42"O gün baldırdan açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler." Buhârî, İbnu'l-Münzir ve İbn Merdûye, Ebû Saîd'den bildirir: Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Yüce Allah baldırını açtığı zaman mümin olan erkek ve kadınların tümü secdeye kapanır. Geriye dünyada iken gösteriş ve nam için namaz kılanlar kalır ki onlar da secdeye gitmek isterler, ancak sırtları tek parçaymış gibi bükülmez. " İbn Mende er-Reddu Ala'l-Cehmiyye'de Ebû Hureyre'den bildirir: "O gün baldırdan açılır..." âyeti konusunda Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yüce Allah o günde baldırını açar" buyurmuştur. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Mende'nin bildirdiğine göre İbn Mes'ûd bu âyeti: (.....) lafzıyla okumuş ve: "O günü Yüce Alllah baldırını açar" şeklinde açıklamıştır. Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Merdûye, Beyhakî el-Esmâ ve's- Sıfât'ta ve İbn Asâkir, Ebû Mûsa'dan bildirir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "O gün baldırdan açılır..." âyetini açıklarken: "Yüce Allah o gün büyük bir nurun üzerini açar ve tüm insanlar ona secdeye kapanır" buyurmuştur. Firyabî, Saîd b. Mansûr, İbn Mende ve Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbrâhim en-Nehaî, "O gün baldırdan açılır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bu konuda İbn Abbâs: "Burada baldırdan kasıt büyük bir işin üzerini açması, onu açığa çıkarmasıdır" dedi. İbn Mes'ûd ise: "Yüce Allah baldırının üzerini açınca tüm müminler secdeye gider. Kafirin sırtı ise sertleşip tek bir kemik parçası haline gelir, secde edemez" dedi. Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Hâkim ve Beyhakî el-Esmâ ve's-Sifât'ta İkrime vasıtasıyla bildirir: İbn Abbâs'a, (.....) âyeti sorulunca şöyle dedi: "Kur'ân'da anlamını bilmediğiniz bir ifade ile karşılaştığınız zaman anlamını şiirde arayın. Zira şiirler Arapların divanıdır. Bu ifade hakkında şairin: "Tak ammül edin dizginler hızlıca koşmasına Sahiplerindir kafa kesmeme yol veren Ve sıkıntılar üzerine işte savaş da koptu" dediğini işitmez misiniz? Sâk ağır sıkıntıların olduğu bir gündür." Tastî'nin Mesâil'de bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbâs'a: (.....) âyetinin anlamını sorunca, İbn Abbâs: "Âhiretin şiddeti ile sıkıntılarının üzeri açılır, anlamındadır" dedi. Nâfi': "Araplar öylesi bir ifadeyi bilir mi ki?" diye sorunca da İbn Abbâs şu karşılığı verdi: "Evet, bilirler. Şairin: "Ve sıkıntılar üzerine savaş da koptu" dediğini işitmez misin?" İbn Ebî Hâtim ve Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sifât'ta bildirdiğine göre İbn Abbâs: "O gün baldırdan açılır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Baldırın açılmasından kasıt, kıyamet gününün o korkunç ve dehşetli hallerinin ortaya çıkarılmasıdır." İbn Mende'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "O gün baldırdan açılır..." âyetini açıklarken: "Baldırın açılmasından kasıt, kıyamet gününün dehşetinin üzerinin açılmasıdır" demiştir. Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Mende'nin bildirdiğine göre Mücâihd: "O gün baldırdan açılır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: Baldırların açılmasından kasıt, kıyamet gününün o dehşetli hallerinin ortaya çıkarılmasıdır. İbn Abbâs da bu konuda: "Kıyametin en dehşetli günü bu gündür" derdi. Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sifât'ta bildirdiğine göre İbn Abbâs, "O gün baldırdan açılır..." âyetini okumuş ve: "Baldırın açılmasından kasıt, kıyamet günü ve anının dehşetinin açığa çıkmasıdır" demiştir. Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "O gün baldırdan açılır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Baldırın açılması âhiret saatinin gelmesi ve amellerin ortaya serilmesidir." Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd ve İbn Mende, Amr b. Dînâr vasıtasıyla bildirir: İbn Abbâs bu âyeti: (.....) lafzıyla okurdu. Ebû Hâtim es-Sicistânî: "Yani âhiret baldırını açar ve daha önce insanlara görünmeyen yönleri açığa çıkar" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsim, "O gün baldırdan açılır..." âyetini (.....) lafzıyla okumuştur. Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Beyhakî'nin el-Esmâ ve's-Sifât'ta bildirdiğine göre İkrime'ye: "O gün baldırdan açılır..." âyeti sorulunca şöyle dedi: Araplar savaş kızıştığı ve sıkıntılar arttığı zaman durumun vehametini açıklamak için: "Savaş baldırını açtı" derlerdi. Yüce Allah o günün dehşetini Arapların da bildiği bir deyimle dile getirmiştir. Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İkrime: (.....) âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Bunlar Yüce Allah'ın önündeki perdelerdir. Kıyamet gününde bu perdeler müminler için açılır." Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr'e (.....) âyeti sorulunca aşırı bir şekilde kızdı ve: "Bazıları bunun Yüce Allah'ın baldırını açacağı anlamına geldiğini söylüyor. Oysa bunun anlamı o günün dehşetinin üzerinin açılması, onun gösterilmesidir" dedi. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bunlar kafirlerdir. Dünyada güven içindeyken Allah'a itaate davet edilirlerdi. Ancak böylesi bir günde korku içindeyken bu davet kendilerine yapılır. Daha sonra Yüce Allah hem dünya, hem de âhirette müşriklerin itaate yapılan davete karşılık vermemelerinin sebeplerini de açıklar. "...Onlar işitemezler ve göremezlerdi" buyurarak dünyada iken itaata yapılan davete karşılık vermemelerinin sebebini ifade der. Âhiret te bunu yapamamalarının sebebi konusunda da: "...Secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler. Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür..." buyurur. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid bu âyeti açıklarken şöyle demiştir: "Bize bildirilene göre o günde her iki mümin arasında bir münafık bulunur. Müminler secde ederken münafığın sırtı sertleşir ve secdeye gidemez. Müminlerin bu şekilde secde etmeleri karşısında da münafıkların üzüntüleri ve pişmanlıkları daha da artar." Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Mücâhid: "O gün baldırdan açılır..." âyetini açıklarken: "Baldırın açılmasından kasıt, büyük bir belanın üzerinin açılmasıdır" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre İbrâhim en-Nehaî: "O gün baldırdan açılır..." âyetini açıklarken: "Baldırın açılmasından kasıt, büyük ve ağır olan bir durumun üzerinin açılmasıdır" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Rabî' b. Enes: "O gün baldırdan açılır..." âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Baldırın açılmasından kasıt, Yüce Allah'ın önündeki perdenin açılmasıdır. Bu perde açılınca dünyada iken Allah'a iman etmiş olanlar secdeye kapanırlar. Diğerleri de secde etmeye davet edilirler ancak bunu yapamazlar. Çünkü dünyada iken iman etmemiş, bu davete kulak asmamış, güven içinde iken böylesi bir secdeye gitmemişlerdi." Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: "O gün baldırdan açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Kıyamet gününde büyük ve dehşet veren bir durumun üzeri açılır. Kafirler secdeye davet edilirler ancak bunu yapmaya güçleri yetmez. Bize bildirilene göre bu konuda Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Kıyamet gününde müminlere secde için izin verilince secdeye giderler. Her iki mümin arasında da bir münafık bulunur. Secde sırasında münafığın sırtı sertleşir ve secde edemez. Yüce Allah müminlerin secdeye gitmesini münafıklar için kınama, küçük düşürme, zillet, pişmanlık ve hasret vesilesi kılar" buyurmuştur. "...Oysa kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı"' âyetinde bu çağrının henüz dünyada iken yapıldığı ifade edilmiştir. İbn Merdûye, Ka'bu'l-Ahbâr'dan bildirir: Tevrat'ı Mûsa'ya, İncil'i İsa'ya, Zebûr'u Dâvud'a ve Furkân (Kur'ân)'ı Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem) indirene yemin olsun ki "O gün işin dehşetinden baldırdan açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı" kelâmında sapasağlam iken kendilerine yapılan söz konusu çağrı ile davet, dünyada iken beş vakit namaz için yapılan çağrıdır." Şuabu'l-îman'da Beyhakî'nin bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "...Oysa kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı" âyetini açıklarken: "Bundan kasıt, beş vakit namazı cemaatle kılmaya yapılan çağrıdır" demiştir. Beyhakî'nin bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Oysa kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı" âyetini açıklarken: "Dünyada iken onlardan biri ezanı duyardı, ancak icabet edip namazı kılmazdı" demiştir. Abd b. Humeyd, Hasan(-ı Basrî)'den bildirir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Yüce Allah kıyamet gününde tüm insanları bir araya topladıktan sonra bir münadi: «Her kim bir şeye ibadet etmişse onun peşinden gitsin!» diye seslenir. Bunun üzerine her topluluk ibadet ettiklerinin peşinden giderler. Geriye Müslümanlar ile Ehl-i Kitab'dan olan diğer insanlar kalır. Yahudilere: «Siz kime ibadet ediyordunuz?» diye sorulunca: «Allah'a ve Mûsa'ya» derler. Ancak kendilerine: «Sizler Mûsa'nın yolundan değilsiniz, Mûsa da sizin yolda olan biri değildir» karşılığı verilir ve sol tarafa sürülürler. Sonra Hıristiyanlara: «Siz kime ibadet ediyordunuz?» diye sorulur. Hıristiyanlar: «Allah'a ve İsa'ya» derler. Ancak kendilerine: «Sizler İsa'nın yolundan değilsiniz, İsa da sizin yolda olan biri değil» karşılığı verilir ve onlar da sol tarafa sürülürler. Geriye Müslümanlar kalır. Onlara: «Siz kime ibadet ediyordunuz?» diye sorulunca Müslümanlar: «Allah'a ibadet ediyorduk» derler. Kendilerine: «Peki, onu tanıyor musunuz?» diye sorulunca, Müslümanlar: «Şayet bize kendini tanıtırsa tanırız» derler. İşte orada secde etmelerine izin verilir. Her iki mümin arasında da bir münafık bulunur. Müminler secdeye giderken münafıkların sırtı katılaşıp secdeye güç yetiremezler." Sonrasında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "...Secdeye davet