286

Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez. Kazandığı hayır lehine, işlediği şer de aleyhinedir. Ey Rabbimiz, eğer unutur yahut hata edersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz, takat getiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen Mevla’mızsın bizim. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.

"Allah hiç kimseye gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemez": Burada vüs’ güç ve takat demektir. Bunu İbn Abbâs demiştir. Manası da şöyle demektir: Allah ona gücünün yetmediği şeyi yüklemez, çünkü bu muhaldir, meselâ kötürüme koşmayı, köre görmeyi teklif etmek gibi. Ama alet olmadığından değil de mükellef birine imkansız bir şeyi teklif etmesi câizdir; meselâ ilm-i ezelisinde iman etmeyeceğini bildiği bir kafire imanı teklif etmesi gibi. Bu âyet, birinci görüşe göredir. Bizim dediğimize delil de âyetin siyakında,

"Rabbimiz, bize takat getiremeyeceğimiz şeyi yükleme” demesidir. Eğer güç yetmeyecek şeyi teklif etmek mümkün olmasa idi, bu istek anlâmsız olurdu. Kaldı ki, Allahü teâlâ Nebisine bir kavme dua etmesini buyurmuştu; onlar hakkında da:

"Eğer onları hidayete davet etsen ebediyen hidâyeti bulamazlar” (Kehf: 57) demiştir.

İbn Enbari de şöyle demiştir: Âyetin manası şöyledir: Bize yapması ağır gelen şeyi yükleme, her ne kadar ona zorla ve istemeyerek katlanır isek de. Araplara anlayacakları şekilde hitap etti. Çünkü onlardan bir adam, sevmediği birine: Sana bakmaya dayanamıyorum, der; aslında dayanmaktadır, ancak ona ağır gelmektedir. Şu âyet de öyledir:

"Onu dinlemeye dayanamazlardı.” (Hûd: 20)

"Kazandığı onadır":

İbn Abbâs: Yaptığı taat onadır;

"kazandığı şer de onun aleyhinedir": Yani masiyet, günah, demektir. Ebû Bekir en-Nakkaş şöyle demiştir: "Leha” demesi hayra delildir,

"aleyha” demesi de şerre delildir. Bazıları da şu görüşü ileri sürmüşlerdir: "kesebet (kazandığı) bir veya birkaç kere olana,

"iktesebet” (kazandığı) da bir şey yaptıktan sonra tekrar yapılana denir. Bu kişi bazılarına göre de aynı manayadır, meselâ:  

"Femehhilil kafirine emhilhüm Rüveyda” âyetinde olduğu gibi. (Tarık: 17)

"Rabbimiz, bizi sorumlu tutma": Bu, böyle dememiz için Allah’tan bir talimattır.

İbn Enbari şöyle demiştir: Burada nisyandan maksat, kasten terk etmektir. Zira gaflet manasına gelen unutma zaten aftır. Buradaki hata da kasıt manasındadır, yoksa yanılmak manasına değildir. Meselâ: O hata etti, denir ki, kasten yaptı demektir, nitekim gafletle yaptığı zaman da böyle denir.

"İsr” hakkında da iki görüş vardır:

Birincisi: Sözdür, bunu İbn Abbâs, Mücâhid, Dahhâk ve Süddi demişlerdir.

İkincisi: Ağırlıktır, yani İsrâil oğullarına ağır şeyler yüklediğin gibi bize de onları yükleme demektir. Bunu da İbn Kuteybe, demiştir.

"Takat getiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme":

Bunda da beş görüş vardır:

Birincisi: Zor ve çetin amellerdir, bunu Dahhâk, Süddi, İbn Zeyd ve cumhûr, demiştir.

İkincisi: Sevgidir, bunu da Sevri, Mansur’dan, o da İbrahim’den rivayet etmiştir.

Üçüncüsü: cinsel istektir, bunu da Mekhûl, demiştir.

Dördüncüsü: İçten geçen şeyler, vesveselerdir.

Beşincisi: Cehennem azabıdır.

"Sen Mevlâmızsın": Yani velimizsin,

"bize yardım et": Bize destek ver. Muaz bu sûreyi bitirdiği zaman: Amin, derdi.

286 ﴿