: "Fısıldaşarak yola koyuldular" âyetini açıklarken: "Bahçeye hiçbir yoksulu sokmayacaklarını aralarında fısıldaşarak konuşuyorlardı" demiştir. "Amaçlarına ulaşmaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler" âyetini açıklarken: "Kendilerince bahçenin ürünlerini toplamaya güçlerinin olduğunu düşünerek yola düştüler" demiştir. İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Amaçlarına ulaşmaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler" âyetini açıklarken: "Yoksulları bahçeden alıkoymaya ve ürünü toplamaya güçlerinin yettiğini düşünerek erkenden bahçeye gittiler" demiştir. Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Amaçlarına ulaşmaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Yoksulları bahçenin ürünlerinden alıkoymaya güçlerinin yetebileceğini düşündüler. Bu konuda ortak bir karara varıp erkenden bu işe koyuldular." Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime: (.....) ifadesini: "Öfke içinde" şeklinde açıklamıştır. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Hasan(-ı Basrî): "Amaçlarına ulaşmaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler" âyetini açıklarken: "Bu amaç fakirleri bahçenin ürününden mahrum etmektir" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âmir: "Amaçlarına ulaşmaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler" âyetini açıklarken: "Yoksulları ondan uzaklaştırmaya güçlerinin yetebileceğini düşünerek ve bunun azmi içinde erkenden bahçeye gittiler" demiştir. İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Fakat bahçeyi gördüklerinde «Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız» dediler" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Bahçelerinin yerini şaşırıp farklı bir bahçeye geldiklerini düşündüler." Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "Fakat bahçeyi gördüklerinde «Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız» dediler" âyetini açıklarken: "Yolumuzu şaşırmış olmalıyız, zira bizim bahçemiz bu değildir, demeye başladılar" demiştir. "Yok, Şüphesiz biz mahrum bırakılmışız!" âyetini açıklarken: "Hayır, biz birilerini ondan mahrum bırakınca biz de ondan mahrum edildik, dediler" demiştir. "Ortancaları «Ben size demedim mi? Tesbih etmeli değil miydiniz?» dedi" âyetini açıklarken: "Ortancalarından kasıt, içlerinden en adil, en asil ve sözü en fazla dinlenilir olanıdır" demiştir. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Yok, Şüphesiz biz mahrum bırakılmışız!" âyetini açıklarken şöyle demiştir: İşaretlerden yola çıkarak söz konusu bahçenin kendi bahçeleri olduğunu öğrendiklerinde yolu şaşırmadıklarını, yanlış yere gelmediklerini anladılar ve: "Yok, Şüphesiz biz mahrum bırakılmışız!" dediler. İbnu'l-Münzir, Ma'mer'den bildirir: Katâde'ye: "Bahçe sahipleri Cennet ahalisinden mi, yoksa Cehennem ahalisinden midir?" diye sorduğumda: "Beni zor bir işin altına koydun" dedi. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Ortancaları «Ben size demedim mi? Tesbih etmeli değil miydiniz?» dedi" âyetini açıklarken: "Ortancalarından kasıt, en mutedil olanıdır" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İkrime: "Ortancaları «Ben size demedim mi? Tesbih etmeli değil miydiniz?» dedi" âyetini açıklarken: "Ortancalarından kasıt, içlerinden mutedil olanıdır. Kur'ân'da bulunan Evsat ifadelerinin tümü de bu anlamdadır" demiştir. İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Ortancaları «Ben size demedim mi? Tesbih etmeli değil miydiniz?» dedi" âyetini açıklarken: "Ortancalarından kasıt, en mutedil olanıdır" demiştir. İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Süddî: "Ortancaları «Ben size demedim mi? Tesbih etmeli değil miydiniz?» dedi" âyetini açıklarken: "O zamanlar bir konuda istisnâda bulunmayı tesbih ile ifade ederlerdi" demiştir. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Ortancaları «Ben size demedim mi? Tesbih etmeli değil miydiniz?» dedi" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Tesbihten kasıt, istisnâda bulunmadır. Sabah erkenden ürünü toplayacaklarına dair yemin ettiklerinde herhangi bir istisnâda bulunmamışlardı. Tesbihten kasıt da bizim 'İnşaallah' dememiz gibi bir istisnâda bulunmalarıdır." Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "İşte azap böyledir; ama âhiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!" âyetini açıklarken: "Dünyada verilen ceza işte böyledir, ancak âhirette verilecek ceza daha büyük ve ağır olacaktır" demiştir. "Sor onlara: Onların hangisi buna kefildir?" âyetini açıklarken de: "Önceki hususların doğruluğu konusunda kim garanti verebilir?" demiştir. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: (.....) ifadesini: "Okuyorsunuz" şeklinde açıklamıştır, (.....) ifadesini de: "Bizden aldığınız sözler mi var?" şeklinde açıklamıştır. |
﴾ 40 ﴿