273

(Sadakalar) Allah yolunda mahsur kalan ve yeryüzünde ticaret için dolaşmaya güçleri yetmeyen fakirler içindir. Bilmeyen onları onurlu davranışlarından dolayı zengin kimseler sanır. Sen onları simalarından tanırsın. İnsanlardan yüzsüzlük ederek istemezler. Hayırdan ne harcarsanız, şüphesiz Allah onu pekiyi bilmektedir.

"Sadakalar Allah yolunda mahsur kalanlar içindir": Onları sadaka ve nafakalara teşvik edince, onlara en iyi sadaka verilecek kimseleri de gösterdi. İhsarın açıklaması

"eğer mahsur kalırsanız” (Bakara: 196) âyetinde geçti. Mahsur olanlar hakkında da dört görüş vardır:

Birincisi: Onlar Suffe’de yaşayanlardır, onlar kendilerini Allah’a ibadet etmeye vermişlerdi. Hiçbir şeyleri yoktu. Bunu İbn Abbâs ile Mukâtil demişlerdir.

İkincisi: Fakir muhacirlerdir, bunu da Mücâhid, demiştir.

Üçüncüsü: Onlar kendilerini savaşa adayan kimselerdir, mal kazanmaya güçleri yoktu, bunu da Katâde, demiştir.

Dördüncüsü: Onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile yaralanıp da kötürüm olanlardır. Bunu da Said b. Cübeyr, demiştir. Kisâi de bunu tercih etmiş ve: Onlar hastalıktan mahsur kalmışlardı. Eğer başka bir şeyden olsa idi,

"husiru” derdi. İhsar korku veya hastalıktan, hasr da bu ikisinden başka bir şeyden dolayı engellenmektir.

"Allah yolu” hakkında da iki görüş vardır:

Birincisi: O cihattır.

İkincisi: Taattir.

"Yeryüzünde dolaşma” hakkında da iki görüş vardır:

Birincisi: O cihattır, fakirliklerinden dolayı ona imkanları yoktu. Bu, İbn Abbâs’tan nakledilmiştir.

İkincisi: Kazanç sağlamaktır, bunu da Katâde, demiştir.

"Onları engelleyen şey” hakkında da üç görüş vardır:

Birincisi: O fakirliktir, bunu İbn Abbâs, demiştir.

İkincisi: Hastalıklarıdır, bunu da İbn Cübeyr ve İbn Zeyd, demişlerdir.

Üçüncüsü: Cihadı bırakmamalarıdır, bunu da Zeccâc, demiştir.

"Yahsebühümül cahilü": İbn Kesir, Nâfi, Ebû Amr ve Kisâi bunu Kur’ân'ın her yerinde

"yahsibühüm” ve "yahsibenne” okumuşlardır. İbn Âmir, Âsım, Hamze ve Ebû Cafer de hepsini “sîn” in fethasiyle okumuşlardır.

Ebû Ali Şöyle demiştir: “sîn” in fethası kıyasa daha uygundur, çünkü mazi "faile” (hasibe) vezninde olursa, muzari de

"yefalü” olur, meselâ, ferika yefrâku, şeribe yeşrebü gibi. Kesr de kulağa hoş geldiği için güzeldir.

İbn Kuteybe şöyle demiştir: Burada aklın zıttı olan cahillik kastedilmemiş, ancak denemenin zıttı olan cahillik (toyluk) kastedilmiştir. Sanki: Hallerini bilmeyenler, onları denemeyenler onları zengin zannederler, denilmiştir. Taaffüf ise: İstememektir. Affe anişşey’i ve taaffefe, denir.

"Sima": Bir şeyin kendisiyle bilindiği işarettir, aslı sime’dir.

Simalarından ne kastedildiği hakkında da üç görüş vardır:

Birincisi: Kibarlıklarıdır, bunu İbn Abbâs, demiştir.

İkincisi: Tevazularıdır, bunu da Mücâhid, demiştir.

Üçüncüsü: Fakirliğin onların üzerindeki izidir. Bunu Süddi ile Rebi’ b. Enes, demişlerdir. Bu da bir şeye hüküm verirken işaretin önemli olduğunu gösterir.

İmamımız Ahmed şöyle demiştir: Dar-ı harpte bulunan ve durumu bilinmeyen kimse hakkında: Simasına bakılır; eğer üzerinde sünnetsizlik gibi kâfir siması bulunursa, onlardan olduğuna karar verilir; Müslümanların kabristanına defnedilmez ve üzerine namaz kılınmaz. Eğer üzerinde müslümanların siması varsa, onlardan olduğuna karar verilir.

"İlhaf": Israr ve yüzsüzlük etmektir.

İbn Kuteybe: Elhafe filmes’emleti, denir ki: Yüzsüzlük ederek dilencilik etmektir, demiştir.

Zeccâc da şöyle demiştir: Elhafe’nin manası, her yönden istemektir, lihaf (yorgan) da bundan gelir, çünkü insanı sarar, kaplar. Eğer:

"Onlar ısrar etmeden isterler miydi?” denilirse, cevap şöyledir: Hayır, Kelâmın manası şöyledir: Onlar istemezlerdi ki, ısrar etmiş olsalardı. Şair A’şa da şöyle demiştir:

Yorgunluk ve ağrıdan bacağını oğuşturmaz,

Açlıktan da midesi kazınmaz (safrası kalkmaz).

Manası: Bacağında yorgunluk ve ağrı yoktur ki, onu oğuştursun, demektir.

Ferrâ’ da şöyle demiştir: Şu söz de öyledir: Bunun gibisini pek az gördüm, dersin, aslında ona benzer hiç kimse görmemişsindir. Onlar insanlardan ne ısrarla isterler ne de ısrar etmeden isterler. Zeccâc, İbn Enbari ve diğerleri de bu görüşü kabul etmişlerdir.

273 ﴿