83Onlara güven veya korku ile ilgili bir şey geldiği zaman onu yayarlar. Eğer onu Peygamber’e ve içlerinden emir sahiplerine götürselerdi, içlerinden onun içyüzünü anlayanlar onun ne olduğunu bilirlerdi. Eğer üzerinizde Allah'ın lütfü ve rahmeti olmasaydı, içinizden pek azı hariç şeytana uyardınız. "Onlara güven veya korku ile ilgili bir şey geldiği zaman": İniş sebebi üzerinde iki görüş vardır: Birincisi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kadınlarından ayrılınca, Hazret-i Ömer mescide girdi, insanların, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem hanımlarını boşadığını konuştuklarını duydu; Peygamber aleyhisselam’ın yanına girip, ona hanımlarını boşayıp boşamadığını sordu. O da: Hayır, dedi. Bunun üzerine çıktı: Ey insanlar, duyun, Resûlüllah, hanımlarını boşamadı, dedi. Bunun üzerine bu âyet indi. O işin iç yüzünü anlamış oldu. Bunu Müslim tek başına İbn Abbâs ile Ömer’den tahriç etmiştir. İkincisi: Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bir askeri birlik gönderip de galip gelip veya mağlup oldukları zaman insanlar bunu konuşurlar ve ifşa ederlerdi, Resûlüllah’ın çıkıp da konuşmasını beklemezlerdi. İşte bu âyet bunun üzerine indi. Bunu Ebû Salih, İbn Abbâs’tan rivayet etmiştir. Bu âyette işaret edilen kimseler hakkında da iki görüş vardır: Birincisi: Onlar münafıklardır, bunu İbn Abbâs ile cumhûr, demişlerdir. İkincisi: Münafıklar ile zayıf Müslümanlardır, bunu da Zeccâc, demiştir. “Emniyet“ ten de ne kastedildiği hakkında dört görüş vardır: Birincisi: Askeri birliğin zafer ve ganimet kazanmasıdır, bu da çoğunluğun görüşüdür. İkincisi: O, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e bir kavmi yendiğine dair gelen zafer haberidir ki, onlardan emin olurdu. Bunu da Zeccâc, demiştir. Üçüncüsü: O, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in bir kavimle sulh yapıp onlara aman verme kararıdır, bunu da Maverdi, zikretmiştir. Dördüncüsü: Güven mahallinden gelen emniyettir ki, o da Medine’dir, bunu da Ebû Süleyman Dımeşki, Hazret-i Ömer’in bir hadisinden çıkararak söylemiştir. "Korku” hakkında da üç görüş vardır: Birincisi: O, askeri birliğin maruz kaldığı felakettir, bunu da bir bölük müfessir, demiştir. İkincisi: O Peygambere gelen bir haberdir ki, bir kavmin kendine karşı birlik olduklarını işitir ve onlardan korkardı. Bunu Zeccâc, demiştir. Üçüncüsü: Peygamber’in verdiği savaş ve harb kararıdır, bunu da Maverdi, demiştir. "Ezâ’û bihi": İbn Kuteybe: Onu yayarlar, hakkında şayia çıkarırlar, demiştir. İbn Cerir Taberî de: "Bihi"deki “He” zamiri, şeye aittir, demiştir. "Onu götürselerdi": Yani o şeyi ve durumu, "Peygamber’e", haber veren o olsa idi. "İçlerinden emir sahiplerine": Bunlar hakkında da dört görüş vardır: Birincisi: Onlar Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali gibi kurmaylardır, bunu İbn Abbâs, demiştir. İkincisi: Onlar Ebû Bekir ile Ömer'dir, bunu da İkrime, demiştir. Üçüncüsü: Âlimlerdir, bunu da Hasen, Katâde ve İbn Cüreyc, demişlerdir. Dördüncüsü: Askeri birliklerin komutanlarıdır, bunu da İbn Zeyd ile Mukâtil, demişlerdir. "yestenbitûnehü” içyüzünü anlayanlar": Hakkında da iki görüş vardır: Birincisi: Onlar o haberi yayanları ve şayia çıkaranları araştıranlardır, bunu da Mücâhid, demiştir. İkincisi: Onlar emir ve komuta sahipleridir, bunu da İbn Zeyd demiştir. "Istinbât” lügatte çıkarmaktır. Zeccâc şöyle demiştir: Bunun aslı nabat’tan gelir ki, o, kuyudan ilk kazıldığı zaman çıkan sudur. Bundan da: Kad enbata fülünün ğadrae denir ki, suyu kara balçıktan çıkardı, demektir. Nabatlılara böyle denilmesi de yerden bir şeyler çıkarmalarındandır. İbn Cerir de şöyle demiştir: Âyetin manası şöyledir: Onlara Müslüman askeri birlik hakkında zafer veya hezimetle ilgili bir haber geldiği zaman onu ifşa ederler, Eğer Peygamber veya komutanlar o haberi değerlendirip de doğru veya yanlış olduğunu duyuruncaya kadar sussalardı, o zaman bunun doğruluğunu işi üstlenenler bilirlerdi. "Üzerinizde Allah’ın lütfü olmasaydı": “Lütuf“ tan ne murat edildiği hususunda da dört görüş vardır: Birincisi: O, Resûlüllah’tır. İkincisi: İslâm’dır. Üçüncüsü: Kur’ân’dır. Dördüncüsü: Emir ve komuta sahipleridir. “Rahmet” hakkında da dört görüş vardır: Birincisi: O vahiydir. İkincisi: İhsandır. Üçüncüsü: Nimettir. Dördüncüsü: Başarıdır. "Pek azı hariç şeytana uyardınız": Bu istisnanın manasında da üç görüş vardır: Birincisi: O haberi yaymaya râcîdir, takdiri, onu pek azlan hariç yayarlardı, demek olur. Bu görüş de İbn Abbâs ile İbn Zeyd’e aittir, Ferrâ’ ile İbn Cerir de bunu tercih etmişlerdir. İkincisi: O haberin aslım öğrenenlere aittir, takdiri şöyledir: Onu anlayanlar bilirdi, ancak pek azları hariç. Bu da Hasen ile Katede’nin görüşleridir, İbn Kuteybe de bunu tercih etmiştir. Bu iki görüşe göre âyette takdim ve tehir vardır. Üçüncüsü: O, şeytana uymaya râcîdir, takdiri de şöyledir: Şeytana uyardınız, ancak içinizden pek azları hariç. Bu da Dahhâk'in görüşüdür, Zeccâc da bunu tercih etmiştir. Bazı Âlimler de mana şöyledir, demişlerdir: Eğer size peygamber göndermek suretiyle Allah’ın lütfü olmasa idi, pek azınız hariç sapıtırdınız, onlar da akıllarıyla Allah’ı tanır ve O'ndan başkasına ibadet edenlerin sapıklıklarını anlarlardı, Kus b. Saide gibi. |
﴾ 83 ﴿