40

De ki:

"Bana haber verin, size Allah’ın azabı gelse yahut kıyamet gelse, Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer doğru kimseler iseniz!

"Kul ereeyteküm":

İbn Kesir, Âsım, Ebû Amr, İbn Âmir ve Hamze, Kur’ân’ın her yerinde elifle hemzeli olarak

"ereeytüm", "ereeyteküm” ve "ereeyte” okumuşlardır.

Nâfi ise hepsini imale etmiştir.

Kisâi de elifsiz ve hemzesiz okumuştur.

Ferrâ’ da şöyle demiştir: Araplar: Ereeyteke, derler ki: Bana haber ver, demek isterler.

"Allah’ın azabından":

Burada ne murad edildiği hususunda da iki görüş vardır:

Birincisi: O ölümdür, bunu da İbn Abbâs, demiştir.

İkincisi: O eski milletlerin başına gelen azaptır, bunu da Mukâtil, demiştir.

Saat: Kıyamettir.

Zeccâc da: O, kulların ölecekleri vaktin ve yeniden dirilecekleri zamanın ismidir, demiştir.

"Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız?": Yani sıkıntınızı def etmesi için puta veya taşa mı dua edersiniz? Karşılık veremeyecekleri bir delil ileri sürmüştür; çünkü onlar başlarına bir sıkıntı geldiği zaman Allah'a dua ederlerdi.

"Eğer doğru kimseler idiyseniz!": Bu da:

"Ereeyteküm” kavlinin cevabıdır, çünkü o, bana haber verin manasınadır. Sanki onlara: Eğer doğru kimseler iseniz, başınıza bir belâ geldiği zaman kime dua ettiğinizi söyleyin, denilmiş gibi olur.

40 ﴿