edilirler; fakat güç yetiremezler'" âyetini okudu. İshâk b. Râhûye Müsned'de, Abd b. Humeyd, İbn Ebi'd-Dünyâ, Taberânî, Âcurrî eş-Şerîa'da, Dârakutnî Ru'ye'de, Hâkim, İbn Merdûye ve Beyhakî el- Ba's'da Abdullah b. Mes'ûd'dan bildirir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Yüce Allah kıyamet gününde gelmiş geçmiş tüm insanları bir araya toplar. Sonra kendisi de bulutların gölgesi altında gelir. Bir münadi: «Ey insanlar! Sizleri yaratan, en güzel şekli veren ve rızıklandıran Rabbinizin, her bir insanı dünyada iken kendisine ibadet ettiği ve dost edindiği kişiyle beraber kılmasına razı olur musunuz? Böyle yapması adilane olmaz mı?» diye seslenir. İnsanlar: «Tabi ki razıyız ve adilanedir» karşılığını verince, münadi: «O zaman her bir insan dünyada iken dost edindiği kişinin yanına gitsin» der. Bunun üzerine dünyada iken taptıkları şeylerin benzerleri karşılarına çıkarılır. İsa'ya tapanların karşısına İsa'nın şeytanı, Uzeyir'e tapanların karşısında Uzeyir'in şeytanı çıkarılır. Hatta ağaç, dal, taş her neye tapmışlarsa karşılarına bunların da benzerleri çıkarılır. İnsanlar çıkarılan bu şeylerin peşine takılırlar. Herkes gidince sadece Müslümanlar yerlerinde kalırlar. Bunun üzerine Yüce Allah bir sûrete bürünüp karşılarına çıkar ve: «Neden siz de diğer insanlar gibi ibadet ettiklerinizin peşinden gitmiyorsunuz?» diye sorar. Müslümanlar: «Bizim bir Rabbimiz var ve henüz onu görmedik» derler. Yüce Allah: «Rabbinizi görseniz o olduğunu nereden bileceksiniz?» diye sorunca, Müslümanlar: «Onunla aramızda bir işaret vardır. Bu işareti görünce onu tanıyacağız» derler. Yüce Allah: «Bu işaret nedir?» diye sorunca, Müslümanlar: «Baldırım açmasıdır» derler. Yüce Allah orada baldırını açınca daha önce isteyerek secde etmiş olanların tümü secdeye kapanır. Geriye sırtları sığır sırtı gibi tek parça olan ve secdeye gitmek istemelerine rağmen bunu yapamayanlar kalır. Emir verilince Müslümanlar başlarını secdeden kaldırırlar. Sonrasında dünyadaki amellerine göre kendilerine nur verilir. Bu nur kimisinin önünde dağ kadar olur, kimisinin yanında dağdan daha fazla olur. Kimisine verilen nur bir hurma ağacı kadar olur ve sağ tarafında durur. Kimisine verilen nur hurma ağacından daha da ufak olur ve yine sağ tarafında durur. En sona kalan kişinin nuru ise ameline göre ancak ayak başparmaklarını aydınlatacak kadar olur. Bu nur bazen yanıp bazen söndüğü için kişi, yanınca adımını atar, sönünce de durur. Bu şekilde Sırat'ın üzerinden geçmeye başlarlar. Sırat kılıçtan keskin olup üzerinde durulamayacak kadar kaygandır. İnsanlara: «Nurunuzun ışığına göre Suat'tan karşıya geçin» denilince amellerine göre kimisi ışık hızında, kimisi göz açıp kapayıncaya kadar, kimisi rüzgar gibi, kimisi koşma hızında, kimisi hızlı bir yürüyüşle karşıya geçer. Nuru ayak başparmaklarına verilen kişi ise Suat'ın üzerinde bir elini sürürken diğerini sabit tutar. Bir ayağını ileri atarken diğerini geride bırakır. Arada bir yan taraflarına ateş değer. Bu şekilde hepsi de karşıya geçince: «Seni (Cehennemi) bize gösterdikten sonra kurtaran Allah'a hamdolsun! Yüce Allah hiç kimseye vermediğini bize ihsan etti» derler. Ardından Cennetin kapısının yanında fazla derin olmayan bir suya gelip içinde yıkanırlar. Yıkandıktan sonra Cennetliklerin kokusu ile ten rengine kavuşurlar. Açık olan Cennet