9

Kimin de tartıları / mizanları hafif gelirse, işte âyetlerimizi inkâr etmeleri sebebiyle kendilerini ziyan edenler onlardır.

"O gün tartı haktır": Yani adalettir, neden

"mevazînühu” şeklinde çoğul dedi? Zira

"men” çoğul manasınadır, buna da "Ülâike” lâfzı delalet eder.

"Yazlimûn: Bunun manasında da iki görüş vardır:

Birincisi: İnkar ederler, demektir.

İkincisi: Küfrederler, demektir.

Ferrâ’ şöyle demiştir:

"Mevâzin"den maksat, tartıdır. Araplar şöyle derler: Hel leke fi dirhemin bimizani dirhemik ve vezni dirhemik (senin dirheminin tartısındaki bir dirheme diyeceğin var mı?): Dari bimizani darik ve vezni darik derler ki, evim evinin karşısındadır demek isterler.

Şair de şöyle demiştir:

Ben size rastlamadan önce güçlü biri idim,

Yanımda her hasmın tartısı vardı (onu tartardım).

Yani kelâm ve sözüne karşılık verirdim.

Mizan hadiste meşhurdur, Kur’ân’ın zahiri de onu söyler.

Mu’tezile ise bunu inkâr eder ve:

"Ameller, arazi yani bizzat varlığı olmayan şeylerdir, nasıl tartılır?” derler. Cevap şöyledir: Ameller değil amel defterleri tartılır, delili de Abdullah b. Amr b. el - As’ın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet ettiği şu hadistir: Aziz ve celil olan Allah ümmetimden bir adamı kıyamet günüde halkın önüne getirir, ona doksan dokuz sicil açar, her sicilin uzunluğu göz görecek kadardır. Sonra ona:

"Bunlardan bir şey inkâr ediyor musun? Hafaza melekleri sana haksızlık ettiler mi?” der. O da: Hayır, ya Rabbi, der. Ona:

"Bir mazeretin veya bir iyiliğin var mı?” der. Adam şaşar: Hayır, ya Rabbi, der. O da: Evet, senin bizim yanımızda bir tek iyiliğin vardır, bugün sana haksızlık edilmeyecektir, der ve bir pusula çıkarılır, onda: Eşhedü enlâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu, yazılıdır. Siciller terazinin bir kefesine, pusula da bir kefesine konulur; siciller havaya kalkar, pusula ağır gelir. Bunu İmam Ahmed Müsned'inde tahriç etmiştir, ayrıca Tirmizî de rivayet etmiştir.

1 - Müsned, 2/213; Tirmizî. İman, bab, 17; İbn Mâce, Zühd, bab, 35.

Ebû Hureyre de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle dediğini rivayet etmiştir: Uzun boylu çok yiyen ve çok içen (şişman) bit adam getirilir ki, bir sivrisineği tartamaz. Buna göre kıyamette insanlar tartılır.

İbn Abbâs şöyle demiştir: İyilikler ve kötülükler bir dili ve iki gözü (kefesi) olan bir terazide tartılır. Mü’mine ameli en güzel bir biçimde getirilir, terazinin bir gözüne konulur, iyilikleri kötülüklerine ağır basar. Kafire ise ameli en çirkin bir surette getirilir, terazinin gözüne konulur, iyilikleri havaya kalkar.

Hasen Basri de: Mizanın bir dili ve iki gözü vardır, demiştir. Hadiste şöyle gelmiştir: Dâvud aleyhisselam, Rabbine mizam göstermesi için dua etti; o da ona gösterdi: Ya İlâhi, kim bunun gözlerini iyiliklerle doldurabilir?” dedi. O da: Ey Dâvud, ben bir kulumdan razı olursam, onu bir tek hurma ile doldururum, dedi.

Huzeyfe de şöyle demiştir: Kıyamet gününde mizanın başında Cebrâil duracaktır, Rabbi ona: Onların amellerini tart; bazısından al, bazısının üzerine koy, der. Zalimin iyiliği mazluma verilir. Eğer iyiliği yoksa, mazlumun kötülüklerinden alınır, zalimin kötülüklerinin üzerine konulur. Üzerinde dağlar gibi günahlarla döner.

Eğer:

"Allah amellerin miktarını bilmiyor mu, onları tartmakta ne gibi hikmet var?” denilirse, onda beş hikmet vardır diye cevap verilir:

Birincisi: Halkı dünyada ona inanmakla imtihan etmektir.

İkincisi: Ahirette mutluluk ve bedbahtlık alâmetini göstermektir.

Üçüncüsü: Kullara onlar için olan hayır ve şerri tanıtmaktır.

Dördüncüsü: Onlara karşı delil hazırlamaktır.

Beşincisi: Allah'ın adil olup haksızlık etmeyeceğini bildirmektir: Bunun bir benzeri de unutma ihtimali olmadığı halde amelleri deftere kaydetmesidir.

9 ﴿