112

Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler, rukû’ edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten men edenler ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar (yok mu), işte o mü'minleri müjdele.

Tevbe edenler

İniş sebebi şöyledir: Bundan önceki âyet inince bir adam: Ya Resûlallah, hırsızlık yapsa, zina etse, içki içse de mi?” dedi. Bunun üzerine bu âyet indi. Bunu İbn Abbâs, demiştir.

Zeccâc da şöyle demiştir: Burada ref (ettaibun şekli) birkaç bakımdan câizdir:

Birincisi: Medih içindir, sanki: Haulai ettaibun (onlar Tevbe edenlerdir), demiştir.

İkincisi: Bedel olması da câizdir, mana da: Yukatilüttabine (Tevbe edenler savaşırlar) demektir. Bu da dilcilerin görüşüdür. Bence merfu olması mübteda olduğu içindir, haberi de gizlidir, mana da da şöyledir: Ettaibun ve men zükire maahüm lehümül cennetü eydan (Tevbe edenler ve onlarla beraber zikredilenler için cihad etmeseler de cennet vardır, yeter ki, cihadı terk etmeyi akıllarından geçirmesinler ve inat etmesinler). Çünkü bazı Müslümanların cihad etmeleri onların da cihadı yerine geçer (farz-ı kifaye).

Müfessirlerin:

"Tevbe edenler” hususunda da iki görüşleri vardır:

Birincisi: Şirkten, nifaktan ve isyanlardan dönenlerdir.

İkincisi: Emredileni yapmada ve yasak edileni terk etmede Allah’a rucu edenlerdir.

"ibadet edenler” hakkında üç görüşleri vardır:

Birincisi: Allah’a ibadetle itâat edenler. Bunu da Ebû Salih, İbn Abbâs’tan rivayet etmiştir.

İkincisi: Namazı kılanlar. Bunu da Dahhâk, İbn Abbâs’tan rivayet etmiştir.

Üçüncüsü: Allah’ı birleyenler. Bunu da Said b. Cübeyr demiştir.

"Hamd edenler":

Katâde: Her hâl u kârda Allah’a hamd edenler, demiştir.

Seyahat edenler hususunda dört görüş vardır:

Birincisi: Oruç tutanlardır, bunu İbn Mes’ûd, İbn Abbâs, Hasen, Said in Cübeyr, Katâde ve diğerleri demişlerdir.

Ferrâ’ da şöyle demiştir: Görüş sahipleri şöyle derler: Oruçluya seyahat eden denilmesi, gezgine benzetildiği içindir; çünkü seyahat edenin yanında azık olmaz. Araplar bir at ayakta durur da önünde yem olmazsa, ona: Saim (oruçlu) derler. Çünkü onun (atın) sabah akşam olmak üzere iki beslenme vakti vardır. İnsanın tuttuğu oruç da sahur ve iftardan dolayı ona benzetilmiştir.

İkincisi: Onlar gazilerdir, bunu da Atâ’, demiştir.

Üçüncüsü: İlim öğrenenlerdir, bunu da İkrime, demiştir.

Dördüncüsü: Hicret edenlerdir, bunu da İbn Zeyd, demiştir.

"Rukû’ edenler ve secde edenler": Yani namazda.

"İyiliği emredenler": O da (iyilik de) Allah’a itâattir.

"Kötülükten men edenler": O da (kötülük de) Allah’a isyandır.

Eğer: "Vennahune"de vav gelmesinin gerekçesi nedir?” denilirse, buna iki cevap verilir:

Birincisi: Burada vav, sekizinci sıfat için gelmiştir, Araplar yedinin üzerine atıf yapacak olurlarsa bunu vavla yaparlar. Meselâ:

"Vesaminühüm kelbühüm” (Kehf: 22) kavli ve cennetin sıfatında:

"Ve fütihat ebvabuha” (Zümer: 73) gibi. Bunu da bir grup müfessirler, demişlerdir.

İkincisi: Vav şunun için gelmiştir, çünkü iyiliği emreden aynı zamanda kötülükten de men etmektedir. Bu durumda vavın gelmesi, kötülükten men etmeden iyiliği emretme olmaz demektir. Hâlbuki seyahat etmeden hamd etmek, hamdetme olmadan da seyahat etmek bazı hal ve vakitlerde mümkündür.

"Allah’ın sınırlarını koruyanlar": Hasen: Allah’ın emrini yerine getirenler, demiştir.

112 ﴿