kapısının aralıklarından bakınca Cennetin en alt yerinde bir ev görürler ve: «Rabbimiz! Bu evi bize ver» derler. Yüce Allah: «Sizleri Cehennemden kurtarmama rağmen hâlâ benden Cenneti mi istiyorsunuz?» karşılığını verince, onlar: «Rabbimiz! Sadece bu evi bize ver ve şu kapıyı da Cehennemle aramızda bir engel kıl ki onun sesini duymayalım» derler. Yüce Allah: «Ama bu evi verirsem siz başkasını da istersiniz!» buyurunca, onlar: «Hayır! İzzetine yemin olsun ki senden başkasını istemeyiz. Hem ondan daha güzel bir ev mi olur!» derler. Sonunda Cennete girerler. Girince o evin ötesinde başka bir ev daha görürler ki ilk gördükleri ev onun yanında bir hayal gibi sönük kalır. «Rabbimiz! O evi bize ver» dediklerinde, Yüce Allah: «Ama bu evi verirsem siz başkasını da istersiniz!» buyurur. Onlar: «Hayır! İzzetine yemin olsun ki senden başkasını istemeyiz. Hem bundan daha güzel bir ev mi olur!» derler. Bunun üzerine bu ev kendilerine verilir. Ancak bu evin de ötesinde başka bir ev daha görürler ki ilk gördükleri ev onun yanında bir hayal gibi sönük kalır. «Rabbimiz! O evi bize ver» dediklerinde, Yüce Allah: «Ama bu evi verirsem siz başkasını da istersiniz!» buyurur. Onlar: "«Hayır! İzzetine yemin olsun ki senden artık başkasını istemeyiz. Hem bundan daha güzel bir ev mi olur!» derler. Bu ev de kendilerine verilince bu defa susup artık konuşmazlar. Yüce Allah: «Neden daha başkasını da istemiyorsunuz?» diye sorunca, onlar: «Rabbimiz isteyeceğimiz kadarını istedik. Daha fazlasını istemeye de yüzümüz kalmadı» derler. Yüce Allah: «Yarattığım günden yok ettiğim güne kadar dünyada bulunan tüm şeyleri on katıyla birlikte size vermemi ister misiniz?» diye sorunca, onlar: «Sen ki alemlerin Rabbisin, bizimle alay mı ediyorsun?» derler." Ravi Mesrûk der ki: "Abdullah hadisin bu kısmına ulaştığı zaman gülmeye başladı ve: "Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hadisi birkaç defa anlattığını işittim ve her anlatmasında ne zaman insanın böyle dediği kısma ulaşsa tüm dişleri görünecek şekilde gülerdi" dedi. Ardından Resûlüllah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) naklen şöyle devam etti: "İnsanlar böyle deyince Yüce Allah: «Hayır, alay etmiyorum ama buna kadirim. Siz isteyin!» buyurur. İnsanlar: «Rabbimiz! Bizi Cennetteki diğer insanların yanına sok» deyince, kendilerine: «Diğer insanların arasına katılın» denilir. Bunun üzerine hızlıca Cennetin içlerine doğru gitmeye başlarlar. Birinin önüne içi oyulmuş içinden yapılmış bir saray çıkınca secdeye kapanır. Kendisine: «Başını kaldır!» denilince başını kaldırır ve: «Rabbimi gördüm!» der. Ancak kendisine: «O gördüğün senin evlerinden biridir» denilir. Bu saraya doğru gidince karşısına bir adam çıkar. Yine secde etmek için hazırlanınca kendisine: «Neyin var?» diye sorulur. «Bir melek gördüm» karşılığını verince, kendisine: «O bir melek değil senin hizmetçilerinden, kölelerinden biridir» denilir. Bunun üzerine bu hizmetçi yanına gelir ve: «Ben bu saraydaki hizmetçilerinden biriyim. Emrimde benim gibi senin hizmetini görecek olan bin kişi daha var» der. Sonra onu alıp saraya götürür. Kapıyı açıp onu içeriye alır. Saray da tavanları, kapıları, kapı tokmakları ve her şeyiyle birlikte içi oyularak yapılmış tek bir inciden ibarettir. Saraya girince karşısında dışı yeşil içi kırmızı, yetmiş