52Sabah akşam Rablerine dua ederek cemalini dileyenleri kovma. Onların hesabından sana bir şey yoktur. Senin hesabından da onlara bir şey yoktur ki, onları kovup da zâlimlerden olasın. "Rablerine dua edenleri kovma": Sa’d b. Ebi Vakkas şöyle demiştir: Bu âyet ben, İbn Mes’ûd, Suheyb, Ammar, Mikdad ve Bilal hakkında indi. Kureyş, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’e: Biz bunlara tabi olmak istemeyiz, onları etrafından kov, dediler. Bundan Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in içine bir şeyler girdi, bunun üzerine bu âyet indi. Habbab b. Eret de şöyle demiştir: Bu âyet bizim hakkımızda indi, bizler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in etrafında zayıf kimseler olarak bulunurduk, bize sabah akşam faydalı şeyler öğretirdi. Akra b. Habis ile Uyeyne b. Hısn geldiler: Bizler kavmimizin eşrafındanız, bizi bunlarla beraber görmelerini istemeyiz; seninle oturduğumuz zaman onları kov, dediler. O da: Peki, dedi. Onlar da: Bunu aramızda yazmadıkça razı olmayız, dediler. Deri ve divit kalem getirildi. Bunu yapmak isteyince - ki, biz de bir tarafta oturuyorduk - birden Cebrâil, Allahü teâlâ’nın: "Rablerine dua edenleri kovma... biz onların bazısını bazıları ile denedik” kavlini indirdi. O da elindeki sayfayı attı ve bizi çağırdı: "Selam size, Rabbiniz merhameti kendi üzerine yazdı” diyordu. Biz de o gün kendisine yaklaştık, öyle ki, dizlerimizi onun dizine dayadık. İbn Mes’ûd da şöyle demiştir: Kureyş’ten bir grup, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’e uğradı, yanında da Habbab, Suheyb, Bilal ve Ammar var idi. Onlar: "Ya Muhammed, sen bunlardan razısın, bizim de onlara tabi olmamızı mı istiyorsun?” dediler. Bunun üzerine: "Rablerine dua edenleri kovma” âyeti indi. İkrime de şöyle demiştir: Rebia’nın iki oğlu Utbe ile Şeybe, Mut’im b. Adiy, Haris b. Nevfel, Abdimenaf oğullarının eşrafı ile birlikte Ebû Talib’e geldiler: Eğer kardeşinin oğlu bizim yanaşma ve kölelerimizi yanından kovarsa, kalplerimizdeki yeri daha sağlam olur ve ona uymamız için büyük avantaj sağlar, dediler. Ebû Talib de geldi, ona bunu anlattı, Ömer b. Hattab da: Bunu yapsan da ne istediklerini bir görsek, dedi. Bunun üzerine bu âyetler indi. Ömer de dönüp dediklerinden özür diledi. Ebû Salih de İbn Abbâs’tan şöyle rivayet etmiştir: Bu âyetler şu gibi zayıflar hakkında indi: Bilal, Suhayb, Habbab, Ammar, Mihca, Amir b. Füheyre ve Ebû Huzeyfe’nin azatlısı Salim. "Onunla Rablerinin huzurunda toplanmaktan korkanları uyar” âyeti de yine onların hakkında indi. Avfi de İbn Abbâs’tan şöyle rivayet etmiştir: Eşraftan bazı kimseler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: Biz sana iman edeceğiz, namaz kıldığımız zaman yanındaki bu adamları geriye at, arkamızda kılsınlar, dediler. Buna göre onları arka safa atmasını istediler, daha önceki görüşlere göre de onları meclisinden kovmasını istediler. "Rablerine dua edenler": Bu duada da beş görüş vardır: Birincisi: O farz namazdır, bunu da İbn Ömer ile İbn Abbâs, demişlerdir. Mücâhid de: Onlar beş vakit namazdır, demiştir. Mücâhid ile Katâde bir rivayette de: Sabah ve ikindi namazlarıdır, demişler. Mukâtil de, o günkü namazın sabah akşam ikişer rekat olduğunu, sonra da beş vakit namazın farz kılındığını iddia etmiştir. İkincisi: O, Allah’ı zikretmektir, bunu da İbrahim Nehaî demiştir. Ondan ilk görüşün benzeri de rivayet edilmiştir. Üçüncüsü: O Allah’a ibadettir, bunu da Dahhâk, demiştir. Dördüncüsü: O sabah akşam Kur’ân öğrenmektir, bunu da Ebû Cafer, demiştir. Beşincisi: Allah’a tevhid, ihlas ve ibadetle dua etmektir, bunu da Zeccâc, demiştir. Cumhûr: "Bil - ğadati” okumuş; İbn Âmir de burada ve Kehfte ğaynın zammesi, dalın sükunu ve arkasından vav ile: Bilğudveti okumuştur. Ferrâ’ da şöyle demiştir: Araplar ğudvenin üzerine elif lâm getirmezler, çünkü o, elif lâmsız marifedir. Araplar onu muzaf da etmezler. Eteytüke ğadatel hamisi derler de, ğudvetel hamisi demezler. Bu da onun marife olduğuna delildir. Ebû Ali de şöyle demiştir: En güzeli, ğadat okumaktır, çünkü o nekire olarak kullanılır ve elif lamla da marife olur. Gudve ise, hep marifedir. İmam Halil de şöyle demiştir: Eteytüke elyevme ğudveten ve bükreten demek câizdir, tıpkı eteytüke dahveten demiş gibi olur. Bu da İbn Âmir kıraatinin gerekçesidir. Eğer: "O topluluğun duası gece gündüz devam ediyordu, neden özellikle sabah akşam denildi?” denilirse, cevap şöyledir: O, ğadat demekle bütün gündüze, aşiy ile de geceye dikkat çekmiştir. Çünkü gündüzün ameli halis olursa, gecenin ameli daha saf olur. "Cemalini dileyerek": Zeccâc: Allah’ı isteyerek, demiştir. Allah da onların niyetlerinin temiz ve bu hususta ihlaslı olduklarına şahitlik eder. Âyette zikredilen hesaba gelince: Onda da üç görüş vardır: Birincisi: O, amellerin hesabıdır, bunu da Hasen, demiştir. İkincisi: Rızıkların hesabıdır. Üçüncüsü: O yeterlik manasınadır, Mana da şöyledir: Onlara yetmekten sana bir şey yok, sana yetmekten de onlara bir şey yoktur. "Zâlimlerden olursun": İbn Enbari şöyle demiştir: Bu iş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e ağır geldi ve zâlimler grubuna girmekle korkutuldu; çünkü bir an için reisleri zayıflardan üstün tutmayı aklından geçirmişti. |
﴾ 52 ﴿