262

Mallarını Allah yolunda harcayıp da sonra o harcadıklarının arkasından haşa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar üzülmeyecekler de.

"Mallarını Allah yolunda harcayanlar": İbn Saib ile

Mukâtil şöyle demişlerdir: Bu âyet; Osman b. Affan’ın Tebuk gazasında orduya yardım etmesi, Medine’deki Rume kuyusunu satın alıp Müslümanlara vakfetmesi ile Abdurrahman b. Avf’in de malının yarısı olan dört b. dirhemi sadaka etmesi üzerine inmiştir.

"Menn” (başa kakma) hakkında da iki görüş vardır:

Birincisi: Fakirin başına kakıp: Sana iyilik ettim, seni fakirlikten kurtardım, gibi sözler etmektir. Bu cumhûrun görüşüdür.

İkincisi: Sadaka verdiği için Allah'a karşı böbürlenmektir, bu da İbn Abbâs’tan rivayet edilmiştir. Eğer:

"Allah onları men etmedikleri için nasıl övüyor, halbuki kendini Mennan olmakla nitelemiştir?” denilirse, cevap şöyledir: Menne fülanün alâ fülanin denir ki, birine nimet verip ihsan etmektir. Kendisi övülen durumdadır. Şair de şöyle demiştir:

Ey kadın, bize selamla ikram (men) et,

Senin sözün yakut ve dizili incidir.

Burada men ile nimet vermek kastedilmiştir. Kötü olanı ise, birine verdiğini gözünde büyütüp onunla iftihar etmektir. Şair de bu hususta şöyle demiştir:

Az bir ikram ettin, sonra hemen başa kaktın,

Başa kakarak ettiğin ikram azdır.

Bunu Ebû’l - Enbarî demiştir. Eziyet etmeğe gelince bunda da iki görüş vardır:

Birincisi: Bu, fakirin yüzüne karşı: "Sen fakirlikten asla kurtulamazsın, başıma belâ mı kesildin, bana senden rahatlık yok mu?” demek gibi sözler söylemektir.

İkincisi: Fakire ettiği iyiliği fakirin duymasını istemediği kimseye söylemektir. Böyle her iki söz de fakiri rahatsız eder, bunlar ihlasla sadaka verenlerin sıfatından değildir. Bize anlatıldığına göre Hassan b. Ebû Sinan bir köleyi ailesiyle birlikte satın alır ve kendini onlara tanıtmaz, kim olduğunu bildirmezdi.

262 ﴿