arşın genişliğinde altmış kapısı olan bir cevher görür. Bu kapılardan her biri diğerlerinden farklı renkte olan başka bir cevhere açılır. Her bir cevherin içinde de tahtlar, eşler ve nedimeler bulunur. İçeri girince üzerinde yetmiş giysi bulunan bir huriyle karşılaşır. Hurinin bacaklarının iliği yetmiş kat giysinin üzerinden bile görünür. Hurinin göğüs kısmı adamın, adamın göğüs kısmı ise hurinin aynası olur. Adam başını bu huriden az bir çevirip tekrar baktığında yetmiş kat daha fazla güzelleştiğini görür. Huri de başını adamdan az bir çevirip tekrar baktığında yetmiş kat daha fazla güzelleştiğini görür. Huri: «Gözümde yetmiş kat daha fazla güzelleştin» derken adam da ona aynı şeyi söyler. Sonra Cennete sahip olduğu alana baktığında bunların göz alabildiğince, yüz yıllık bir yolculuk mesafesinde olduğunu görür." O esnada bunu dinleyen Ömer b. el-Hattâb: "Ey Ka'b! İbn Ümmü Abd'in Cennette en alt konumda bulunan kişinin sahip oldukları konusunda neler söylediğini duyuyor musun? Bu durumda en üst konumda olan kişi nasıl olur?" deyince, Ka'b şöyle karşılık verdi: "Ey müminlerin emiri! En üst konumda olan kişiye verilecekleri ne bir göz görmüş, ne de bir kulak işitebilmiştir. Yüce Allah Arş ile suyun üzerindeyken kendisi için kendi eliyle bir ev inşa etti. Bu evi dilediği şekilde süsledi ve içinde meyve ve içeceklerden dilediği şeyleri koydu. Sonra da bu evi kapattı. Bu evi yarattığından beri Cebrail olsun diğer melekler olsun yarattıklarından kimseler görmüş değildir." Ka'b: "Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez" âyetini de okuduktan sonra şöyle devam etti: "Bunun dışında Yüce Allah iki Cennet daha yarattı ve onları da dilediği şekilde süsledi. Bunların içini de zikrettiği gibi altın ve sırma işlemeli ipekten kumaşlarla donattı. Bu iki Cenneti meleklerden sadece dilediklerine gösterdi. Kaydı İlliyyün'da olanlar bu iki Cennete yerleşirler. İlliyyün'da olanlardan biri bineğine binip mülkünü dolaşmaya çıktığında yüzünün ışığı Cennetteki tüm evlerin içine girer. Hatta onun kokusunu içlerine çeker ve: "Ahh! Ne kadar da güzel bir kokuymuş" derler. Yine: "Bugün İlliyyün'da oturanlardan biri aramıza geldi" derler. Ömer bunları duyunca: "Vay sana ey Ka'b! Bunu duyan kalpler pek gevşedi! Bu kalpleri kendine getir!" deyince, Ka'b şöyle devam etti: "Ey müminlerin emiri! Cehennemin öyle bir inlemesi olur ki bunu duyan ne kadar melek ve peygamber varsa diz çöker. Hatta İbrâhîm (aleyhisselam) bile bunu duyunca: "Rabbim! Nefsim! Nefsim!" diyerek kendi başının çaresine bakmak ister. Orada amellerinin yanında yetmiş peygamber ameli daha olsa yine de Cehennemden kurtulamayacağını düşünürsün." İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Ebî Hâtim, Taberânî, Hâkim ve Beyhakî'nin el-Ba's ve'n-Nüşûr'de bildirdiğine göre İbn Mes'ûd'un yanında Deccâl bahsi açılınca şöyle dedi: "Deccâl ortaya çıktığı zaman insanlar üç fırkaya ayrılır. Bir fırka onu peşinden gider. Bir fırka babalarının toprakları olan Cezire'ye giderler. Kalan diğer fırka ise Fırat sahiline doğru iner ve Deccâl'la karşılıklı bir savaşa girerler. Sonra müminler Şam kasabalarında toplanır ve Deccâl'ın bulunduğu yere bir öncü birlik gönderirler. Bu birliğin içinde kızıl veya beyaz bir atın üzerinde bir süvari de bulunur. Bu öncü birlik Deccâl tarafından öldürülür ve geriye