61Onlardan kimileri de Peygambere eziyet eder ve: "O bir kulaktır"derler. De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır. Allah’a iman eder, mü’minlere inanır. İçinizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah’ın Resul’üne eziyet edenler için acıklı bir azap vardır. "Onlardan kimileri de Peygambere eziyet eder": İniş sebebinde üç görüş vardır: Birincisi: Hizam b. Halid, Cülas b. Süveyd, Ubeyd b. Hilal ve diğerleri Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’e eziyet eder, birbirlerine: Yapmayın, kulağına gider de bize kötü söyler, dediler. Cülas da: Hayır, biz istediğimizi söyleriz, Muhammed dinleyen bir kulaktır, sonra ona gideriz, o da bize inanır, dedi. İşte bu âyet bunun üzerine indi. Bunu da Ebû Salih, İbn Abbâs’tan, demiştir. İkincisi: Münafıklardan Nebtel b. el-Haris denen bir adam, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözlerini münafıklara götürürdü. Ona: Yapma, dediler; o da: Muhammed bir kulaktan başkası değildir, ona kim bir şey söylerse onu tasdik eder; biz de istediğimizi söyleriz, sonra da ona gider yemin ederiz, o da bize inanır, dedi. Bunun üzerine bu âyet indi. Bunu da Muhammed b. İshak, demiştir. Üçüncüsü: Münafıklardan Cülas b. Süveyd ile Vedia b. Sabit bir araya geldiler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hakkında kötü konuşmak istediler. Yanlarında da Amir b. Kays adında bir genç vardı, ona da hakaret edip ileri geri konuştular: Eğer Muhammed’in dedikleri doğru ise biz eşekten daha kötüyüz, dediler. Genç de kızdı ve: Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in dedikleri doğrudur ve siz de eşekten daha kötüsünüz, dedi. Sonra da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip durumu haber verdi. Peygamber onları çağırdı, onlara bunu sordu; onlar da Amir’in yalan söylediğine yemin ettiler. Amir de onların yalan söylediklerine yemin etti ve: Allah’ım, buradan kalkmadan içimizden doğru söyleyenle yalan söyleyeni ayır, dedi. Bunun üzerine bu âyet indi ve: "Sizi razı etmek için Allah’a yemin ederler” kavli de indi. Bunu da Süddi, demiştir. Eziyet ise onu kötülemek ve konuştuklarını başkalarına götürmektir. "Kulak” kelimesinin manası: Kendisine her söyleneni kabul eder, demektir. İbn Kuteybe şöyle demiştir: Bunun aslı şudur: Kulak dinleme organıdır, bu nedenle işittiği her haberi tasdik edene: Kulak, denilmiştir. Bütün kurralar harekeli olarak "hüve üzünün kul üzünün” okurlar. Nâfi' ise ikisinde de zalın sükunu ile "üznün kul üznü hayrin” okur. "Sizin için hayır kulağıdır” sözünün manası: O hayır kulağıdır, şer kulağı değildir; hayrı dinler, onunla amel eder, şerri ise işittiği zaman onunla amel etmez, demektir. İbn Mes’ûd, İbn Abbâs, Hasen, Mücâhid, İbn Yamur ve İbn Ebi Able tenvinle "üzünün” ve ref ile de "hayrun” okumuştur. Mana da şöyledir: Eğer dediğiniz gibi sizi dinleyip de size inanırsa, sizi yalanlamaktan daha hayırlıdır. Ebû Ali de şöyle demiştir: Kulak deyip bütün vücudu, yani insanı anlamak da câizdir. Nitekim İmam Halil şöyle demiştir: Deveye nab (köpekdişi) denilmesi o dişinin iri olmasındandır; bu nedenle bütün deveye onun ismi verilmiştir. Çok kullanılıp da kulak verilmesi düşüncesiyle bütün vücuda o organın ismi verilmiştir (Kelle Kasım gibi. Mütercim). Sonra da kimden kabul edeceğini beyan ederek: "yü’minü billahi ve yü’minü lilmü’minin” demiştir. İbn Kuteybe de şöyle demiştir: Be ile lâm zaittir, mana da: Yusaddikullaha ve yusaddikul mü’minine, demektir. Zeccâc şöyle demiştir: O, Allah’ın kendisine indirdiğim dinler, onu tasdik eder. Mü’minlerin de haber verdikleri şeyleri tasdik eder. "Rahmettir": Yani o rahmettir, çünkü o, mü’minlerin iman etmelerine sebep idi. Hamze kesre ile "ve rahmetin” okumuştur. Ebû Ali de, mana: O hayır ve rahmet kulağıdır demiştir, daha açıkçası: Hayır ve rahmeti dinler, demektir. |
﴾ 61 ﴿