100Yeryüzüne (eski) halkından sonra mirasçı olanlar için belli olmadı mı ki, eğer biz istese idik, onlara günahları yüzünden musibet verirdik. Kalplerinin üzerine mühür basarız da artık onlar işitmezler. "Evelem yehdi lillezine": Ya’kûb , nun ile: "Nehdi” okumuştur. Taha: 128 ve Secde: 26’da da böyle okumuştur. Zeccâc şöyle demiştir: Kim ye ile okursa, mana: Allah onlara açıklamadı mı, olur. Kim de nun ile okursa, mana: Biz onlara açıklamadık mı olur. "Ve natbau": Bu, "esabnahüm” üzerine ma’tûf değildir; çünkü "esabnahüm” üzerine ma’tûf olsa idi, "letaba’na” derdi. Mana sadece şöyledir: Biz kalplerini mühürleriz. Mananın lafzan mazi, mana bakımından müstakbel (muzari) üzerine ma’tûf olması da câizdir, meselâ: "Enlev neşaü” dediği gibi ki, mana: Lev şi'na (mazi olarak, istese idik) demektir. İbn Enbari de şöyle demiştir: "Esabna"nın üzerine ma’tûf olması da câizdir, o zaman esabna, nusibü manasına; mazi muzari yerine kullanılmış olur. Mana açık olunca bu câizdir. Meselâ: "Tebarekellezi in şae caale leke hayran min zalike” (Furkan: 19) demiştir ki: İn yeş’e, demektir. "Yecal leke kusura” kavli de bunu gösterir. Şair de şöyle demiştir: Eğer hakkımda şüpheli bir şey duyarlarsa, sevinçlerinden uçarlar, İyi bir şey duyarlarsa, gömerler. Burada mazi olan defenu, muzari olan yedfinu yerine kullanılmıştır. "Onlar işitmezler": Yani kabul etmezler, demektir. “Semiallahu limen hamideh” (Allah kendine hamd edeni işitir) de böyledir ki, kabul eder, demektir. Şair de şöyle demiştir: Allah’a dua ettim öyle ki, Allah’ın, Dediğimi işitmeyeceğinden (kabul etmeyeceğinden) korktum. |
﴾ 100 ﴿