dönen kimse olmaz. Daha sonra Mesih yeryüzüne iner ve Deccâl'i öldürür. Ardından Yecûc ile Mecûc ortaya çıkar ve yeryüzünü fesada boğarlar." İbn Mes'ûd: "Yecûc ve Mecûc'ün şeddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar" âyetini okuduktan sonra şöyle devam etti: "Daha sonra Yüce Allah bunların üzerine neğaf denilen bir kurt çeşidi gönderir. Bu kurt onların burun ve kulaklarına girince hepsini birden öldürür. Leşlerinin kokusu yeryüzünü sarınca diğer insanlar bu konuda Allah'a sığınırlar. Yüce Allah da gönderdiği su ile yeryüzünü onların leşlerinden temizler. Daha sonra içinde zemherir de bulunan soğuk bir rüzgar gönderir. Bu rüzgar yeryüzünde ne kadar mümin varsa hepsini de canını alır. Kıyamet de geriye kalan kötülerin üzerine kopar. Daha sonra Sûr'a üfleyecek olan melek sema ile yer arasında durup bir defa Sûr'a üfler. Sûr'a üfleyince Yüce Allah'ın diledikleri hariç gökte ile yeryüzünde ne kadar canlı varsa hepsi de ölür. Sûr'a ikinci üfleme zamanına kadar Yüce Allah'ın dilediği kadar bir süre geçer. Ancak ne kadar insan varsa yeryüzünde mutlaka ondan bir parça kalır. Yüce Allah bu süre içerisinde Arş'ın altından insan menisine benzer bir su gönderir. Toprağın yağmurla yeşermesi gibi bu suyla insanlar tekrardan ete ve kemiğe kavuşurlar." İbn Mes'ûd: "Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir'" âyetini okuduktan sonra şöyle devam etti: "Daha sonra Sûr'a üfleyecek olan melek sema ile yer arasında bir daha durup Sûr'a üfler. Sûr'a ikinci defa üflenince her bir ruh gidip kendi bedenine girer. Ruhlar bedene girince tüm insanlar tek bir kişinin hareketi gibi kalkıp alemlerin Rabbinin huzurunda dururlar. Orada Yüce Allah bir sûretle karşılarına çıkar. Öyle bir günde kimler Allah dışında bir şeye ibadet etmişlerse onun peşinden giderler. Yüce Allah Yahudilerin yanına gelip: "Kime ibadet ediyordunuz?" diye sorar. Yahudiler: "Uzeyir'e ibadet ediyorduk" derler. Yüce Allah: "Su ister misiniz?" diye sorunca, onlar: "Evet, isteriz" derler. Bunun üzerine Yüce Allah Cehennemi onlara serap gibi gösterir." İbn Mes'ûd: "O gün cehennemi kafirlere öyle bir gösteririz ki!" âyetini okuduktan sonra şöyle devam etti: "Sonra Yüce Allah Hıristiyanların yanına gelip: "Kime ibadet ediyordunuz?" diye sorar. Yahudiler: "Mesih'e ibadet ediyorduk" derler. Yüce Allah: "Su ister misiniz?" diye sorunca, onlar: "Evet, isteriz" derler. Bunun üzerine Yüce Allah onlara da Cehennemi serap gibi gösterir. Allah'tan başka şeylere tapan herkese bu şekilde yapılır." İbn Mes'ûd: "Onları durdurun, çünkü onlar sorguya çekilecekler!" âyetini okuduktan sonra şöyle devam etti: "Müslümanlar geçince Yüce Allah onların da karşısına çıkar ve: "Sizler kime ibadet ediyordunuz?" diye sorar. Müslümanlar: "Biz sadece Allah'a ibadet eder ve hiçbir şeyi ona ortak koşmayız" derler. Onları kışkırtmak amacıyla bir iki defa daha: "Sizler kime ibadet ediyordunuz?" diye sorar. Müslümanlar yine: "Biz sadece Allah'a ibadet eder ve hiçbir şeyi ona ortak koşmayız" karşılığını verirler. Yüce Allah: "Peki Rabbinizi tanıyor musunuz?" diye sorunca, onlar: "Sübhânallah! Kendini bize tanıtırsa o zaman tanıyabiliriz" derler. İşte o zaman "...baldırı açılır..." ve herkes Yüce Allah'a secdeye kapanır. Geriye secdeye gidemeyen münafıklar kalır ki sanki sırtlarında demir varmış gibi