99

O ki, gökten su indirdi. Onunla her şeyin bitkisini çıkardık. Ondan yeşillik çıkardık. Ondan sırt sırta binmiş taneler; hurmadan da tomurcuğundan yakın salkımlar; hem benzeyen hem de benzemeyen üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri çıkartıyoruz. Meyve verdiği zaman meyvesine ve olgunlaşmasına bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için âyetler vardır.

"O ki, gökten su indirdi": Yani yağmur.

"Onunla çıkardık": Yani yağmurla.

"Her şeyin bitkisini": Bunda da iki görüş vardır:

Birincisi: Her çeşit meyvenin bitkisini, çünkü biten her şeyin bitmesi ve büyümesi su iledir.

İkincisi: Her şeyin rızkını ve gıdasını.

"Ondan çıkardık":

Kavlinde de iki görüş vardır:

Birincisi: Sudan, yani onunla.

İkincisi: Bitkiden.

Zeccâc şöyle demiştir: Hadır ahdar (yeşillik) manasınadır. İhdarra, fehüve ahdar ve hadar (yeşil oldu) denir, tıpkı i’verre, fehüve a’ver ve avir (şaşı olmak) gibi.

"Ondan çıkarırız": Yani yeşillikten.

"Sırt sırta binmiş taneler": Meselâ başak ve arpa gibi. Müterakib: Birbirinin üstüne binmiş demektir.

"Ve minennahli min taliha kınvanün daniyetün” (hurmanın tomurcuğundan yakın salkımlar vardır): Haffaf, Ebû Amr’dan rivayetle kafin zammesiyle: "Kunvan” okumuştur. Harun da ondan fethini rivayet etmiştir (kanvan).

Ferrâ’ şöyle demiştir: Minen nahl ma kunvanuhu daniyetün. Hicazlılar, kafın kesriye "kınvan” derler. Kays kabilesi ise zamme ile okurlar. Dabbe ile Temim kabileleri de kimyan” derler. El - Mufaddal, onlardan bana şöyle bir şiir okudu:

Ağacın tepesi büyüdü (meyve ile ağırlaştı), dalları kıvrıldı ve eğildi.

Kırmızı hurma salkımları ile eğildi (kınyan).

Hepsi de şöyle okurlar: "Kınvun", "kunvun", derler; "kınan” veya "kunan” demezler. Kelb kabilesi ise:

"Malun bikınyan” (salkımlı mal) derler. Mûsannif der ki: Yukarıdaki beyt îmruulkays’e aittir. Bunu Ebû Said es - Sükkeri rivayet etmiştir. Kafin kesresi ve vav ile:

"Malun bikınvan"da dört lügat vardır: Kınvan, kıınvan, kınyan ve kunyan (hepsi salkımlar demektir). Şiirde geçen

"esset” çoğalmak manasınadır. Şa’run esisün de bundandır ki, çok saç, demektir. "Âdet” kelimesi de: Zorlandı, ağırlaştı, demektir.

İbn Kuteybe de: el - Kınvan: Hurma salkımlarıdır, tekili de: kınvundur. Kınvan tesniye şeklinde cemidir. Sınvan da öyledir ki, tesniyesinde de cem’inde de sınvan, derler.

Zeccâc da şöyle demiştir: Kınvan, kınvun’un çoğuludur, onu tensiye ettiğin zaman nunun kesri ile kınvani dersin. Daniye ise: El yetecek kadar yakın demektir. Kimi salkımları da uzaktır, demedi, çünkü Kelâmın akışından uzak olanın da el yetecek kadar olmadığı anlaşılmaktır. Onun için uzak lâfzına ihtiyaç kalmamıştır. Meselâ:

"Elbise sizi sıcaktan korur” (Nahl: 81) âyetinde olduğu gibi (soğuktan da korur, demeye gerek kalmamıştır. Mütercim).

İbn Abbâs da: El atımı salkımlar, dalları yere değen kısa boylu bodur hurma ağaçlarıdır, demiştir.

"Ve cennatin min anabin (üzüm bağları)": Bu da

"hadıran” kavli üzerine atıftır,

"vezzeytune verrummane": Mana: Ondan zeytin ve nar ağaçları çıkardık, demektir. Ebû Zeyd, Mufaddal’dan, ref ile: "Ve cennatün” okuduğunu rivayet etmiştir.

"Hem benzeyen hem de benzemeyen":

Bunda da üç görüş vardır:

Birincisi: Görünüşte benzeyen, tatta benzemeyen, bunu Ebû Salih, İbn Abbâs’tan rivayet etmiştir.

İkincisi: Yaprakları benzer, meyvesi benzemez, bunu da Katâde, demiştir. Bu da birincinin manasındadır.

Üçüncüsü: Birbirine benzeyen var, benzemeyen var.

Zeccâc şöyle demiştir: Zeytinle nar niçin yan yana zikredildi? Çünkü Araplar bu iki ağacın yapraklarının dalı başından sonuna kadar kapladığını bilirler. Şair de şöyle demiştir:

Nar ve zeytin ağacının yaprakları nasıl mübarek ise

Yabancı ölü de öyle mübarektir.

Bunun manası şöyledir: Bereket yaprağının bütün dalı kaplamasındadır.

"Unzuru ilâ semerihi":

İbn Kesir, Nâfi, Ebû Amr, İbn Âmir ve Âsım: "Unzuru ilâ semerihi",

"Ve külü min semerihi", (En’am: 141)

"Liye’külu min semerihi", (Yasin: 35) hepsini fetha ile semer şeklinde okumuşlardır. Hamze, Kisâi ve Halef de, zamme ile (sümür) okumuşlardır.

Zeccâc şöyle demiştir: Semeretün, ve semerün, ve simarün, ve sümürün, denir. Kim zamme ile "sümürihi” okursa, cem’i cem etmiş olur.

Ebû Ali de şöyle demiştir:

Bunun iki ihtimali vardır:

Birincisi: Budur, o da sümürün simar’ın cem’i olmasıdır. İkincisi de: Sümürün semerenin cem’i olmasıdır, tıpkı ekeme ve üküm, haşebe ve huşub gibi.

Ferrâ’ da şöyle demiştir: Ona bir defa ilk oluşumunda (ham iken) bakın, bir de yetişip olgunlaştığı zaman bakın. Hicazlılar, olgunlaşmak için, yenin fethası ile; Yen’, derler. Bazı Necitliler de, yenin zammesiyle: Yun’, derler.

İbn Kuteybe şöyle demiştir: Yenaatis semeretü ve eyneat denir ki: Meyve yetişti, demektir. Ona yen’ ve yun’ da denir.

Hasen, Mücâhid, Katâde, A’meş ve İbn Muhaysın, yenin zammesiyle

"yun’ihi” okumuşlardır.

Zeccâc da şöyle demiştir: Yen’, meyvenin olgunlaşmasıdır. Şair şöyle demiştir:

Meyhanenin etrafındaki çadırlarda,

Etrafında da olgunlaşmış zeytinler vardır.

Allahü teâlâ yarattıklarını evirip çevirmek ve mahlukunun yapamayacağı şekilde halden hale geçirmekle ölüleri de öyle dirilteceğini beyan etmiştir.

"Şüphesiz bunda inanan topluluk için âyetler vardır":

İbn Abbâs şöyle demiştir: inanan toplum, bu bitkiyi çıkaranın ölüleri de diriltmeye kadir olduğunu tasdik ederler.

Mukâtil de: Birliğini tasdik ederler, demiştir.

99 ﴿