9"Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik. «Ey kavmim dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vadeye kadar tehir etsin (muaheze etmeden yaşatsın) Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!» (Sonra Nuh:) Rabbim! dedi, Şüphesiz ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim; Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine hüründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler. Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum. Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum." Hâkim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs, Resûlüllah'tan (sallallahü aleyhi ve sellem) naklen şöyle demiştir: Yüce Allah kıyamet gününde herkesten önce Nûh ile kavmini çağırır. Kavmine: "Nûh'un davetine nasıl bir cevap verdiniz?" diye sorunca, onlar: "Bizlere ne bir davette bulundu, ne de bir şeyleri tebliğ etti. Ne nasihatlerde bulundu, ne bir şeyleri emretti, ne de bir şeyleri yasakladı" karşılığını verirler. Nûh: "Rabbim! İlk nesillerinden son nesillerine kadar ümmet ümmet hepsine de gerektiği gibi tebliğde bulundum! Bu tebliğim sonunda peygamberlerin sonuncusu Ahmed'e ulaştı. Bu tebliğimi okuyup iman ve tasdik etti" deyince de Yüce Allah: "Ahmed ile ümmetini çağırın" buyurur. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile ümmeti gelirler. Nurları da önlerinde ilerler. Nûh, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ile ümmetine: "Kavmime risaleti hakkıyla tebliğ ettiğimi, yeterince onlara nasihatlerde bulunduğumu, tek tek ve toplu olarak onları cehennemden kurtarmak gayret sarfettiğimi, ancak bu davetimin onları hak yoldan daha da fazla uzaklaştırmaktan başka bir sonuç getirmediğini biliyorsunuz değil mi?" diye sorunca, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile ümmeti: "Söylediğin bütün şeylerde doğru söylediğine dair şahitlik ederiz" derler. Nûh'un kavmi: "Ümmetlerin başında biz, sonunda siz varken seninle ümmetin bunun böyle olduğunu nereden biliyorsunuz?" diye sorunca, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Bismillahirrahmânirrâhîm" der ve "Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik'" şeklinde Nûh Sûresini sonuna kadar okur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sûreyi okuyup bitirince ümmeti de: "Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır. Allah'tan başka ilah yoktur. Şüphesiz Allah güçlüdür, Hakim'dir" derler. Bunun üzerine Yüce Allah, Nuh'un kavmine: "Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkarlar!" buyurur. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Katâde: "Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Yüce Allah bütün peygamberlerini insanlara, sadece Allah'a kulluk edilmesi, Allah'ın yasaklarından uzak durup emrettiklerinin yerine getirilmesi üzerine göndermiştir." Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Cüreyc: "Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vadeye kadar tehir etsin. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vade gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!" âyetini açıklarken şöyle demiştir: "Bunları yapın ki Allah sizin şirk koşmanızdan olan günahlarınızı bağışlasın, cezasını bir süre ertelesin. Zira Yüce Allah'ın tayin ettiği vade olan ölüm gelince artık ertenelemez." Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "...Sizi belli bir vadeye kadar tehir etsin..." kelâmını açıklarken: "Bu vade eceliniz gelene kadardır. Zira Yüce Allah'ın takdir ettiği ecel geldiği zaman artık ertelenmez" demiştir. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Katâde: "Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı" âyetini açıklarken şöyle demiştir: Bana ulaşana göre Nûh kavminden biri Nuh'un yanına götürdüğü oğluna: "Bu adama karşı dikkatli ol ki seni aldatmasın. Babam da aynı şekilde beni bunun yanına getirmiş ve şu an sana yaptığım gibi o da beni ona karşı uyarmıştı" derdi. İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "Parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine hüründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler'" kelâmını açıklarken: "Nuh'un dediklerini duymamak için kulaklarını tıkadılar, kendilerini tanımaması için giysileriyle örtünüp saklandılar ve büyüklenip tövbe etmeye yanaşmadılar" demiştir. Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre İbn Abbâs: "...Elbiselerine hüründüler..." kelâmını açıklarken: "Nûh'un söylediklerini duymamak ve onu görmemek için giysileriyle yüzlerini kapattılar" demiştir. Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr: "...Elbiselerine hüründüler..." kelâmını açıklarken: "Giysileriyle iyice sarındılar" demiştir. Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in bildirdiğine göre Mücâhid: "Sonra ben onları açık açık davet ettim" âyetini açıklarken: "Onlarla açık bir şekilde konuşup anlattım" demiştir. "Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum" âyetini açıklarken de: "Bağırarak, yüksek sesle de anlattım, tek tek de onlarla konuştum" demiştir. |
﴾ 9 ﴿