bükülmez. Secde etmek istercesine: "Rabbimiz!" derler; ama Yüce Allah kendilerine: "Sizler güvende (dünyada) iken secdeye davet edilirdiniz de yapmazdınız!" karşılığını verir. Daha sonra Yüce Allah'ın emriyle Sırat, Cehennemin üzerine kurulur. İnsanlar da amellerine göre topluluklar halinde Sırat'tan geçmeye başlarlar. En baştakiler göz açıp kapayıncaya kadar veya şimşek hızında karşıda olurlar. Daha sonra gelenler rüzgar gibi karşıya geçerler. Daha sonra gelenler uçarcasına karşıya geçerler. Daha sonra gelenler en hızlı koşan hayvan hızında karşıya geçerler. Bu şekilde herkes ameline göre bir hızla karşıya geçer ve en sonda gelenlerden bazıları koşarak bazıları da yürüyerek karşıya geçerler. Nihayet herkesten sonraya kalan kişi Sırat'tan sürünerek geçmeye çalışır ve sürünürken de: "Rabbim! Beni pek yavaş kıldın" der. Yüce Allah: "Seni bu şekilde yavaşlatan amelindir" karşılığını verir. Daha sonra Yüce Allah şefaate izin verir. İlk şefaate başlayan kişi de Cebrail olur. Daha sonra İbrâhîm (aleyhisselam) daha sonra Mûsa peygamber (veya İsa peygamber) şefaat eder. Dördüncü olarak da Peygamberiniz (sallallahü aleyhi ve sellem) şefaat için kalkar ki onun şefaat ettiklerine daha sonra şefaat edecek kimse olmaz. Yüce Allah'ın: "Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a ulaştırsın" âyetinde kendisine vaad ettiği Makam-ı Mahmud da budur. O zaman herkesin biri Cennette, biri de Cehennemde olmak üzere iki evi bulunur. O gün de pişmanlık günüdür. Zira Cehennemdekiler Cennette bulunan evlerine baktıkları zaman kendilerine: "Şayet amel etseydiniz burada olurdunuz" denilir. Cennettekiler de Cehennemde bulunan evlerine baktıkları zaman onlara: "Şayet Yüce Allah sizlere lütufta bulunmasaydı orada olurdunuz" denilir. Daha sonra melekler, peygamberler, şehitler, salih insanlar ve müminler de şefaat etmek isterler. Yüce Allah onların da şefaat etmelerine izin verir. Daha sonra Yüce Allah: "Ben ki merhametlilerin merhametlisiyim" buyurur ve bu rahmetiyle o ana kadar çıkanlardan daha fazlasını Cehennemden çıkarır. İçinde hayır bulunan hiç kimseyi Cehennemde bırakmaz." İbn Mes'ûd kafirler konusunda: "Sizi sekar'a sokan nedir?" diye sorulunca onlar şöyle derler: "Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksulu doyurmazdık. Dalanlarla birlikte dalıyorduk. Ceza gününü de yalanlıyorduk" âyetlerini okuduktan sonra şöyle devam etti: "Sizce bunlarda bir hayır var mıdır? Hayır yoktur. Yüce Allah içinde hayır bulunan kişileri Cehennemde bırakmaz ve oradan çıkarır. Yüce Allah artık içerden kimseyi çıkarmama kararı alınca içerdekilerin yüzleri ile renklerini değiştirir. Müminlerden bazıları yine de gelip şefaatte bulunmak ister. Onlara: "İçlerinde tanıdıklarınız çıkarsa şefaat edip oradan çıkarın" denilir. Ancak yüzleri ve renkleri değiştiği için kimseleri tanıyamazlar. Cehennemdekilerden biri şefaat etmek isteyen mümine: "Ey filan! Ben filan kişiyim!" der ancak mümin: "Seni tanımıyorum" karşılığını verir. Cehennemdekiler: "Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha günaha dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız" deyince, Yüce Allah: "Kalın kaldığınız yerde ve benimle konuşmayın" karşılığını verir. Yüce Allah onlara böyle dedikten sonra da Cehennem üzerlerine kapatılır ve artık içerden bir daha çıkan olmaz." |
﴾ 42 ﴿